Kaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Eylül 2025 Cumartesi

zaman ve geçenler...

 Hazır vakit varken yazayım. Uzun zaman olmuş buralara iki üç satır yazmayalı. Neler oldu neler geçti diye düşününce, vay be aferin bana diyesim geldi. Tek güzel olmayan şey topuğumdaki mevzunun devam etmesi. Bu vesileyle koşuya ara vermek zorunda kalınca da ortaya çıkanlar. 

Topuk mevzusu ise şöyle; Geçen yıl İstanbul Maratonu'nda 42k'yı koştuktan sonra, Aralık'taki Antalya Ultra için pek ara vermeden devam ettim sayılır. Ne yaptım, bir hafta sonra Latmos'a gittik Sibel'le çok güzel yürüdük ettik. Sonra beraber İstanbul'a dönünce maraton günü metro istasyonunda tanıştığımız komşu Fatih Bey'le 22k koştuk, sonraki haftasonu da 30 küsür k koştuk. İşte bunu koştuğumuz 29 Kasım günü ben topuğu elime aldım sayılır. Tam da o gün abim menenjit şüphesiyle Çapa'ya yatırıldı. Yanına gittiğimde ayakta dururken canım acıyordu ama bu kadar ciddi bir şey olacağını düşünmemiştim. Devam eden haftalarda da pek düşünmediğimden ve biraz dinlenince tekrar küçük bir yokuş intervali ile dibini sıyırdım. Hem de ne sıyırış. Hastane vs git gel yapıyordum, ama benim eve uğramam lazım deyip duruyordum. Netekim 11 Aralık'ta eve geldiğimde, kapıyı açtığımda tavandan su akıyordu yere. Tavan ıslanmış, kenarları kararmış ve su parkeye doğru akıyordu. Benzer şekilde kaynar bir kova su da benim kafamdan döküldü. Akşam Emrah'ı ara vs aşağıdaki teyzenin günısı borusu patlamış ve bir aralıktan çatıya dolmuş o bir akıyor. Bir de rüzgar yağmur var deli gibi. Tavanda gider tıkanmış yağan yağmur çatıya, tavan arasına dolmuş. Duble olay olmuş ki, birisi sekerse diğeri tuttursun. Evde bunlar boğuşup bunalınca koşu ilacına başvurayım dedim. Akçagerme'ye Sibel'i bırakıp ben koşuya gittim. Antalya'da Geyikbayırı'na koşacağım için yokuş çalışmam lazım diye 800x10 yokuş antremanı yapayım dedim. Sona doğru da Sibel'e geç kaldığımı farkedip yokuş aşağı da asıldım indim Akçagerme'ye. İşte bugün bu koşuyla topuğun canını çıkardım, dibini sıyırdım. Bunun ertesi günü ayağa kalkarken dehşetli acı hissettim, sonra başka ayaküstü manevralarda da benzer acı olunca Sibel'in zoruyla Çapa(madem her gün gidiyorum) Spor Hekimliği'nden randevu aldık. Dr baktı etti topuğunda(sağ çok, sol az) bursit olmuş dedi. Topukta yastıklamaya yarayan yağ dokusu iltihaplanmış vs. İlaç krem buz ve dinlenme verdi. Lakin iki hafta sonra hala canım çok yanıyordu. Bir ağrıkesici içerikli iğne yaptı, iki günde bir. Bu arada, ben hala Antalya Ultra'ya gitmeyi hedefliyorum dolayısıyla kondisyon kaybetmeyeyim diye yüzmeye gidiyorum hazır İstanbul'da iken. Abim de menenjitle savaşıyor o sıra. Ben ise ev, topuk ve bu garip iş denen şeyle. 

Şimdi geriye dönüp baktığımda yalnız, hakikatten iyi zorlamışım diyorum. Belki de mental olarak sağlam olsaydım bedenimdeki bu sorunlarda büyümeden toparlardı ancak o zaman her açıdan mental olarak da çok zorlanıyordum. Hastanesi, işi ve kızgın kırık kalbi düşününce küfür etmeden duramıyordum. İşte bunların hepsi iyileşme sürecini iyileşememe süreci haline getirdi. Sonrasında da kronikleşti ne yazık ki olanlar.

