bisiklet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bisiklet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2019 Cumartesi

Sıra Siirt'te...


Fark yarattık...

Evet sizlerle fark yarattık ve umut olmanın nasıl bir şey olduğunu gördük.
Daha çok umut etmeye başladık ve Umuda Pedal olarak şimdi amacımız, TEGV'in Siirt, Savur eğitim biriminde Tasarım ve Beceri Atölye'sini hayata geçirmek.

Geçen yıl bisikletle yaptığımız 900km'lik sürüşün ardından TEGV'in Bakırköy(24 Şubat'da açıldı) ve Batman(10 Mart'ta açıldı) eğitim birimlerinde birer adet Tasarım ve Beceri Atölyesi açılmasını sağladık.Şimdi de aynısını Siirt'te yapmak için yola çıkıyoruz.

Umuda Pedal ekibi olarak bu sefer 6-7 Nisan'da Mardin'den Urfa'ya 200km bisiklet sürecek ve Göbeklitepe'de soluklanacağız. Geçmişten geleceğe bir yolculuk yapacağız...
Pedallarımızı Türkiye'ye ve geleceğe umut olmak adına çevireceğiz.Hep beraber umut etmek istiyoruz. 

Bakırköy ve Batman'daki açılışlarda çocukların gözlerindeki ışığı gördük ve şimdi bu ışığı Siirt'te yakmak üzere yola çıkıyoruz. 

Bu umut ışığının daha çok parlamasını istiyorsan aşağıdaki linke tıklayarak Kredi Kartı veya Havale/EFT yöntemiyle bağış yapabilir, katkıda bulunabilirsin.
10/50/100 hiç farketmez, gönülden ne geçiyorsa...

https://fonzip.com/tegv/kampanya/umuda-pedal--mardin-gobeklitepe--etabi-2

Işığınız parlasın...

Sevgilerle,
Ayten 




12 Haziran 2017 Pazartesi

Alanya bisiklet turu - Gün 3 Alanya - Dim çayı ve Barajı

Bugün 19 Şubat'17 ve evet sabah daha çıkmadan Spa'da randevumuzu ayarladık ama bugünün böyle sağlam olacağını bilmiyorduk:D
Cahillik mutluluktur. Biz çok mutluyduk. Yolculuk Dim Çayı ve Dim Barajı'na.
Yine önce arnavut kaldırımı caddeden geçmemiz gerekiyordu ama bugün bir koşu organizasyonu varmış ve etrafta çoluk çocuk bir sürü koşucu vardı ve bizim geçeceğimiz yol kapatılmıştı. Kaldırımlardan bir öyle, bir böyle derken kapalı olan yolu aştık. Zaten çok fazla kalmayacaktık, soldan yukarı Dim çayı'na doğru çıkacaktık. Bugün kısa ve hafif bir tur planlamışdık. Ama biz bu planı yaparken yukardaki bize gülüyormuş göbeğini tuta tuta :D çay yoluna girdiğimiz anda yolunda kalitesi negatif anlamda değişti. Kamyonlar vs bayağı hareketli bir yol. Ara ara sağlam diklikler geliyor.
Bir ara bir tünelden geçtik, sarı sarı aydınlatmasıyla çok güzel görünüyordu. Pek bir fantastik oldu. Trafik çok olmadığından sarı ışıklarında fotolar çektik. Eğleniyorduk.

