9 Ekim 2017 Pazartesi

Son günler

Taşınmayı hiç sevmiyorum. İnsanların gözünde İstanbul-Kaş arası sürekli taşınıyorum gibi görünse de öyle değil o iş.

Taşınmak istemiyorum. Çocuk gibi hissediyorum kendimi. Yerde tepinip hayıııır demek istiyorum.
Bugün ilk defa hissettim yolculuğun yakın olduğunu, çöpleri atmaya çalışırken.Eve dönerken kafamı kaldırıp baktım etrafıma, merdivenlere, arka bahçeye, yine kümesten kaçmış gıtlayan tavuklara.Ben daha merdivenleri çıkamadan kosturan komik tavuklar. Seslerinden dolayı dertlendiğim ama ayrı poşette yeşilliklerini ayırdığım doğal geri dönüşüm ustalarım.

Çiçeklerime baktım, saksılara, begonvillere, balkona, kedilerime, yeni kediye. Kırçıllı hanım :) Onların suyuna. Süslü hanımım bu aralar hiç ayrılmıyor bahçeden balkondan. Her daim ayağımın dibinde. bebekken getirmişti anaları bunu ve Taş Kafa'yı. Her birinin ayrı hikayesi var. Hepsini yazmaya yetseydi keşke hayat.

Koli yapıyorum canım sıkıldıkça. Bunların hepsini taşıyınca taşınmış olacak mıyım ben?
Peki ya anılarım. Bu evde yaşadıklarım! Onları nasıl taşıyacağım? Hissini duygusunu da taşıyabilecek miyim? Ya kokusunu?
Yanlız seyehate çıkanlar bilir evin bir kokusu olduğunu demiş.

Haftasonunda fırtınası ve yağmuru başladı artık buraların. Toprak o kadar kuruymuş ki, o sel gibi yağmurdan sonra bir gün geçmedi, kurudu.
Salonun en güzel manzarası fırtına manzarasıdır. Gitmeden jübile yaptı sanırım. Daha vakit var gerçi ama. İçimden kopmalar başladı. Gerçekliğin farkına vardım.

Zeytin çekirdeklerini nereye atacağım ben? Kompost mu yapsam yoksa.

Nasıl bir şey bekliyor beni acaba?

12 Haziran 2017 Pazartesi

Alanya bisiklet turu - Gün 3 Alanya - Dim çayı ve Barajı

Bugün 19 Şubat'17 ve evet sabah daha çıkmadan Spa'da randevumuzu ayarladık ama bugünün böyle sağlam olacağını bilmiyorduk:D
Cahillik mutluluktur. Biz çok mutluyduk. Yolculuk Dim Çayı ve Dim Barajı'na.
Yine önce arnavut kaldırımı caddeden geçmemiz gerekiyordu ama bugün bir koşu organizasyonu varmış ve etrafta çoluk çocuk bir sürü koşucu vardı ve bizim geçeceğimiz yol kapatılmıştı. Kaldırımlardan bir öyle, bir böyle derken kapalı olan yolu aştık. Zaten çok fazla kalmayacaktık, soldan yukarı Dim çayı'na doğru çıkacaktık. Bugün kısa ve hafif bir tur planlamışdık. Ama biz bu planı yaparken yukardaki bize gülüyormuş göbeğini tuta tuta :D çay yoluna girdiğimiz anda yolunda kalitesi negatif anlamda değişti. Kamyonlar vs bayağı hareketli bir yol. Ara ara sağlam diklikler geliyor.
Bir ara bir tünelden geçtik, sarı sarı aydınlatmasıyla çok güzel görünüyordu. Pek bir fantastik oldu. Trafik çok olmadığından sarı ışıklarında fotolar çektik. Eğleniyorduk.

