28 Kasım 2016 Pazartesi

Her gün bir adım daha uzak...

Her gün bir adım daha uzaklaşarak…

16 Kasım 2016 Çarşamba

Seferihisar'da dalmış idim ben :)

Üzerinden vakit geçince anılar silikleşiyor. Silinmesine fırsat vermeden yazmak lazım. 15-16 Ekim16'da yaptığım Seferihisar dalışlarından enstantaneler. Buyruns

esti esti
Saros haftasonu sonrasında yaptığım listeden mümkün olduğunca devam etmek niyetindeyim. Ve bu yerinde duramayan bünyeyi bu sefer Seferihisar beklemekteydi. Hamdi hocanın telefonu vs aldıktan oooh hazır abla da aynı bölgeye gidiyorken yancı turizm olarak arabanın copilot koltuğunda yerimi aldım ve GPS'imi açtım. Çok keyifli bir yolculukla vardık atış noktasına. Ablacan önce beni bıraktı sevgili Atlantis Resort Club bünyesinde yer alan Teos Diving Hamdi Hoca'ya sonra kendileri karşı kıyıdaki otellerine doğru ayrıldılar. Ha tabii yol boyunca kendilerinin hiç aranmaması ama benin 4 kere falan, neredesiniz geldiniz mi vs diye aranmam epeyce eğlendirdi bizi. Güya sonradan konuya dahil olan ben idim ama beklenen de ben oldum.

fransız buddy
Neyse sonuç olrak Cuma akşamı Hamdi hocayla buluştum, dalış çantamı okula koydum, odamı aldım ve yemekte buluştuk. Fransız bir çift ile tanıştım o ara, adam da 4 yıldız dalıcıymış, ertesi beraber dalacağız büyük ihitimal. İstanbul'dan da grup geliyormuş vee bir de Emin hoca geliyormuş. Emin Bora Demirel. Saros'dayken ya sen Emin Hoca'yı tanımıyor musun diye bizimkilerin sordukları ama benim henüz kendisiyle nail olamadığım kişi.
Bu güzel haberleri aldıktan sonra yemeğimizi bitirdik ve ben ufaktan ayrıldım. Epey yorgunum uyumak istiyorum.

en iyi ekipman dalışa hazır ekipman
Ertesi sabah kahvaltı sonrası okula gittim. Bu arada Teos Diving, Atlantis Resort Club bünyesinde bir dalış okulu. İstanbul'dan gelecek olan ekip Cumartesi sabah vardılar ve tabii onların hazırlanması vs biraz vakit aldı. Bir de tabii hava fırtınalı ve bugün normalde pek gidilmeyen bir noktaya gideceğiz. Tekneyle yaklaşık 2 saat yolculuk edeceğiz. Bu fırtınada süper eğlenceli olacak. Ama Ahmet Kaptan işinin çok ehli ve teknesini iyi bilen bir kaptan. Güvendeyiz yani. Ama beynim donuyor

Emin hoca
esintiden, bere vs çok işe yaramıyor.

2 Saat yol sonrasında Cıfıt Adası Kalesi'ne vardık. Biz Emin hoca, eşi Ebru hanım, benim Fransız ve ben olarak 4 kişilik harika bir ekip olarak dalacağız. Ve çok güzel ve keyifli dalışlar yaptık beraber. Emin hoca zaten dalış noktalarını avucunun içi gibi biliyor. Seferihisar'da canlılık da fena değil ama asıl olayı her yerde mağaralar, delikler, pasajlar koca koca kayalar yani doğal yapısı çok güzel. Evet müren, ahtapot vs her yerde görebiliyorsunuz ama özellikle benim gibi, mağaraya girmeyi, deliklerden geçmeyi seven birisi için süper bir yer.