Devam ederken karşımıza çıkan Dim Barajı'nın heybetli görüntüsü beliriverdi, o güzel cazibesinin gölgesinde çeşitli fotolar çektik. Her han, her dönemeçte o kadar güzel görüntüler var ki, üsenmeden, durup, inip, pozisyon alıp fotoğraf çekiyorum.
Sonra manzaralı bir yerde bir çay molası verdik. Halen köprüye varamamıştık, çaydan karşıya geçebilmek için googlemap'te yarım görünen köprüyü bulmamız lazımdı. Köprünün varlığı ise tam bir muammaydı. Kimisi açıldı diyordu, kimisi daha inşaat devam ediyor diyordu. Biz köprüyü görene kadar gitmeye karar verdik. kapalıysa da aynı yoldan inerdik napalım :)
Derken muradımıza erdik ve köprüyü gördük. Hemen üstünde üç beş fotoğraf çektik.
Ama köprü bizim için başka sürprizler hazırlamış. Köprüden sonra üç km kadar toprak-çakıl karışımı bir yol vardı. Burayı henüz asfaltlamamışlar. Ama asfaltlamadan köprüyü açmışlar. ! Açılışı yapalım gerisi hallolur. ! Türkişi :)
Bu yoldan ara ara bisikletle, ara ara yürüyerek geçmeyi başardık. Sonra beklediğimiz yola bağlandık sonunda. O toprak, çakıl yoldan gelince bir anda burası kaymak gibi geldi. eşşeği kaybettirip buldurması gibi oldu. Artık acıkmıştık ve körüye tırmanırken gördüğümüz onca yerden burada da olmasını diliyorduk. İnişin gazıyla uçarken bir anda sol tarafımızda tabelasını gördüğümüz Star Piknik alanı'na ani bir dalış gerçekleştirdik. Ama ne bulduk. Alası ve en iyisi varmış hem de. Star Piknik Alanı. Hemen bisikletlerimizi bir yerlere dayadık. Oooh püfür püfür ortam.
Çardaklar mardaklar, minderler, çay, yemek her şey var. Ayakkabıları çıkarıp kendimi suyun sesine ve rüzgarın püfürtüsüne bıraktım. O ara bir de çay istedim tabii ki. Yemek işini İlhan'la Mazhar abi hallediyorlar. Yaklaşık yirmi dakika şahane dinlendikten sonra masaya bir geldim ki, amaniiii adamlarda ne varsa sipariş edilmiş.
Peynirler, zeytinler, gözlemeler o kadar lezzetli ki. Sonra bir de çoban kavurma geldi. O da dehşet. Ama diğerlerinden çok doyduğumdan ona pek yanaşamadım. Fakat abiler ne yapıyorlarsa hepsinin hakkını vererek yapıyorlar. O manzara, o tatlı meltem, o yorgunluk, o açlık, o dostluk. Hepsi iştah açıcı. Çok keyifle yedik yemeğimizi. Öyle çok tırmandık ki zaten, hakkettik kesinlikle.

Daha da fazla ağırlaşmadan yavaştan dönüşe doğru koyulalım dedik. E spa bizi bekler :D
Anacaddeye varınca yine kalabalıklaştı yol. Ama birbirimizi kaybetmeden geldik otele. Hemen bisikletleri çıkarıp, paketledik. Ki hamam ve masajdan sonra uğraşmayalım. İlhan'la, Mazhar'ın uçağı zaten bu gece. Spa'da yine kendimizden geçtik. Bir önceki seferinde unutulan yüz maskesi de yapıldı bu sefer. Yine akça pakça olduk. İlhan yemek yememiş olduğundan ona yemekte eşlik ettim yine Roberts Cafe'de. Bol sohbetle geçti yine. Sonra sallana sallana geldik ve odalarımıza döndük. Onların eşya vs toplamaları gerektiğinden, ertesi gün iş günü olduğundan, ve gece 5'te uçakları olduğundan vedalaştık.

Bir daha ki sefere görüşürdük o zaman :)

Ben sabah kalkıp güzelce kalhvaltımı yaptım, sonra da eşyalarımı ve bisiklet kutumu alıp taksiyle Alanya otogar, Akdeniz Seyahat'e. Antalya'dan da Batı Antalya ile Kaş'a. 8 saatin sonunda eve vardım. İstanbul'dan gelmekten daha zormuş Kaş'tan Alanya'ya gelmek.Bir tren olsaydı da gelseydik. Aaaah ah.

Bugünün rotası şöyleymiş;



Bugünün Relive kaydı da böyleymiş. Mutlaka seyredilmeli; https://www.relive.cc/view/872171300 





keçi protein bar yiyor :)

Dim çayı

Star Piknik alanı

11 Haziran 2017 Pazar

Alanya turu- Gün 2- Alanya-Gazipaşa, Doğal Havuzlar

Sabah uyandığımızda farkettik ki dünden biraz yorğunluk var. İyi tırmandıydık ne de olsa :)
E dün akşamın hastanede topladığım mahsullerini paylaşma vakti. Gece ben geldiğim herkes beşinci uykusundaydı haliyle.
Doğal Havuzlar
Dün arkadaşların önerdiği Doğal Havuzlar'a gitmeye karar verdik arkadaşlarlar. Gidiş gelis 110 km görünüyordu ama düne göre hem daha düz ve hem de diğer aksi yönde. Yani böylece Alanya'dan ileriyi de görmüş olacaktık. Rotanın nispeten düz olmasına güvenle saat 10'a doğru çıktık otelden. Rahvan tur bizim işimiz :D

