19 Nisan 2014 Cumartesi

Çocuk

Cocugun adi ………
Yasi 13
Annesi yok
Babasi yok
Suçu YOK
Mahzun
Uzgun
Korkmus
Cocuk
Cocuk o daha…

Babasini, onun yasindayken tanimistim. Ben de orta ikinci siniftaydim ve okul gazetemiz icin egitim konulu bir roportaj yapmak uzere bulusmustuk. 
Kendi koltuguna oturtmustu beni. Ayaklarim yere yetismemisti. 
Onun yasindaydim, 
cocuk yastaydim, 
cocuktum. 

Bugun onun oglu da cocuk. 
Keske bagirsa, cagirsa, kizsa, kufurler etse, ortaligi birbirine katsaydi. 
Ama yok,
O, oturtuldugu bankta, gelip kendisini openlerin arasinda, kalabalikta, babasinin yokluguyla usuyordu, usumustu. 
Cakmak, cakmak gozlerini arada kaldirdiginda, gozlerinden inciler sessiz sessiz dokuldugunde, benim icimden yaralar cikti, agular akti, icim yandi, yandim…

Senin gozunden dusen o yaslar, 
Kor olup beni yakiyorlar cocuk

Ne cok sey istedim soylemek, ne cok sey istedim yapmak. O anda oldurmak, sadece kucucuk bir gulumseme icin, o narin yanaklarinda cocugun. 
Teselli icin soylenebilecek hicbir sozun olmamasi nasil da beter birseymis. Sadece icin yana yana, kana kana aglamaktan baska. 
Cocuk dedi bugun, 'abla gozlerim yaniyor' diye. 'Aglama artik' diyebilmeyi ne cok isterdim.
Ama onun yerine, iki damla daha yol yapti kendine yanaklarimi. 

Nasil uyuyacak bu cocuk,
Nasil uyanacak sabaha,
Nasil surecek hayati,
Evi neresi olacak,
Hayati nasil olacak,
Nasil mutlu olacak. 

Bir kactir tekleyen kalbi, yetisememisti, tasiyamamisti yukunu artik. Sabah gonderdikten sonra cocugunu okula, rahat bir oturdugunda koltuguna, elinde telefonda oyun,
Oylece durmus hayat o anda,
Neler gecti aklinda o anda,
Eminim ki tek dusundugu Cocuktu,
Mahzun, urkek, yanliz cocuk…

Hayat, ne olur guzelliklerle donat bu narin Cocugu, sev onu, kolla koru onu…

Seni cok seviyorum be cocuk, 
senin hic bilmeyecegin kadar. 

18 Nisan 2014 Cuma

Dolunay etkisi midir!

Gökteki dolunayın yaptıkları mıdır bunlar?
Bugün çok sevdiğim, hayatta tanıdığım en zeki, çok yönlü, araştıran, okuyan, soran, merak eden, zorlayan bir 68 kuşağı abim gözlerini yumdu hayata. Çok darlandığımda açıp fikir sorardım. Sanki bir yerlerdeki bir güvenliğim eksildi ve artık cevapsız kaldığımda, çatımdan yağmur sızacak, orada bir delik açıldı, bir eksik var artık!

Geçen yılı düşündüğümde Nisan'da tek yaptığım şey ciğerlerime turunç kokularını sığdırmaya çalışmaktı. Bisikletle gezip, açan her bir çiçeğe gözuçuyla bir bakıp, beynime kazımak ve bir arı misalı hepsini hepsini görmeye, koklamaya duyumsamaya çalışmaktı. Zamanın akışı içerisinde yuvarlanmaktı tam anlamıyla. Oysa ki Nisan ne de güzel bir aydı, en sevdiğimdi.

Orhan Veli misali caydırırdı çalışmaktan.

Mayıs var gelecek, ama Mayıs sıkıntısı yapmasından  korkuyorum. Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan bellidir olmasın!

