31 Mart 2015 Salı

Kas' ta karartmalar...

Yazının başlığını Kaş'ın güneşi söndü olarak yazmak istedim ama sonra kendi bakışımdan dolayi bu nadide bölgeye haksızlık etmeyeyim dedim.
Ilk gun sabahi duyduğum haz ve heyecan, su anda karanlık u-mutsuzluk'lara bıraktı yerini. Karanlığa gömülen ben sanmıştım aslinda ama paralelde memleket de düşmüş karanlığa. Bunun benim karanlığımla ilgisi yok belki ama muhtemel rötarlardan ötürü olabilir de!

Günlerdir olmadık şeyler oluyor, olmayacak şeyler oluyor. Kelimelerin kifayetsiz olduğunu anlamam çok kısa sürüyor. Ne demek ne yapmak gerek diye düşünmekten kafam kırıldı. Yoruldum, sabahladim. Saat 5'i gece halen zebellah gibi dikiliyorsan 'bir huzursuzluk var bu iste' diyorsun. Hem de çok büyük. Haksızlığa uğramak çok can sıkan bir durummuş. Uzun zamandır unutmuşum birçok olumsuzluğu. Söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil. Söylüyorum olmuyor, susuyorum durmuyor. Ne saçma birşey. Hiç birşey anlamıyor.

Bir kaçıp gidesim var.

26 Mart 2015 Perşembe

Hayatimin kadraji…


Dunya dunya yalan dunya…
Bulutlu yagmurlu bir gunde, 'I feel blu' dememek icin iki adim atinca nasil da degisti dunya. 