Yolun ilk kısmı parke taşlı olduğundan biraz kıç ağrıtıyor ama biraz kaldırım biraz yol derken bitti o kısımlar ve asıl yola geçtik. Yol süper, kaymak gibi akıyor. O aktıkça biz akıyoruz. Maşşallah öne geçene de bir haler oluyor 30 altına düşmüyor :) derken mesanenin de katkılarıyla yol kenarında çay bahçesi gibi bir yerde durduk, çaylar içildi, jeller yutuldu (bugün İlhan jellerinden birini bana verdi ama o kadar tatlı ki yemekte zorlanıyorum), ihtiyaçlar görüldü ve bu güzel moladan sonra tekrar yola koyuldu.
Yolda ara ara duruyoruz fotoğraf çekmek için. O kadar güzel manzaralar varki. hava da şıkır şıkır :) Şanslı
yız sanırım.
Her taraf muz ağaçları dolu bu arada. Enteresandır ki muzların tepelerine torba geçirmişler.
Artık Gazipaşa'ya vardığımızda yanımızdan fırtına gibi bir bisikletçi geçti. Sonra fren yaparak bize katıldı. Halil Emre imiş kendileri. Türk Telekom takımında koç imiş. Anlamak için bacaklarına bakmak yetiyordu zaten :) Biz doğal havuzlara gitmek için Gazipaşa'nın içinden sağa dönünce ayrılmak zorunda kaldık :(
Mazhar - ben
Sonrasında ara yollardan ve biraz da toprak yoldan doğru devam edince doğal havuzlara vardık. Burası gerçekten doğal, mükemmel bir güzellik imiş. Hemen sahilde de bir balıkçı görünce daha da mutlu olduk. Önce içeri geçip balıklarımızı sipariş edip, biralarımızı aldık. Sonra da tabii ki fotoğraf çekme ve çektirme seramonisi başladı.
Yemek de yol kadar keyifliydi. O salata, balıklar, mezeler mmmm.
Yine gelmeli yine yemeli.
Mazhar - İlhan
Karnımızı doyurduktan sonra artık yavaş yavaş yola dökülme vakti dedik ve sularımızı doldurup, yavaş yavaş baladık. İlk kısım pek hız kaldırmazdı zaten, bizim karınlarımızın olduğu gibi.
Gazipaşa merkeze çıktıktan sonra geldiğimiz yoldan dönüşe başladık. Yol kısa gibi görünse de yine de 2,5 saat alıyor her şekilde.
Mazhar - İlhan
Ama sıkıntı yok. Güzel güzel geldik. Yine tabii ki o parke taşlı bölüm biraz can acıttı. Bir Cumartesi günü olmasından ötürü akşam üzeri oldukça kalabalıktı trafik. İki gündür pek trafik görmediğimizden biraz zorlandık açıkçası. Öyle böyle derken vardık otele.
Doğal havuzlar
Bisikletlerimizi odaya çıkarıp hızlıca duş ve hafif birşeyler yedik.
Akşam ise bu sefer beraber keyif yapacağız. Biraz yürüyüş yaptık ve sonra Roberts Cafe'ye girdik. Buranın çayı, kahvesi, şarabı, yemeği, tatlısı her şeyi güzel.  Epey oturduk burada. Ne muhabbetler ne muhabbetler. Bu esnada aslında birbirimizi ne kadar az tanıdığımızı farkettim ama buna rağmen çok güzel bir tur yapıyorduk beraber.
Sonra otele doğru geçtik, ama odaya çıkmaya pek bir niyeti yoktu kimsenin. Biz de bara geçtik ve viskiler ısmarlandı. Sonra nasıl da hararetlendi tartışma. Tabii arada yarının rotasına karar vermiştik.
Yavaş yavaş odalarımıza çekilirken bugünün muhasebesini yaptık tekrar.

Doğal Havuzlar
Çok güzel bir havada, çok keyifli bir sürüş yapıp harika bir yemek yemiştik.Daha ne olsundu :D Hayat bize güzeldi...

Bugünün Relive kaydı, kesinlikle seyredilmeli!
https://www.relive.cc/view/870806476

Bugünün rotası şöyleymiş :)


5 Haziran 2017 Pazartesi

Alanya'da bisiklet turumuz - Gün 1

Güzel şeyleri unutmamak lazm. Hafıza hiç de hayırlı bir dost değil çünkü.
Gariptir ki insanoğlunun belleği daha çok normal olmayan durumları hatırlamaya yatkın imiş. Bu aralar David Eagleman'in 'Beyin' kitabını okuyorum ve okudukça daha da şaşıyorum. Ama konumuz bu değil :) Belki onun için ayrıca bir yazı yazmak gerekir.