Devam ederken karşımıza çıkan Dim Barajı'nın heybetli görüntüsü beliriverdi, o güzel cazibesinin gölgesinde çeşitli fotolar çektik. Her han, her dönemeçte o kadar güzel görüntüler var ki, üsenmeden, durup, inip, pozisyon alıp fotoğraf çekiyorum.
Sonra manzaralı bir yerde bir çay molası verdik. Halen köprüye varamamıştık, çaydan karşıya geçebilmek için googlemap'te yarım görünen köprüyü bulmamız lazımdı. Köprünün varlığı ise tam bir muammaydı. Kimisi açıldı diyordu, kimisi daha inşaat devam ediyor diyordu. Biz köprüyü görene kadar gitmeye karar verdik. kapalıysa da aynı yoldan inerdik napalım :)
Derken muradımıza erdik ve köprüyü gördük. Hemen üstünde üç beş fotoğraf çektik.
Ama köprü bizim için başka sürprizler hazırlamış. Köprüden sonra üç km kadar toprak-çakıl karışımı bir yol vardı. Burayı henüz asfaltlamamışlar. Ama asfaltlamadan köprüyü açmışlar. ! Açılışı yapalım gerisi hallolur. ! Türkişi :)
Bu yoldan ara ara bisikletle, ara ara yürüyerek geçmeyi başardık. Sonra beklediğimiz yola bağlandık sonunda. O toprak, çakıl yoldan gelince bir anda burası kaymak gibi geldi. eşşeği kaybettirip buldurması gibi oldu. Artık acıkmıştık ve körüye tırmanırken gördüğümüz onca yerden burada da olmasını diliyorduk. İnişin gazıyla uçarken bir anda sol tarafımızda tabelasını gördüğümüz Star Piknik alanı'na ani bir dalış gerçekleştirdik. Ama ne bulduk. Alası ve en iyisi varmış hem de. Star Piknik Alanı. Hemen bisikletlerimizi bir yerlere dayadık. Oooh püfür püfür ortam.
Çardaklar mardaklar, minderler, çay, yemek her şey var. Ayakkabıları çıkarıp kendimi suyun sesine ve rüzgarın püfürtüsüne bıraktım. O ara bir de çay istedim tabii ki. Yemek işini İlhan'la Mazhar abi hallediyorlar. Yaklaşık yirmi dakika şahane dinlendikten sonra masaya bir geldim ki, amaniiii adamlarda ne varsa sipariş edilmiş.
Peynirler, zeytinler, gözlemeler o kadar lezzetli ki. Sonra bir de çoban kavurma geldi. O da dehşet. Ama diğerlerinden çok doyduğumdan ona pek yanaşamadım. Fakat abiler ne yapıyorlarsa hepsinin hakkını vererek yapıyorlar. O manzara, o tatlı meltem, o yorgunluk, o açlık, o dostluk. Hepsi iştah açıcı. Çok keyifle yedik yemeğimizi. Öyle çok tırmandık ki zaten, hakkettik kesinlikle.

Daha da fazla ağırlaşmadan yavaştan dönüşe doğru koyulalım dedik. E spa bizi bekler :D
Anacaddeye varınca yine kalabalıklaştı yol. Ama birbirimizi kaybetmeden geldik otele. Hemen bisikletleri çıkarıp, paketledik. Ki hamam ve masajdan sonra uğraşmayalım. İlhan'la, Mazhar'ın uçağı zaten bu gece. Spa'da yine kendimizden geçtik. Bir önceki seferinde unutulan yüz maskesi de yapıldı bu sefer. Yine akça pakça olduk. İlhan yemek yememiş olduğundan ona yemekte eşlik ettim yine Roberts Cafe'de. Bol sohbetle geçti yine. Sonra sallana sallana geldik ve odalarımıza döndük. Onların eşya vs toplamaları gerektiğinden, ertesi gün iş günü olduğundan, ve gece 5'te uçakları olduğundan vedalaştık.

Bir daha ki sefere görüşürdük o zaman :)

Ben sabah kalkıp güzelce kalhvaltımı yaptım, sonra da eşyalarımı ve bisiklet kutumu alıp taksiyle Alanya otogar, Akdeniz Seyahat'e. Antalya'dan da Batı Antalya ile Kaş'a. 8 saatin sonunda eve vardım. İstanbul'dan gelmekten daha zormuş Kaş'tan Alanya'ya gelmek.Bir tren olsaydı da gelseydik. Aaaah ah.