Ocak'ta yine İstanbul'dayken Gerede civarlarına gidip karda çok güzel yürüyüşler yaptık Funda ile. Hatta sonraki haftalardan birinde benzer şekilde Sibel'le de gidip yine Ren Bussiness Otel'de kalıp çevre civarda kar yürüyüşü yapıp, sonra da Bolu civarında bir yerlerde yürüdük. Pek keyifliydi. O sıra hala Çapa'daki Dr. takip ediyordu. Bir ara beni cesaretlendirip deneme koşusu yapabilirsin dedi. 9 saat araç kullanmak artık çok zorlamaya başlamıştı aslında. Tam da sağ topuk üzerinde 9 saat ağırlık bekletmek pek de iyi gelmiyordu. Eve geldikten sonra ertesi sabah hemen koşuya çıktım ama maksimum 10 dk koşabildim ve acı gerçekte tekrar yüzleştim. Hiç bir şey iyileşmemişti. Aynı akşam yine bir ayağa kalkma esnasında fena acı çektim. Artık İstanbul'a da dönemeyeceğimden Fethiye'de bir ortopediste gittik Fatma ile. Onun dediklerini yaptım yine olmadı. Sonra Ruby'nin söylediği dr'a gittim Antalya'ya. Maşallah abinin ofisi (kliniği) para sayma makinesi olarak çalışıyor. Kortizon iğnesi, PRP, çeşitli sayıda lazer vs benim topuk aynı. En sonunda yine bir ara İstanbul'a gittiğimde Erkan, beni Onur Tetik hocaya götürdü zorla. Onur hoca muhteşem bir insan, seni yüreklendiriyor resmen. Ama bana dedi ki, bak bu inatçı bişeydir, üstüne gitmeyeceksin suyuna gideceksin ve zaman vereceksin. Bu konuşmayı sanırım Nisan sonu Mayıs zamanı yapmıştık. O zaman Ekim'deki Nepal için ok demişti ama Haziran-Temmuz için planladığım Gürcistan Mestia için biraz erken gibi vs dediydi. Dört aşamalı bir program yazdıydı. Pek bir öyle antreman vs vermemişti. Antalya'daki spor hekiminin verdiği programı yapayım dediydim ama her yaptığımda daha çok ağrıyordu (iyileşmemiş netekim) dolayısıyla onu da yapmayı bıraktım.

Aralarda Bolu'da yumuşak eğimde ve zeminde kısa yürüyüşler yaptık. Biraz zorladı ama soğuk suyun içinde bekleyinde her şey bir anda hafifliyordu. Böyle böyle çok güzel geziler yaptık. Bir ara Tokat'a gittik işte o muhteşemdi. 9-11 Mayıs arasıymış. Tokat'a o yıl çok fazla yağmur yağmur ve memleket yemmmyeşil olmuş öyle güzeldi ki.

Benim de ayağım genel olarak oldukça iyiydi. Bu beni epey cesaretlendirdi ama tabii uçup kaçmaya kalkışmadım nihayetinde iki ileri bir geri gidiyorduk. Sonra Mayıs'ın 24'ünde Nallıhan'a gidip oralarda iki gün yürüdük, onu da iyi atlattım. Arada topuğumdan acı çığlıkları geliyordu ama hemen duruyordum bu sefer üstüne gitmiyordum. Sonra eve döndüm, serin sularda güzelce yüzdüm. Büyün kışı neredeyse yüzerek geçirmiştim zaten. Topuğumu acıtmayan nadide şey yüzmek idi. Su da epey soğuk olduğundan aynı zamanda terapi de oluyordu. 