Konu; hatırda kaldığıyla Alanya Bisiklet Turu'muz. 17 Şubat 1. gün

İlhan benim lastikle eğlenirkene
Riviera Hotel
Amacımız ve isteğimiz Şubat'ta Alanya'da bisiklet turu yapmaktı ve çok güzel bir tur yaptık, üç kişi, üç gün olacak şekilde. Sayımız üç'te kaldı çünkü Şubat ayında Alanya'da bisiklet turu yapılabileceğini arkadaşlara bir türlü anlatamadık. E tabii İstanbul'da sürekli kar ve soğuk ile boğuştuklarından, memleketin başka bir yerinde havanın güzel olabileceğini düşünemediler ne yazık ki. Düşünebilenler ise ödülünü keyifle yaşadı.

Alanya turunun temeli bizim Ercan'la bir muhabbetimiz esnasında çıktı aslında. Ya Ercan sen bi tur yapsana güneyde, millet benden istyor ama ben o organizasyon vs ile uğraşamam demiştim. Sağolsun Ercan yine süper çalışıp bize dört günlük harika bir tur programı hazırlamıştı ama on kişiyi tutturamadığmızdan, o organize turu yapamadık. Hal öyle olunca biz de kendi butik turumuzu yaptık :D
Hava şıkır
terleme üşüme bir arada
Mazhar abi ilk günden beri çok heyecanla yapmak istiyordu. Zaten uçak biletini de almıştı. Sonrasında İlhan da aldı. Okan de gelecekti ama bir konferansı çıktığından olmadı. Kısmet değilmiş napalım. Şefik de geliyordu ama arada sattı fakat neden ve nasıl olduğunu hatırlamıyorum. 

Alanya'ya Kaş'tan varmak hiç de kolay değilmiş arada onu keşfettim. İlhan ve Mazhar abi uçakla geldiler ve saat gece 1 gibi buluşmuş olduk. Sabah kahvaltıda buluşuruz diyerek odalarımıza çekildik. Ben erken geldiğimden bisikletimi hazırlamıştım ama onlar bisikletleri sabahleyin kuracaklardı.

bakkal ve çocuklar
İlk gün rotasını İlhan, daha önce paylaşılan rotalardan Strava'da çizmişti. Onu takip ederek gittik. Alanya'da kaldığımız otelden çıktıktan sonra  Antalya yönüne doğru sürdük bisikletlerimizi. Önce yol çok tatlı ve düz gidiyordu ancak ne zamanki sağdan köylere doğru ayrıldık işte o zaman gerçek dünya ile karşılaştık. Bugün o kadar çok yülseldik ki artık hava epey soğudu, güneşe rağmen. 700-800 metreler civarında aşağı yukarı çık-in yaptık sürekli. İnanılmaz manzaralardan geçtik. Köyden birinde tam soluklanalım diye durmuştuk ki Mazhar abinin lastiğinin patlak olduğunu keşfettik. Ancaak yanımızdaki tek pompa bozuk çıktı ve lastiği şişirmedi. İlhan ve mazhar abi epey uğraştı olmadı. Köyün bütün çocukları etrafımızda toplanmıştı. Biz de ilk başta bakkaldan abur cubur almış takılıyorduk ama pompa çalışmayınca zurna zırt dedi.
Çocuklar merakta :D

Ayten usta iş başında
İşte orada ben devreye girdim :D Pompanın hassas ayarını bulup yaklaşık 20 dk boyunca yavaş yavaş uğraştım lastiği şişirebilmek için. Ara ara denedik ama olacak gibi görünmüyordu. Bizimkiler araç ayarlama derdine düştüler ama olayın imkansızlığı karşışında umutsuzluğa kapılırken onlar, ben yılmamış uğraşıyordum ve gerçekten o pompa ile o lastiği şişirmeyi başardım. Sonra da artık çok geç kalmış olduğumuzdan tekrar düştük yola, daha yolun yarısı bizi bekler. Arada çok güzel manzaraları bir yerde çay molası verdik. Oradaki teyzenin kızı da bisikletçiymiş ama bayağı yarışlara falan katılıyormuş. Çok mutlu olduk ve yola devam ettik. Bundan sonrası artık inişti hem de ne iniş, süper keyifli bir yoldu. Vee tabi tam biz artık tekrar Antalya yoluna çıktık mazhar abinin teker artık cörtledi. Ve ne yazıkki son on km'yi taksi ile geldi. Olsun buna da şükür hiç değilse medeniyete kadar 50 km kadar dayandı lastik.

Yolun son 10 km'sini İlhan'la beraber geldik. O gün sabahtan oteldeki spa'yı keşfetmiş ve akşam için kese köpük ve masajımızı ayarlamıştık. Otele daha girerken Mazhar abiyle karşılaştık ve hızlıca birşeyler atıştırıp kendimizi spa'nın sıcağına bıraktık.
Canıms :) Gülen yüz
Bundan sonrası çok net değil. Akşam bir kahve içtik, sonra da ben başkent hastanesine gittim arkadaşımı ziyaret etmeye. Bizimkiler yatacaklarını söyleyince ben de alemlere akayım dedim :D
Hastanede benim tatlı dr arkadaşım Toros ve diğer arkadaşları ile beraber kendimize çok güzel rotalar çizdik. Sonrasında sabah ola hayrola deyip ben de otele gelip güzel bir uyku çektim.

