italya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
italya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2010 Cuma

Ikinci Sicilya cikarmasi - ucuncu bolum - Taormina

Taormina’ya varigimda saat aksam yediyi gecmisti. Daha onceden Gianni House diye bir yerin telefonunu not etmistim, telefon acip sordum yerleri varmiymis diye. Varmis. E guzel oraya nasil gelebilirim diye sordugumda ise tren istasyonunun onunden otobuse binerek cok rahat gidebilecegimi ogrendim. Otobusun adini bir turlu anlayamamistim ve su anda yine hatirlayamiyorum. Neyse bekle bekle otobus gelmez, sonra gelen bir otobuse sordum ki yanlis yonde bekliyormusum. Haydee deyip karsiya gecip orada beklemeye basladim ama yine gelen giden yok. En sonunda abi(Gianni) ile bir kac telefon gorusmesi daha yaptik bu arada hava karardi ve en sonunda Gianni gelip beni aldi duraktan. Hatta motorsikletle gelecegini soylemisti ama arabayla geldi. E bu arada karsi bardan cikan zurna olmus bir kirmizi surat amca da gidecegim yere birakma konusunda pek bir centilmendi (!) Neyse sonra sevgili Gianni geldi, siyirdik. Aksam trafigi baslamis Giardini Naxos’ta, deli bir trafik vardi. Yine de kisa surede vardik gerci. Iceri daha adimimi atar atmaz bana badem sarabi ikram ettiler, hafif tatli, yogun, alkol orani yuksek bir sarapti. Pek benlik birsey degildi ama bunun araciligiyla badem uretiminin yorede onemli bir sey oldugunu ogrendim. Yol kenarinda badem agacina rastladigimda da sasirmadim. Badem agaci oldugunu nasil anladim derseniz, ciceklerinin kokusundan.

Resepsiyonda calisan cocuk Miamili bir cocuktu. Italyanca ogrenmek icin gelmis burada ve bir hafta once orada calismaya baslamis, bir de ayni sekilde bir Irlandali cocuk vardi bununla shiftli calisan, yine ayni amacla gelmis. Gianni cok tatli ve sabirli bir adam o cocuklarla da ayri ayri ugrasiyor.

O gunu makarna sarap gunu ilan etmis Gianni. Kendi elleriyle sahane soslu makarna pisirip, yanina da guzel cenap yerli bir sarap ikram ediyordu. Terastaki parti bitmis ama ben cantami birakip bir dondum ki elindeki tepsiyi bana uzatti. Bir tabak sahane domates soslu makarna ve cok guzel bir Sicilya kirmizi sarabi. Terastaki diger oturanlarla tanisip, aksam yemegimi yedim. Saat zaten gec olmustu, ertesi gunun programini yaparken uyuya kaldim.

