midilli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
midilli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2014 Cumartesi

Midilli'de hayat

Midilli Adasi'ndayiz. Dun aksam itibariyle hareketli ve hararetli bir yolculukla vardik. Bir kac yil oncesindeki gelisimizde cok keyif almistik, ayni keyif katlanarak devam ediyor. 

Scala Scamnia bir liman kenti. Ufacik. Cok guzel, cok keyifli. 
Daha uzun yazacagim. Nereden nasil geldik, arabayi nereden kaca bulduk vs vs.  ama su anda icim o kadar kabarik bu sabahin guzelligiyle. Once bunu anlatmak istedim. 
Su anda tam limanin karsisindayim, aramizda uc metre var. balkondan atlasam bir tekneye dusecek gibiyim. 

Bir huzur, bir sakinlik bir dinginlik. Oysa ne cok ozlemisim. 

Bu da oturdugum balkondan bir goruntu. 
Hafiften bir meltem esiyor. Ben golgede, hem meltemin hem gunesin tadini cikariyorum. Tam karsimda Behramkale. 

Birakin beni burada dalayim sonsuz uykuma…

5 Kasım 2010 Cuma

Midilli(Lesvos) - 2

Bu günlerde yazmak ve okumak yapabileceğim yegane şeyler. Önceliği de yazmaya ve bu vesile ile de resimleri toparlamaya, düzenlemeye verdim. Yazmayı düşündüğüm istediğim ne varsa, şu on günde yazarım herhalde. O kadar çok şey birikti ki. Midilli daha bitmemişken, Mont Blanc, Nepal, sırada heyecanla bekliyorlar taze sıcak. Tabii bir de şaraplar var, ooo çok şey varmış hızlıca işe koyulmalı. Haziran'daki Selanik'i de unutmuşum bu arada.
Geçen yazıda Midilli kısa kısa demiştim ama detaylara girince uzun sürdüydü. Şimdi de aynı şekilde devam edeceğim. Nitekim bunlar aynı zamanda benim için zamanın logu oluyorlar, dönüp okudukça hem hatırlıyor, hem tekrar keyif alıyorum.

Efthalou'da kalmıştım en son. Otelin adını not almamış olduğumdan yazamadım, ama sahilde ve güzel bir yerdi. Sabah kalkıp şahane bir kahvaltı yaptıktan sonra günün programını belirledik kısaca ve bir iki resim vs derken, bindik arabamıza, düştük yolumuza.
Aklımızdaki ilk şey Molivos'ta taş evlerde kalacak yerimizi ayarlamak, sonra batı sahiline doğru yol alarak, önce Sigrio, sonra da Eressos'u görmekti amacımız, tavsiyeler üzerine. Bu iki noktada özellikle denizin çok güzel olduğuna dair tüyolar almıştık. Molivos'ta kalacak bir taş ev bulmakta çok zorlanmadık, teyze ile anlaşıp bu bahçeli, limon ağaçlı şirin evdeki odamıza eşyalarımızı atıp şimdilik elveda diyerek arabıma bindik ve Sigrio-Erossos yollarına düştük.
Sigrio'ya giderken yolda enteresan bir şekilde bütün tabelalar bir meydana yönlendiriyordu bizi. En sonunda bu kadar sayıdaki tabelanın hatrını kırmayalım da gidelim görelim şu meydanı dedik. Gerçekten de gidip gördüğümüze değdi. Ortasında devasa bir çınar ağacı olan, her yanı kafe ve restauranlarla dolu, köylülerin, gençlerin oturmuş gölgeliklerde, o rengarenk, tahta sandalye masalarda dinlendiği, yemeğini, tatlısını yediği, tavlasını oynadığı, şirin mi şirin bir yermiş. Burası bizim için hem şahane bir mola noktası oldu, hem de o güzel waffle'ın tadına bakmış olduk. Hıımm pek lezzetliydi. Sonrasında yolumuza devam ettik, Sigrio'ya yaklaştığımızda ünlü 'Lava Path' için bazı bilgilendirme tabelaları gördük, bu gezi benim için yürümeli değil, arabalı gezi olduğu için, belki bir daha ki sefere diyerek fotografını çektim sadece. Çok güzel bir tepeden doğru sahile inmeye başlamıştık artık. Sigrio'da gerçekten çok güzel bir deniz vardı ve burada denizde ilk defa kıpkırmızı bir deniz yıldızı gördüm. O kadar heyecanlanmıştım ki, dönüp dönüp dalıp tekrar tekrar baktım. Belki dalanlar için kırmızı deniz yıldızı görmek çok olağan birşeydir ama benim için pek değil :) Sonra bunun da bir sonu olmadığından sudan çıktım ve Sigrio'ya son bir bakış atıp, kırmızı deniz yıldızına elveda diyerek Erossos yollarına düştük.