21 Mart 2015 Cumartesi

21 Mart, baharin gelisi, Navruz ciceklerinin acisi, annem dogusu

Bugun ne de ozel guzellikler sakliyor bunyesinde. 21 Mart, ekinoks, gece ve gündüzün esitlenmesi, bahar bayrami, navruz ciceklerinin acisi, annemin dogusu gibi tum guzellikleri icinde barindirinca ben de sabah erkenden kalkip bugünü uzun ve guzel yasamak istedim ve Likya yolunun bir parcasini baska parcalarla birlestireyim dedim.
Dun Levent abiden dinledik, devin kafasinin yanından sola dogru gittigimizde cok guzel bir patika varmis ve dagin sirti boyunca devam ediyormus. Bugun onu yurumek uzere yola ciktim.
Yenikoy Gokceoren koyu yolu girisinin hemen yaninda Cukurbag 5km Likya tabelasi var. Devin kafasina kadar bu yolu takip edecegim, sonra sirta dogru ayrilacagim.
Yol oldukca guzel isaretlenmis, deve kadar 45dk civarinda ciktim. Oradan telefon fotograf molasindan sonra devam ettim, magaraya girmeden olmazdi, onu da ziyaret ettim.
Sonrasinda inanilmaz gorunen, dil isirtan goruntuler esligliginde diger patikaya girdim. Bu patikadaki isaretlemeler diger yol gibi degil. Daha az yurundugu de her halinden belli. Ama oylesine goruntuler sunuyor ki, oooyle bakayim, buraya mihlanayim istiyorsunuz.
Yola devam edince, yol boyu duydugum keciler beni degil, ben onlari takip ediyormusum megersem. Keci cobani kadin ve kiziyla selamlasip, iki laf ettikten sonra yola devam ettim. Yolun her asamasi mukemmel. Bu mukemmellikler arasinda kendime super bir mola noktasi belirledim ve sandvic cay arasi verdim.
Giderken cok zorlanmiyorum. Ara ara patikayi kaciriyorum, cok da buyuk bir sorun yasatmiyor. Ama donus yolu icin bunu diyemeyecegim.
Patika arac yoluna yaklastigi siralarda siddetli seslerden anladim ki cevrede bir tas ocagi var, dinamit paylatiyorlar. Biraz daha yol yapinca kendisini de gördüm zaten. Ki bu da patikanin araba yoluna baglanisi anlamina geldi. Yaklasik 10km gelmis oldum. Yola baktim, sonra saate baktim, saatin daha 14.00'e geliyordu ve simdi buradan otostop vs ugrasacagima ayni yolu geri yururum dedim.
Tüm yolun kenarinda haritaya bakiyorken bir broadway korna da calmisti, ama ben donup patikaya geri girdim. Iste ne olduysa bundan sonra oldu. Once ayni coban kadin ve kiziyla karsilastim, ayakustu sohbet ettik, yolun karsisinda gordugum ev onunmus, eve donuyormus. Hemen arkalarindan oglu ve kopekleri geldiler. Neyse ki bu kopeklerle yalniz karşılaşmadım. Sonra yola devam ettim. Ama ben ohle saniyorum. Asil patikadan cikmis ve asagiya dogru inmeye baslamisim. Bir etrafa baktigim, ben daha yukardan goruyordum, manzara degisti dedim ve niyeyse fazla bir iyi niyetle elbet baglanir dedim. Baglamadi.
Asagidaki coban amca benim yolun 50m yukarida oldugunu anlatti bana, 500m mesafeden. Oradan yukariya cikmaya calisirken calisirken cali seklindeki meselere ve dikenlere daldim durdum. Netekim yukari cikamadim, ama oyle cok in-cik yaptim ki artik ilk yanlis girdigim rotaya girmem de imkansiz halde. Bildiginiz dikenli meseler ve diken calilari icine sikistim kaldim. Haritadan baktim ki ileride bir dere akari var, oraya cikabilirsem, carsaktan patikaya girerim dedim ama calilarin icinden cikmak dehset haller almaya basladi. Sonra yapacak bir sey yok deyip, dal, diken, mese dinlemeden bata cika girdim. Ama dere yatagina gidemiyorum. Asagida patika izi gordum amacim ona ulasmak. Onemli olcude hasar alarak asagidaki patikaya ulastim. Ama bunun nereye gittigi hakkinda fikrim yok. Hicbir yere gitmemesinden iyidir dedim. oncelikle bu patika degil, keci yoluymus ve ben en olarak kecilerle benzer olsam da boy olarak onlardan cok uzunum. Bunun sonucu olarak da, buldugumu sandigim patika beni asil patikaya baglamadigi gibi,bazı noktalarda egilsem de gecemiyorum, sirt cantam her yere takılıyor, bacaklarim yaniyor artik, zaten pantolunun ustunden bakinca kan damlaciklarindan tahmin edilebiliyor icinin ne alemde oldugu. Kollarim ise windstopper sayesinde daha korunakli. Fakat begonvil calisi gibi olan bi calilar dehset saciyorlar resmen. Bir sure sonra marinaya ustten bakan birnne inebiliyorum ne cikabiliyorum. Bu savastan cok darlandim artik ama yapacak birsey yok. Bir taraftan da yoruldum artik, dizlerim agriyor. Ama bu deveyi gutmem lazim, pes etmek gibi bir sansim. Etsem ne olacak gerci!!!
Sonra yine deline desile girdigim delikten ciktim ve kotu de olsa keci yollari bularak takip ettim, yine takilmali parcalamali ama en azindan tuzaga dusmus gibi degil. Bu arada Yenikoy-Gokceoren yoluna 350m gibi bir mesafem var ama inis olmadigindan yola cikamiyorum. Keci yollarini, domuz izlerini rehber olarak inmeye devam ettim. Bir sure gectigim yol daha belirgin bir patika olmaya basladi. Ama yine de patika dersem yalan olur. Arac yoluna inene kadar da boyle devam etti. Tabii hu arada telefonun sarji bitti, yedek sarj ise sarj etmiyor. Ucus moduna aldim en azindan gereksiz enerji harcamasin diye. Gerci tablet yanimda oldugundan cok da sikinti etmiyorum aslinda. Bacaklarim cok fena sizliyor. Ama artik geldim sayilir. Nasil yardirarak indiysem saat tam 16.00'da tam da girdigim tabelanin 10m gerisinden, yola indim. Wauuw sonunda. Donus yolunda hic fotograf cekmemisim ne yazik ki��
Buradan yuruyerek eve geldim. Once biraz ayaklari yuksege alarak dinlendirme ve diken temizleme. Dustan sonra bile halen temizliyordum. Bir bitmediler. Kirpi olmusjm meger, ama orijinal degil,cakma! Gercek cakma!�� Evet cok cizildim ama, tekrar ckkarmiskn deseler kesinlikle evet. O kadar goz dolduran guzellikler gordum, daha sindirerek yekrar yururum. Cok guzel bir patika. Cicekler, manzara, ve Kas ve manzarasina nazir icilen iki fincan cay, her derdin ilaci. Herseyi, her aciyi unutturur size.
Fiziksel aciniz varken baska acilari duymazsiniz, canınız orada atar. Nasil açken kafalar calismaz, aynen oyle. Ondandir ki bir çeşit mazosizm var sanırım bende de.