Ertesi sabah erkenden terasta Etna manzarasi altinda kahvaltimi yaptiktan sonra, otobuse atlayip Taormina’ya gittim. Taormina bir kayanin tepesinde bir yermis. Otobus tirmandi da tirmandi. Cok sirin ufak bir kasabacik burasi, fakat Yunan tiyatrosu ve manzarasi muthisti. Sokaklarda yurudum oturdum, gezdim, yedim ictim cok guzeldi. Sonra Castelmola’ya yurumeye(!) karar verdim. Taormina icin zaten epeyi bir tirmanmistik, Castelmola icin daha da cok tirmanmak gerekiyor. Bir trafik polisine nereden yuruyebilecegimi sordum. Bir merdiven oldugundan bashsetti ama 4 km uzunlugunda birsey emin misin dedi. E ne olacak canim cikarim dedim. Neyse buldum merdivenleri ve basladim, cik cik cik cik cikiyorum. Bu arada ben yukseldikce manzara, degisen muhtesem goruntuler sunuyor. En sonunda asagidan gordugum yere eristim ama orasi Castelmola degilmis, halen oklar yukari gosteriyor, tirman tirman. O gordugum sey asagida kucucuk kaldi. En sonunda yaklasik 1,5 saat tirmandiktan sonra Castelmola’ya vardim. Burasi daha bir sirin, haliyle yuksekliginden oturu de daha sakin. Sahin yuvasi gibi bir yer. O kadar yukselmisim ki, sol ve sagimdaki tum koylari kus bakisi gorebiliyordum. Burada dolastiktan sonra asagida solda gordugum koya dogru inise gectim. Oradan Isola Bella (guzel ada)ya yurudum, biraz ayakkabilarimi cikarip ayaklarimi suya soktum, sahilde az biraz dinlendim, sonra buradan otele kadar yurudum. Yaklasik bir uc saat surdu. Yolda enteresan bir manzara(!) gordum, ama onu burada yazamayacagim. Aksam yemeği için disarda balik vs yemeyi dusunuyordum ama varisim gec vakte kalinca bundan vazgectim. O gun marketten cesitli peynirler ve ekmek, meyve vs almistim. Bunlardan kendime sahane bir sandvic yaptim, yanina da Gianni’den bir kadah sarap istedim. Super bir syrah acti. Bu yemekten sonra da mayisip direkt uyudum zaten. Aslinda buraya geldigimde bir gece kalmayi ve ertesi gun adanin kuzeyinde yer alan diger volkanik adaciklara gitmeyi dusunuyordum. Ama omrum yolda gececek ve birsey gorecek vakit kalmayacak diye bundan vazgectim ve o geceyi de giardini naxos’ta gecirip ertesi gun Siracusa’ya gitmeye karar verdim, bu dusuncelerle uyuya kaldim.

Ertesi gun arkasi yarin.

29 Nisan 2010 Perşembe

Ikinci Sicilya cikarmasi - ikinci bolum - Etna

Aksam vakti Vittorio Emmanuela yolundan yuruyerek kolayca buldum kalacagim yeri burada sadece bir gecelik rezervasyon yaptiydim. Daha sonrasinda nereye gitmek, ne yapmak isterim vs hicbir seyim belli olmadigi icin baska bir rezervasyonum falan yok, ruzgar nerden eserse seklinde geziyorum. Ama aklimda yapmak ve gormek istedigim bir dizi sey var tabii ki. Bunlardan en onemlisi de Etna yanardagini gormek. Kalacagim yere varir varmaz resepsiyondaki cocugu, Etna’ya nasil giderim, tepeye cikabilir miyim, yuruyerek cikmak mumkun mu, zirve yapan gruplar vs var mi gibi sorularla baydim. Zaten Gino(soforumuz)’de istasyondan gecerken Etna’ya giden otobuslerin kalktigi yeri gostermisti, dolayisiyla az cok biliyorum. Ama olsun daha fazla bilgiden zarar gelmez.

Oraya 1 Nisan'da gittim ve sonra ogrendim ki sezon sebebiyle(Nisan ayi dusuk sezon oluyo, Temmuz yuksek sezon) sabahtan sadece bir tane otobus varmis Etna’ya giden ve saat 8.15’te kalkarmis, tren istasyonunun onundeki otobus terminalinden ve oraya yuruyerek kolayca gidebilirmisim, en fazla yarim saat surermis (20dk surdu gercekten). Bu bilgiler isiginda sabah erkenden kalkip, cantami sirtlanip, terminalin yolunu tuttum. Otobusu buldum ve tabiiki ceyrek gece degil, 20-25 gece gibi kalkti (burasi Sicilya hayat daha da yavasJ)tam hatirlamiyorum ama 5-7 euro gibi bir para verdim bilet icin ve bu gidis donus bilet oluyormus. Haliyle Etna’da yasayamayacagimiza gore donmek de lazim.