Cumartesi hava sertleştikçe sertleşti. Ve dönüşümüz de gidişimiz kadar şanlı oldu, uçuşa uçuşa.
Emin hocalar gider
Neyse sağ salim vardık karaya. Akşam yine bizim Fransızlarla sözleştik yemeği beraber yiyelim diye, yemek öncesi birer kadeh şarap, ve yemek esnasında bir kadeh daha. Ben Fransızca onlar İngilizce konuşuyor ve öyle anlaşıyoruz. Çok eğlenceli :) Sabah kahvaltıda buluşmak üzere ayrıldıktan sonra akşam için Emin Hoca'nın davetine icazet edeyim dedim ve okula doğru yol aldım 11 gibi. Gittim ki ne göreyim, herkes zurna olmuş. Masalarda dans edenler, kendini yere atıp dans edenler vs. Ortamda eğlence ve rakı gırla gidiyor. Ödül ve sertifika törenleri vsler yapıldı, herkese hakkı iade edildi derken alkolun kandan beyne sıçradığı anlarda benim de gözlerim artık uykuyu arar oldu. ufaktan kalktım ve kaçtım ortamdan. O kadar sarhoş olup bu kadar tanımadığım insanla eğlenemem zaten :)
E yarın da dalış var.
Neyse uykunun çağrısına cevap verdim ve güzelce dinlendim.
Hamdi hoca

Sabah yine bizim fransızlarla kahvaltı muhabbeti vs. Hava düne göre daha iyi ve düne nispeten daha yakın yere gideceğiz. Ama ben üşüyorum. Haydı hayırlısı.
Yine aynı dörtlü harika bir noktaya girdik beraber. Delikler mağaralar bacalar çok çok keyifli idi. Ama dalışın 20. dakkasında ben titremeye başladım ve artık kontrol etmekte zorlanmaya da başladım. Neyse sıkıntısızca dalışı bitirdim ve çıktığımda ikinci dalışa girmemeye karar verdim ve üstümü değiştirerek kurularımı giydim, güzelce beslenip bol bol sıcak içeceklerle besledim kendimi. Karaya gelince Aysel'e yazdım, ben hazırım vs diye. Sabahtan check-out'umu yapmıştım zaten. Çantayı da toplayınca süper hazırım.
Neyse Aysel beni aldı onların otele geçtik, orada danslar devam etmekte. Valsler, tangolar uçuşuyorlar, oralar.
Arada dansa kaldırmaya kalkan oldu ama sanırım ayağımdaki botlarım cesaretlerini kırdı. Daha cesaretli olanlar, sen konuda ısrarcı oldu ama tango yapmadığımı öğrenince ufaktan uzadılar.

Sonra yavaş yavaş toparlanıp dönüş yoluna vurduk kendimizi. Akhisar'da Ramiz'de yemek molası verdik, o ünlü köprüden geçtik yine ve gece yarısı olmadan eve vardık. Çok başarılı oldu.

Sonuç olarak çok çok keyifli ve güzel bir hafta sonu oldu. Emin hocayı tanıdım, Hamdi hocayla tanıştım, Mahmut hocayla tanışıklık pekiştirdim diyelim.

Darısı diğer dalışların başına olsun o zaman.
Bu sefer amacım Karaburun, Ayvalık vs yapmaktı ama üşütmüş olduğumdan cesaret edemedim. Fakat bir daha ki sefere muhakkak diyorum. 

25 Ekim 2016 Salı

Saros ve güzellikleri

8-9 Ekim'de Saroz'un soğuk sularında daldım YDM, Yalçın Dalış Merkezi'nde Alp ile (Alp Yörüker). İbrice limanına girdiğinizde dalış okullarını göreceksiniz zaten sırayla yanyana. İlerleyin ilerleyin iki üç okuldan sonra sağda göreceksiniz zaten. Alp ve eşi Seda dünya tatlısı iki insan.
Biz İstanbul'dan arabayla çıktık ve yolda bir çay molası sonrası, Yeni Muhacir'de verdiğimiz yemek molasından sonra akşam Keşan'a vardık. Burada Prestij Otel'de kalıyoruz. Üç yıldızlı ama yenilenmiş oldukça temiz ve düzgün bir otel. Tavsiye olunur.