Ha bu arada iş cephesinde nooldu, Eylül'de Leyla istifa ettim, devamında ben yine gideyim dedim, Shankar yıl sonuna kadar vakit ver bana dedi. Yıl sonu geldi geçti, Ocak'ta konuşurken yaa kal niye gidiyorsun dedi. Ok deyip tam işe asılacakken CM COE saçmalığını ve geri zekalıyla karşı karşıya kaldım. Böyle uğraşırken en sonunda net bir şekilde kafamda bitirdim ve konuştum Temmuz sonu diye anlaştım. Zaten Temmuz'unda yarısı izin vs olacaktı neredeyse. İş kısmı da işte böyle.

Gürcistan'a gitmeye geçen yıl Temmuz'da 47 dereceyi gördüğümde karar vermiştim. Hatta Temmuz ve Ağustos'u orada geçirmeyi planlıyordum ama bu iş mevzusu olunca ve  Temmuz 31'de işin son günü sebebiyle İstanbul'da olmam gerekti.

Haziran'da bir hafta Funda ile geçirdik, sonra bir hafta da ablam geldi. Derken ablam 20'sinde döndü ve ben de 21 Haziran'da yola çıktım. Ankara'da durak yapıp Ordu'da gözümü açtım. Akşam kukla müzesini gezerken pek eğlendim. Sabah yola çıkıp Artvin Hopa'ya vardık. Burada son toparlamaları da yaptıktan sonra ertesi gün saat 12 gibi minibüsle sınıra, oradan yürüyerek Gürcistan'a, oradan minibüsle Batum'a. Orada iki gün takılmaca. Takılırken Doruk sayesinde ve sebebiyle bin çeşit yemek yedik. Daha önce de Batum'a gelmiştim ama böyle yemek yemek diye gezmemiştim :D

Ama hakkını vereyim o pazar ve o kovayla satılan ahududu, böğürtlen, frenk üzümleri dehşet aklımı aldılar. Ayrıca lavaş gibi peynirin içine krem peynir sarılıp verilmesi de başkasının aklını aldı :D Son gün Batum Botanik Parkı'nı gezdikten sonra otobüsle Kutaisi'ye gittik. İyiki de gitmişiz. Kutaisi bambaşka bir yerdi. Nev-i şahsına münhasır müzelere doyduk. Akşam dinlediğimiz, o dört abinin yaptığı müzik müthişti, seyrettiğimiz tiyatro oyunu da başka bir keyifliydi. Bunların hepsini iki günde yapmak ise dolu dolu hissettirdi. 

Ama amaç Mestia ve yürüyüş, her şey çok güzel lakin yola devam etmek lazım. Bu demek değil ki, Kutaisi'de pazara gitmedik, tabii ki gittik. Tıka basa yedik içtik, gözümüzü doyurup çıktık. Kutaisi'de o bir akşam gittiğimiz restoran ve orada söylediğimiz o selection tepsisi bizi üç gün doyurdu. Görmemişin oğlu olmuş misali bir tepsi idi.

24-26 Haz'25 arası Batum'da, 26-28 arası Kutaisi derken sabah 8'de Kutaisi'den Mestia'ya giden minibüse şoförden önce gelip, 2 personnn 5 bag 5 personnn isyan çığlıkları ile yerimizi aldık. Bu amca bizi epey güldürdü. Tabii ilk başta hiçbirimiz pek gülemedik ama sonra five personnn diye diye çok güldük. 

Neden five person'luk bagajımız var açıklayayım. Efenim biz geziye başlarken nasılsa arabaylayız deyip her şeyi yüklendik öncelikle. Sonra Kazbek'e de kesin çıkarız gözüyle bakıyorduk, daha doğrusu planlarımızı o yönde yapıyorduk. Dolayısıyla uyku tulumlarımızın yanımızda olması şart idi. İki dana kadar tulumu taşıyan ufacık bir çadır ve iki matımı taşımayacaktı deyip onları da aldım. Bu Kazbek planı bize irtifa kıyafetleriyle beraber iki çantaya maloldu. Eldiven, bere, kışlık pantolonlar, içliklerlerler -30 ile +30 arasında yaşayabilecek eşya ile dolduk taştık. Bunlar yetmezmiş gibi ikimiz de çalışıyoruz, bir de bunlara eklendi mi kocaman bir bilgisayar çantası. Böyle olunda biz beş tane çanta ile gezer olduk. Ama asıl bir Yeşil Dev'imiz var ki, benden büyük ve ağır. İçinde iki kişiyi taşırsınız yani o biçim. İşte bu yükle sınırı geçtik, bu yükle Kutaisi'den amcanın çığlıkları eşliğinde Mestia'ya geldik. neyseki 15 gün buralardayız. Bir yere bir yerleşelim sonra rahat edeceğiz, en azından iki hafta kadar. Ondan sonra sen sağ ben selamet.  

