22 Temmuz 2014 Salı

Gun2 Firtina - Goboca -21/07/14 ptesi

Hopa heyamo otel. Tam karsimizda sahura kadar suren muzikli eglencelerden oturu sabah 4.43'ten sonra yattigimda artik uyuyabildim ve sabah 7.01'de alarm ile zor da olsa uyandim. Guzel bir kahvalti toparlanma ve 8.30'da hareket. Once anneleri eve biraktik Ardesen'e. 
Bugun Orban Koyu'nde itibaren basladik yuruyusumuze. Oncesinde Camlihemsin'de kucuk bir alisveris molasi, sonra yola devam ve Ortan'dan basladik yuruyuse. Camlihemsin'de bize katilan sevgili Ugur Biryol, konaklari anlatti. Bir tane oldukca etkileyici konak vardi Ortan'da. Yuz kusur yillik olmasina ragmen dimdik ayakta duruyor. Buradan sonra tirmanarak patikadan devam ettik. Yol epey dik. Bos bir yayla evine girmistik mola vermek icin. Burada guzel guzel oturuyorken yagmur bir anda oylesine siddetlendi ki, oturmaya devam ettik. Ancak yarim saat sonra bunun duracagi yok devam yola devam ettik. Ve tabii ki viccik viccik super islandik. Bir tek ayaklarim kuru kaldi. 
Patika boyunca Konaklar Koyu'ne devam ettik. 
Konaklar koyunde iki tane konak vardi yanyana. Birisi kullanilmiyordu ama kullaniliyor olan sahane idi.
Sonra bir anda karsimizda Kazim'i ve arabasini gorunce cok mutlu olduk. Buradan Sini Cafe'ye gittik oglen yemegi icin. Yemekleri gorunce bir anda kendimizden gectik. O arada da kuzineyi ateslediler tam super oldu. Ama o kadar cok islandim ki, goretex ceketim bile kuruyamadi bir bucuk saat sonra. 
Eger yolunuz buralardan geciyorsa yemeginizi muhakkak burada yiyin. Filiz abla ile Meryem abla harikalar yaratiyorlar. (Sini Yoresel Kahvalti ve yemekleri 0464 651 7236)
Isli Kete hazirliyordu Meryem abla acayip aklim kaldi. Icinde misir unu, ceviz, bal, pekmez karisimi konan, ucgen seklinde hamurun icine konarak hazirlanan bir sey. Pismis halini merak ediyorum. Ama o kadar doluyum ki :D
Yemekten sonra artik arabaniza binip Gobaca'ya geldik. Odalari kendimizi attiktan sonra fazla oyalannayip buradan Meydan Koyu'ne gittik ve Celal Amca'ya misafir olduk. 

Celal Amca'yi iki gundur dinliyoruz Okan'dan. Artik bayagi merak etmeye baslamistim.  Sonunda gidip gorduk kendisini. 87 yasinda Celal Amca ve halen dimdik cok da neseli, keyifli. Bayagi sohbet muhabbet ettik Celal Amca ve ogullariyla. Buraya gelirken yagmur yine cok siddetli yagdi ve biz yine islandik. Gerci bende panco oldugundan pek sikintim yoktu. Biz otururken Kazim geldi. Neyse en azindan donusumuz garanti :D
Celal Amca'nin sohbetine doyum olmuyor ama saat de aksam yedi bucuk olmus olunca artik gitme vakti gelmisti. 
Gobaca'ya vardigimizda saat tam sekizdi. Burada da Fatma teyze cok guzel yemekler yapmis. Ikinci alabaligi yiyince ben, etraftakiler bir bakmaya basladi noluyor diye. 
Cok guzeldi hersey. O mercimek corbasi, yediklerimin en guzellerindendi. 
Karinlar dolunca cayimi alip, sobanin arkasina gecip, gobegimi sevmeye basladim. 

Gobaca Dag Evi;

Gunun ozeti;


21 Temmuz 2014 Pazartesi

Trabzon-Hopa-Batumi 20/07/14 Pazar

Trabzon havaalaninda bulusma. Ciktim ki Okan kapida. Yagmur yagiyor Tranzon'da cise cise. 

Az sonra yoldaydik, Arzu'yu almak uzere Ardesen'e dogru. Bir yerde 'kirtgel' aldi Okan. Susamsiz simit gibi ama daha ince ve oldukca guzel birsey. Hafif hafif bulanan mideme iyi geldi. Bunu pekmeze batirip firina veriliyorlarmis. Oyle bu cevresi parlak parlak oluyormus. 


Eve vardik. Bir cay yaptik. Sonra Okan'in annesi ve yengesini de alarak Batum'a dogru yola ciktik. 


Hopa'da Gazi Lokantasi'nda pidelerimizi yedik. Kavurmalisi superdi. 

Sonrasinda ver elini Batum. Batum'a gecmek icin pasaporta ihtiyaciniz yok, nufus cuzdaniniz yeterli. Gurculerin pek oyle siraya saygilari yok, sizi omuzlayip onunuze gecebilirler. 

Batum tatafina gecince bizi bekleyen araba ve rehberimizi bulduk.  

Burasi Acara Ozerk Bolgesi, Acaristan da deniyormus. Batum buranin yonetim merkeziymis. 

Batum'a girderken yol boyunca okaliptus agaclarini goruyorsunuz. Okaliptus agaclari buralar icin onemliymis. Zamaninda buralar bataklik iken, okaliptusler bu sulari cekmis ve batakliklari kurutmus. 

Buradan botanik bahceye gittik. Bahcede 5000 cesit agac varmis. Devasa bir bahceydi. Bolgelere ayirmislar bahceleri, himalaya bolgesi, japon bolgesi vs gibi. 

Gezmesi cok keyifliydi. Buraya gelirseniz muhakkak gidin. 


Sonra sehrin muhtelif meydanlari;

Piazza 

Avrupa meydani

Tiyatro meydani

Batum bulvari


Hepsi cok ozenli ve cok estetik, detaylar cok ince ince dusunulmus. Batum beklentilerimin coook otesinde bir yer cikti. Evet belki daha yapacaklari cok sey var ama bu kararlilikla ve ozenle devam ettiklerinde on yil sonra inanilmaz bir yer olacak. Ama estetik kaygilari cok mutluluk verici. 


Ali ve Nino. Ali azeri musluman, Nino gurcu hristiyan. Iste beni cok ama cok etkileyen heykeller. Ali ve Nino unlu iki asik, Kurban Sayid'in romanindan ve ondan esinlenerek gurcu bir heykeltrasin yaptigi bir kadin ve erkek heykeli. Hareketli bir mekanizma uzerindeler. 

Once yavas yavas donuyorlar, sinra yaklasiyorlar ve birbirlerinin icinden gecerek tekrar ayriliyorlar. Cok etkileyici. Ben cok etkilendim. 


Batum'un aksamini gormeden donmek olmazmis, zaten bir ali ve nino'yu seyrederken hava karardi. Ve sehrin isiklari yanki. Bir yandan da Batum Bulvari'ndaki isikli su gosterileri basladi. Sular muzik esliginde dansesiyor, muzigi ise etrafimizdaki direklerin tepelerindeki kucuk muzisyen heykelleri caliyor. Tasarim harika. 


