Camino yolu, Portekiz, İspanya, ablamla Porto ve Lizbon...
22 Nisan- 6 Mayıs 2026
Geliyor gelmekte olan.
27 Şubat'26 günü Aysel'le telefonda konuşuyorduk ve daha önce gitmediğimiz bir ülkede buluşalım dedik. Akıllara da bir Portekiz düştü. Tabii ki biraz uçak bileti vs bakındıktan sonra, bir hafta için bu kadar bilet parası vereceğim madem, o zaman şu çoook eskiden beri aklımda olan Camino Yolu'nu da yapayım da hacı olayım. Hacı olmak işin komik tarafı tabii, benim için yol önemli.
İşte böylelikle 22 Nisan gidiş, 6 Mayıs dönüş biletimi aldım. İlk hafta full Camino'yu yürüyeceğim, 29'u akşamı da Aysel gelecek bir hafta da onunla takılacağız bakınacağız.
Portekiz saati İngiltere saatiyle aynı, ne enteresan. Ayrıca uçuş da beş saat sürüyor. Uzakmış bura yaa. Porto'ya gidiş, Lizbon'dan dönüş.
O bu şu derken 22 Nisan günü geldi, THY'nin uçağına teşrif ettim, ver elini Porto dedim.
Sabah lounge'da keyifle kahvaltımı vs yaptıktan sonra güzel bir uçuşla Porto'ya indik. Buradan trene binip merkeze geldim, oradan da Binbao istasyonuna gelip Porto Alejandro Local isimli konaklama yerime geldim. Gidip katedralden pasaportumu almam gerektiğinden oyalanmadan çıkıp yürümeye başladım. Nasılsa bundan sonra sürekli yürüyeceğim. 3 eksik 3 fazla dememeli :)
Saat 6 olmadan katedralden pasaportumu aldım 2 euroya, sonra da bir Vodafone bayii bulmak üzere tekrar yola çıktım. Yakında bir yerde bir shop görünüyordu. O ünlü metal köprüden geçip karşı kıyıya ulaştım. Bu demir köprü o tramvayların geçtiği köprü. Tamda akşam günbatımı zamanı olduğundan çok kalabalık. Ama benim VF shop'a yetişmem lazım. Neyse kolayca buldum ve bir aylık çok datalı bir hat aldım 15euroya. Tüm Avrupa ülkelerinde kullanabilirmişim bu hattı. Buna pek sevindim, çünkü bu sayede İspanya'dan ayrıca hat almama gerek olmayacak.
Dönüşte gün batımını seyredenlere ve manzaraya bakındım biraz. Ama çok yorgunum ve uyumak istiyorum, dolayısıyla yavaş yavaş otele doğru yönlendim.
Sabah otele bırakacağım çantayı hazırladım ve bir çay içip empanadalarımı yiyip yattım.
Camino Portugues Kıyı Rotası — 1. Gün
23 Nisan 2026 | Porto → Vila Chã
Camino’nun ilk günü bugün başladı.
Sabah Porto’daki otelimden çıktım; Portuense Alejandro Local Hotel’den ayrılıp sırt çantamı alarak yola koyuldum. Başlangıç noktam olarak katedralin önünü seçtim. O klasik Camino hissini gerçekten orada yaşamak istedim: “Tamam, şimdi başlıyor.”
Ama Camino daha ilk saatinde ilk dersini verdi.
Bazı merdivenler var; dışarıdan bakınca yolun devamı gibi görünüyor ama aslında sadece insanların yaşadığı evlerin olduğu bölümlere çıkıyor. Ben de onlardan birine girdim. Yürüyerek devam edebileceğimi düşündüm ama meğer yanlışmış. Sonra aynı merdivenleri geri tırmanmak zorunda kaldım.
İlk günün klasik sorusu hemen geldi:
“Acaba doğru yolda mıyım?”
Cevap da basitti:
Hayır. Ama bunu da yürüyerek öğreniyorsun.
Katedralden aşağı indim ve doğrudan nehrin kıyısına ulaştım. Sonra nehri soluma alıp denize doğru yürümeye başladım. Bir an Adriyatik dedim ama tabii ki burası Atlantik. Atlantik Okyanusu’na doğru ilerliyordum.
Şehirden suya doğru inmek çok sembolik geldi bana. Sanki Camino önce seni şehrin içinden geçiriyor, sonra yavaş yavaş açık ufka teslim ediyor.
Hava yürüyüş için neredeyse kusursuzdu. Maksimum 18 derece, parçalı bulutlu… Ne bunaltan bir sıcak vardı ne de rahatsız eden bir soğuk. Ama önemli bir karar vermiştim: yağmurluğumu Porto’da bırakmıştım.