16 Nisan 2014 Çarşamba

Bir avuç toprak…

Cenaze, mezarlik, defin, yas,
Hepimizin varacagi bir avuc toprak…

15 Nisan 2014 Salı

Dumanlar cokmus daglarimin ustune…

Uzgunum. Dun, bugun, her gun!
Canim dedigim, cok sevdigim, iyimi kotumu soyledigim, dinledigim, anladigim, anlastigim yegane insan belki de. Ama onun Turkiye'de olmasina ilk defa sevinmiyorum, sebebinden oturu…

Bir diger canimin yarisinin, hayatinin yarisini gecirdigi, yarisinin artik eski yarisi olmasina sevineyim mi, uzuleyim mi bilemiyorum. Ben sevinsem bile, onun uzuldugunu bilmemden sanirim bu duygu yanilsamasi…

Kendi kaybimin yasını tutamamis olmamın kesfinden bugune, acı hic mi eksilmez…

Dumanlar cokmus daglarimin ustune…

10 Nisan 2014 Perşembe

Halil Cibran

Yine cok guzel, yine cok keyifli…

Ve manidar…


28 Mart 2014 Cuma

Halil Cibran - Ermis

Gecmisimde olan ve gelecegimde de hep olmasini umdugum can arkadaslarimin hediyesi oldu bana bu kitap. T. Is Bankasi Yayinlarindan cikan, Halil Cibran - Ermis kitabi. Tezgahta gorunce heyecanim dilime vurmus ve istemsizce ellerimle sarivermistim inceligini. 
Ve aldim. Ve okudum. 

Siz de okuyun, ruhunuz beslensin…

2 Mart 2014 Pazar

Kos maceraları 18-23 Ekim'13

Yayınlanamış bir KOS yazısı

Kos harita
2013 Kurban Bayramında gitmiştim buraya ve yazı da o zamana ait, ama blog yerine bir dosyada kalmış kendileri…
Buyrun, orjinal haliyle yazı budur.
------
Bana her gün bayram ama, olmayanlar var tabii ki. Genelde bayram seyran zamanlarında ya evdeyimdir ya da yurt semalarının ötelerinde. Bu sefer ise karışık oldu, hem ülkede hem değil.
Hedefte Kos vardı ve öyle de oldu nitekim. Ama tabii gezerken plan ve programdan uzak olan benden ötürü, yine sadece bir Bodrum bileti ile çıktık yola. Sabah 6.30 uçağı gerginlik yaptığından gece de uyutmadı ne yazık ki, uykusuz bir şekilde soluduk sabah 8'de Bodrum havasını. Havaş'la vardık Bodrum merkeze.
Yürürken bir de baktık ki Kos feribot bileti satan bir klube. Saat 9 olmuştu o arada. Feribot da  9.30'da kalkıyormuş. Oh ne ala. Bilet tek gidiş €15, aynı gün dönüşlü, €17, dönüş açık €25. Biz dönüş açık aldık. Ama pek mantıklı değilmiş aslında çünkü sabah Kos'a giden gemi, aksam da yolcusunu alıp dönüyormuş. Ekim olduğundan karşılıklı sefer yokmuş. Eğer sabah feribot ile dönmek istiyorsanız Maria Star feribotu ile dönebilirsiniz. Maria Star'la Kos-Bodrum €14, vergisi dahil. Kos'ta konakladıysanız eğer €3 bir vergi veriyorsunuz dönüşte, neden olduğunu anlamadığım.
kurutulan ahtapotlar
Kos'u iki kelimede anlatalım dersek 'turist adası' diyebiliriz. Nev-i şahsına münhasır bir şey yok, yani Sakız Adası gibi değil. Sakız adası inanılmazdı. Kos ise, Bodrum'un ada hali gibi. Ama tabii, daha düzgün insanlar, daha lezzetli deniz ürünleri, temiz ve güzel...
Her yerde bir minimum bir standart var.

Kos'u gezmek görmek ve biraz da sindirmek isterseniz üç gün yeter aslında Araba kiralamanızı öneririz. Ama merkezde olanlara atlamayın hemen derim. Oralardan aldığımız fiyatlar min€38 iken Hotel Veroniki'de, Auto Bank'tan aldığımız fiyat günlük €25 idi, full kasko da dahil olmak üzere.