Batum'daki Mc Donalds binasi bile tasarim yarismasi sonucu, yarismayi kazandiklari icin onlara verilmis. Yani bir suru su bu tasarimlariyla katilmis ama mc donalds'in tasarimi birinci olmus ve onlar yapmislar. Saka gibi. Estetik kaygi bu kadar yuksek. 


Etrafta komunizm dineminden kalan evler var. bunlar cok cirkinler. Ama onlar da farkinda bu cirkinligin. Fakat burada hicbirsey yikilmiyormus. Restore ediliyor. 


Bu arada aksam yemegimiz cok sanliydi. Gurcu peynirini pek begendim ve Iamze sagolsun gidip bana bir tekerlek aldi. 


Ters restorani bir de aksam gordukten sonra artik ver elini Sarp sinir kapisi. 


Duty free ugramasi chacha vodka ve snickers alip yola devam. 

Hopa'da Otel Heyamo'da kaliyoruz. Tertemiz mis gibi. Hopa'da kalmaniz gerekiyorsa buraya gelin. 


Biraz cay kahve ictikten sonra, duj ve yatis. 




20 Temmuz 2014 Pazar

Hasret saadeti

Yillardir suren hasret saadete erdi. 
Bakalim neler hazirlamis benim icin bu sevdigim diyarlar. 
Uykusuz gecen gecenin altini cizen bir yolculuk ve uyandirma yagmurlari…

Ne demisti babam, 'sevgi, ozlem, hasret, cesaret hepsi sizin icin…'

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Şiir yazasım var bugün..

Geçmişe, geleceğe,
Gidene, kalana,
Şaraba, çaya şiir yazasım var

Olur mu ki demeyin,
Niye olmasın ki!

Ben böyle iken,
Aklım bir yerde, kalbimse bambaşka bir yerde iken,
İçim acıyorken,
Hem de böylesine,

Benden şair olmaz belki,
Ama şiirsiz de olmaz ki!

5 Temmuz 2014 Cumartesi

GBI Gun3 Bratislava - Klosterneuburg 17Haziran14



Bugün sabah Bratislava'dan kahvaltı olarak kumanya aldık ama ufacık tabii, bize yeter mi yetmez. Zaten bizimkiler kahvaltı için bir mekan düşünmüşler bile. Hep beraber oraya gittik yine olaylı bir şekilde. Hiç birisi hatırlamıyor, ama herkes birinin
Bratislava'da kahvaltı yaptığımız meydan


hatırladığını düşünüp onun peşine takılma derdinde. Sonra Evren sayesinde bulduk. Girdik içeri ki, iki tane suratsız abla, bu kadar insanı görünce daha da bir suratsızlaştılar. Zaten mekanda da bana göre birşey yok. Kruvasan hiç yok.
Ekip
Ekip
Ben de çıktım aramaya başladım bir iki yere sordum ve şahane bir yer buldum. Yan yana 5 çeşit harika kruvasanları var. Buradan iki çikolatalı ve bir tane de sade tereyağlı alıp cafe latte mi de sağlama alarak tekrar gittim bizimkilerin yanına. ooo baktım ki daha kimsenin ne yemeği var ne içeceği. E böyle ufak yerlere 19 kişi aynı anda gelirse patlar buralar. İki tane abla ne kadar yetişebilirler ki bu kadar insana. Bir de bizimkilerin harala gürelesi için de daha da zor.
Ama oturduğumuz yer çok güzel. Güzel bir meydanın ortasındayız. Ve biraz vakit geçince sabahın bu saatinde turist kafileleri gelmeye başladı ve o canım meydan bir anda epeyi kalabalıklaştı.

Biz de artık çıkalım yola dedik. Ve ben, Mete, İbrahim, Nisan ve Efe Turtles olarak çıktık yolaaa.
Sonrası ise macera dolu Amerikaaaa.
Ninjalarrrr....
Eveeet GBI'da üçüncü günümüz vee yine nelerle patlak laastiklerle :) Ama bugün top yaptık öyle boyle değil :D
Ben çok gülüp eğleniyordum ama lastiği patlayan arkadaşımız içinse aynı şeyi söylemek çok mümkün değil elbette. Ama olsun, keyfimiz yerinde mi yerinde.

Bugün yol bizi Bratislava'dan alacak, Klosterneuburg'a götürecek, kısmetse, umuyoruz ki vs vs vs :) Dileklerimiz Klosterneuburg gibi adını ezberlememizin günler aldığı bu ufak kasabacık ile :D

Sabah yolumuz bir şenlikle başladı, güzel mıcırlı yollara girdik ama dünkü gibi değil, gidiliyor yani. Haa tabi bundan önce kuma girdik asıl, biraz sürmeyi denedik. Denedik ama artık batınca yapacak birşey yok aldık elimize bisikleti bata çıka gittik, sonra hoop en olur yerinde bindik gittik. Sonra ufacık ufacık mıcır tas karışımı bir yola girdik. ama orası güzeldi pek sorun olmadı, gitmesi de keyifli. Yol çok güzel, nehir kıyısından kıyım kıyım gidiyor. Kumlu yollar orman içindeydi enteresan olan. Bugün Mete bir kaç kere nehre atlama girişiminde bulundu. Ama patlayan lastiklerden ötürü değil canım hemen korkmayın. Keyiften yanii. Sabah saatlerinde baktım bunlar zaten deli, bu kadar deli bir arada olunca, Mete, 'abi şu nehre bir girsek yaa, yüzsek accık' diyo, geri kalanı da 'girelim abi, sen de yeter' diyoo. Ben de eğleniyorum. hahhahaaay bizim takımda şenlik var diye. Ama nehre girecek uygun yer bir türlü bulamadık. Tam nehir kıyısını öyle bir kapatmışlar ki çalılarla geçmek imkansız. Girilebilir görünün yerlerde de nehir çok hareketli. Biliyorlarki onlar girerse çocuklar duracak mı? Hayııırrr. Ben de kendimden şüpheliyim. Pek giresim yok ama suya da dayanamam, bilen bilir. Fakat Gökova Bisiklet Turu'ndan bisiklet taytı il suya girdikten sonra üzerine ıslak ıslak 50 km gidince neler olduğunu çooook iyi biliyorum. Sonraki günlerde sivilcelerden ötürü çok acıdı çook. ama olsun pişman değilim :D

sen patla biz değiştiririz
Neyse biz o bu şu derken bir iki lastik patladı da gazımızı aldı. Sonra üç dört beş oldu. Artık alacak gazımız kalmadı. Ha bir de bir yola girdik ki sormayın. Küçük çakılları yola sabitlemişler gibi, sürekli bir sarsıntı halinde gidiyoruz. Yol gibi ama değil gibi, uzuuuun, düüüüz, bari viraj olsun iniş olsun çıkış olsun. Yok. Ööööle uzayıp gidiyor. neyseki arada lastik patlıyor da heyecan oluyor.
ot kemirenler :)
Amaaa dış lastiğin yarıldığını gördüğümüzde  suratlar bir gitti geldi. Biz henüz pit stop'a gelememiştik ama bizim diğer ekip gelmiş ve geçmiş bile. Bizimkilerde dış lastik vardı yedek, onu bir benzinciye bıraktılar pitstop'tan 15km falan sonra, biz de arada dış lastiği yamadık. Olabildiğince. biz dediğim İbrahim yapıyor biz bakıyoruz yani. Ben, Mete, Nisan, Efe sekiz göz izliyor, iki el habire tak çıkar yama üçlüsünde geziniyor.