Akşam kahve vs dışarda biraz takıldıktan sonra ben odaya gelip dinlenmeye çekildim. Sabah erkenden kalkıp, o güzel peynirler eşliğinde kahvaltımızı ettikten sonra İbrice'ye gittik.Burada Alp ve Seda ile tanışmış oldum. Çantaları çıkarıp, ekipmanları hazırladıktan sonra, rahvan rahvan hazırlandık. Bugün ilk dalışımızı Büyük Beyaz ile yapacağız.
Minare'ye gideriz diye konuştuk. Yani Minare dalış noktasına dalacağız. Hava mükemmel.

Saat 11'e doğru giyinip, malzemeleri de hızlı bota attıktan sonra, biz de yerimizi aldık ve Minare'ye giriş noktasına vardık. Suda ekipmanı kuşandıktan sonra inişie başladık. istakozlar vardı. En sonra Karadağ'da daldığımda iki tane gördüm diye çok mutlu olmuştum ama burada sayamacağım kadar çoklardı ve çok güzellerdi.
Daha ilk 20m'de istakozu görüp hocaya fenerle haber vermeye çalışıyordum ki, ona bana duvar boyunca olan diğer istakozları gösterdi. Duvarda her delikten iki tane istakoz anteni çıkıyordu. Duvardaki renkler inanılmaz sarılar, turuncular morlar yeşiller, rengarenkti. Bir de her birinden bana doğru uzanan antenler. 35mlerde bir küçük mağara gibi bir şeyin içine doğru bakarken ben tam burnumun önünden yüzerek geçen mığrıyla irkildim. Aman tanrım ne kadar da uzundu öyle. Hafif gri, mürene benzer upuzun bir mığrı. Daha önce hiç mığrı görmemiştim, çok fantastik bir canlı imiş. Oradan kafamı çevirip aşağı doğru baktığımda ise o kocaman orfazları gördüm. Zaten istakozlar ve mığrı aklımı başımdan almışken bir de o orfoz kocaman kocaman, salınarak kayanın altına girdi. Suda çığlıklar atıyordum artık. Amanın bu neydi böyle ya diye. Derken ilerlediğimizde, duvar boyu halen her deliktebir istakoz vardı.


Yarım saatlik planlamıştık dalışı ve emniyet beklememizi de yaparak tam 30. dakikada yüzeydeydik. Bota çıktık ve limana doğru giderken Büyük Beyaz, 99 yılından bu yana böyle bir dalış yapmadığını söyledi. Böyle bözek, mığrı ve orfozu çok uzun yıllardır görmüyormuş. Bense tarifi mümkün olmayan bir şekilde şaşkın ve mutluydum.

Öğleden sonra Alp ile çıkıp daldık, ilk dalış gibi değildi elbetteki ama yine ahtapotlar, istakozlarla dolu bir dalış oldu. Çok sert bir akıntıya denk geldik, 37 dakikada gidebildiğimiz mesafeyi 10dk'da dönmüş olduk. Kocaman kefali yemeye çalışan ahtapot çok komik ve çok güzeldi. Merak edenler için linki.

Ertesi gün de yine erkenden kalktık ve kahvaltı sonrası yola revan olduk.

Hava bulutlu gibi, sabahtan yağmur yağmıştı ve çok soğuktu hava ama İbrice'ye doğru ilerlerken birden tüm panorama değişiverdi. Hava sakinledi, gökyüzü güneşlendi. Her köse başında bir güzellik işte.
Bugün Alp ve Seda ile beraber çıktık zodyakla. İki dalış yapar döneriz dediğimiz için yedek tüplerimizi de koyduk tüpe ve Seda da zodyakta bekleyecekti, bu arada deniz güzel çalkantılı. Biz dalışa girdik yine keyifliydi, çapaları gördük, aslında çapayı demem lazım bir tane kalmıştı çünkü. Ama eşkinalar vardı yine, ve bir kabuğun içinde ahtapot yine çok eğlenceliydi. Sonra emniyet beklememizi yapıp bota çıktığımızda Seda bembeyaz olmuştu, çalkantıdan midesi çok bulanmış. Öyle olunca ben de ikinci dalışı daha sonra yapalım diye önerdim, karaya çıkalım biraz ısınalım, dinlenelim vs. :) Isınmak lazım su
18 derece, soğuk be ya.