Bu arada gunlerden Cuma, gelen Pazar gunu ise paskalya oluyor. Otobusle yaklasik 1 saat yolculukla Nicolosi’ye ulastik, orada 15 dk mola verdik, otobusun duragi imis orasi. Indik. Cevre civarda biraz yurudum, daha sonra yakinlardaki bir bara girip cafe machiato iceyim dedim. Barin arkasindaki abi haziladigi machiato’nun uzerine cikolatayla papatya resmi yapmis. O kucucuk kahve fincaninin uzerine, cikolata sosuyla o kadar bidik bir cicek resmi yapmak hakketten bir yetenek, tabii ki gorunce cok mutlu oldum. Bir anda yuzumde guller acti “grazie mille” diyerek cok tesekkur ettim. Kahvemi icip, otobuste yerimi aldim. 5dk falan sonra Etna’daki Rifugio Sapienza’ya dogru yolumuzu aldik. Bir yarim saat, kirk dakka daha surdu yol. Zaten tum yol boyunca Etna tum hasmetiyle dikiliyor karsiniza her yerde. Gormemek, hayran olmamak, sasmamak elde degil. Cok yakisikli bir dag (bunu bir de Turkiye’deki Hasan dagi icin dusunuyorum, cok yakisikli bir dag). En sonunda Rifugio Sapienza ve onundeki meydana vardik. Hepimiz indik, soforumuz aksam dort bucukta donus oldugunu hatirlatti ve gazladi.

Hemen o meydanda excursion center var, buradaki abiler zirveye cikis yapiyorlar. Zaten rehbersiz cikisa hem izin verilmiyor, hem de kendi guvenliginiz icin kalkismayiniz diyorlar. Hem de kis vakti, hic kalkismayin! Bana o kadr zor gorunmedi, gorundugunden farkliymis. Sanki kolaymis gibi gorunuyor hersey. Donuste yolumu kaybedip, sonra gerisin geri cikip tekrar patikayi takip etmeye basladigimda onayladim bunu. Gruppo Guido Alpino’daki abiler tek kisi oldugumdan cikis yapmayacaklarini soylediler, biraz bekledik 2 kisi daha geldiler, iki Hollandali. Ama uc sayisi da yeterli olmadi cikis icin (bu arada 6 saatlik yuruyus ve rehberlik bedeli 60 euro, cable car vs hepsi dahil) Neticede zirveye cikma hayalleri suya dustu, tek yapabilir miyim dedim, 2900’den sonra kar buz kapli oldugundan riskli dediler, nerede hangi baca oldugunu da bilmediginden, cok riskli, deneme dediler. Zaten rehbersiz cikmamalisin diye de eklediler. Eger yapiyor olsaydik once cable car ile bir noktaya, cikacaktik, sonra oradan unimoglarla 2900’e cikacaktik, sonra oradan da zirve tirmanisi yapacaktik 3200 kusurlere. Kabullenmem biraz zor oldu oraya gidip de zirve yapamiyor olmayi ama elden gelen birsey yok napalim.

Sonra gidip, cable car, unimog ve 2900m noktasinda rehberle kucuk gezi programindan satin aldim (50euro) sonra da 2900 e kadar cikip, sevgili rehberimizin esliginde cesitli bacalar etrafinda yuruyus yaptik. Bize uc dilde anlatti adam, neymis ne degilmis diye. Asagidaki gunesin ve sicagin aksine tepede deli bir ruzgar esiyor ve coook soguktu(mont vs kiralaniyor yukarda 2€'ya). 2900m’de kayak liftleri calisiyordu ve kayak ve snowboard yapan insanlar vardi. Daha once bunlari okumus oldugum icin o kadar sasirmadim ama yine de bir yanardagin uzerinde kayak yapiyor olmak fikri cok cekici geldi. Fakat ben kayak yapmak yerine, zirve noktalarini uzaktan gordukten sonra, inisi unimogla degil kendim yuruyerek yapmaya karar verdim ve bunu da hangi akla hizmetse acilmis patikanin uzun oldugunu dusunerek, aslinda soyle gitsem direk o telefereik noktasina ulasirim diye dusunup bir noktadan basladim. Sonra indim inidim yurudum yurudum, bir turlu o tepeyi asacak bir nokta bulamadim, hatta bir yerde kayak liftinin diregini gordum, ama o direge kadar tirmanmak cok zor geldi. Aslinda yariya kadar tirmandim ama sonra baktim bulutlanma basliyor, ben iyisimi isi riske atmayayim diyerek gerisin geri patikaya ciktim. Tabii yaptigim bu hata bana iki saate mal oldu. Anlamsizca risk aldim. Ama nedir, yanlisimi kabul edip geri dondum. Bu da bir erdemdir canim. Ayrica bakin burada itiraf ediyorum :)