Asterix ve Obelix :)
Öyle böyle vardık PitStop'a. Vee baktık bizim destek aracı orada oooh süper dedik ve verdik bisikleti, abiler dış lastiği, iç lastiği değiştirdiler. Şahaneee :)Amaaa asıl macera bundan sonraymış. O kadar çok güldüm ki gerçekten karnım ağrıdı.
Lastik değişim esnasında GBI ekipleri geçiyor
Efenim daha önce de söylediğim gibi bizim küçük kurtlar açlar her daim ve ben de hemen yakında bir bar restoran buldum ve abiler kebapçiçi dedikleri (aslen köfteolan) şey yapıyorlarmış. Neyse geldim millete sordum herkes ok dedi. Bir tek Mete istemedi, o sadece patates istiyormuş. Şahane, gittim siparişi verdim. Adam bi şaşırdı, eminmisiniz, posiyonlar büyüktür falan. Ben de dünden performansları düşününce, evet evet dedim. Neyse bisiklet Fahred Engel'de biz de restoranda yiyoruz güzel güzel, biralar içiliyor, frukolar devriliyor, ben köfteleri satmaya çalışıyorum, bir iki başarılı oluyorum ama hepsini satamıyorum. tabak gerçekten çoook büyükmüş. Ama patatesler mükemmel. Çıtır çıtır şahaneler.
Bir ara bisiklete bakmak için gidilir veee....
Sonra baktım el sallıyor, allaalaa dedim ve gittim. amanıııın bizim Fahradçılar bisikleti yükleyip gitmişler ya! Yaa aynen. Bizi etrafta göremeyince diğer destek arabasına da bırakmamışlar, arabaya yükleyip gitmişler. Arıyoruz telefonu da açmıyorlar. neyse diğer destek aracındakiler ulaştı sonunda. Döneceklermiş.Bugün tak çıkar çok şenlikti zati, bir de bisiklet gidince artık oooh layliriliri dedik. Fakat gül gül gül geberdim. Artık kriz şeklinde. Neyse sonra rahatladık. Hep beraber beklemeye başladık.
Artık bizim diğer destek aracı gidecek ama sadece bizi bekliyorlar, daha doğrusu bisikletin gelmesini bekliyorlar :)
Veee en sonunda araç geldi. Bisikleti indirdiler. Stefan dedi ki, efenim sanmışki biz destek aracıyla gitmişiz! Nasıl oluyorsa anlamadık ama çok deşmedik.

Sonra karınlar tok, artık yüzler mutluuu tekrar çıktık yolaaaa. Bir taraftan da bizimkilerin lastik bıraktığı benzinciye uğramamız lazım vs diye düşünüyoruz.
Yine yollar aynı şekilde, cazır cazır. Ellerimiz titriyor, uyuşuyor artık, derken gümm tekrar lastik tekrar patlar. Tattaataaaam diğer dış lastik de yarılmış :D Artık ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Ama lastiklerin olduğu benzinciye de biraz yaklaşmışız. Hoop yoldan saptık girdik bir köye. Orada İbrahim, Mete'nin bisikleti aldı vee benzinciye lastikeri almaya gitti. Biz de köyde bir haranın önünde, bir ağacın gölgeliğinde oturuyoruz. Atların dedikodusunu yapıyoruz. nasıl olur ki demeyin. Oluyor valla siz de deneyin :D
Arada bari bir faydamız dokunsun diyen arkadaşlarımız lastikleri çıkarma mücadelesi veriyor. Üçü bir oldu ve sonunda başardılar :) Çocukların suları bitti arada.
yaralıyım :)
Ben de bari burada böyle beklemeyelim, illa ki birşeyler vardır etrafta diye bisikletle çıktım aramaya koyuldum. Şeker bir yermiş burası. İki tane teyze gördüm bir sokakta. Onlara gördüm, kafe, bira, bar restoran vs var mıdır diye. Sola dön 50m iler devar dediler. heyyo süper, gittim baktım ki bir beergarden var orada. hemen döndüm. Çocukları alıp oraya götüreyim derken, ben vardım hemen peşimden İbrahim geldi. Lastikleri yapınca hep beraber gittik. Biz bir kahve içtik, Mete, Nisan Efe de dondurma yediler. Sular tazelendi. Ama İbrahim Küçük Emrah modunda, dünden beri Yaralıyım Yaralıyııım şarkısını söyler durur. Ama artık keyifler yerinde. Di mi olması lazım. Lastikler yapıldı, hepsi değişti. Kahveler içildi dondurmalar yendi enerji tam. Burada güzel bir yenilendikten sonra çıktık tekrar yolumuza. Viyana'da gezemedik biz. Pas geçtik sayılır. İçinde geçtik ama sadece geçtik. Alacağımız olsun Viyana'dan.

Veeee Jamaica Beach olayı bugün yaşandı. Ah canım benim Nisanım yaaa. Öldürdü bizi gülmekten.
Efenim  Jamaica Beach bir çıplaklar sahili. ve biz bundan habersiz o yolda giderken birden ağaçlarda arasından bir amca çıkıverdi. Full çıplak bizim amca. Şu anda yazarken bile katılıyorum gülmekten, Nisan'ın o anki ve sonraki tepkileri görülmeye değer. Nisan olayı şöyle anlatıyor, 'önce baktım insan mı diye, baktım insan, baktım adam mı diye, baktım adam, noluyo lan, ormandan çıplak adam çıkıyor' dedim diyor. Sonra yol o sahil boyunca gidiyordu ve sonrasında benzeri örneklere sıkça rastladık.
Kırıldık gülmekten anlayacağınız.
Sonra bir yerde mola vermiştik, 2-3  km sonra Nisan suluğunu orada unutmuş, o almaya gitti biz de bekliyoruz. Ara ara yine kopuyoruz gülmekten. Sonra Nisan geldiğince aslında Efe'nin gözlük de ordaymış ama bizimki farkında değil :D

Klosterneuburg'da kamp alanımız...
 Neyse tekrar çıktık yola ve güzel keyifli yollardan vardık Klosterneuburg'a. Bugünkü kam yerimiz yeşillik alana kurulmuş dev çadır şeklinde. Spor salonu vs değil yani. Tabii biz epey geç vardığımızdan, biraz yer aramamız gerekti ama olsun bulduk bir yer konduk.
Fakat asıl merak ettiğimiz Ezgi nerede?
Bugün Ezgi, Viyana'ya trenle gidecekti Hamza ile beraber, oradan da bisikletle geleceklerdi son 30km yolu. Meğersem onlar da ayrı maceralar yaşamışlar. Hamza kardeşimiz yine dişi bulduğu her mahlukatın peşinden giderken katbetmiş Ezgi'yi. Ezgi, Hamza'yı aramaktan helak olmuş. Sonra İngiliz takımdan birileriyle araba kiralamışlar vs falan. neyse akşam bayağı geç vakitte geldiler. Biz Ezgi'ye sünger ayarlamıştık ama Hamza da otelcilerden olduğundan Hamza'ya koymamıştık. Ama bizimkilerin otel çok uzakta olduğundan, Hamza da gitmeyip bugün kampta kaldı. Çok eğlenmiş öyle dedi. Komik çocuk biz de eğlendik.