Karaya geldiğimizde güneş iyice açılmıştı, biraz fazla yayıldık sanırım, acaba ikinci dalışa girmesem mi yanılsamalara girdim ama bunun beni durdurmasına izin vermedim ve limandan çıkınca hemen sola döndüğünüzde çok yakın bu sefer dalış noktamız. Seda da toparlamış vaziyette, geldi bizimle. Bu sefer çok bişi yoktu ama suda olmak güzel yine de, Şeytan kayalıklarını da görmüş oldum :D

Döndükten sonra toparlanmayan bir ben kalmıştım. Hızlıca eşyaları toparlayıp çantaya tıktım ve yola düştük tekrar. Önce yine Yeni Muhacir'de yemek molası verdik, daha sonra da Yaman Peynircilik'te durduk ve peynir aldık. İnek ve Keçi peyniri inanılmaz güzel. İnek olanı özellikle takdire şayan.

Daha sonra kapımın önüne kadar bıraktılar sağolsunlar. Görüşmek üzere diyerek ayrıldım.

Yolculuk ve dalışlar çok keyifli ve güvenliydi. Yakın zamanda tekrar etmek dileğiyle diyorum.

Siz de eğer halen Saros'a gitmediyseniz, gidin Alp ile suya girin ve keyifli güvenli şahane dalışlar yapın.

4 Ekim 2016 Salı

Gidiyorum

Gidiyorum evet,
Ama bu gidiş daha farklı artık,
Bir kabullenmişlik var içinde. 
Bir kaybetmişlik,
Bir bitmişlik,
Bir şaşkınlık…
Gördüklerine duyduklarına yaşadıklarına ve maruz kaldıklarına bir inanamamazlık. 

Dönüşü yoktu ve hiç olmadı evet,
En iyisi böyleydi ve oldu
Başka türlü de olsa sonu hep ve her zaman aynı ve böyle olacaktı. 
Peki ne zaman bitecekti, daha ne lazımdı. 

Olmazdı, olmasındı, bitmişti bitsindi. 
Geçmişti, geçsindi…

Üç günde olmamıştı, üç günde geçmeyecekti ama geçerdi. Geçecekti ve bir gün gelip buraya geçti yazacaktım ben. 

30 Eylül 2016 Cuma

Çadır, tulum, mat

 Dalıştaki ABC gibidir çadır tulum mat üçlüsü.
Yine bir gün, bir bisiklet turunda, çoğu tanımadığım azı tanıdığım bir grupla süreceğiz. 

Tost-çorba-midye-çekirdek ve bira beşlisiyle geçti akşam. 
Sabah ola hayrola. 
 

28 Eylül 2016 Çarşamba

de ki...

Bak,
Sanki ilk defa görmüş, sanki son görüşünmüş gibi…
-
 
İki yıl önceymiş.

25 Eylül 2016 Pazar

Kufur

kufur cennetten cikmadir diye bosuna dememisler.

20 Eylül 2016 Salı

Karadağ mıydı o?

Malta'da solo olarak takılıp, muhteşem dalışlar yaptıktan sonrasıra Karadağ'a gelmişti.

Karadağ hem dalış, hem gezi hem eğlenceydi benim için. Tek odak dalış değildi ama yarısıydı diyebiliriz. Dalışlar öğlen bitiyor ve öğleden sonrası size kalıyor.