Mestia ve devamını sonraki yazıya saklasam güzel olacak sanırım :)













































 

30 Haziran 2016 Perşembe

Kaş, Dalış ve ben PADI Instructor :)

Oldukça uzun zamandır sadece keyif için dalış yapan bir insanken sonra Kaş'a taşınmam vs ile de dalış eğitmeni olmaya karar verdim ve halihazırda PADI Open Water Scuba Insructor'ım yani PADI scuba eğitmeniyim. Kısa süre sonra da MSDT, yani Master Scuba Diver Trainer :) Sizleri su ile ilk tanışma anınızdan sonra dalışta profesyonel seviyesinin ilk aşaması olan Divemaster da dahil olmak üzere eğitimleri verir ve bu büyülü dünya ile sizi tanıştırırım.

Şöyle bir düşünsenize, dünyanın %70'şi sularla kaplı ve siz mevcutta o %30 üzerinde yaşarken, dalışa başlayınca o  muhteşem güzellikteki %70 ile tanışıyorsunuz.
Haydi artık o %70'i görmenin vakti geldi.

Alabileceğiniz eğitimler;
- Discover Scuba Diving - Scuba dalışını keşif,
- Scuba Diver - Scuba Dalıcısı
- Open Water Diver - Açık Su Dalıcısı
- Adventure Diver - Macera Dalıcısı
- Advance Open Water Diver - Uzman Dalıcı
- Resque Diver - Kurtarma Dalıcısı
- Divemaster


Ayrıca şu uzmanlık eğitimlerini beraber yapabiliriz.

- Derin Dalış Uzmanlığı, (Deep Diving Speciality)
- Batık Dalışı Uzmanlığı, (Wreck Diving Speciality)
- Zenginleştirilmiş Hava Dalışı Uzmanlığı, (Enriched Air Diving Speciality)
- Navigasyon Uzmanlığı, (Underwater Navigation)
- Project Aware
- Mükemmel Yüzerlik (Peak Performance Bouyancy)
- Gece Dalışı (Night Diver)

Burada yazmayı atladığım bazı eğitimler olabilir. En sık yaptıklarım burada yer alıyor nihayetinde. Bunların haricinde almak istediğiniz eğitim vs varsa benimle iletişime geçebilirsiniz.


Genelde ilk gelen soru ne kadar süre lazım olur?
Open Water eğitimi için 3-4 gün idealdir.
Advance Open Water eğitimi ise 2 günde de tamamlanabilir.
Adventure OWD için ise bir gün ya da bir buçuk gün yeterli oluyor.
Uzmanlık eğitimleri ise ortalama 4 dalış içerirler ve iki gün idealdir.

Sizlere her eğitim gibi burada da bir de teorik kısmı var tabii ki. Bunun için de şöyle opsiyonlarımız da var. İsterseniz online kitap alabilirsiniz, isterseniz basılı kitap alırsınız veya tamamiyle elektronik ortamda elearning olarak bu teorik kısmı tamamlarsınız.