Sonraaa efenim, kampa varılınca ne yapılır, bisikletler yerleştirilir ve duşa gidilir. Bugün duş için 500m kadar ilerdeki havuzun duşlarına gitmemiz gerekiyor. E naapcaz gitcez tabii ki. Yüklendik eşyalarımızı gittik. Orada super açık kapalı bin çeşit havuz var. yanımızda mayo yok diye tekrar üzüldük. hadi nehri geçtik. Bari şurada bir yüzeydik eyiydi :) Olsun biz de accık seyrettik.
Buraya gelirken bir MTB parkuru gördük. Çocuklar görünce çıldırdılardı zaten. Duş vs aldıktan sonra baktım ki bunlar acele acele giyinmişler tekrar. kasklara gopro'lar takılmış, bisikletle koştur koştur bu parkura gittiler. biz de peşinden. Ama bizimki seyretmelik. Onlar uçuyor atlıyor. Birisi parkuru tamamlayıp geliyor, bisikleti veriyor sonra öbürü başlıyor. Çok eğlenceli bu bebeler yaa. keyif alıyor ve çok keyif veriyorlar. GoPro'yu yere koyuyorlar setten uçuşlarını kaydediyorlar filan güzeldi. Eğlendik hepberaber. mıncıklayasım geliyor arada bunları.
Sonra kampın yanındaki büfede pizza benzeri bişiler bulduk ve onlara yumulduk. Klasik olarak biz bira, onlar fruko :D Ya da fruko niyetine gelirse artık. Her seferinde Fruko istediler ama hepsinde de başka birşey içtiler :D Sonra kampın spagetti bolonezini deneyelim dedik ama çok kötüydü.
Olsun bira güzel. Çoook güzel, çeşit çeşit biralar içtik.
Ara ara Nisan'ın Jamaica Beach yorumlarını dinleyip, karın egzersizi yapıyoruz :D

Biz Nisan'a gülüyoruz diyoruz ya, aslında Nisan'ın gölgesinde kendimize gülüyoruz. Ama hani biz büyüğüz ya saklamayı saklanmayı iyi biliyoruz, ya da öyle olduğumuzu sanıyoruz.
Efe'yi hiç katmayın efenim, Efemiz 'cooool baby'. Coool hem de öyle böyle cool değil yani. Dedik ya 'yollar gidişine, kızlar duruşuna hayran' o biçim yanii, 80'lerin James Dean'leri ayağa gelsin. O biçim.

Çok güzel ve keyifli bir gün oldu yine. Efemiz ve Nisanımız yine varlıklarıyla neşemizi katlayarak artırdılar, yollar güzeldi, yoldaşlarla da tadından iflah olundu.

Günün özeti ise Jamaica Beach idi :) Sen çok yaşa Nisan...

Bu da Endomondo'dan günün özeti. Tuna nehri boyunca güzel bir sürüş. EuroVelo 6 yolu idi sanırım gittiğimiz yol.

3 Temmuz 2014 Perşembe

Marmara Adasi turu

Efenim GBI yazilarina kisa bir sure ara veriyoruz ve Marmara Adasi'na donuyoruz.
Sabah ya bi çıkıp sooyle sureyim dedim ve uzun zamandir gelmek istedigim Topagac Koyu'ne geldim sonunda. Gelirken dag yolunu tercih edince saglam cikislar yaptim ama tabii coook guzel manzaralar da oduluydu bu yolun. Fazla arac trafigi olmamasi ve kokularla bayila bayila yol almak ayri bir guzellik. 
Burayi seviyorum ben yaa :))
Bir cok ilkin yasanmisligindan olsa gerek. 

Buraya eklemek istedigim seyler var. 
Efenim haritada yol gorunuyo deyip her yola girmeyin. 
Bugun rotam beni Asmali Koyu'ne kadar goturdu. Bir ara Endomondo durmus oldugundan tam kac km bilmiyorum. Ama yaklaşık baktığım 50km civarı birşey yapıyor. O önemli değil önemli olan çıktığım dağlar, geçtiği yollar. Eğer tırmanış antremanı yapmak istiyorsanız, burası tam size göre :)

Uğradığımız yerlere bakarsak; Topagac Koyu'ndan uc bes km daha gittiginizde Asmali Koyu'ne variyorsunuz. 
Asmali bir tost molasi verdim, cay bulamadim :( Topagac'ta koruk icmis ve cayimi Asmali'ya saklamistim ama burasi ufacik bir yer ve cay yok. 
Neyse, burada cook keyifli bir moladan sonra artik donuse basladim. Buraya iniste dehset bir yokus vardi, dikligi ve cukurlariyla icimi hoplatan ama sorunsuzca ciktim. Tam tepede iki bisikletli daha vardi. Tam ciktigimda adam 'bravoo' diye bagiriyordu. Selamlastik ve gulustuk. Once diger yoldan gideyim dedim, sonra baktim olmayacak, geldigim yoldan gitmeye devam ettim. Donuste haritadan gordugum diger yoldan gitmeyi planliyordum ve oyle yaptim da amaaa haritadaki her cizgiyi yol sanmayin efendim benim gibi. Toprak yol oldugunu gore gore girdim ve yolun 8-10 km oldugunu da biliyorum aslinda. Ama bunlar beni geri dondurmeye yetmedi. Giderim len nolcak dedim. Yol keske sadece toprak olsaymis:) bazi yerlerinde cok keyif aldim hoplamaktan ziplamaktan. Bir kac tane gercekten tehlikeli durumlar atlattim. Ama atlattim :D
Fakat sicraya sicraya bir yerde yere sicradim. Crank bacagima girdi. Elimi yere uzattigim icin basparmakta hafif bir durum var ama buzdan sonra kendine geldi. Fakat bunlar beni yildirmadi ve ayni sekilde hoplaya hoplaya inmeye devam ettim. Cok eglenceli birseymis bu yaa :))
Keske dag bisikleti olsaydı altimda, yaris degil de.
Donusum cok hizli oldu. Ha bir ara Marmara'da sanayiye ugrayip lastiklere hava bastim. Bunlara 110 basmak gerekiyor ama ben el pompasiyla ancak 65 basabilmistim. Giderken de ugradiydim ama lastikci kapatip gitmis. O da cok komik adammis. Enteresan sekilde ufak ama iri. Kisa ama kocaman ayaklari  vardi, bakmadan edememistim yazmadan da edemedim. Dev ayakları cüce adam Rıdvan :D Havami da basinca biraz da gaza bastim ve saatin 5 oldugunu Seyhan4 gemisinin Cinarli iskelesine yaklasiyor olmasindan anladim. 
Geldigimden hemen mayomu giydim ve kendimi denizin o muhtesem suyuna attim. Nasil da guzel bugun deniz. Epey bir yuzdum. Butun yaralarim sizladi. 
Aman olsun, yuregim sizlamasin yeter ki, bacaklarim sizlamis ne olur ki. 