Bugünün rotası şöyleymiş;



Bugünün Relive kaydı da böyleymiş. Mutlaka seyredilmeli; https://www.relive.cc/view/872171300 





keçi protein bar yiyor :)

Dim çayı

Star Piknik alanı

11 Haziran 2017 Pazar

Alanya turu- Gün 2- Alanya-Gazipaşa, Doğal Havuzlar

Sabah uyandığımızda farkettik ki dünden biraz yorğunluk var. İyi tırmandıydık ne de olsa :)
E dün akşamın hastanede topladığım mahsullerini paylaşma vakti. Gece ben geldiğim herkes beşinci uykusundaydı haliyle.
Doğal Havuzlar
Dün arkadaşların önerdiği Doğal Havuzlar'a gitmeye karar verdik arkadaşlarlar. Gidiş gelis 110 km görünüyordu ama düne göre hem daha düz ve hem de diğer aksi yönde. Yani böylece Alanya'dan ileriyi de görmüş olacaktık. Rotanın nispeten düz olmasına güvenle saat 10'a doğru çıktık otelden. Rahvan tur bizim işimiz :D

Yolun ilk kısmı parke taşlı olduğundan biraz kıç ağrıtıyor ama biraz kaldırım biraz yol derken bitti o kısımlar ve asıl yola geçtik. Yol süper, kaymak gibi akıyor. O aktıkça biz akıyoruz. Maşşallah öne geçene de bir haler oluyor 30 altına düşmüyor :) derken mesanenin de katkılarıyla yol kenarında çay bahçesi gibi bir yerde durduk, çaylar içildi, jeller yutuldu (bugün İlhan jellerinden birini bana verdi ama o kadar tatlı ki yemekte zorlanıyorum), ihtiyaçlar görüldü ve bu güzel moladan sonra tekrar yola koyuldu.
Yolda ara ara duruyoruz fotoğraf çekmek için. O kadar güzel manzaralar varki. hava da şıkır şıkır :) Şanslı
yız sanırım.
Her taraf muz ağaçları dolu bu arada. Enteresandır ki muzların tepelerine torba geçirmişler.
Artık Gazipaşa'ya vardığımızda yanımızdan fırtına gibi bir bisikletçi geçti. Sonra fren yaparak bize katıldı. Halil Emre imiş kendileri. Türk Telekom takımında koç imiş. Anlamak için bacaklarına bakmak yetiyordu zaten :) Biz doğal havuzlara gitmek için Gazipaşa'nın içinden sağa dönünce ayrılmak zorunda kaldık :(
Mazhar - ben
Sonrasında ara yollardan ve biraz da toprak yoldan doğru devam edince doğal havuzlara vardık. Burası gerçekten doğal, mükemmel bir güzellik imiş. Hemen sahilde de bir balıkçı görünce daha da mutlu olduk. Önce içeri geçip balıklarımızı sipariş edip, biralarımızı aldık. Sonra da tabii ki fotoğraf çekme ve çektirme seramonisi başladı.
Yemek de yol kadar keyifliydi. O salata, balıklar, mezeler mmmm.
Yine gelmeli yine yemeli.
Mazhar - İlhan
Karnımızı doyurduktan sonra artık yavaş yavaş yola dökülme vakti dedik ve sularımızı doldurup, yavaş yavaş baladık. İlk kısım pek hız kaldırmazdı zaten, bizim karınlarımızın olduğu gibi.
Gazipaşa merkeze çıktıktan sonra geldiğimiz yoldan dönüşe başladık. Yol kısa gibi görünse de yine de 2,5 saat alıyor her şekilde.
Mazhar - İlhan
Ama sıkıntı yok. Güzel güzel geldik. Yine tabii ki o parke taşlı bölüm biraz can acıttı. Bir Cumartesi günü olmasından ötürü akşam üzeri oldukça kalabalıktı trafik. İki gündür pek trafik görmediğimizden biraz zorlandık açıkçası. Öyle böyle derken vardık otele.
Doğal havuzlar
Bisikletlerimizi odaya çıkarıp hızlıca duş ve hafif birşeyler yedik.
Akşam ise bu sefer beraber keyif yapacağız. Biraz yürüyüş yaptık ve sonra Roberts Cafe'ye girdik. Buranın çayı, kahvesi, şarabı, yemeği, tatlısı her şeyi güzel.  Epey oturduk burada. Ne muhabbetler ne muhabbetler. Bu esnada aslında birbirimizi ne kadar az tanıdığımızı farkettim ama buna rağmen çok güzel bir tur yapıyorduk beraber.
Sonra otele doğru geçtik, ama odaya çıkmaya pek bir niyeti yoktu kimsenin. Biz de bara geçtik ve viskiler ısmarlandı. Sonra nasıl da hararetlendi tartışma. Tabii arada yarının rotasına karar vermiştik.
Yavaş yavaş odalarımıza çekilirken bugünün muhasebesini yaptık tekrar.