Standartta nasıl yapıyoruz, siz tekneye geldiğinizde kitap tercihinize göre kitabınızı alıyorsunuz, ben de size ilk anlatımlarımı yapıyorum ve sonrasında sizi suya alıyorum.
Eğitimi teknede yapıyorken herşey çok daha hızlı ilerliyor. 3 gün boyunca dalış yiyip içiyorsunuz.
Ha öyle dalışlardan sonra bırakmıyoruz zaten, teknenin kıçında veya başında içeceklerimizi alıp sohbet muhabbet, bazen mangal bazen sınav takılıyoruz :D

Eğer zamandan kazanlım, kitabı gelmeden önce okurum derseniz bizim için süper kolaylık olur. Bilgi tekrarlarını yapar ve direkt suya gireriz. Ve de tüm vaktimizi dalışlar ve becerileri öğrenmekle geçiririz. Sonrasında da final sınavını geçtikten sonra, mezuniyet töreninizi yaparız.

Benimle eğitimlerinizi bire bir yaparsınız. Yani beş altı kişiye aynı anda eğitim vermem ben. Öğrencilerimi tek tek alırım. En fazla iki kişi olabilirler, eğer arkadaş vs iseler eğer, talepleri doğrultusunda. Bu arada buddy check vs anlamında iki kişi olmanın bazı artıları vardır, bunu da unutmayalım!

İşte bu yolculuk bu kadar kolay aslında. Eğitimizin sonunda sertifikanızı anında hazırlarım ve PADI'ye gönderirim. Size anında kartınız gelir mail adresinize. Basılı kartınız ise daha sonra posta adresinize postalanır PADI tarafından.

Sonrasında Kaş'a gelip dalış yapmak isterseniz beni ararsınız ve gider mutlu mesur dalarız. Kaş'ta 50'ye yakın dalış noktası var. Bunların özellikle 37 tanesi sık sık dalınan bölgeler.

Burada batık dalışı, derin dalış, nitrox dalışı vs herşey mümkün. Henüz daha yeni başlamış bir dalgıç olarak karşınızda kocaman C47 Dakota'yı gördüklerinde, etrafında süre halinde yüzen akyalara mı baksınlar yoksa uçağı mı seyretsinler, yoksa sağından solundan yüzen kaplumbağaları mı izlesinler bilemeyen çiçeği burnunda open water dalıcılar gördüm ben. Ya da eğitim esnasında yüzerek yanımıza gelen ve yemlenmeye devam eden kaplumbağadan gözünü alamayıp bederiyi yapmayı unutanı, ya da ilk mini dalışında gördüğü yavru vatoza hayranlıkla içinde bakan o gözlerdeki heyecan.

Hayat kısa, kuşlar uçuyor, balıklar yüzüyor, siz de dalın artık!

Ha tabi bana nasıl ulaşacaksınız, efendim +905423872046 nolu telefondan ulabilirsiniz veya  whatsapp tan yazınız.  Buraya yorum olarak da yazsanız bilgilerinizi bırakınca ulaşırım ben size.


If you are looking for a good PADI Instructor in Turkey, specifically in Kaş, Antalya just whatsapp me through +905423872046.  I do VIP private lessons, 1-2-1.

9 Temmuz 2015 Perşembe

yilin ikinci yarisinda ben, Kas ve digerleri...