Burasi Asmali

Endomondo durmasaymis iyimis ama rotayi gosteriyor yine de, kayitlar dogru olmasa da. 
Fakat önemli olan dönüşte girdiğim toprak yolu çizmemiş olması çok acı. Artık tahminle tekrar buluruz. Nereden girdiğimi hatırlıyorum nihayetinde. Ama bir daha ki sefere o yola bir dağ bisikleti ile giricem ve o zaman tadıcam aslında o hoplamayı ve zıplamayı. Nasıl olurmuş o zaman görücem.
Bu sabah kalktığımda bir de baktımki ön teker inmiş, hatta inmiş ötesi yapışmış yere. Detaylıca bir bakmam lazım. Dün çok sağlam ve sivri sivri kaya ve taşlardan zıplamıştım. Umarım jantın canını çıkarmamışımdır :D Olduysa da, olan oldu....

29 Haziran 2014 Pazar

GBI Gun2 - Komarom - Bratislava, 16 Haz

16 Haziran Pazartesi,

Broşür - önyüz
Broşür - arkayüz
Bugun Pazartesi. Birçoklarınız sabah erkenden kalkıp iş yoluna düştü. Ben bu zinciri kıralı bir buçuk yıl kadar oldu. Şimdi de artık gönüllü olarak GBI(Global Biking Initiative)'de Düşler Akademisi yararına gidiyorum bu yolları aynı diğer 18 kişi gibi.

İşte 7 gün sürecek turumuzun ikinci günündeyiz ve bugünkü yolumuz bizi Komarom'dan Bratislava'ya götürecek. Hergün çeşitli tür maceralar yaşayacağımızı bildiğimden 'bugün ne bekliyor acaba' diye merak etmekten kendimi alamıyorum. Bu yolculuk sadece bir bisikletle alınan yol değil aslında. Herkes başka tür bir yolculuğa çıkıyor bu GBI'larda. Öncelikle kendi kendinize meydan okuyorsunuz. Bu tura ilk katılan hiç kimsenin, o ana kadar 1 hafta kesintisiz olarak, günde 100km'leri aşan mesafelerde bisiklet sürmüşlüğü yok. Benim de ilk maceram 2011 yılında yaptığımız Çanakkale - İzmir maceramızdı. Hatta bizim gruptaki üç kişi hariç bir çoğumuz için ilk uzun turdu o hep beraber yaptığımız. O turun keyfi hiçbir şey de yok. Hiçbir zaman da olmayacak sanırım. İlk olmasından, herkesin eşit derecede acemiliğinden ve Tigin'in ve adını hatırlayamadığım şoförümüzün hayatımıza neşe katan acemiliği ve iyiliğinden ötürü sanırım. Tigin kendini parçalamıştı :) Hala anlatıp çokça güldüğümüz maceralarla dolu bu tur. özellikle Eski-Yeni Foça kısmı evlere şenlik.
Onu yazmamışım ama buradan sözüm olsun bir ara özet de olsa onu yazacağım. Silinsin istemiyorum, her ne kadar her zaman hatırlanacak olsa da. Detaylar daha fazla uçmasın.


Dönelim bugüne. 16 Haziran Pazartesi günü sabahı gözümüzü Slovakya'nın Komarno kentindeki Bow Garden Hotel'de açtık. Bizimkileri delilercesine övdükleri kahvaltıdan geriye pek birşey kalmamıştı ve gittiğimde ne yazık ki. Özellikle o çikolatalı kruvasanların bitmesine üzüldüm :( Neyse biz de bulduk birşeyler ve yedik. ama tabii benim gözün şişi falan inmemiş. Tam tersi tombik tombik duruyor. Hafif yanıyor ama kaşıntı vs yok neyse ki.
Dikkate aldığım kaynaklardan gözüm için gelen yorum sinek ısırığı şeklindeydi. Mantıklıydı ama hiç şimdiye kadar gözümden sivri yememişti. Demek ki her şeyin bir ilki varmış dedik ve kahvaltıdan bulabildiklerimizi de yanımıza çıkın olarak koyup, taksiye binerek ulaştık kamp yerine.
Fakat o kadar kalabalıkta hır gür şeklinde hareket ederken bazen istenmeyen durumlar da oluşmuyor değil. Biz hepimiz taksiye bindik ama meğersem Ezgi henüz oteldeymiş. Fatura almayı beklerken orada kalmış. Kamp yerinde İlhan söylediğinde öğrendim ama yapacak birşey yok. O da bir süre sonra taksiyle ulaşmış oldu kamp yerine neyseki :) Mesafeniz sadece 3 km arabayla neyseki.

Rotanın ikinci yarısı :)
Bugün yolumuz düz, hatta neredeyse dümdüz sayılır. Dün 1000 küsür metre çıkısımız vardı ama bugün sadece 300metre, yani çıkış yok diyebiliriz. 115 km'de 300m için :D
kamp yerini eşyalarımızı teslim ettikten sonra başladık sürüşe.
Bugünkü rotamız hep Tuna Nehri boyunca. Zaten turun genel özelliği Tuna'nın hep civarlarında olması.

Pitstop 65.kmlerde Gabcikovo diye bir yerde olacak Slovakya'da. Sadece 2 km sonra Macaristan'dan çıkıp Slovakya sınırlarına giriyoruz. Hava yine çok güzel. Keyifli bir tur olacak belli.

Keyifli olacak diye düşünüyorduk ama Slovakya'ya girdiğimiz andan itibaren köprünün altına indik veee süper bir mıcırın içine girdik. Öyle böyle değil. Bırakın bisikletle gitmeyi yürümek bile imkansız kalıyor.
Ve tabii ki aldım Mavi Boncuk'u elime yürüyorum. Ninja Turtles olarak bugün diğerlerinden erken çıkmıştık yola ama yol böyle olunca, onlar geldiler ve geçtiler. Zaten hemen sonrasında uzun bile olsa anayola çıkmışlar. Ki zaten biz de öyle yaptık ve ilk kaçabileceğimiz noktada kaçtık hemen. Vurduk ana yola. ama anayol dediysem üç şeritli yol beklemeyin. Tek şerit gidiş, tek şerit geliş bir yol. Ama yol kalitesi muhteşem, Slovakların haklarını yemeyelim. Biz ne yollar gördük Belçika'da :D Ondan sonra bunlar bal dök yala.
Bugün Mete de bizimle. Ana yola çıktık amaa tabii lastik patlaması vukuatı bize hoşgeldin dedi. İbrahim'in bisiklete nazar değdi diyorum artık. O mıcırdan sonra garip değil gerçi ama ilk defa bisiklet lastığının fısss diye sesli bir şekilde patladığını duydum. Neyse geçtik yol kenarına, yamadık tekrar taktık ve bastık yola.
Bizimkilerle ilerde buluştuk. Biraz fikir dayanışması yaptık ve Mete orijinal yolu kontrole gitti. Sonra 20dk geçti geçmedi döndü. Yol aynı kötülüğüyle devammış. Biz de o zaman anayola devam dedik. Bu yol rotamızı 20km falan uzatıyor ama olsun. nedir en fazla 1,5 saat yapar. Hiç değilse miss gibi sürüyoruz.
Ara ara acıkan Nisancanımız sayesinde yemek molaları veriyoruz. Dün Komarno'da dönerci gördüydük akşam ama henüz tok idik ve yememiştik fakat bizimkinin aklı orada kalmış. Tek istediği kebapmış şu anda. Tamam lan diyorum sana bulacam bir kebapçı.