Benzer bir yolculugu yillar yillar once Karadeniz'in daglarinda yasamistim, Yukari Kavron'dan Amlakit'e ulasmaya calisirken. Arada tabii ki cokca fark var tabii ki. En basitinden bugün yanliz idim, Karadeniz'eykense iki kisiydik. Fakat bugun anladim ki ben hic degismemisim ya. Belki yaşım on yas kadar buyudu, o zamandan bu zamana ama kafa ayni kafa, kilifi curuse de zamanla. Iki gun once Acun'la yaptigimiz Limanagzi yuruyusu, bunun yaninda cok lightweight kaldi:D Amaaaaa harcanan enerjiyi dikkate alinca su anda kaşıkladigim nutelladan sifir sucluluk, sebille mutluluk hissediyorum.
Annemin pasta fotosunu aldıktan sonra onunla konustuk, sonra ben de yuruyus ve navruz cicegi fotolarini gönderdim ona. Annemin adini aldigi güzel cicek.

Iste boyle bir gun. Su anda bacaklarim sizlasalar da, cok mutlular.












Spotify ne guzel birsey ya

Sabahin 06.30'unza uyanip kalmis ve cani deli gibi sanat muzigi dinlemek istiyor ama arsivi yok, ne yapar?
Spotify acar:)) su ana kadar Zeki Muren, Emel Sayin, Muzeyyen Senar
Offff kahvalti yaparken bu ne guzelliktir…

Yayina gecememis. Halbuki 8'de gonderildiydi. 

16 Mart 2015 Pazartesi

bazen...

Bazen oyle anlarin olur ki, sadece kafayi yorganin altina sokup uyumak istersin, ama boynun tutulur, gozlerin agrir ve olmaz bir turlu, gidemezsin yataga, surunmeye devam edersin. Bazen beynin o kadar uyusur ki artik, artik dusunemezsin bile, sanki paralize olmus oturuyorsundur sadece orada. Oyle bir yaprak gibi dalda, bir ruzgar eser, sallanirsin, gunes vurur parlarsin, sonra bir mevsim gelir, damarlarindaki su cekilir, canin damarlarindan dogru kacar gun gectikce, sonra bir ruzgar eser ve sen dusersin, havada son kez dalgalanarak, dalga dalga dusersin. Iste bir taraftan gozlerim akiyorken bir taraftan da bunlar akiyor aklimdan.


14 Mart 2015 Cumartesi

Kaş, yagmuru ve diğerleri...


Fırtına ertesi Kaş ve Meis
Kaş, bu aralar yağmur ve fırtına sebepli afetlerle anıldı epeyce. Bunun sebebini anlamak çok da zor değilmiş burada geçirdiğim ilk haftalarımda anladığım. Şu ana kadar Kaş'ta hep yaz döneminde vakit geçirdiğimden ötürü kış-bahar kreasyonunu pek görmemiştim. Şimdi kendileri itina ile sıralıyorlar maharetlerini.
Şubat'ın son günü havaalanı Kaş yolculuğumuz esnasında küçük bir demo yapmıştı, amma bu gece yaptığı ise bir nevi gala idi benim için. Patlamalı, çatlamalı, yıldırımlı, şimşekli, elektrikleri kesmeli, sigortaları patlatmalı bir şov oldu. Gece o kadar korktum ki bir süre sonra yorganı başa çekmek işe yaramayınca, salonda oturup şovu seyredeyim bari dedim. Dik dik bakarken daha az korkuyor insan. Bir nevi meydan okuma gibi.
Korkuyorum demek için aradığım arkadaşlarım ise ya tripten ya da uykudan açmadılar telleri. Her gün yeni bir tanışma işte, öğreniyorum emekleyen bir çocuk misali.

Anladımki her gunu ve gecesinde baska heyecanlar sakliyor Kaş benim icin. Kimisi beklenmeyen guzellikle ve özellikte iken, kimisi de ders veriyor ve herşeye rağmeni öğretiyor.