Bugun aylardan Temmuz, kimi cok sevdiklerimin dogduklari ay. Ayni zamanda ise yilin ikinci yarisi. Koca yilin yarisini devirdik yani. Normalde dogumgunlerimde yaptigim hesaplamaya bu sefer biraz erken basladim. Her sey kabullenmeyle baslar mottosuyla.
Haa bir de salla(ma)makla!  Su gecen zamana iz birakan olaylar, kisiler nelerdir kimlerdir acaba diye.  Ilk parlayan zihnimde, tabii ki Kas oldu. Ve Kas'ta baslayan hayat.
Cok kisa bir karar sureci, devaminda iki haftalik ev arama arama ve iste mutlu(?) son.
Projemin bitisinden itibaren baslayan Kas Kafasi devam etmekte. Ok, bu daha baslangic mucadeleye devam dedigimiz noktada arada gecenler, iz birakanlar;
-ilk aklima gelenler bisiklet turlari ve bisiklet vesilesi ile tanistigim insanlar oluyor. Tabii bunu yazarken bir anda aklimda Kas' ta gecen kis geliyor ve tekrar urkutuyor ve hatta korkutuyor. Onumuzdeki kışa kadar ise unutacagim onu.
-Kas' in hayatima ekledigi zat-i sahanelerini dusundugumde, bunlarin bisiklet ve digerleri vesilesiyle diye kolayca siniflayabilirim. Bisiklet dedigimde ilk aklima gelen Esref tabii ki. Milli sporcumuz, iftiharimiz, beni zorlayan Isvicreli zat-imiz diyorum. Ilk geldigimde kimde yol bisikleti vardir, kimle cikarim diye, herkesle tek tek konusurken once Tolga'yi buldum, O beni Hakan'a goturdu ve onunla tanistim ve sonra Hakan dedi ki, sen cok ciddi gorunuyorsun, seni Esref'le tanistiralim, iste boylece tanismadan telefonlarimizi edinmis olduk. Sonra konusup sozlesip ilk gun ogleden sonra15.50 civari bulusup, benim hava basma vs islerini hallettikten sonra suruse ciktik Kalkan'a dogru. Daha kaya mezarinin oradan ilk defa pedala basiyorduk ki adamin on bacaklarini farkettim ve ohaaa dedim icimden. Adam safi sifi kas ve on bacagi benim ust bacaktan kalin. Yandigimin resmidir diyerek ciktim yola. Evet ilk Kalkan surusumuz silkeledi beni. Ama intikamim korkunc olacakti. Tolga benim icin Alpleri gececek Haziran'da bisikletle falan deyince abanmis O da. Neyse geldigimiz noktada varligina sukrettigim birisi kendisi. Yoksa buralarda yarimadanin etrafinda done done donmedolaba benzeyecegim. Kendisi kopekleri cok iyi idare ettiginden ozellikle, onunla suruse ciktigimda cok guvenli hissediyorum kendimi. Belki biraz bencilce gorunebilir ama oyle degil. Bisiklette iki kisi olmak tek laf etmesen bile, kritiktir motivasyon acisindan. Su anda Tolga ve O'nun triatlon baskisi var uzerimde, sanirim ilerleyen vakitlerde deneyecegim. Ama tek kosu degil beni kasan, bir de uzun zamandir antreman olarak yuzmedigimi düşünürsek epey calismam lazim. Ama yaparim onu da biliyorum. TSYD'de 7 yil gibi bir sure yuzmuslukten geriye birşeyler kalmıştır herhalde diyorum. E bir de bunu Kas' ta yapmayacaksan nerede yapacaksin diyorlar, dogru diyorlar.
-Digerleri kisminda adini anacaklarim cogunlukla dalis vesilesiyle olanlar. Gerci Umut'u burada ayri tutmam lazim. O ayni zamanda Istanbul buddy'si artik ne de olsa.
-Ayhan, Turan abim gibi, Yesim ise ablam gibi. Onlarla eslesiyorlar benim icin. Onlarla ilgili yazacak coook sey var, ama bu yaziya sigmaz.-Isin enteresani no11 tayfasini anmam lazim burada. Her birini ayri ayri cok sevdigimden sanirim. Kalimera'nin tam karsisinda olmalarindan ve benim her daim en sevdigim mekan olmasindan ote, artik bir nev-i komsu olmamizdan sanırım. Ha tabii bir de bilen bilir, ben dansederken dunyayi gormez gozum. Ama tabii onların gozu benim her halimi gordu :) ondan oturu de bi severim sanirim. Hepsi harbi duzgun adamlar, cok guzel bir secme bir araya gelmis yani. Akli basinda deliler toplugu.
-Bir de bu tayfanin kiz versiyonu var, nam-i diger Deli Bakkal. Ve oranin sahane hatunları olan Bihter ve Esin. Guzelsiniz kizimm hem de cok. Sefiyom sizi.
Benim buraya gelisimi cok cesitli sekillerde yorumlayan cesitengiz arkadaslarim oldu. Ama cevap hepbiri:)) yani aramayin, o sorunun cevabi yok! Bu yazi da burada dursun, yoksa bir ucbes gun daha yazarim ben.