Kos iskelesinde 'Hızır Reis' feribotundan indiğinizde, daha kalenin yanında yürürken muhtelif otel sahipleri sizi kapaklamaya çalışıyor. Ama eğer zamanınız varsa, adada biraz gezinin, otellere bakın, beğendiklerinizle konusun. Biz Hotel Veroniki'de kaldık. OK €25'ya. Sotiris, sabahları bir kahvaltı hazırlıyor inanamazsınız. Kocaman peynirler, domates, badem, biber, yumurta kek şu bu, tam tekmil süpper bir kahvaltı. Özellikle peynirlerin güzelliğinden ötürü benim kalbimi epey fethetti. Bir daha gidersem kesinlikle yine orada kalırım. Odalar her gün derlenip toplanıp temizleniyor. Kaç yıldız olduğunu bilmiyorum ama açıkçası yıldız sayısına değil hizmet kalitesine önem veriyorum.
Bodrum'da kaldığımız otelin yastığına kafamı koyamadım ne yazık ki, bir de Booking.com'da falan bulunuyor ama hiç tavsiye etmiyorum. Sevin Otel adı da. Aman uzak durun derim. Odaya girdiğinizde temiz gibi görünüyor ama yastığı elinize aldığınızda gerçekler yüzünüzde şaklıyor!.

Kos'a dönecek olursak, ilk gün uykusuzluktan ve yorgunluktan ikimiz de bitap durumda olduğumuzdan, öğleden sonra yediğimiz o muhteşem ahtapot, kalamar vs’yi sindirmeye çalışarak, akşam biraz dolanıp erkenden yatağa attık kendimizi. Bebekler gibi uyumuşuz.
Sabah kalktığımızda önceki günden, yağmurdan eser kalmamıştır. Gökyüzü masmavi, ışıl ışıldı. Kahvaltıya indiğimizde ise Sotiris'in mükellef ötesi hazırladığı kahvaltı ile akşam pek bir şey yememiş olan bünye şenlendi. Bu arada diğer masadaki çift, kiraladığı arabayı teslim alıyordu ki biz de daldık konuşmaya. Kiralama şirketinden olan adamla iki konuştuk ve biz de anlaştık. Yarım saat sonra arabamız otelin önündeydi. Süper isabetli oldu. Kahvaltıdan sonra eşyalarımızı arabaya atıp ilk bulduğumuz yola girdik.
Adanın merkeze yakın olan, yürüyerek gidebildiğiniz sahillerinde şezlong ve şemsiye için ücret talep etmiyorlar ama biraz uzaklaşınca bunlar €3-4 ücrete tabii oluyor.

Biz ilk gün kendimize Paradise Beach'i seçtik. İki şezlong bir şemsiye için €8 ödedik ve yukarıdan inanılmaz
Paradise Beach
görünen sularına daldık. Su öylesine kristal ki, her şey çok net. Paradise Beach meğersem buranın en iyi sahiliymiş. Bunu son günlerde kartpostal ararken fark ettim. Her yerde Paradise Becah'in kartpostalları satılıyordu. Bizse, tamamen tesadüfi olarak buraya geldik. Kısmetliyim işte :) Suya bir daha gireyim dediğimde ablam 'benim burada olduğumu unutma' dedi. Suya girdi mi çıkmayan ben, biraz geç anladım uyarıyı tabii :D Kayalıklara doğru yüzüp arka taraftaki koya geçtim. Buralar inanılmazdı. Sanki kocaman bir akvaryumda yüzüyormuşçasına çoktu balıklar. Orfozları gördüğümde, önce kendimden şüphe ettim, sadece dalarken görmüştüm orfoz. Ama burada bildiğiniz doluydu. Sonra tekrar bizim koya döndüğümde ise, işte rengarenk müren vardı tam altımda. Ben şok haldeyken, mürenin tehdit edici bakışlarıyla ağzını açıp kapayışını seyrediyordum. Tekrar tekrar baktım. Sonra uzaklaştım, ama neredeyse suyun içinde zıplayacaktım. Dalışta bile müren görmek ender olan bir şeyken, burada orfozlar, mürenler bildiğiniz cirit atıyormuş. Ne muhteşem!
Hava artık epeyi soğuduğundan sudan çıkınca yavaş yavaş otelin yolunu tuttuk. Duş ve ısınma muhteşem oldu.