Bugunden baktığımda buraya geleli henüz iki hafta oldu. Bu süreçte çok farklı günler geçti hayatımdan.
Bir ev düzenledim, bundan sonraki yaşamımı geçirmeyi planladığım. Hayaller kurdum bolca, gerçekleşmesini umduğum. Dualar ettim. İlişkilerimi düzenledim, belki biraz da hayatımı diyebilirim.
Bisikletle gezilere çıktım, köpekler tarafından kovalandım. Geri dönmeyi öğrendim. Farklı komşuluklar yaşıyorum. O kadar unutmuşum ki, bir türlü kabullenemedim. Şehir reflekslerim çalışıyor halen, vazgeçememişim.


bebeler
Çalışmanın ödülü
Sonra çok farklı iki gün yaşadım, Elifiko'nun aramasıyla başlayan. Onlar Ahatlı'ya taşındılar Kaş'tan, bir sürü keçi ile ortak bir hayat sürüyorlar artık Elif ve Ömer. Keçi çocukları tam 12 tane. Onlarla oynadım oynadım, biberonla besledim, ertesi gün bir diğer köye gidip yine onlar için saatlerce 12-13 çuvala saman teptik. O kadar saat o güzel havada, fiziksel olarak çalıştıktan sonra Hatice hanımın hazırladığı yemeği öylesine sindirerek yedim ki, dedim evet, hakettim bunu kesinlikle.
Ve ertesi günün akşamında Kaş'a dönüş, tekrar gelmek üzere sözleşerek.

Yeşim ve Ayhan'ın Nautilus eski ofisinde yarattığı Kalimera harika bir mekan oldu ve bizim için bir buluşma noktası olacak her zaman, o sıcaklığıyla.

Burada hayatımda renk katan, fark yaratan, hatta hayatı bana bir çok noktada kolaylaştıran kişi ise Umut. Geçen yıl tanıştığım, biraz deli, biraz dolu, süper aşçı, iyi bir arkadaş, darda kaldığında aradığın dost, farklı zevkleri, faklı renkleri olan şahane insan. Anlatımımdan da belli ediyorum ki, seviyorum zat-ı şahanelerini. Olm bu aralar hiç yemeğe çağırmıyon, nooldu? :D
Bir çok değişik kişi ile tanışıyorum her geçen gün, farklı arkadaşlarım, arkadaşlıklarım oluyor. Zenginleşiyorum gün geçtikçe, Kaş benim için daha neler saklıyor diye merak ediyorum.

Sevgilerimle,

10 Mart 2015 Salı

Mutlu yillar sana

Bugun dunyayi istedigin renge boya

Bir de ağız dolusu gülmeyi unutma hiçbir zaman.

9 Mart 2015 Pazartesi

Huzurdan ölür mü insan?

Gundeme cok uygun degil belki ama artik yapacak neyim var bilmiyorum. Hayattan keyif aldigimda sucluluk duymak istemiyorum. 

Dusunuyorum da bugunumu, daha ne isteyecek birsey yok. Yazayim simdi siz de okuyun gunun hikayesini; Sabah yine erkenden uyandim saat 7kusurdu, saat 9.30 gibi Mustafa abi gelecek nasilsa diye kalktim erkenden. Cay yaptim o sirin caydanligimla, gecen Eylul'de aldigim ve bize ne mutlu caylar demleyen caydanligim. Sonra bolca peynirli bir kahvalti verandada. Sonrasinda ise bahce makasim yoksa da, bicagim var diyerek daldim o kocaman olmus otlara. Dun aldigim cicekleri ekmekti aslinda maksadim ama once su cok uzunlari bir keseyim de ciceklere de yer acayim diyorum, ama o kadar guzel yesillik yapiyorlar ki, otlari da kesmeye pek kiyamiyorum. Ön tarafi kisalttim, papatyami diktim ve saate baktigimda 10'nu gecmisti Mustafa abiyi aradim, isi cikmis ogleden sonra gelecekmos. Olur dedim ve devam ettim ot bicmeye. Aslinda ot bicerken bjr amacim da Acun'a yonca toplamak. Topluyorum da. Kocca bir torba hazirladim. O bu su derken saat biri gecmis Mustafa abi aradi, geliyor. Yuppiii :)
Geldi makaslariyla budadi begonvilleri ve melissalari, cay yaptim oturdu, iki bardak cay icti, gitti. Budanan begonvil dallariyla yan komsunun bahcesiyle aramiza bir de kucuk set yaptik benim kaplusum gecip de onun soganlarini kirmasin diye. Evet bahcede kocaman bir de kaplumbağam var. Coook severim kapluslari:) Gecende baktim ki, dikenleri yiyor, ondan oturudur ki dikenleri pek kesmiyorum, bizimki seviyor diye. Yesimler sagolsun hem ciceklerim oldu hem de budanmis bir bahcem.
Sonra ise yonca bohcami alip indim bizim tekneye, yani Nautilus' un emektari Aquanaut'a. Acunlar yeni donmusler dalistan. Epey geyik sonrasi yoncalari biraktim ve ayrildim teknecen belki yarin ben de gelirim dalisa diyerek.
Oradan Kalimera'ya gittim. Kas' in en guzel, en sirin kafesine.Yesim ile Ayhan'in harikalar diyarina. Yesim, bugun ev gezmekten cok yorulmus ve gerilmis, Ayhan'sa halen belediye ve ruhsat pesinde kosturmacada. Oturduk iki muhabbet, bir cay sonrasinda Yesim, koseye diktigi aleo veralarin cogunu, tutmayacak bunlar diyerek sokup bana verdi.ben bunlarin hepsini bahceye dikecegim. o kadar cok oldular ki, anlasilan bur aleo vera kosem olacak. Tanzanya donusumde alerjiden sismis dizlerimin ilaci olmustu aleo vera, dolayisiyla cok severim kendilerini. Sonra aldim posetimive hoooop bir muhtar ve eksik tamamlama turu sonrasinda, yokusa vurulur ve eve cikilir. Hemen cesitli alanlar yaratilarak, getirilencciceklerin hepsi dikilir, sulanir veee acilir bir Bomonti.hava oylesine sakin ki ve oylesine guzel. Kokular oylesine baygin, ruhlar oylesine dingin. Ikinci siseyi icerken dusundum de, huzurdan ölür müydü insan? Belki de kimbilir!