Budva'da kaldık ve Budva Diving Montenegro ile daldık. Malta'daki gibi olmasa da iyilerdi. Form vs imzalamadık, kartlarımız sorulmadı! Ama detaylar konusunda dikkatli ve iyilerdi. Fakat bizimle dalan Ruslardan neredeyse nefret ettik. Çok kaba, dalışta su altı canlılarına karşı çok kötülerdi. Uyarılmalarına rağmen ertesi gün aynı saçmalığı bir diğeri yapıyordu, ne yazıkki briefinglerde su altı yaşamına ve saygı gösterilmesine dair en ufak birşeyden bahsedilmemesinin eksikliğinin de bir sonucuydu belki. Bir keresinde istakozu anteninden çektiğini gördükten sonra çıldırası geliyor insanın.

Budva kıyıları o kadar canlı ki. Her yer mağaralar ve tünellerle dolu. İstakoz, ahtapot şu bu kaynıyor. Posedonialar almış yürümüş. Ancak eğer böyle kirletmeye devam ederlerse çok uzun dayanmaz gibi. Denizin hızla kirlendiğini dışarıdan görebiliyorsunuz.

Biz güzel dalışlar yaptık ama. Son gün fırtına çıktı ne yazıkki ve ikinci dalışımızı yapamadık, bitirdik. Olsun biz yağmurda da aynı keyfle daldık ki zaten :D
Su altında ve üstünde neler yapmadık ki :D

Budva geceleri ünlü demişlerdi ama gitmeyene kadar anlamıyormuş insan. Kooop kop kopuyorsun. Her yer klüplerle dolu. Sen yürürken bir anda önünde dev gibi bir adam duruveriyor ve elinden tutup piste çekebiliyor seni. Bir anda zıp zıp zıplarken buluyorsun kendini. Ah o son üç viskiyi içmeyecektim ama :) Ne olduysa ondan ötürü. Çok eğlendim mi evet.

Yahu burada bu kadar güzel deniz ürünleri yapıldığını bilsem önceden gelirdim. Burası ne çılgın ve ne kadar güzel pişiriyor bu deniz kabuklarını böyle. Dehşetengiz idi. Deniz kıyısında Jadran diye bir restoran var. Aman ha yemeden dönmeyin. Fakat ne yiyin, efendim buzara soslu midye yiyin, ahtapot ızgara yiyin, kalamar ızgara yiyin, levrek yiyin diğer balıkları yiyin (deniz ürünlü makarna yemeyin, ben sosunu beğenmedim)
Ayrıca o muhteşem beyaz şaraplarını için. Sanki bardağa şarap değil de kupaya çay dolduruyorlarmış gibi dolduruyorlar kadehleri. Herşeyin gramajı çok yüksek. Ve bir standarları var, hep aynı miktarda geliyor. Mesela midye yarım kilo, kalamar 8 tane gibi. Muhtemelen onun da bir gramajı var ve tamamlamak için bazen 7, bazen 8 tane geldi. Fakat deniz ürünlüleri, yumuşakçaları ve kabukluları seviyorsanız Montenegro bir cennet ülke. Ve fiyatlar inanılmaz uygun. Üç kişi dibine kadar yiyip içiyorsun ve hesap 60Euro geliyor. Ve kalitesini de görünce buraya sadece yemeğe bile gelinir diyorsun. Bir de Kaş'ta ahtapot yapmayı bilmeyen restoranda o pul biberi dökülmüş kötü ahtapotları düşünüyosun. Oooof of yani. Keşke o mekanların sahipleri de geziyor olsalar ve Meis harici bir yere gitseler de görseler.

Neyse sonra ertesi gün Kotor'a gittik. Amanın burası nasıl da bir cennetmiş böyle. Neyse ki önceki günkü yağmur fırtına bugün de devam etmedi ve Kotor'da çok keyiflice gezdik, dolandık, yedik ve içtik tabii ki yine yeni yeniden.

Ama Kotor'dan alacağımız var. Bir daha ki sefere özellikle burası için gelinecek ve bir kça gün buralarda dolanılacak.