Erossos sahil boyu restoran, kafelerle dolu, yeme içme ve yürüme için iyi ve hareketli bir yer. Ama deniz felaket, sahil yok! Hatta kafeler kumun üzerine cumba gibi çıkıntılar yapmışlar. Öyle ki, denizden çıktığınızda birisinin tahta sütunlarına kafanızı çarpabilirsiniz. Öyle yatıp güneşlenecek yer ise hiç aramayın. Yok. Şaka değil. Denize girmemle çıkmam 10 dakikadan uzun sürmedi, şöyle bir dalmam yetti çıkmam için.
Saat itibariyle waffle'ı çoktan sindirmiştik ve açtık o zaman bu kadar yer arasında bir yer bulup deniz böcekleri yiyelim dedik. İlk oturduğumuz yerde,bir türlü sipariş vermeyi başaramadık. Garsonlar bakmamakta ısrarlıydılar, sonra buradan kalkıp daha sakin bir yere oturduk. Sonra gelen yiyecekle buranın neden boş olduğunu anladık :) Gelen karidesler ve balıklar temizlenmemişlerdi! Nasıl olur demeyin öyleydi. Yani kötü bir yemekten sonra, kısmet akşama deyip arabamıza binip şahane gün batımı manzaraları eşliğinde Molivos'a döndük. Demekki neymiş Erossos'tan uzak durulacakmış, Sigrio'dan ayrılınmayacakmış.
Molivos'a evimizde bir güzel duştan sonra attık kendimizi sokağa, burası capcanlı, ışıklı, şen bir yer. Gezecek, görecek, alacak, yapacak çok şey var. Ne güzel. Biraz alışverişten sonra, akşama saklanmış açlığımızı doyurmak için marina'da bir restoran seçtik. Ne iyi yapmışız :)) Şahane ve kocaman karidesler ve yarım kilo kadar kalamar ızgaralar, salatalar şarap ve ekmeklerle donatıldı masamız. Vee çok lezzetliydi hepsi. İnanmayacaksınız ama bir porsiyona konmuş on tane dana boy karides o kadar çok geldi ki kedilerle paylaştık. Bir kaç taneden sonra onlar da yiyemediler :) Bu kocaman yemeğimize de sadece €35 verdik. Şarabımız da ayrı bir lezzetliydi. Denize 50 cm mesafede, balıkları seyredip, sevgili işlemecimiz ve garsonumuzla laflayıp, resimler çekip çekilip, hafif dumanlanıp, günün yorgunluğunu atmak üzere evimize geldik yavaş bir yürüyüşle. Ee sabah vakti dönüş vakti idi. Her güzel şey gibi bu kısa gezinin de bir sonu vardı.
Sabahtan fazlasıyla erkenden iskelede olduk, kahvaltı ve ardından arabayı teslime edip, Fatih abi'ye hoşçakal diyerek feribotla Ayvalık'a döndük. Gümrükte bizi bekleyen arabamıza yerleşip Ayvalık'ta çay tost ve alışveriş molası verdik. 30 Ağustoş için Ayvalık Belediye Bando'sunu dinledik eşlik ettik ve yavaş yavaş yol aldık. Mudanya'dan bindiğimiz feribottan sonra, bir de baktık ki Yenikapı'ya gelmişiz.
Ne güzeldi Ayvalık, Cunda, Midilli...

18 Ekim 2010 Pazartesi

Midilli(Lesvos) gezisinden kısa kısa...