Yollar uzar gider...
Bir ara gps'imizin bizi Bratislava'ya götürmek istemesi üzerine değişik köylere saptık sonra geri çıktık ve tekrar aynı yola girdik. Sonra iphone haritası ile gidelim dedik Gabcikovo'ya. ama oraya gitmeden önce yemek molası vermemiz lazım. Yoksa bu dünya tatlısı aç kurdum, bizi yer :D Önümüzde Calovo diye büyük kente benzeyen bir yer var haritadan baktığıma göre. Oraya gelince yer seçmem için ben geçiriliyorum öne. Ve daha 200m gitmiştik ki solda bir dönerci gördüm. Ahanda buradaymış dedim. Biizn Nisan valla sevilen kulmuş dedik. Ve hooop hep beraber daldık. İçeri girip siparişlerimizi verdik. Efe ve Nisan XXL Döner istediler. Gelen tepsiye inanamazdınız. Tabak değil tepsi. Koccaman hem de. Patates kızartması yatağının üztünde koccaman bir burger salata sos vs kocaman bir şey. Ve bizimkiler afiyetle mideye indirdiler. Ben mozzerellalı salata istemeye çalışmıştım ama ölmüş salata malzemelrinin üstünde beyaz peynir dökülmüş birşey geldi. Pek yenemedi tabii. Neyse tost istemeyi başarınca sorun olmadı. Zaten çok aç hissetmiyorum. Zaten sandviçlerimi yapmamın sebebi aslında bizim Efe ve Nisan. Yeter ki onlar acıktık dediklerinde yanımda yiyecek birşeyler olsun.

Mideleri şişirdikten sonra Gabcikovo'daki pitstop'umuza ermek üzere tekrar yola revan oluyoruz. Arada Nisan suyunun bittiğini söylüyor. Yolda gördüğümüz bir kafeye gönderiyoruz onu ve bekliyoruz acaba napıcak diye :) Ama suyunu doldurmuş bir şekilde 10dk geçmeden katılıyor bize. Vaaay süpersin bebeğim :D
Sonra artık durmadan varıyoruz Gabcikovo'ya. GBI çadırları uzaktan bile görünecek şekilde düz buralar. Yollar çok keyifli, hava çok güzel. Çok keyif alıyoruz bu yolculuktan. hele karınlar da tok olunca zaten değmeyin keyflere.
Pitstop'a vardığımız anda önce bir muz indirdik mideye. magnezyumdur iyidir muz. Yoğun aktivitelerde yenmesi gereken bir meyvemizdir kendileri. Biz de her bulduğumuzda tüketiyoruz.
Arada ayakta Mısır'lı ekibin nadide düzgün adamlarından Ahmed(El Sayed) ile konuşuyoruz. Türkiye'de GBI yapın deyip duruyor. Ben de mevcutta bir sürü tur olduğundan bahsediyorum ve Mayıs'ta katıldığım Gökova Bisiklet Turu'ndan bahsediyorum.

nehir kenarı yolu, mükemmel...
Sonra bir ara bizim İlhan'ların sesi geliyor, çok takılmadan hemen uzayıveriyorlar. Onları tutana aşkolsun. Bugün yolu erken bitirip Bratislava gezmek istiyorlar.
Bir süre sonra biz de artık toparlanıp yolumuzun diğer yarısını gitmek üzere yola çıkıyoruz.
Yola çıktıktan bir 10km sonra nehrin kenarında giden bir yol olduğunu keşfediyoruz. Burası tarifi mümkün olmayan bir yol. Şöyle düşünün sağınızda Tuna Nehri, solunuzda ormanlık alan. Hava 23derece falan. Tatlı bir esinti var. Bu yola çıkmadan önce bir kaç dk çimenlerde uzandım ve hafif uyukladım denebilir. Sonra yolu da görünce bana bir haller oldu. Çılgın gibi gitmek istiyorum. Grubun önüne geçtim deli gibi çeviriyorum ve hep içimden 'yol, ne olursun bitmeeee!!!'  diyorum.
Efe de keyiften çıldırdı :D
İnsan yolda bir çeşit evrim geçiriyor sanırım. an itibariyle yorulmuş olmam gerekiyordu halbuki.

Böyle diye diye bir de bakıyoruz ki artık Bratislava'ya girmişiz. Sonra kaptanımız geçiyor öne ve garmin yardımıyla bizi götürüyor bitiş noktasına.

Bundan sonrası ayrı macera zaten. Gittik baktık ki bavul kamyonu yok ortalarda. Bir saate kadar bekleştik halen yok. Ne zaman geleceğine dair tahmin yok! Bugün hostelde kalacağız ama bizim kalacağımız hostel değişmiş. Biz 450m ötede başka bir yerde kalacakmışız. Bugün hosteller GBI'dan.
Bekle bekle nereye kadar...
Sonra baktık beklemenin alemi yok. Gidelim bari hostelimizi bulalım dedik. Arada Çağatay ya da Erdinç'e denk geldik. Onlar hostelimizi bulmuş yerleşmişler. Ezgi de mesaj attı, bizim hostel Mansard, hatta oda numaramız şu diye ama bana o an çok birşey ifade etmemişti. Neyse Erdiç'in tarifiyle hosteli gittik bulduk. Süper şeker ve terrrrtemiz bir yer. Bayanların odasını bulduk eşyalarım yok ama yerleştim. En azından kendime altı tane yatak içinnden yatak seçtim. Bütün her yer İkea'dan fışkırmış gibi ama her yer. Mutfak, oturma odası, yatak odaları, banyo, wc vs heryer yani.

Sonuç olarak Mansard Hostel'deyiz, bisikletlerimizi yerleştirdik ama bavullar ve bavul kamyonu ortada yok ve biz bisiklet tayt, forması ve ayakkabıları ile pek çekici ve kirliyiz :D

Ha bu arada burada herkesin adı mı Atila olur. Bugün tanıştığım üç erkeğin ismi Atila idi, hosteldeki çocuk da dahil.

Bizim İlhan'lar çok aç olduklarından bavulları beklemeyip yemeğe gitmişler. O kıyafetlerle gitmiş oturmuşlar :) Naapsınlar. Biz başladık beklemeye. Ben oturma odasında yayılırken uyuyakalmışım.
Sonra haydi bavullar geldi diye bir laf duyduk. O seksi bisiklet kıyafetlerimizle Bratislava'nın en işlek caddesinde akşam yemek saati yürüyerek gittik ve bavullarımızla daha gürültülü olarak döndük.