Neysem en sonunda patikadan takip ederek, cable car noktasina ulastim, sonra oradan baktigimda gordugum direk ayni direkti. Yani aslinda o tepeyi assam asagida liftleri vs'yi gorecekmisim(kismet:P)

Baktim saat geciyor asagi indim, asagida da cesitli bacalar ve gorulecek oyuklar vsler var. Ayrica aciktim. Inip R. Sapienza'da fistikli makarna, salata ve nero davola esliginde guzel bir yemek yedim. E depo dolunca diger bacalari ziyarete ciktim. Silvestri bacasini ve yakinlardaki volkanik cukurlari gezdim, sonra otobuse binip Catania yoluna dustum. Ne yazikki Taormina’ya cok yakin olmama ragmen, oraya giden herhangi bir tasit vs olmadigindan gidemedim, Catania’a donmem gerekti. Catania’ya ulastigimda ise Taormina’ya tren bileti alip 7kusur euroya, hemen sonraki Taormina trenine bindim.

Arkasi yarin, Taormina maceralari bir baska.

28 Nisan 2010 Çarşamba

Ikinci Sicilya cikarmasi - birinci bolum

Mart ayinda yapmis oldugum Sicilya gezisinin uzerinden epeyi vakit gecti. Artik hayalimdeki resimler siliklesmeye basladi. Detaylari unutmadan yazayim o zaman.


Ilk yazmak istedigim;

Daha onceki Sicilya yazimda da soylemistim, bu Sicilyali insanlar bir baskalar, sicaklar samimiler, yardim severler, eglenceliler, pozitifler. Yine enteresan maceralarim oldu ozellikle otobus soforleriyle.

- Nereleri gezdim, Etna yanardagi, Catania, Giardini Naxos, Taormina, Castelmola, Messina(bu yanlislikla oldu, yanlis trene binince Siracusa yerine Messina’ya gittimJ, olur boyle seyler )

- Neler yedim; balik, balik balik, deniz urunleri vee Sicilyanin unlu tatlisi canoli tabii ki.

- Ne ictim; nero davola, etna rosso

- Neler yaptim, yurudum yurudum yurudum yurudum. Nerdeyse adayi yuruyerek arsinlayacaktim.

Sicilya’ya ilk gidisimde de enteresan bir otobus yolculugu yapmistim Mozia-Birgi de, otobus soforu Birgi’de gorecek birsey olmadigini otobusle gezdirerek gostermisti, halbuki gorduklerimin hepsi gorulmeye degerdi bence .

Bu sefer de aksam saat dokuz bucuk gibi indi ucak Catania'ya, ciktim disarda sehre giden bir otobus aradim, kosede bucakta bir otobus buldum. Baktim onunde de soforu duruyor, en azindan soru soracak bir adam diye dusunerekten atladim adamin onune. Tabi artik Italyanca cumle de kurabiliyorum ya, elimde de kalacagim yerin adresi ve google map'ten basilmis kagitlarim ile sordum abiye, bu otobus buraya gider mi, nasil giderim vs vs. Abi bana “si, si, aspetta aspetta (bekle bekle)” deyip, sonra bana otobuse binmemi soyleyip calistirdi otobusu ve hep beraber yolculuga basladik.
Yola ciktiktan sonra ogrendim ki, otobus tam o sokaga gitmezmis ama yakin bir yerden gecermis, bir miktar yururmusum veya baska otobuse binermisim oraya gitmek icin. E guzel 15 dk yurumek nedir ki benim icin. Bu arada otobuste bilet alindigini dusunuyordum, abiye sordum bilet alabilir miyim diye. Tabi tabi ama 2 bin euro dedi (!) ben hink diye kalakaldim tabii. Sakaymis. Netekim biletsiz yolculuk yaptim. Bu arada kahramanimizin adi Gino, yolda ogrendik (neredeyse tum seceremizi). Yol boyunca, benim kafasi gozu kirik Italyancamla epey bir muhabbet ettik Gino’yla. Kimsin, nesin, nerdensin, ne yaparsin, ogrenci misin (sorular ayni!), vs vs. Bu arada yolumuz aslinda 15 dk ama, amca binen inen herkesle ayri ayri muhabbet ettigi icin biraz uzuyor tabii.