Doğal Havuzlar
Çok güzel bir havada, çok keyifli bir sürüş yapıp harika bir yemek yemiştik.Daha ne olsundu :D Hayat bize güzeldi...

Bugünün Relive kaydı, kesinlikle seyredilmeli!
https://www.relive.cc/view/870806476

Bugünün rotası şöyleymiş :)


6 Haziran 2017 Salı

Bir yolculuktur hayat

demisti şair.

Dememisti yoksa,
Ben dedim o zaman
Yine bir gun, yine bir ucakta, yine bir bilinmeze

Hayat yine surukledi,
Bir o yana
Bir bu yana
Bir umut, bir mut, bir heyecan, bir tat

Bir ben vardim, bir sen yoktum, bir hic oldum, bir sen buldum.
Ben buydum.

Sevdim, sevildim, sandim, aktim, koptum, korktum, biraktim, kactim.
Yettim, yettin, yenilendim, yinelenmedim.

5 Haziran 2017 Pazartesi

Alanya'da bisiklet turumuz - Gün 1

Güzel şeyleri unutmamak lazm. Hafıza hiç de hayırlı bir dost değil çünkü.
Gariptir ki insanoğlunun belleği daha çok normal olmayan durumları hatırlamaya yatkın imiş. Bu aralar David Eagleman'in 'Beyin' kitabını okuyorum ve okudukça daha da şaşıyorum. Ama konumuz bu değil :) Belki onun için ayrıca bir yazı yazmak gerekir.

Konu; hatırda kaldığıyla Alanya Bisiklet Turu'muz. 17 Şubat 1. gün

İlhan benim lastikle eğlenirkene
Riviera Hotel
Amacımız ve isteğimiz Şubat'ta Alanya'da bisiklet turu yapmaktı ve çok güzel bir tur yaptık, üç kişi, üç gün olacak şekilde. Sayımız üç'te kaldı çünkü Şubat ayında Alanya'da bisiklet turu yapılabileceğini arkadaşlara bir türlü anlatamadık. E tabii İstanbul'da sürekli kar ve soğuk ile boğuştuklarından, memleketin başka bir yerinde havanın güzel olabileceğini düşünemediler ne yazık ki. Düşünebilenler ise ödülünü keyifle yaşadı.

Alanya turunun temeli bizim Ercan'la bir muhabbetimiz esnasında çıktı aslında. Ya Ercan sen bi tur yapsana güneyde, millet benden istyor ama ben o organizasyon vs ile uğraşamam demiştim. Sağolsun Ercan yine süper çalışıp bize dört günlük harika bir tur programı hazırlamıştı ama on kişiyi tutturamadığmızdan, o organize turu yapamadık. Hal öyle olunca biz de kendi butik turumuzu yaptık :D
Hava şıkır
terleme üşüme bir arada
Mazhar abi ilk günden beri çok heyecanla yapmak istiyordu. Zaten uçak biletini de almıştı. Sonrasında İlhan da aldı. Okan de gelecekti ama bir konferansı çıktığından olmadı. Kısmet değilmiş napalım. Şefik de geliyordu ama arada sattı fakat neden ve nasıl olduğunu hatırlamıyorum. 