Bratislava
Bratislava
Ve hemen duş ve yemek için kaçış. Yemeyen bir biz kalmışız zaten. Bugün Nisan ve Efe McDonald's yemek istemişler. Hayırrrr dedim ben. Hostelin hemen altındaki restoranda ahtapotları görmüşken Mc yiyemem yemem. Neyse duştan sonra uykuya direnerek kendimizi Bratislava sokaklarına vurduk. Çoook güzel bir kentmiş burası. utlaka gelinip görülmesi ve gezilmesi lazım. ama bir kaç saat değil, bir kaç gün olmalı bu. Umarım bir gün olacak. Ve bambaşka türlü olmasını istiyorum o günün. Dileğim umarım duyulmuştur....

Akşam Bratislava'nın o ılık havasında, güzel ve çok keyifli bir yürüyüş yaptık. Yürüyüşün amacı biraz da acıkabilmek. Henüz aç hissetmiyorum. Sonra o restoranlarla dolu, şenlikli sokaklardan birisine girdik. Bir tanesinin menüsünde öyle bir şey varki kayıtsız kalamadım. Bir deniz ürünleri tanağı. Jumbo karidesler, istakoz, kalamar, ahtapot, midye, sepia vs vs. Muhteşem ötesi. Hazırlanıp geldiğinde de aynı güzellikteydi. Ve çok güzel bir beyaz şarap eşlik etti bu güzelliklere, daha da tatlandırdı lezzetlendirdi herşeyi. Ve daha döndü başlar.
Bratislava
Kısa bir sürede bitirdik yemeği. Parmaklar yalandı yalandı duruldu. Her şey çok güzeldi.

Bugüne dair yazacaklarım, yazabileceklerim bu kadar.





Bir dilek tut, belki bir gün gerçek olur.

28 Haziran 2014 Cumartesi

GBI Gün1 Budapeste - Komarom, 15Haziran

14 Haziran akşamı;

Bir önceki günün akşamı Buda ve Peşte turumuzu bitirip de buluşabildikten sonra, akşam bizimkilerin daha önce keşfettikleri Meksika restoranına gittik. Pek acı sever birisi değilim. Ama buradaki Death acısından bahsetmek lazım. Burak'ın gözler fışkıracak gibi olduydu bir çay kaşığından az miktarı mideye indirdiğinde. Ve Evren ise yine yapacağını yaptı ve yine şaşırttı bizi. Yedi yedi o ölüm acısından, sonra bir de utanmadan gidip bu şişeyi alabilir miyim diye restorandan istedi. En nihayetinde vermediler, o da almadı, bıraktı. Ama tabii mevzu Evren'in kaşıklar misali yediği o çılgın acı. Normal bir Jalepano biberinin 900 katı acı olduğu yazıyordu şişenin üzerinde. Varın siz düşünün yani nasıl bir acı olduğunu ve bizim genel itibariyle narin görünümlü Evrenimizin onu nasıl yediğini. Ufak denemeler yapan ya da yapmaya çalışanlar hızla uzaklaştılar, şişeden.


Yemek sonrasında gözlerden ılgıt ılgıt uyku akıyordu ama bir daha ne zaman BudaPeşte'yi akşam görürüz hadi biraz ışıklarını seyredelim diyen arkadaşlarımızı kırmadık, bir iki nehir ve gece fotoğrafı da biz çektik tabii ki. Sonra da geldiğimiz gibi metroya binip döndük. Hamza'nın polislere takılma macerası ise, gidişte miydi, dönüşte miydi hatırlamıyorum. Ama sonuçta geldiğimiz sayıda, döndük otelimize.
Yarın gün erken ağaracak. Bavulları ve kutuları otobüse yerleştireceğiz, biz ise bisikletlerle gideceğiz Vodafone Macaristan Genel Merkezi olan başlangıç noktamıza.

15 Haziran - Gün 1

Sabah aynı patırtı ve gürültüyle kalktık, kahvaltı yaptık (Fortuna otelde kahvaltı namına ne bulabilirsek işte :) bisikletleri indirdik, bavulları indirdik, kutuları çıkardık, fotoğraflar çekildik vs veee sonunda aracımız geldi ve eşyaları ona yerleştirerek, yolculadık. VOCH'e yolu o biliyordu, bu biliyordu derken, hatırlamıyorum kimin ama birinin peşine takıldık ve 10 dk sonra VOCH'e vardık. Bir girdik ki, ilk varan ekip biziz. Öyleki, bavul kamyonu hazır değil, kutu kamyonu henüz kutu almıyor vsvs. Biz de böyle olunca bisikletleri duvara dayayıp, fotoğraf, dinlenme vs zaman geçirdik. Yavaş yavaş takımlar gelmeye başladılar.

Her zamanki gibi en gürültücüleri Mısırlılardı tabii ki. Katarlı kardeşlerimizse, yakan formalarıyla pek bir havalı bir şekilde intikal ettiler, toplaşma alanına. Diğerlerinin hepsi sakin sakin giriş yaptı.
Bir süre sonra ortalık bayağı kalabalıklaşmış ve artık registration yani kayıtlarımız açılmıştı. Sıraya girip ismimizin karşısına imzamızı attık, malzeme paketimizi ve sonrasında da kahvaltı poşetimizi alarak, sahneyi sıradakilere bıraktık.
Arada acıkıldı, verilen poşetteki mamalar yendi, çalışan bir kafe bulundu, kahveler alındı, vee sonunda açılış seromonisi başladı. Arada bizimkiler bavul ve kutuları verme işini halletmişler sağolsunlar. VOCH CEO'sunun konuşmasını dinleyip bir iki foto aldıktan sonra başladı artık yolculuğumuz. Yihhuuuuu.....

Daha ilk 100.metrede tren raylarında Efe'nin hooop diye düşmesiyle bir anda nefesler tutuldu, neyse ki düştüğü hızda kalktı. Yüreğimiz hopladı ama olur böyle şeyler. Bisiklette bir doğru üzerinde gidiyorsunuz ve hareketinizin devamlılığı yine ve sadece tekerlerinizin dönmesine bakıyor. Yoksa, gümm. Yerdesiniz.

Neyse bu küçük şoku atlattıktan sonra ver elini Komarom. Başladı o heyecanla beklediğimiz yolculuk. Mümkün olduğunca hızlı bir şekilde şehirden çıkmak istiyoruz. Haklarını yemeyelim Macaristan bisiklet konusunda çok ileri ve çok medeni bir ülke imiş. Ama yine de şehirde sürmek çok keyifli değil. Hele 19 kişilik bir takımla gidiyorsanız, TIR gibi :D

Çok geçmeden kopmalar başladı zaten, yollarda çoook güzel olmaya başladı. Bu Macaristan ne güzel memleketmiş yaa. Hava da çok güzel. Tırım tırım gidiyoruz. Ara ara İbrahim kopuyor, lastik patlatıyormuş. Süper bir yokuş vardı, daha bismillah demeden karşıladı bizi. Oooooh nazar değmesin mavi boncuk'umla miss gibi çıktım yokusu. Burayı çıkarken İbrahim iki kere lastik patlatmış. Mustafamız teknik ekip olduğundan onunla kalıyor :) Çok organizeyiz ööle bööle değil.