Neyse sonra bir harita cikardi, eger zamanim varsa bana sehri gosterebilirmis, bu otobusler, ring yaparak butun sehrin etrafinda dolasiyormus ve aynen gerisin geri havaalanina donuyormus. Ben de keyifle kabul ettim, oooo ne ala aksam isiklari ile Katanya’yi gormus oldum. Haritadan bana tek tek Catania’da neler gorulur vs cadde sokak onemli butun yerleri, canlilarini da isaret ederek gosterdi. Bu arada otobuse binen inen herkese de laf atmayi ihmal etmedi. En sonunda haritayi bana verdi. Daha sonra bir caddenin ortasinda kaldirima cikarak(!) saga cekti, dortluleri yakti, gitti bir pastaneye kurabiye aldi, kapida milletle konustu, otobusteki kiza, yolculugunun nereye oldugunu, ucaginin kacta oldugunu sordu, merak etme gideriz dedi. Kapida milletle beraber kurabiye yedi. Sonra anladim ki burada benim icin otobus bekliyoruz, 5dk sonra bakti otobus gelmeyecek bana yolu gosterdi, kurabiye ikram etti (bir tane alinca olmuyor, bir avuc doldurdu elime) ve ben indim o da yoluna devam etti yolculariyla. Ben de elimde haritalarim, kurabiyelerim, sirtimda cantam ile basladim yurumeye.

Iste boyle basladi ikinci Sicilya cikartmam.

1 Şubat 2010 Pazartesi

Italya'da kayak

Su siralar arkadaslarla beraber Italya'da kayak keyfinin tadina bakiyoruz. Bu arada tek yeni tad kayak degil, arada icilen degisik icecekler de ayri bir yazi konusu, hele "bombardino" bambaska bir sey.
Dun bir onceki gunun yorgunlugu kendimi cok zayif hissediyordum ve arkadas bana bir bombardino icmemi onerdi, onermekle de kalmayip, aldi getirdi. Ufak kahve fincaninda, uzerinde krema olan, goruntusu sutlu kahveye benzeyen, icinde tek anladigim tad olarak rum tadi olan, kokusu hos, icimi sert, tadi buruk pek guzel bir seydi netekim. Sagdaki fotograf bombardino sonrasini gosteriyor. Oncesini bosverin :)

Oncelikle bu adamlarin, neden kis sporlari konusunda neden bu kadar basarili olduklarini anlamak icin burada bir kis ayi gecirmek yeterli oluyormus. Her seyden once sayisiz kayak merkezi var, Aosta'li olan arkadas okula kayakla gittiginden bahsediyor (!) E artik daha geriye soyleyecek soz kalmiyor zaten. Dun de yine kayaktan donerken anlatiyor, L'aquila'da bir universite varmis, ama universitenin asil tercih edilmesi cevresindeki kayak olanaklari sebebiyleymis daha cok. Sabahtan ders ogleden sonra kayak, oh ne ala memleket :)