hhmm atladigim bir sey var ki, ne zaman sevgi ve sifa gondersem bana ulasan zatim, yine ulasti. Metin der ki; icinde sevgi olmasa, kopardi. Iste boyle.

Simdi bugun ben ölürsem eğer;  bilin ki huzurdan öldüm.

5 Mart 2015 Perşembe

Dun ile helalleşme bugün ile selamlaşma

Gecen Pazar gunu yazsaydim bu yaziyi, basligi 'evimin bahcesinde oturdum agladim' olurdu. Bugunse sakinledim artik biraz da olsa. Tabii demiyorum ki ilk heyecanim gecti, sanirim hic gecmeyecek. Bu yaziyi kus ve horoz sesleri esliginde yaziyorum, bir taraftan bahcede basima gun gecerek. Begonvilin dalindaki ufacicik kusun ne oldugunu merak ederek bir taraftanda. Keske bilseydim, bilebilseydim.

Enteresandir ki bazilari icin cok radikal gorunen kararlar benim icin sadece bir karar olabilir ve karari almakla uygulamak arasinda cok fazla zaman gecmez. Ha sonuca gelene kadar, cok olmasa da bir dusunulur tabii, dolu bosaltilir bos doldurulur, ihtimaller gozetilir ve gerekiyorsa risk alınır vs vs. Su anda basim golgelikte govdem guneste yanmakta.
Bir Mart gunesi boyle yakiyor. Daha bunun Nisan'i var, Mayis' i var, yazi var, kisi var. Var da var.

Ilk hafta icinde gecen ilk gunler cok guzel gectiler, ki eminim devami da boyle olacak.
Evde uyandigim ilk sabah halim saskindi. Yerlesip de bisikleti de kurduktan sonra biraz daha gerceklendi hayaller. Sonra soyle bir turlayinca bisikletle, oturdular yerlerine tum taslar.
��Ne demisler Keep Calm and Ride Bicycle

bisikletli gunler dilerim.


27 Şubat 2015 Cuma

Yolun yarisini uc gece

Gece yarisi, 
Omrumun yarisini uc geçe

Insan yaptiklarindan degil yapmadiklarindan pisman olurmus. 
Isteyip de yapamadiklarim icin ne demeli. Elden gelmedigi icin mi-bilinmez. 
Umutsuzluktan sanirim. 

Cok pismanligim yok hayattan, keske soyle olsaydi dedigimse, var haliyle. 

Doluya koysam olmuyo, bosa koysam dolmuyo,
Bu hep oluyo…
Zamana guveniyorum, hic yuz cevirmedi bana, hic vazgecmedi. 

Bugun #OtDergi'de bisi okudum, bayildim. 

"Seviyorsan, git uyu bence
Ancak ruyanda gorursun…"