O günkü rotamızı Relive kaydını seyretmenizi şiddetle öneririm. Geçtiğimiz yolları çok güzel gösteriyor. 1 dk lık bir klip.

https://www.relive.cc/view/869575432

O gün toplam 92.5 km yapmış 1428metre tırmanmışız. Dile kolay :D


30 Eylül 2016 Cuma

Çadır, tulum, mat

 Dalıştaki ABC gibidir çadır tulum mat üçlüsü.
Yine bir gün, bir bisiklet turunda, çoğu tanımadığım azı tanıdığım bir grupla süreceğiz. 

Tost-çorba-midye-çekirdek ve bira beşlisiyle geçti akşam. 
Sabah ola hayrola. 
 

5 Mart 2015 Perşembe

Dun ile helalleşme bugün ile selamlaşma

Gecen Pazar gunu yazsaydim bu yaziyi, basligi 'evimin bahcesinde oturdum agladim' olurdu. Bugunse sakinledim artik biraz da olsa. Tabii demiyorum ki ilk heyecanim gecti, sanirim hic gecmeyecek. Bu yaziyi kus ve horoz sesleri esliginde yaziyorum, bir taraftan bahcede basima gun gecerek. Begonvilin dalindaki ufacicik kusun ne oldugunu merak ederek bir taraftanda. Keske bilseydim, bilebilseydim.

Enteresandir ki bazilari icin cok radikal gorunen kararlar benim icin sadece bir karar olabilir ve karari almakla uygulamak arasinda cok fazla zaman gecmez. Ha sonuca gelene kadar, cok olmasa da bir dusunulur tabii, dolu bosaltilir bos doldurulur, ihtimaller gozetilir ve gerekiyorsa risk alınır vs vs. Su anda basim golgelikte govdem guneste yanmakta.
Bir Mart gunesi boyle yakiyor. Daha bunun Nisan'i var, Mayis' i var, yazi var, kisi var. Var da var.

Ilk hafta icinde gecen ilk gunler cok guzel gectiler, ki eminim devami da boyle olacak.
Evde uyandigim ilk sabah halim saskindi. Yerlesip de bisikleti de kurduktan sonra biraz daha gerceklendi hayaller. Sonra soyle bir turlayinca bisikletle, oturdular yerlerine tum taslar.
🚲Ne demisler Keep Calm and Ride Bicycle

bisikletli gunler dilerim.


5 Temmuz 2014 Cumartesi

GBI Gun3 Bratislava - Klosterneuburg 17Haziran14



Bugün sabah Bratislava'dan kahvaltı olarak kumanya aldık ama ufacık tabii, bize yeter mi yetmez. Zaten bizimkiler kahvaltı için bir mekan düşünmüşler bile. Hep beraber oraya gittik yine olaylı bir şekilde. Hiç birisi hatırlamıyor, ama herkes birinin
Bratislava'da kahvaltı yaptığımız meydan


hatırladığını düşünüp onun peşine takılma derdinde. Sonra Evren sayesinde bulduk. Girdik içeri ki, iki tane suratsız abla, bu kadar insanı görünce daha da bir suratsızlaştılar. Zaten mekanda da bana göre birşey yok. Kruvasan hiç yok.
Ekip
Ekip
Ben de çıktım aramaya başladım bir iki yere sordum ve şahane bir yer buldum. Yan yana 5 çeşit harika kruvasanları var. Buradan iki çikolatalı ve bir tane de sade tereyağlı alıp cafe latte mi de sağlama alarak tekrar gittim bizimkilerin yanına. ooo baktım ki daha kimsenin ne yemeği var ne içeceği. E böyle ufak yerlere 19 kişi aynı anda gelirse patlar buralar. İki tane abla ne kadar yetişebilirler ki bu kadar insana. Bir de bizimkilerin harala gürelesi için de daha da zor.
Ama oturduğumuz yer çok güzel. Güzel bir meydanın ortasındayız. Ve biraz vakit geçince sabahın bu saatinde turist kafileleri gelmeye başladı ve o canım meydan bir anda epeyi kalabalıklaştı.