Daglarda durumla ilgili bilgi almak icin kullandigim bir site var Skiinfo diye. Zaten onda Italya'yi tiklayinca gelen sonucun sayfalarca oldugunu gormek bile anlamaya yetiyor (boough demek istiyorum, biz de niye yok, dagimiz tasimiz da bol halbuse).
Neyse efendim uctur Abruzzo bolgesinin nadide kayak merkezi Campo Felice'de sekiyoruz, kayak yapiyoruz, yapamazsak yuvarlanarak suruklenerek vs bir sekilde iniyoruz asagi. Bilenler bilir dusmek konusunda ustayimdir :P Buranin ulasimi sadece 1.5 saat suruyor.
Dun cok keyifliydi, gun boyunca kar yagdi hic durmadan. Zaten hafta ici o kadar cok yagmiski, butun yollar kilometrelerce oteden kar kapli idi. Yanlis anlamayin yollar degil yol kenarlari. Yoksa yol hizmetleri super calisiyorlar, araliksiz kureme ve tuzlama devam etti gun boyu.
Bir iki resimle senlendirelim bu mevzuyu :)

Bu arada ilk gidisimizde donus yolunda ugradigimiz sarkuteri/bakkal arasi, sahane sandvicler yapip oracakta actigi sarap/bira ne isterseniz ile sunan yer ise kayagin tadina tad katar turden :) Sadece bunun icin gitmeye deger.

24 Kasım 2009 Salı

WFP - Vodafone Foundation

WFP icin Roma'da calismaya baslayali beri Vodafone Foundation'in sayfasini pek ziyaret etmemistim. Dun wfp.go'da bir seyleri ararken anasayfada Vodafone ile ilgili bir yaziya denk geldim. Yeni yazilmis bir makaleydi. Vodafone'un WFP ICT'cilerine Emergency Preparedness egitimi verdigini yaziyordu(bunun hakkinda ayrica yazacagim, ama diger blogda olacak). Bunlari gormek, duymak, hatta bir parcasi olmak gercekten mutluluk verici seyler. Toplumu daha iyi gunlere tasimak icin, ticari kuruluslarin, kar amaci gutmeyen sivil toplum orgutlerine ve diger buyuk capli yardim kuruluslarina destek vermesi her birey icin kritik onemde deger tasiyor.
Velhasil verilen linkle Vodafone Foundation'in sayfasina gittim ve ana sayfada bir banner gordum:) ehe soylemesi ayiptir agzim kulaklarima vardi. Bilmiyordum anasayfadan reklamimizin yapildigini. Ilgili linke burayi tiklayarak ulasabilirsiniz!
E daha soyleyecek pek birsey kalmiyor geriye.

Tiklayiniz okuyunuz destekleyiniz!

11 Kasım 2009 Çarşamba

Evci çıkıyorum

Yes, bu Cuma yolculuk var. Son siparişler alındı, ama bavul hazırlanmadı. (20 kiloyu aşmaz umarım) Neyse artık napalım benim alacağım hediyeler için biraz daha beklemeleri gerekecek bu durumda. Bugün annemle konuştum, kendisine bir kaç paket ‘Mozzarella di Buffala’ alacağım. Parmigiano, Grana Padano, Sacra vs hepsini geçmiş mozzerela’yı sevmiş. Yarın erken kalkıp San Giovanni di Dio’daki marketimize gidilecek ve peynir şarap alışverişi yapılacak. Sabahın yedi buçuğunda kim şarap alır demeyin, alan oluyor vallahi ben şahidim.

E gelirken ne getirilecek KAYAKLAR tabii ki. Aysel gelirken ayakkabılarını getirmişti, ben de kayakları getirince tam olacak. Ondan sonra ha crosscountry, ha downhill bana hepsi bir (değil ama öyle olsun).

Neysem efendim, uzun lafın kısası hepinizi çook özledim, görüşürüz umarım.

27 Eylül 2009 Pazar

Sicilya, gidilesi görülesi

Şöyle bir genel hatları ve rotadan bahsedecek olursam;
Ryainair ile Trapani'ye uçuldu, Erice, Trapani gezildi,
- ertesi gün otobüse binilip, 1saat40 dk gibi bir zamanda Palermo'ya gidildi, o akşam ve ertesi gün Palermo ve Monreale'de gezildi,
- sonra trene binilip Mazara del Vallo'ya gidildi, o gün akşamı ve ertesi sabahı Mazara gezilip görüldükten sonra,
- ertesi gün sabah 11 treni ile Mozia'ya gidildi. Dolanıldı duruldu, yendi içildi ve havalanına yüründü.
Bu rotanın sonunda Sicilya'nın barısında bir üçgen yapmış oldum aslında.