Netekim Montenegro, Karadağ çok keyifli geçti. Bir de şu çantaların ikisinin birden parçalanma durumu olmasaydı daha güzel olacaktı ama ne yazık ki oldu. Onu da çözeceğiz artık.










13 Eylül 2016 Salı

Malta'da hayat…

Valla eğer dalmıyorsanız sıkıcı ama eğer dalıyorsanız… işte o zaman herşey ama herşey değişiyor. Bir haftadır buradayım. Suda çığlıklar attığım oldu, çok ciddi problemlerle karşılaşıp, bir şekilde yürütüp dalışı sağlıklı ve güvenli şekilde bitirip  sağlıkla çıktığım dalışlar da.

En ama en güzeli Gozo'daki Blue Hole dalışı idi, en unutulmazı ise Gozo adasındaki Karwella batığına giderken hemen reef'in altında gördüğümüz Mavi Köpek Balığı(Blue Shark). O anda kameranın düğmesine bastım ama balık pek görünmüyor fakat benim çığlığım çok net duyuluyor :D 😂

Burada New Dimension Scuba okulu ile daldım. Fena değiller sadece biraz samimiyet eksikleri var ama güvenlik vs anlamında oldukça iyiler. Ayrıca hep nitrox dalışı yapıyorsunuz, bu güzel. Hava benim olduğum günlerde çok değişken idi. İlk günler fırtına vardı. Dolayısıyla, dalış yeri seçmedeki becerilerini böylece görmüş oldum. Batık dalışı severler için bir cennet burası. Ha ayrıca advanced dalıcıya advanced muamelesi yapıyorlar. Öyle naz niyaz yok :) yok elinden tutayım yok koluna asılayım falan teklif dahi etmeyin. Arada başıma geldiğinden diyorum bunu. 

Ayrıca zaten iyi bir advanced olmadan da gelmeyin derim. Güzel şeyler de hep derinde.

BlueHole'deki magara cikisi
Gozo'ya gidip Blue Hole yani Mavi Delik'e de dalmadan dönmeyin. Batık sevdalısı bile olsanız Blue Hole herşeyi değiştirecektir eminim. Muhteşem bir doğa var suyun altında. Zaten 16 metrelik bir deliğe dalarak başlıyorsunuz. Sonra aşağıda kocaman bir mağara var. Zifiri karanlık.  Orada dolaştıktan sonra inanılmaz güzellikteki Arc'ın altından geçiyorsunuz. Kafanızı kaldırıp yukarı bakmayı unutmayın. Yoksa nereden geçtiğinize dair fikriniz olmadan geçer gidersiniz. Sonra tüneller, yarıklardan geçerek devam ediyor ve aynı rotadan dönerek geliyorsunuz. Dalış boyunca aklınız çıkacak o duvarlardaki mor mercanları calılıkları gördükçe. Su soğuk, 18 derecelerde genelde. Eylül'ün ilk haftası için epey soğuk ama burası böyleymiş. Olsun idare ettim yine de hibrit içlikler vs ile. 

Gece hayatı şu bu bunlardan bahsetmeyeceğim😆
Onu kendiniz yaşayın görün.







4 Eylül 2016 Pazar

yeni heyecanlar

Bir iki güne bir seyahate çıkacağım ve onun heyecanı sardı bu aralar. Bir iki eksigim var ama artik onlari da yolda tamamlayacagim.
Uzun zamandir hayal kurmadigimi ve onlarin pesinden gitmedigimi farkettim. Sanki bir fanusun icindeymisim de disaridaki sesleri duymuyor, kokulari alamıyormusum gibiymis. Tek basima hic seyehate cikmamisim, uzaklara gitmemisim ne zamandır. Artik vakti gelmis demek ki, uyandim uykumdan. Su anki tek planim dort bacakli ucak rezervasyonum. Baska da belirli bir sey yok. Tipik ben yani, gidince gorucem, gorunce bulucam.

Bakalim ne turlu maceralar hazirliyor hayat bana :)