Ben de grubun yazmanı. Yaz kızım....Yazıyorum abi :D

Bu arada Nisan koptu gitti, Soner'lerle. Efe ile İlhan'larla karşılaştık, yol kenarında çok şirin bir restoranın önünde. İlhan yemek yemek istemiş ama restoran kredi kartı ve euro kabul etmiyor bizdeyse Forint yok. Bende var biraz ama 8 kişiye yemek yedirecek kadar değil. Dolayısıyla biz de kahvaltıda yaptığımız çıkınlarımızı açıp yumuluyoruz bir güzel.

Biz bu restoranın önünde biri yer biri bakar misalı çıkınlarımızı yerken Mustafalar olay yerimize intikal ettiler. Vee bir iki kere daha lastik patlatmış İbrahim. Bugün kısmetli anlaşılan. Daha fazla yorum yapmayayım, zati dellenmişti geldiğinde hafiften.

Neyse onlar da biraz dinlendikten sonra hepberaber tekrar düştük yollara. Yollar da nasıl güzel nasıl güzel, dadından yenmiyor.  Artık köylere girmeye başladık. Şeker şeker yerlerden geçiyoruz. Bu sefer biz koptuk ama bu kopuş yine bir lastik vakası sonrası mı oldu bilemiyorum fakat yol kenarındaki çok şirin bir cafeye çöktük vee kendimize kahvelerimizi ısmarladık. neyseki bendeki forint'ler kahve almaya yetiyor. Yoksa, bu Macar ellerinde kahvesiz kalacağız :D

Sonra tekrar döküldük yola. Ama  arka lastik çok geçmeden yine havasını söndürdü. Artık lastik değiştirmekten ve hava basmaktan illahlah etmiş olan arkadaşımız çoook komik sürüşler yaptık. nasıl mı? Şöyle efenim. Patlayan lastik arkası olduğundan çıkışları pek çekemiyor ama inişlerde ağırlığı öne vermek için üst tüpe falan oturuyor pedalları kilitlemiyor ayaklar önce gidiyor vs. Ben de artık gülmekten kırılıyorum ama çaktırmadan.
En azından ben öyle sanıyorum.

Efenim neyse, en sonunda GBI pitstop'a vardık ve hemen lastikleri değiştirdik. Kravandan büyük pompa da bulunca ohh dedik. Ama biraz erken demişiz. Bu arada daha 40km yolumuz var ve akşam saat 16.30 olmuş durumda. Biz rekor sayıda ki patlamalarımızdan henüz kurtulduk ( mu acaba?)

Mola yerinde tamirimizi yaptıktan sonra, oturduk, dinlendik, sonra artık yola revan olalım dedik.
Dedik ama yol bize reva imiş. 10metre gittik gitmedik baktım geri dönüyoruz. Lastik yine inmiş.
Ve döndük, güzel güzel bisikletleri yardım aracına yerleştirdik, biz de minibüste yerimizi aldık ve 1 saat kadar sonra kamp yerine vardık.

Biz vardık hemen arkamızdan da sürerek gelenler vardı.

Çocuklar, İlhanlar vs herkes geldi. Ben duşun çekimine dayanamayıp hooop hızlıca paklanıverdim. Arada Ezgi ile beraber önce voucherlarımızı sonra, yemeğimizi aldık 11voucher'a. Haşlanmış patates üstü et. Miss gibi geldi bira ile. Nasıl da acıkmışım, gözüm dönmüş.

Bisiklet, Fahrad Engel'deki dostumuz Stefan'a bırakıldı. Stefan iç lastiği değiştirmiş. Bisikletleri yerine koyduktan sonra artık otele gidebilirdik.
Evet bugün lüks takılıyoruz otelde kalıyoruz. Bow Garden. Ama enteresan olan, kamp Komarom-Macaristan'da, otel ise Slovakya'da. Ya işte böyle enteresan. Avrupa'da sınır olmayınca tabii. 2 km yakında diye ayarladığımız otel diğer ülkedeymiş haberimiz yok. Olduğu yerin adı da Komaro!

Kimimiz taksiyle, kimimiz bisikletle, Ninja Turtles ise yürüyerek gitmeye karar verdi. Eküriler pek memnun değilmiş gibi göründüler ama yapcak bişi yok başladık yürümeye. Sınır olan köprüyü geçmeye başladığımızda güneş batışının son kızıllıklarını yaşıyordu gökyüzü. Utanmış da kızarmış gibi. Sonra yavaş yavaş morluklardan karanlığa doğru ilerledi, biz de Slovakya'ya vardıkça.

Bizimkiler Villa Centro'da kalıyorlar, Bow Garden'da değil. Önce onları bıraktık, sonra Bow Garden'a beni. Vee sineklere teslim olduk!

Bow Garden beklentilerimizin çoook çok ötesinde bir yer çıktı. Çok güzel bir bahçesi var. Dışardan girdiğinizde o kapıdan geçince böyle birşeyle karşılaşmayı hiç beklemiyorsunuz. Hele Fortuna'dan sonra hiç beklemiyorsunuz :) Ezgi'yi gördüğümde, bahçeden falan bahsetti, aa ne güzel dedim, mutlandım valla. Bugünün maceralarından sonra iyi gelir böyle bir muhabbet.
Bir de akşamleyin süslenmiş püslenmiş idi renkli ışıklarıyla bahçe. Belki ondandır o kadar güzel görünmesi. Sanki bahcede az sonra kına gecesi yapılacak gibiydi ortalık. Vee tabii ki ne yapılır,bir bira ısmarlanır, İlhan, Mustafa, Dursun vs hepsi Qatar'lı çocuğun düşüşünü anlatıyorlar. Oyy videoyu seyredince içim kalktı. Ezgi'nin de zaten epey uykusu vardı ve biz olay mahalinden odamıza doğru jet hızıyla aktık ve yumuşacık güzelim yataklarımıza girdik.

Biz bu kadar hızlıyken sivrisinekler de o kadar hızlıymış. O kısa aralıkta o kadar çok yerimden yemişler ki ve bir de sol gözümden.
Gece yarısı gözümün ağrısıyla uyandım ve bir tuvalete gittim bakayım diye. Bir de ne göreyim, benim sol göz olmuş davul. Henüz kırığımın tam iyileşmemiş olması ve vişne ağacına daldıktan sonra Engin'e dalmamak için sağa düştüğümden kafayı sarstım ve ondan şişti diye çok tırstım.
Çok kafaya takmamaya çalışıyorum, sabah kalktığımda herşey geçmiş olur belki.

Ümit yiğidin ekmeği, ye memed ye!

Bugünkü yolumuzu gösteren broşürümüz..









Bu da Endo kayıtlarımız. Hergün endo açmadım, ama bugün gittiğimiz yolun var. Yarın yok. Arada başka uygulamaları da test ediyorum haliyle. Endo biraz yetersiz gelmeye başladı.