İlk gün Trapani akşam vakti pek bir etkileyiciydi, ancak Cuma akşamı işten çıkmış ve yorgun halimle resim çekmemişim. Ertesi gün sabah erkenden kalkıp yola düştüm, önce İtalyan usulü kapuçino ve kruvasan kahvaltısı yaptım. Sonra otobüse binip Erice dağının tepesine çıktım. Erice şehri gerçekten etkileyiciydi. Bir de sürekli yağmur yağmasa arada hava açsa tam süper olacaktı. Erice'de tüm müzelerde geçerli olan bir kart alıp hepsini gezdim. Çok etkileyiciydi mekanlar. Yüzlerce yıllık kliseler, evler, yollar (özellikle yolları sevdim) bir de kediler. Dönüşte teleferik ile indim aşağıya. Görüntü tabii ki şahaneydi.

O gün akşam Palermo'ya gittim. Otel bulmak biraz dertli ve deli gibi yağmur yağıyordu, e haliyle biraz ıslandım, ama olsun o da güzeldi.Ayrıca kaldığım Hotel Floria, şahane bir Piazza olan Piazza Florio'daydı :) Odaya çantamı bıraktıktan sonra hemen kendimi attım sokağa, ki zaten otel ararken bütün merkezini gezmiştim. Ama bu sefer amacım akşam yemeği idi. Enrico'nun mutlaka dene dediği bir listem vardı. Cafe Royal'de oturup 'Pasta con Sarde(Sardalyalı makarna)' ve 'Frutti di Mare(deniz ürünleri salatası)' yedim. Pasta con Sarde, Palermo'ya özgü bir yemek ve şahane bir şeydi. Tabii ki bu yemeğe Nero d'avola eşlik etti. Kahve içildikten sonra otele gidip mışıl mışıl uyudum. Gecenin nasıl geçtiğini anlamadım bile.
Ertesi günün en göz alıcı iki unsuru Palermo Katedrali ve Monreal dağının tepesindeki Monreal Katdrali oldu. Teatro Massimo'yu da unutmamak lazım. Aslında o kadar çok şey varki tek tek anlatmak istediğim, ama o zaman bu yazı epey bir uzun sürer.
Palermo'da yürürken kendimi Fas'ta falan sandım, heryer Afrikalı arkadaşlarla doluydu.
Bu arada Monreal bir dağ ve katedral de onun tepesinde, ama ben sabahtan Mazara'ya tren bileti almıştım saat 14:29'a. Ancak dağın tepesine çıkan otobüsler saat başıydı ve eğer otobüse beklersem trene yetişme imkanım yoktu. Ben ne yaptım, bir yere kadar yürüyüp sonra otostop çektim :) Evet hayatımda ilk defa yaptım. Sağolsun İtalyan bir amca, beni Palermo merkezine oldukça yakın bir yere kadar götürdü. Bugüne kadar öğrenmiş olduğum az buçuk İtalyacanın bu gezide ne kadar faydalı olduğuna inanamazsınız :)