Biz de artık çıkalım yola dedik. Ve ben, Mete, İbrahim, Nisan ve Efe Turtles olarak çıktık yolaaa.
Sonrası ise macera dolu Amerikaaaa.
Ninjalarrrr....
Eveeet GBI'da üçüncü günümüz vee yine nelerle patlak laastiklerle :) Ama bugün top yaptık öyle boyle değil :D
Ben çok gülüp eğleniyordum ama lastiği patlayan arkadaşımız içinse aynı şeyi söylemek çok mümkün değil elbette. Ama olsun, keyfimiz yerinde mi yerinde.

Bugün yol bizi Bratislava'dan alacak, Klosterneuburg'a götürecek, kısmetse, umuyoruz ki vs vs vs :) Dileklerimiz Klosterneuburg gibi adını ezberlememizin günler aldığı bu ufak kasabacık ile :D

Sabah yolumuz bir şenlikle başladı, güzel mıcırlı yollara girdik ama dünkü gibi değil, gidiliyor yani. Haa tabi bundan önce kuma girdik asıl, biraz sürmeyi denedik. Denedik ama artık batınca yapacak birşey yok aldık elimize bisikleti bata çıka gittik, sonra hoop en olur yerinde bindik gittik. Sonra ufacık ufacık mıcır tas karışımı bir yola girdik. ama orası güzeldi pek sorun olmadı, gitmesi de keyifli. Yol çok güzel, nehir kıyısından kıyım kıyım gidiyor. Kumlu yollar orman içindeydi enteresan olan. Bugün Mete bir kaç kere nehre atlama girişiminde bulundu. Ama patlayan lastiklerden ötürü değil canım hemen korkmayın. Keyiften yanii. Sabah saatlerinde baktım bunlar zaten deli, bu kadar deli bir arada olunca, Mete, 'abi şu nehre bir girsek yaa, yüzsek accık' diyo, geri kalanı da 'girelim abi, sen de yeter' diyoo. Ben de eğleniyorum. hahhahaaay bizim takımda şenlik var diye. Ama nehre girecek uygun yer bir türlü bulamadık. Tam nehir kıyısını öyle bir kapatmışlar ki çalılarla geçmek imkansız. Girilebilir görünün yerlerde de nehir çok hareketli. Biliyorlarki onlar girerse çocuklar duracak mı? Hayııırrr. Ben de kendimden şüpheliyim. Pek giresim yok ama suya da dayanamam, bilen bilir. Fakat Gökova Bisiklet Turu'ndan bisiklet taytı il suya girdikten sonra üzerine ıslak ıslak 50 km gidince neler olduğunu çooook iyi biliyorum. Sonraki günlerde sivilcelerden ötürü çok acıdı çook. ama olsun pişman değilim :D

sen patla biz değiştiririz
Neyse biz o bu şu derken bir iki lastik patladı da gazımızı aldı. Sonra üç dört beş oldu. Artık alacak gazımız kalmadı. Ha bir de bir yola girdik ki sormayın. Küçük çakılları yola sabitlemişler gibi, sürekli bir sarsıntı halinde gidiyoruz. Yol gibi ama değil gibi, uzuuuun, düüüüz, bari viraj olsun iniş olsun çıkış olsun. Yok. Ööööle uzayıp gidiyor. neyseki arada lastik patlıyor da heyecan oluyor.
ot kemirenler :)
Amaaa dış lastiğin yarıldığını gördüğümüzde  suratlar bir gitti geldi. Biz henüz pit stop'a gelememiştik ama bizim diğer ekip gelmiş ve geçmiş bile. Bizimkilerde dış lastik vardı yedek, onu bir benzinciye bıraktılar pitstop'tan 15km falan sonra, biz de arada dış lastiği yamadık. Olabildiğince. biz dediğim İbrahim yapıyor biz bakıyoruz yani. Ben, Mete, Nisan, Efe sekiz göz izliyor, iki el habire tak çıkar yama üçlüsünde geziniyor.