Hava durumuna baktım, yağmur görünmüyordu. Diğer çantamla birlikte yağmurluğu da otelde bıraktım. Anahtarı teslim ettiğim için geri dönüp alma şansım da yoktu artık.
Yani iş tamamen evrene kalmıştı.
“Neyse, halim çıksın falım çıksın.”
Camino biraz da böyle zaten.
Poz do Douro’ya geldiğimde kuzeye doğru devam ediyordum. Orada dikkatimi çeken bir heykel oldu. Lifeguard’lar için yapılmış bir anıt gibi; “Sea Doglar” anısına… Güçlü, etkileyici ve tam bulunduğu yere yakışan bir heykeldi. Dalgaya karşı duran insanlar gibi.
Okyanus kenarında yürümek hep aynı duyguyu veriyor bana.
Peru’da da böyleydi.
Güney Afrika’da da.
Şimdi Porto’da da aynı.
Okyanus birbirine benziyor:
Kocaman dalgalar.
Ucu görünmeyen geniş kumsallar.
Rengi hep biraz koyu olan, seni içine çağırmayan ama varlığını sürekli hissettiren bir su.
Yüzmek için değil; saygı duymak için var gibi.
Bugünkü yürüyüşüm toplam 30,5 kilometre sürdü.
Günün sonunda artık iyice yorulmuş ama güzel bir yerde dinlenmeye hazırdım. Kalacak yer bulmak ise günün ayrı bir macerası oldu. Hostellerde yer yoktu. Bir yerde neredeyse banyo kadar küçük bir alanı “oda” diye vermeye çalıştılar. Orada kalamazdım.
Devam ettim.
Ve iyi ki etmişim.
Sonunda Vila Chã’da Porta 391 isimli yerde yerleştim. İki odalı, ortak mutfaklı, tertemiz, çok zevkli hazırlanmış bir yer. Örtüler şık, ortam huzurlu, konumu harika. 55 Euro’ya kaldım ve şu anda başka kimse olmadığı için resmen evi kiralamış gibiyim.
İyi ki “neyse” deyip önceki yerde kalmamışım.
Bugün havanın başka bir tarafı daha vardı: rüzgâr.
Sürekli az bulutluydu ama inanılmaz esiyordu. Bir taraftan üşüyordum, rüzgâr durduğu anda ise yanıyordum. Üstelik havada ciddi bir nem vardı; görüntü hep hafif bulanık gibiydi. Lima’da da aynı hissi yaşamıştım. Demek ki okyanus kıyısının böyle bir karakteri var.
Bu güneş ve rüzgâr birleşimi, ben fark etmeden bacaklarımı bayağı yakmış.
Yüzüme krem sürmüştüm ama yetmemiş; onu da yenilemek gerekiyormuş. Camino bir kez daha küçük ama net bir ders verdi.
Ama günün yıldızı kesinlikle öğle yemeğiydi.
Google’da bulduğum bir yere gittim. Restaurante Lage Sr. do Padrao. Yorumlar inanılmaz fazlaydı; merak edip denedim. Sıra vardı, yarım saat bekledim ama her saniyesine değdi.
Izgara sardalya yedim. Yanında hafif ezilmiş haşlanmış patatesler vardı; üstüne zeytinyağı ve sarımsak gezdirilmiş. Müthişti. Salata söyledim. Zeytinler olağanüstüydü — tam alyanak zeytini gibi, pembemsi, dolgun, karakterli. Yanına da küçük şişede lokal bir beyaz şarap aldım. Hepsi toplam 18,5 Euro tuttu.
Lezzet, keyif, yorgunluk ve o anda duyulan gerçek tatmin…
Bazen bir günün en güzel ödülü sadece iyi bir öğle yemeği olabiliyor.
Akşam güzel bir çay içtim. Öğlenki yemek yüzünden zaten hâlâ tok sayılırdım; biraz fındık fıstıkla günü kapattım.
Ve bugünün sonunda en önemli farkındalık şuydu:
Camino’da sadece yürümek yetmiyor.
Bir sonraki geceyi de düşünmek gerekiyor.
Artık her gün, ertesi gün ne kadar yürüyebileceğimi hesaplayıp konaklamayı önceden ayarlamam gerektiğini anladım.
Bu yüzden yarın için, yine yaklaşık 30 kilometre yürümeyi planlayarak Esposende tarafında düşündüğüm yerde rezervasyonumu yaptım.
İlk gün bitti.
Yanlış merdivenler,
okyanus rüzgârı,
yanan bacaklar,
mükemmel sardalyalar
ve doğru yerde bulunmuş huzurlu bir yatak.
Camino galiba tam olarak böyle başlıyor.
0 yorum:
Yorum Gönder