Üzerinden zaman geçince hatıralar silikleşiyor. Daha fazla kaybolmadan yazıvereyim kısa kısa.
Zafer Bayramı en iyi nerede kutlanır diye düşünüp sonra Yunanistan cevabını verdik. Pek manidar oldu tabii, konunun anlam ve önemini düşününce.
Çok planlı bir gezi değildi, çıktık yola, baktık duruma, uyarsa gideriz dedik, baktık uyduruyoruz, e hadi ne duruyoruz 'gidek gari' deyip bindik feribota. Önce şunu söyleyeyim ki, feribot için rezervasyon vs. yapmanıza gerek yok. 2 tane şirket var Ayvalık'tan Midilli'ye giden, bunların ikisini de iskelenin tam karşısında bulabilirsiniz, görmemeniz imkansız. Ben bizimkini Cunda Lines'ten aldım, size de tavsiye ederim. Merak edenler için, bir kişi gidiş-dönüş bilet 20 euro. Vergi şu bu vs. yok(bazı sitelerde böyle şeylere rastlamıştım ama yok öyle bir şey). Neyse bu arada biz akşam 6 feribotu ile gidecek olduğumuzdan vakit var, 'e ne yapalım' dedik ve Cunda Adası'na geçtik. Orada klasik olacak ama iskelede yürüdük, hediyelik eşyalara baktık, pazara gittik (bilen bilir pazar görünce dalarım, meyvelerin hatrını sorarım) meyve ve kuruyemiş aldık, sonra da meyveleri yıkayıp afiyetle yedik. Cunda'nın vazgeçilmezi olarak Taş Kahve ya da nam-ı diğer Aynalı Kahve'ye gidip iki çay içtik, denizi havasını ciğerlerimize doldurarak, sudaki kımıl kımıl güneşi gülücüklerle selamlayarak. Sonrasında mideden gelen sinyallere kulak verip, burnumuza gelen güzel kokuları takip ettik. Çok zor olmadı papalina yiyebileceğimiz bir balıkçı seçmek. Papalina hamsi gibi ufak bir balık. Ayvalık'ta gördüm ve yedim sadece, oraya özgüdür. Ufak tefek ama pek lezzetlidir, kızartması yapılır, çerez niyetine yenilir. E artık karnımız tok, sırtımız pek olduğuna ve bizi bekleyen feribotun vakti de yaklaştığına göre, yola düşme vakti idi. Sonrasında Ayvalık'a dönüldü, pasaportlar hazırlandı (vize gerekli!), gümrük çıkışı yapıldı ve Üsküdar Beşiktaş motorları büyüklüğündeki feribotumuza binildi. Yaklaşık 45 dakika sonra Midilli iskelesinde indik saat 7'ye doğru. Cunda Lines'taki abinin dediği gibi, Midilli'de Fatih'i bulduk.
Dönüp baktığım şu geçen üç günü tekrar düşündüğümde, insanoğlunun o kadar da kötü bir yaratık olmadığına an oluyor insan. Halen o kadar iyi insanlar var ki ve o kadar yardımseverler ki. Ama şehir hayatı bizim tepkilerimizi değiştirmiş, açıklanamaz refleksler serpiştirmiş saf varlığımıza. Öküz altında buzağıyı arıyoruz gerçekten. Birisi karşılıksızca yardım ettiğinde 'neden' diye sormadan edemiyoruz. Halbuki bu insanın doğasında vardı, ama biz unutmuştuk. Öylesine unutmuşuz ki, ruhumuz kömürleşmişcesine karanlık olmuş fikirlerimiz. Ama ara ara karşılaştıkça böyle iyiye, hatırlıyor insan, anımsıyor bu güzellikleri. Hele bir de Midilli'nin dağlarının güzelliğine karışınca bu iyi hava, gülücüğün yüzde kapsadığı alan genişliyor, gözler parlaklaşıyor. Fatih abinin kartını özellikle koyuyorum arkadaşlar, giderseniz uğrayıp bir selam söyleyin. Feribottan çıkınca, tam karşıda göreceksiniz ofisini.
Biraz muhabbetten sonra, arabamız hazır, evraklar için gerekli son imzaları da attık, açtık GPS'imizi, düştük yolumuza. İstikamet neresi, Molivos. Gecenin karanlığında, tek şeritli, inanılmaz virajlı, kimi zaman denize sıfır giden, aydınlatması olmayan ve bilmediğiniz yollarda yeni kiraladığınız araba ile seyahat etmek çok keyifli(!), ama bizim gibi 'şoförlüğünüze güveniyorsanız şu yoldan da gidebilirsiniz' gibi sözlere itimat edip(ya da ne derseniz), şoförlüğünüz iyi olsa bile tali yollara girmeyin derim. O girdiğimiz yolda ancak traktör giderdi ki, zaten bizden başka hiçbir araca rastlamadık. Bazı noktalarda tırstık mı evet :) Neyse bu tali yol, bize takribi birbuçuk saate ve biraz nörona mal oldu. Saat 11 gibi Scala Scamnia'da planladığımız akşam yemeğini pas geçerek vardık Efthalou'ya. Bu arada eğer olur da, siz giderseniz, bu restoranda yemeği pas geçmeyin. Pek bir ağızlara layık deniz ürünleri yaparlarmış. Ha bir de Efthalou yerine bir iki km ötedeki Molivos'a gidin otel bulmak için. Orada o taş evlerde kalın derim, 4-5 yıldızlı otel merakınız yoksa. Biz Efthalou'da kalmayı planlamış olduğumuzdan buradaki otellerde şansımızı zorladık ve sonra gerçekten çok şık bir otelde 1 gecelik yer bulduk. Vee önce eşyaları odaya, sonra da kendimizi bara attık. İlk biradan sonra daha da parlıyordu gözlerim.
Bu yazıya Midilli'den kısa kısa demiştim ama uzun uzun oldu ve bitmedi de. Arkası yarın o zaman. Ama yarına yazacak başka şeyler vardı halbuki. Artık hangisi ne zamana yetişirse o zaman :)