Asterix ve Obelix :)
Öyle böyle vardık PitStop'a. Vee baktık bizim destek aracı orada oooh süper dedik ve verdik bisikleti, abiler dış lastiği, iç lastiği değiştirdiler. Şahaneee :)Amaaa asıl macera bundan sonraymış. O kadar çok güldüm ki gerçekten karnım ağrıdı.
Lastik değişim esnasında GBI ekipleri geçiyor
Efenim daha önce de söylediğim gibi bizim küçük kurtlar açlar her daim ve ben de hemen yakında bir bar restoran buldum ve abiler kebapçiçi dedikleri (aslen köfteolan) şey yapıyorlarmış. Neyse geldim millete sordum herkes ok dedi. Bir tek Mete istemedi, o sadece patates istiyormuş. Şahane, gittim siparişi verdim. Adam bi şaşırdı, eminmisiniz, posiyonlar büyüktür falan. Ben de dünden performansları düşününce, evet evet dedim. Neyse bisiklet Fahred Engel'de biz de restoranda yiyoruz güzel güzel, biralar içiliyor, frukolar devriliyor, ben köfteleri satmaya çalışıyorum, bir iki başarılı oluyorum ama hepsini satamıyorum. tabak gerçekten çoook büyükmüş. Ama patatesler mükemmel. Çıtır çıtır şahaneler.
Bir ara bisiklete bakmak için gidilir veee....
Sonra baktım el sallıyor, allaalaa dedim ve gittim. amanıııın bizim Fahradçılar bisikleti yükleyip gitmişler ya! Yaa aynen. Bizi etrafta göremeyince diğer destek arabasına da bırakmamışlar, arabaya yükleyip gitmişler. Arıyoruz telefonu da açmıyorlar. neyse diğer destek aracındakiler ulaştı sonunda. Döneceklermiş.Bugün tak çıkar çok şenlikti zati, bir de bisiklet gidince artık oooh layliriliri dedik. Fakat gül gül gül geberdim. Artık kriz şeklinde. Neyse sonra rahatladık. Hep beraber beklemeye başladık.
Artık bizim diğer destek aracı gidecek ama sadece bizi bekliyorlar, daha doğrusu bisikletin gelmesini bekliyorlar :)
Veee en sonunda araç geldi. Bisikleti indirdiler. Stefan dedi ki, efenim sanmışki biz destek aracıyla gitmişiz! Nasıl oluyorsa anlamadık ama çok deşmedik.

Sonra karınlar tok, artık yüzler mutluuu tekrar çıktık yolaaaa. Bir taraftan da bizimkilerin lastik bıraktığı benzinciye uğramamız lazım vs diye düşünüyoruz.
Yine yollar aynı şekilde, cazır cazır. Ellerimiz titriyor, uyuşuyor artık, derken gümm tekrar lastik tekrar patlar. Tattaataaaam diğer dış lastik de yarılmış :D Artık ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Ama lastiklerin olduğu benzinciye de biraz yaklaşmışız. Hoop yoldan saptık girdik bir köye. Orada İbrahim, Mete'nin bisikleti aldı vee benzinciye lastikeri almaya gitti. Biz de köyde bir haranın önünde, bir ağacın gölgeliğinde oturuyoruz. Atların dedikodusunu yapıyoruz. nasıl olur ki demeyin. Oluyor valla siz de deneyin :D
Arada bari bir faydamız dokunsun diyen arkadaşlarımız lastikleri çıkarma mücadelesi veriyor. Üçü bir oldu ve sonunda başardılar :) Çocukların suları bitti arada.
yaralıyım :)
Ben de bari burada böyle beklemeyelim, illa ki birşeyler vardır etrafta diye bisikletle çıktım aramaya koyuldum. Şeker bir yermiş burası. İki tane teyze gördüm bir sokakta. Onlara gördüm, kafe, bira, bar restoran vs var mıdır diye. Sola dön 50m iler devar dediler. heyyo süper, gittim baktım ki bir beergarden var orada. hemen döndüm. Çocukları alıp oraya götüreyim derken, ben vardım hemen peşimden İbrahim geldi. Lastikleri yapınca hep beraber gittik. Biz bir kahve içtik, Mete, Nisan Efe de dondurma yediler. Sular tazelendi. Ama İbrahim Küçük Emrah modunda, dünden beri Yaralıyım Yaralıyııım şarkısını söyler durur. Ama artık keyifler yerinde. Di mi olması lazım. Lastikler yapıldı, hepsi değişti. Kahveler içildi dondurmalar yendi enerji tam. Burada güzel bir yenilendikten sonra çıktık tekrar yolumuza. Viyana'da gezemedik biz. Pas geçtik sayılır. İçinde geçtik ama sadece geçtik. Alacağımız olsun Viyana'dan.

Veeee Jamaica Beach olayı bugün yaşandı. Ah canım benim Nisanım yaaa. Öldürdü bizi gülmekten.
Efenim  Jamaica Beach bir çıplaklar sahili. ve biz bundan habersiz o yolda giderken birden ağaçlarda arasından bir amca çıkıverdi. Full çıplak bizim amca. Şu anda yazarken bile katılıyorum gülmekten, Nisan'ın o anki ve sonraki tepkileri görülmeye değer. Nisan olayı şöyle anlatıyor, 'önce baktım insan mı diye, baktım insan, baktım adam mı diye, baktım adam, noluyo lan, ormandan çıplak adam çıkıyor' dedim diyor. Sonra yol o sahil boyunca gidiyordu ve sonrasında benzeri örneklere sıkça rastladık.
Kırıldık gülmekten anlayacağınız.
Sonra bir yerde mola vermiştik, 2-3  km sonra Nisan suluğunu orada unutmuş, o almaya gitti biz de bekliyoruz. Ara ara yine kopuyoruz gülmekten. Sonra Nisan geldiğince aslında Efe'nin gözlük de ordaymış ama bizimki farkında değil :D