Her gün başka yerlerde yüzdük ve o muhteşem deniz ürünlerini hüplettik ama akılda kalanlar;
Yenilenlere çok küçük bir örnek!
-Kos merkezdeki şahane deniz ürünleri yanında güzel canlı müziğini dinlediğimiz Psaropulo oldu. Ablamız pek bir döktürdü haliyle. Hem yemeklerin lezzeti hem çalışanların samimiyeti yaşanmaya değer! Son gün hoşça kal darken bizi zorla oturtup yaptıkları ikramlar şaşırtıyor insanı! 

-Kaynayan kükürtlü suya girdiğimiz yer de enteresandı ama daha enteresan olan ise burada tuvalet olmamasıydı. İnerken bir çocuk söylediydi ama öyle şey mi olur demiştik, olurmuş!-Adanın en batı ucu ve deniz ve rüzgârla locaya benzer şekillerde oyulmuş Agios Teologos ucu. Mutlaka gidin derim eğer bakir bir yer görmek istiyorsanız. -Ada bisikletle gezmek için çok ideal, her yerde bisiklet yolları var! Ve bisiklet kiraları da günlük €5 civarında, adayı bu şekilde şahane gezebilirsiniz J Güvenle bisiklet sürülebilecek bir yer.

Kalimnos'a gitmek istiyorsanız, Mastichari'den günde 5-6 kere feribot kalkıyor, burdan rahatca gidebilirsiniz. Biz düşündük ama zamanlamayı uyduramadığımızdan gitmedik. Fakat feribot yanaştığında inen tırmanıcılar direct kendilerini gösteriyorlardı! Bir daha ki sefere artık. 
Kos'tan her yere gidebilirsiniz!
Kos'tan diğer bir sürü adaya geçebiliyorsunuz zaten, bu anlamda tam bir hub! Tabii Ekim ayı sezon dışı sayılıyor bilesiniz!

Hipokrat Ağacı'nın fotoğrafını bulamadım ama söylenene göre Hipokrat bu ağacı altında sevgili öğrencilerine ders anlatır imiş!

Kapıdan vize ile ilgili de küçük bir bilgi: Bunu özellikle bilet aldığımız yere sordum; gerçek anlamda kapıda vize yok ama diyor evrakınızı bize veriyorsunuz biz sadece 15 günlük vize alıyoruz size, sonra adaya geçtiğinizde orada pasaportunuza vizeyi basıyorlar dedi. İlk aşamasını değil de son aşamasının gerçek olduğunu gördük. Feribottan indiğimizde kaptan, 'kapıdan vize alacaklar beni takip etsin' diyerek 5-6 kişiyi peşine takarak ilerlediğine gözlerimle şahit oldum!

Geçen günlerin özeti oldu bu da böylece. Üzerinden dört ay geçmiş olduğundan ötürü ancak hatırlanan başlıca noktalar yazılabildi. Siz de gidip kendi keşfinizi yapın öyleyse...

Agios Teodorakis manzarası ve restoranı
Agios Teodorakis ve doğal localar :)
Sevdiğimiz restoranımız
Osmanlı'dan izler, hemen sağında da Defterdar camisi var
Kos dağlarından güzel bir manzara
Feribot iskelesinden bile su kristal güzellikte!
Zia köyünden bir manzara
Bu kutuya attığım kartlar yerlerine ulaştı!! İnanılmaz ama gerçek!
Psaropoula
Psaropoula'da akşam müzik!
Restoranlar dizisi
Termal. kükürt dehşet kokuyor ama sıcak suyun kaynaması enteresan!

21 Ocak 2014 Salı

Hayata tutunmak

Kimi zaman bi sebepsiz gelir ya yasamak.
Iste tam o zamanlarda aynen boyle lazim gelir, hayata tutunmak…
*Fotograf Geyikbayiri'nin nadide dogasinda, cok kiymetli eller tarafindan cekilmistir. 
Tesekkurlerimizi sunar, sevgilerimi gonderirim burdan…

28 Aralık 2013 Cumartesi

Ishakkusu iyi geceler diler…

10 Aralık 2013 Salı

Butun arabalar beyaz buguuuunn...


Evet kar yagdi ve artik butun arabalar beyaz:)) nasil da uyandirdi ve sevince bogdu icimdeki cocugu.

Cocuklar gibi sendik...

Evet balkondan bakinca yilin ilk beyaz gogsunu kucakladik, mutlandik, umutlandik. 

Darisi heppinizin basinaa...
⛄❄⛄❄⛄❄⛄