Alanya'ya Kaş'tan varmak hiç de kolay değilmiş arada onu keşfettim. İlhan ve Mazhar abi uçakla geldiler ve saat gece 1 gibi buluşmuş olduk. Sabah kahvaltıda buluşuruz diyerek odalarımıza çekildik. Ben erken geldiğimden bisikletimi hazırlamıştım ama onlar bisikletleri sabahleyin kuracaklardı.

bakkal ve çocuklar
İlk gün rotasını İlhan, daha önce paylaşılan rotalardan Strava'da çizmişti. Onu takip ederek gittik. Alanya'da kaldığımız otelden çıktıktan sonra  Antalya yönüne doğru sürdük bisikletlerimizi. Önce yol çok tatlı ve düz gidiyordu ancak ne zamanki sağdan köylere doğru ayrıldık işte o zaman gerçek dünya ile karşılaştık. Bugün o kadar çok yülseldik ki artık hava epey soğudu, güneşe rağmen. 700-800 metreler civarında aşağı yukarı çık-in yaptık sürekli. İnanılmaz manzaralardan geçtik. Köyden birinde tam soluklanalım diye durmuştuk ki Mazhar abinin lastiğinin patlak olduğunu keşfettik. Ancaak yanımızdaki tek pompa bozuk çıktı ve lastiği şişirmedi. İlhan ve mazhar abi epey uğraştı olmadı. Köyün bütün çocukları etrafımızda toplanmıştı. Biz de ilk başta bakkaldan abur cubur almış takılıyorduk ama pompa çalışmayınca zurna zırt dedi.
Çocuklar merakta :D

Ayten usta iş başında
İşte orada ben devreye girdim :D Pompanın hassas ayarını bulup yaklaşık 20 dk boyunca yavaş yavaş uğraştım lastiği şişirebilmek için. Ara ara denedik ama olacak gibi görünmüyordu. Bizimkiler araç ayarlama derdine düştüler ama olayın imkansızlığı karşışında umutsuzluğa kapılırken onlar, ben yılmamış uğraşıyordum ve gerçekten o pompa ile o lastiği şişirmeyi başardım. Sonra da artık çok geç kalmış olduğumuzdan tekrar düştük yola, daha yolun yarısı bizi bekler. Arada çok güzel manzaraları bir yerde çay molası verdik. Oradaki teyzenin kızı da bisikletçiymiş ama bayağı yarışlara falan katılıyormuş. Çok mutlu olduk ve yola devam ettik. Bundan sonrası artık inişti hem de ne iniş, süper keyifli bir yoldu. Vee tabi tam biz artık tekrar Antalya yoluna çıktık mazhar abinin teker artık cörtledi. Ve ne yazıkki son on km'yi taksi ile geldi. Olsun buna da şükür hiç değilse medeniyete kadar 50 km kadar dayandı lastik.

Yolun son 10 km'sini İlhan'la beraber geldik. O gün sabahtan oteldeki spa'yı keşfetmiş ve akşam için kese köpük ve masajımızı ayarlamıştık. Otele daha girerken Mazhar abiyle karşılaştık ve hızlıca birşeyler atıştırıp kendimizi spa'nın sıcağına bıraktık.
Canıms :) Gülen yüz
Bundan sonrası çok net değil. Akşam bir kahve içtik, sonra da ben başkent hastanesine gittim arkadaşımı ziyaret etmeye. Bizimkiler yatacaklarını söyleyince ben de alemlere akayım dedim :D
Hastanede benim tatlı dr arkadaşım Toros ve diğer arkadaşları ile beraber kendimize çok güzel rotalar çizdik. Sonrasında sabah ola hayrola deyip ben de otele gelip güzel bir uyku çektim.