Treni 5 dk ile yakaladım, sonra ver elini Mazara.
Mazara bıdıcık bir sahil kenti. Ama çok güzel. Bu el kadar yerde bile bir sürü tarihi mekanlar ve piazzalar vardı. Piazza della Indepenza inanılmaz güzel bir meydanmış(bu arada 'piazza', meydan demek).
Yine enteresan bir otel bulma macerasından sonra yerleştim ve hoop kendimi sokağa attım. Deniz inanılmaz güzel görünüyor. Upuuzun bir sahil yolu yolu var. Akşam vakti İtalya'nın insanların sokağa döküldüğünü biliyordum da, buradaki kadarını hiçbir yerde görmedim. Çoluk çocuk torun torba, büyükler küçükler, hepsi giyinmiş boyanmış, şıkır şıkır yıkılıyorlar ve çıkır çıkır sallanarak geziniyorlardı. Cafe Garibaldi'de oturup yine çok lezzetli bir balık yedim Nero d'avola eşliğinde. Sonra da kendime gelato (dondurma) ısmarladım. Üff yine çok güzeldi. Söyleyecek söz yok gerçekten. Bu arada buradan havalanına gidişi sordum, ne otobüs ne tren ne shuttle hiç bir şey yokmuş. Trapani'ye gidip oradan binmen lazım dediler. Ups nasıl yani. Neyse sabahtan erkenden kalkıp istasyona gidip tren saatlerine baktım ve Mozia-Birgi'ye bilet aldım saat 11:40'a. Bu arada dönüş uçağı bugün 17:05'te Trapani Birgi havaalanından. Sonra çıkıp Mazara'da gündüz gezmesi yaptım ve şu ana kadar İtalya'da yediğim en güzel kruvasanı Gran Cafe'de yedim. Sonra biraz dolanıp vs istasyona gidip gecikmeli gelen trene binerek ver elini Mozia.

Mozia durağında indiğimde makinist pencereden kafayı uzatmış bana bakıyordu. Bu durakta bir tek ben indim. Tren gittiğinde etrafıma bir baktım ki 'in the middle of nowhere' gibi bir yerdeyim. Etrafımda her yerde üzüm bağları uzanıyordu sınırsızca, sonra bir iki şarap fabrikası binası gördüm. E yapcak birşey yok deyip araba yolundan yürümeye başladım. Bu arada üzüm ve şarap kokusundan bir ara içim bulandı. Bir ara fabrikanın birinin önünde bir abla gördüm, hoop atlayıp hemen sordum tabii 'dove il centro' diye. Merkez olduğum yere 2-3 km uzaktaymış, otobüs var mı diye sordum, bir tane geçermiş. Oh ne güzel deyip, otobüsü beklemeden yürümeye başladım. 20 dk kadar yürüdükten sonra bir baktım ki arkamda bir otobüs var. Hemen bir atak yapıp ona doğru koşmaya başladım tabii. Sevgili otobüs şoförü, benim cevval sıçramı farketmiş olacak ki bekledi ve ben bindim. Böylece en maceralı bölümlerden birisi daha başladı.
Efendim iki kelime İtalyancamla bu kadar anlaşmayı nasıl başardığımıza bazen ben bile akıl erdiremiyorum. Otobüs şöförü aslında burada merkez gibi bir yer olmadığını, zaten ufacık bir yer olduğunu anlattı. Sonra bana otobüsle şehir turu yaptırdı. Şahaneydi :) Ve ona günün en başarılı sorusunu sordum, havaalanına otobüs falan var mı diye. E tabii ki yokmuş, peki yürüyebilir miyim dedim. Tabii tabii yürürsün çok birşey değil bir kaç km dedi. Ooooh neki canım 3 km. hah o benden korksun. En önemli sorunun cevabını aldıktan sonra, yemek yemek istediğimi anlattım ve balık restoranı sordum. Biraz sonra kendimi bir restoranın önünde buldum :) Due kilometri ristorante a destra, un kilometri aeroporto a sinistra yönergesinden sonra, derinden teşekkürlerimi sunup 'grazie mille'rimi dizip, kendimi restorana attım. Balık, karides, ızgara sebze, risotto con frutti di mare ve Nero d'avola ile şahane bir öğlen yemeği yiyip, kahvemi çtikten sonra, çantamı sırtıma atıp, havalanının yolunu tuttum.
Yüzümde bir gülümseme, dilimde türkü, kalbimde sevgiyle dolu olarak havalanına vardım. Bir sudoku kitabı alarak, bulmaca eşliğinde uçağı bekledim.
Ver elini Roma :)

Sicilya başka bir memleket gibi, insanları, yemekleri, şarapları, havası, suyu herşeyi bir ayrı güzel bir ayrı keyifli. Bir gidip görün, yaşayın derim.