Klosterneuburg'da kamp alanımız...
 Neyse tekrar çıktık yola ve güzel keyifli yollardan vardık Klosterneuburg'a. Bugünkü kam yerimiz yeşillik alana kurulmuş dev çadır şeklinde. Spor salonu vs değil yani. Tabii biz epey geç vardığımızdan, biraz yer aramamız gerekti ama olsun bulduk bir yer konduk.
Fakat asıl merak ettiğimiz Ezgi nerede?
Bugün Ezgi, Viyana'ya trenle gidecekti Hamza ile beraber, oradan da bisikletle geleceklerdi son 30km yolu. Meğersem onlar da ayrı maceralar yaşamışlar. Hamza kardeşimiz yine dişi bulduğu her mahlukatın peşinden giderken katbetmiş Ezgi'yi. Ezgi, Hamza'yı aramaktan helak olmuş. Sonra İngiliz takımdan birileriyle araba kiralamışlar vs falan. neyse akşam bayağı geç vakitte geldiler. Biz Ezgi'ye sünger ayarlamıştık ama Hamza da otelcilerden olduğundan Hamza'ya koymamıştık. Ama bizimkilerin otel çok uzakta olduğundan, Hamza da gitmeyip bugün kampta kaldı. Çok eğlenmiş öyle dedi. Komik çocuk biz de eğlendik.

Sonraaa efenim, kampa varılınca ne yapılır, bisikletler yerleştirilir ve duşa gidilir. Bugün duş için 500m kadar ilerdeki havuzun duşlarına gitmemiz gerekiyor. E naapcaz gitcez tabii ki. Yüklendik eşyalarımızı gittik. Orada super açık kapalı bin çeşit havuz var. yanımızda mayo yok diye tekrar üzüldük. hadi nehri geçtik. Bari şurada bir yüzeydik eyiydi :) Olsun biz de accık seyrettik.
Buraya gelirken bir MTB parkuru gördük. Çocuklar görünce çıldırdılardı zaten. Duş vs aldıktan sonra baktım ki bunlar acele acele giyinmişler tekrar. kasklara gopro'lar takılmış, bisikletle koştur koştur bu parkura gittiler. biz de peşinden. Ama bizimki seyretmelik. Onlar uçuyor atlıyor. Birisi parkuru tamamlayıp geliyor, bisikleti veriyor sonra öbürü başlıyor. Çok eğlenceli bu bebeler yaa. keyif alıyor ve çok keyif veriyorlar. GoPro'yu yere koyuyorlar setten uçuşlarını kaydediyorlar filan güzeldi. Eğlendik hepberaber. mıncıklayasım geliyor arada bunları.
Sonra kampın yanındaki büfede pizza benzeri bişiler bulduk ve onlara yumulduk. Klasik olarak biz bira, onlar fruko :D Ya da fruko niyetine gelirse artık. Her seferinde Fruko istediler ama hepsinde de başka birşey içtiler :D Sonra kampın spagetti bolonezini deneyelim dedik ama çok kötüydü.
Olsun bira güzel. Çoook güzel, çeşit çeşit biralar içtik.
Ara ara Nisan'ın Jamaica Beach yorumlarını dinleyip, karın egzersizi yapıyoruz :D

Biz Nisan'a gülüyoruz diyoruz ya, aslında Nisan'ın gölgesinde kendimize gülüyoruz. Ama hani biz büyüğüz ya saklamayı saklanmayı iyi biliyoruz, ya da öyle olduğumuzu sanıyoruz.
Efe'yi hiç katmayın efenim, Efemiz 'cooool baby'. Coool hem de öyle böyle cool değil yani. Dedik ya 'yollar gidişine, kızlar duruşuna hayran' o biçim yanii, 80'lerin James Dean'leri ayağa gelsin. O biçim.

Çok güzel ve keyifli bir gün oldu yine. Efemiz ve Nisanımız yine varlıklarıyla neşemizi katlayarak artırdılar, yollar güzeldi, yoldaşlarla da tadından iflah olundu.

Günün özeti ise Jamaica Beach idi :) Sen çok yaşa Nisan...

Bu da Endomondo'dan günün özeti. Tuna nehri boyunca güzel bir sürüş. EuroVelo 6 yolu idi sanırım gittiğimiz yol.