O günkü rotamızı Relive kaydını seyretmenizi şiddetle öneririm. Geçtiğimiz yolları çok güzel gösteriyor. 1 dk lık bir klip.

https://www.relive.cc/view/869575432

O gün toplam 92.5 km yapmış 1428metre tırmanmışız. Dile kolay :D


1 Haziran 2017 Perşembe

Gito'dan kalanlar


Üzerinden çokça zamanın geçtiği, yazmaya fırsatımın olmadığı güzel zamanların hatırına yazılar...

Bu bloğumun asıl ortaya çıkış sebebi gezilerdi, özellikle aktarmak istediğimse, tek başıma ülkeler ve şehirler arasında mekik dokurken yaşadıklarım, tecrübelerim, diğer gezginlerin de işine yarayabilecek ve aynı zamanda bana o güzel günleri hatırlatacak notlardı.

Yılın yarısına doğru geliyoruz, yine hızlı geçen zamanın karşısında araya serpiştirilen gezilerle düşük vitese almaya çalışıyordum hayatı, onun koşma derdine inat. Yine bu çabayla Ocak ayında çıkmıştım Gito'ya, iki yıl önce de yaptığım gibi.
O zaman daha şanslıydık gerçi. Hava açısından özellikle tabii. Yoksa yine Gito, yine Serhan abi, yine dostluk, yine muhabbet doluydu. Hava fırtınalıydı çıktığımız gün, sonrasında da değişmediydi. Ancak çıkışta ciğerlerimde hissettiğim acı çokça canımı yakmıştı. İstanbul'da geçirdiğim üç günde ya bir virüs almıştım ya da ciğerlerimi fena üşütmüştüm ki yürüyüş esnasında her nefes alışımda ciğerlerimde inanılmaz bir acı hissediyordum.
Gito'ya çıkarken amacımız önce Meydan Köy'e kadar arabayla gidip oradan yürüyüşe başlamak idi.
Ancak çokça denememize rağmen yoldaki buzlanmadan dolayı oraya kadar bile çıkamadık. Çok kar vardı. Zaten önceki gün iki arkadaş zor geldiydi İstanbul'da yağan şiddetli kardan ötürü.

Biz de baktık olacak gibi değil, indik minibüsten, sırtlandık yüklerimizi ve çıkmaya başladık. Zaten ağır olan çantama bir büyük rakı ve iki de ekmek ekleyince daha da güzel oldu. Ciğerler yana yana çıktım. Belli bir yere kadar iz vardı ama bir noktadan sonra iz açmak da gerekti. O vakte kadar çenesi durmayan hatun kişi ise mevzu iz açmaya gelince bir arkadan arkadan geliverdi niyeyse!
Acı patlıcanı kırağı çalmaz deyip devam ettim ve klasik olduğu üzere eve ilk vardım. Ama vardığımda ciğerlerim artık kavruluyordu acıdan. O akşam ben öksürdüğümde herkes susuyordu.
Çıkan ses korkutucuydu. Sobanın yanındaki yerimi aldım tabii :) Sağolsun Arzum'da Tiger Balm varmış ondan verdi. Göğsüme sürüp, ekstra da sarıp sobanın yanında yatınca iki güne toparladı öksürüğüm. Artık insan gibi öksürebiliyorum. Sonraki gün zirveye çıkmak için içim gitmesine rağmen fırtınada pek yapamadım. Ancak üçyüz metre kadar yükselmiştim ki, göğsümün acısına geri döndüm ve sobanın yanındaki yerime geri kıvrıldım.Ertesi gün daha iyiydim, biraz oynayabildim karlar üzerinde :) Akşamları oynadığımız oyunlar, ettiğimiz muhabbetler... Ne de çok gülmüş eğlenmiştik.
Sonraki gün ise artık dönüş telaşı almıştı herkesi ve tek tek iptal olan İstanbul uçuşlarının bilgisi sıcak gelişme olarak paylaşılıyordu. Tek telaşsız olan bendim sanırım. Ertesi gün hava sonunda açtı :) Uğurlama güzelliği yaptı bize. Çamur içinde vardık Meydan Köy'e Uçuşlar o akşam olduğundan, hemen yola koyulduk. Benim uçağın da iptal olduğunu biliyordum ama havaalanına gidince bakarım diye çok telaş yapmamıştım. Netekim de öyle oldu. Alana vardığımda uçağımın iptal olduğu, başka uçak olmadığını en erken ertesi sabah uçağıyla gidebileceğimi söylediler, otelimi ayarlayıp trasnferimi yaptılar. Ohh miss gibi sıcak bir duş aldım ve güzel güzel yattım. Ertesi gün de kahvaltı sonrası transfer aracı geldi ve alana götürdü. uçuş hiç sorunsuz gerçekleşti. yani herşey yolundaydı. Bir geceliğine Trabzon'da misafir etmiş oldu Pegasus beni :D