14 Mart 2015 Cumartesi

Kaş, yagmuru ve diğerleri...


Fırtına ertesi Kaş ve Meis
Kaş, bu aralar yağmur ve fırtına sebepli afetlerle anıldı epeyce. Bunun sebebini anlamak çok da zor değilmiş burada geçirdiğim ilk haftalarımda anladığım. Şu ana kadar Kaş'ta hep yaz döneminde vakit geçirdiğimden ötürü kış-bahar kreasyonunu pek görmemiştim. Şimdi kendileri itina ile sıralıyorlar maharetlerini.
Şubat'ın son günü havaalanı Kaş yolculuğumuz esnasında küçük bir demo yapmıştı, amma bu gece yaptığı ise bir nevi gala idi benim için. Patlamalı, çatlamalı, yıldırımlı, şimşekli, elektrikleri kesmeli, sigortaları patlatmalı bir şov oldu. Gece o kadar korktum ki bir süre sonra yorganı başa çekmek işe yaramayınca, salonda oturup şovu seyredeyim bari dedim. Dik dik bakarken daha az korkuyor insan. Bir nevi meydan okuma gibi.
Korkuyorum demek için aradığım arkadaşlarım ise ya tripten ya da uykudan açmadılar telleri. Her gün yeni bir tanışma işte, öğreniyorum emekleyen bir çocuk misali.

Anladımki her gunu ve gecesinde baska heyecanlar sakliyor Kaş benim icin. Kimisi beklenmeyen guzellikle ve özellikte iken, kimisi de ders veriyor ve herşeye rağmeni öğretiyor.

Bugunden baktığımda buraya geleli henüz iki hafta oldu. Bu süreçte çok farklı günler geçti hayatımdan.
Bir ev düzenledim, bundan sonraki yaşamımı geçirmeyi planladığım. Hayaller kurdum bolca, gerçekleşmesini umduğum. Dualar ettim. İlişkilerimi düzenledim, belki biraz da hayatımı diyebilirim.
Bisikletle gezilere çıktım, köpekler tarafından kovalandım. Geri dönmeyi öğrendim. Farklı komşuluklar yaşıyorum. O kadar unutmuşum ki, bir türlü kabullenemedim. Şehir reflekslerim çalışıyor halen, vazgeçememişim.


bebeler
Çalışmanın ödülü
Sonra çok farklı iki gün yaşadım, Elifiko'nun aramasıyla başlayan. Onlar Ahatlı'ya taşındılar Kaş'tan, bir sürü keçi ile ortak bir hayat sürüyorlar artık Elif ve Ömer. Keçi çocukları tam 12 tane. Onlarla oynadım oynadım, biberonla besledim, ertesi gün bir diğer köye gidip yine onlar için saatlerce 12-13 çuvala saman teptik. O kadar saat o güzel havada, fiziksel olarak çalıştıktan sonra Hatice hanımın hazırladığı yemeği öylesine sindirerek yedim ki, dedim evet, hakettim bunu kesinlikle.
Ve ertesi günün akşamında Kaş'a dönüş, tekrar gelmek üzere sözleşerek.

Yeşim ve Ayhan'ın yarattığı Kalimera harika bir mekan oldu ve bizim için bir buluşma noktası olacak her zaman, o sıcaklığıyla.

Burada hayatımda renk katan, fark yaratan, hatta hayatı bana bir çok noktada kolaylaştıran kişi ise Umut. Geçen yıl tanıştığım, biraz deli, biraz dolu, süper aşçı, iyi bir arkadaş, darda kaldığında aradığın dost, farklı zevkleri, faklı renkleri olan şahane insan. Anlatımımdan da belli ediyorum ki, seviyorum zat-ı şahanelerini. Olm bu aralar hiç yemeğe çağırmıyon, nooldu? :D
Bir çok değişik kişi ile tanışıyorum her geçen gün, farklı arkadaşlarım, arkadaşlıklarım oluyor. Zenginleşiyorum gün geçtikçe, Kaş benim için daha neler saklıyor diye merak ediyorum.

Sevgilerimle,