Bir Gito kış macerası da böyle son buldu...
Burada teşekkürler Buklacanlar olan Okan ve Arzu'ya gidiyor tabii ki.

28 Mayıs 2017 Pazar

Ölümün soğuk yüzü

Bisiklet grubumuzdan çok sevdiğim bir arkadaşım dün, bisiklet sürerken kalp krizi geçirerek vefat etti. İlk duyduğumda karnıma bir şey oturdu sanki, sertçe. Yutkunmak, nefes almak zorlaştı.
Beynim çok hızlı bir şekilde, en son beraber bisiklet sürdüğümüz günkü muhabbetleri hatırladı. Daha bir ay olmadıydı. Başka yere yerleşme planları, olurları olmazları, istenenleri kaçınanları. Yol boyu sohbet etmiş, ara ara çok güzel fotoğraflar çekmiştik. Hatta son on km'de kopup uzamasına çokça serzenişte bulunmuştum. 
Şimdi ise başka türlü koptu, kopardı kendini bizden. O güzel yüzünden, o keyifli sohbetlerinden…
Kızının ve eşinin acısı ise tarife sığamaz ölçüde. Midende yumruk savaşı yaptırıyor. 
Dün var bugün yok olmak. Hayatın anlamsızlığına dair bir anlayış, bir anlatış daha. 

Huzur içinde uyu arkadaşım, mutluluk içinde yat. Hoşçakal sevgili Bülent. 

15 Nisan 2017 Cumartesi

Gecen gelen gelecek olan

Bunlar sadece kendime dair notlar;
Aradan neler gecti
Ocak'ta Gito
Subat'ta Alanya
Mart'ta Nepal

Gelenler
Nisan'da Marsilya
Mayis kimbilir?- Bir İzmir ziyareti
Haziran? Hayat surprizlerle dolu- Atina ve sonrasında Düsseldorf

27 Mart 2017 Pazartesi

dilek

Tapınakta dilek dilememek lazımmış, hepsi gerçek oluyo lan!
Başka ne dilemiştim onu hatırlamıyorum :D

26 Mart 2017 Pazar

Kara

Dünyanın bütün renklerini değil
Karayı getirin bana
Ne varsa ve ne yoksa kara bugün
Mavi soldu, sarı uçtu, beyaz kirlendi
Gün dün oldu,
Dün yok oldu

19 Mart 2017 Pazar

Guven

Güven, mutluluğun temelidir.
Güven aşkın ve her türlü aşkın, yani cesaretin, yani kavganın temelidir.

Cemal Süreya

12 Mart 2017 Pazar

Kedi insan

Kediyi merak oldururmus, insani kahır.

1 Mart 2017 Çarşamba

1 Mart

Bugun babamın doğum günü. Ağlamayı öğrenme günü. Ölüm gününü hiç anmasaydık da,hiç olmamış olsaydı o gün, acaba ben bugün nasıl olurdum.

Gözümden akan yaşlar eksik olurdu belki,
Güvensizliklerim, eksik olurdu belki
Terkedilmiş terklerim olmazdı belki
Belki sevebilip sevilebilirdim, sahici aldatmasız, öz, saf, tam,

Ama değil,
Hep bi temkinli olma durumu!
Ben hep özgürlüğün peşinde koştukça, temkinlikler beni kovaladı. Hiç bir zaman koşmayı da sevmedim ben. Okumadığım yerden çıktı gözyaşlarım.


27 Şubat 2017 Pazartesi

Malaga, La Herradura dalışı


Üzerinden yılı devirdik ama olsun, kayıtlara geçsin Malaga dalışlarım. 
İş için gittiğim Madrid'ten trenle Malaga'ya geçtim dalış yapmak uğruna ve tam ekipmanım da yanımda elbetteki. Gitmeden epey okudum ettim, yazıştım vs.
Amacım ise Cebelitarık Boğazı'(Gibraltar)nda akıntı dalışı yapmak.  Ama tabii Aralık ayında olmadı olası şey oldu ve hava patladı. Fırtına, hortum sebebiyle Cebelitarık'ta dalış yapamadım. Ama daha içerde yer alan La Herradura bölgesinde yapabildim. 5 gün içinde tek bir gün güneş çıktı ve ben de o güne organizasyonumu yapmıştım neyseki. Geldiğim günün ertesi motor kiralamıştım ki gezerim fıtı fıtı diye ama o sel yağmurda çok olamadı ne yazıkki. Konuştuğum dalış okulu Fuengirola'da idi. Motorla yağmurda oraya gittim döndüm ama eziyetten başka bişi olmadı çünkü siesta olayını unutmuşum. Kapı duvardı. 
Ertesi gün karakolun önünden beni de aldılar ve yola çıktık. 1,5 saat sonra gibi vardık La Herradura'ya. 
Hazırlık briefing derken girdik suya. Su soğuk, 16 derece. Titretti accık. Ama calılık inanılmaz. Ne bekleyeceğim konusunda bir fikrim yoktu ama çeşit çeşit anemonlar, kızıl mercanlar, iri iri tavşanlar, oyuncu ahtapotlar çok ama çok keyifliydi. İki dalış yaptık birisi sol duvara diğeri sağ duvara olacak şekilde. İkisi de benzer profilde idi. Koydan bir iki metre bile açığa çıktığımızdaki hissettiğim akıntı boğazdaki akıntı konusunda çok küçük bir fikir verdi!

Dalış yaptığım okul AbySub idi. Ve dalış öncesinde, sırasında ve sonrasında doğru karar verdiğimi anladım. Araçta dalış noktasındaki olanaklar konusunda bilgilendirme yaptı, dalış önce malzeme kontrolunu yaptı, tüp hava ve malzeme kalitesi iyiydi. Üç tane briefing verdi. Dalışa giriş, çıkış, acil durum çıkış ve güvenlik briefingi. İçerik çok iyi ve doğruydu. 
Dalış esnasındaki iletişim, grubu kontrol iyiydi. Bu arada iki dalış için tüp ve ağırlık dahil toplam 50 euro verdim. Transfer de dahil. 

İlk dalışa girmeden önce güneş vardı ısındık güzel güzel, ama daha sonra bulutlandı hava ve soğudu ama yapacak birşey yok. 

Çıktıktan sonra çok oyalanmadan üst baş değiş, malzemeleri topla ve minibüse bin yaptık hemen daha fazla üşümeyelim diye. 
Yola çıktık, sakin güzel geldik. Bir daha sefere boğazda dalalım diyerek ayrıldık. Buraya tekrar geleceğime eminim :)
Ve foto paylaşımı için mail adreslerimizi aldık. Ve herkes gerçekten tüm fotoları gönderdi. 
Dört İsveçli, bir Türk, bir İspanyol olarak güzel anlaştık, güvenli dalışlar yaptık. 
Darısı hepimizin başına. Daha sıcak havada😂