29 Nisan 2010 Perşembe

Ikinci Sicilya cikarmasi - ikinci bolum - Etna

Aksam vakti Vittorio Emmanuela yolundan yuruyerek kolayca buldum kalacagim yeri burada sadece bir gecelik rezervasyon yaptiydim. Daha sonrasinda nereye gitmek, ne yapmak isterim vs hicbir seyim belli olmadigi icin baska bir rezervasyonum falan yok, ruzgar nerden eserse seklinde geziyorum. Ama aklimda yapmak ve gormek istedigim bir dizi sey var tabii ki. Bunlardan en onemlisi de Etna yanardagini gormek. Kalacagim yere varir varmaz resepsiyondaki cocugu, Etna’ya nasil giderim, tepeye cikabilir miyim, yuruyerek cikmak mumkun mu, zirve yapan gruplar vs var mi gibi sorularla baydim. Zaten Gino(soforumuz)’de istasyondan gecerken Etna’ya giden otobuslerin kalktigi yeri gostermisti, dolayisiyla az cok biliyorum. Ama olsun daha fazla bilgiden zarar gelmez.

Oraya 1 Nisan'da gittim ve sonra ogrendim ki sezon sebebiyle(Nisan ayi dusuk sezon oluyo, Temmuz yuksek sezon) sabahtan sadece bir tane otobus varmis Etna’ya giden ve saat 8.15’te kalkarmis, tren istasyonunun onundeki otobus terminalinden ve oraya yuruyerek kolayca gidebilirmisim, en fazla yarim saat surermis (20dk surdu gercekten). Bu bilgiler isiginda sabah erkenden kalkip, cantami sirtlanip, terminalin yolunu tuttum. Otobusu buldum ve tabiiki ceyrek gece degil, 20-25 gece gibi kalkti (burasi Sicilya hayat daha da yavasJ)tam hatirlamiyorum ama 5-7 euro gibi bir para verdim bilet icin ve bu gidis donus bilet oluyormus. Haliyle Etna’da yasayamayacagimiza gore donmek de lazim.

Bu arada gunlerden Cuma, gelen Pazar gunu ise paskalya oluyor. Otobusle yaklasik 1 saat yolculukla Nicolosi’ye ulastik, orada 15 dk mola verdik, otobusun duragi imis orasi. Indik. Cevre civarda biraz yurudum, daha sonra yakinlardaki bir bara girip cafe machiato iceyim dedim. Barin arkasindaki abi haziladigi machiato’nun uzerine cikolatayla papatya resmi yapmis. O kucucuk kahve fincaninin uzerine, cikolata sosuyla o kadar bidik bir cicek resmi yapmak hakketten bir yetenek, tabii ki gorunce cok mutlu oldum. Bir anda yuzumde guller acti “grazie mille” diyerek cok tesekkur ettim. Kahvemi icip, otobuste yerimi aldim. 5dk falan sonra Etna’daki Rifugio Sapienza’ya dogru yolumuzu aldik. Bir yarim saat, kirk dakka daha surdu yol. Zaten tum yol boyunca Etna tum hasmetiyle dikiliyor karsiniza her yerde. Gormemek, hayran olmamak, sasmamak elde degil. Cok yakisikli bir dag (bunu bir de Turkiye’deki Hasan dagi icin dusunuyorum, cok yakisikli bir dag). En sonunda Rifugio Sapienza ve onundeki meydana vardik. Hepimiz indik, soforumuz aksam dort bucukta donus oldugunu hatirlatti ve gazladi.

Hemen o meydanda excursion center var, buradaki abiler zirveye cikis yapiyorlar. Zaten rehbersiz cikisa hem izin verilmiyor, hem de kendi guvenliginiz icin kalkismayiniz diyorlar. Hem de kis vakti, hic kalkismayin! Bana o kadr zor gorunmedi, gorundugunden farkliymis. Sanki kolaymis gibi gorunuyor hersey. Donuste yolumu kaybedip, sonra gerisin geri cikip tekrar patikayi takip etmeye basladigimda onayladim bunu. Gruppo Guido Alpino’daki abiler tek kisi oldugumdan cikis yapmayacaklarini soylediler, biraz bekledik 2 kisi daha geldiler, iki Hollandali. Ama uc sayisi da yeterli olmadi cikis icin (bu arada 6 saatlik yuruyus ve rehberlik bedeli 60 euro, cable car vs hepsi dahil) Neticede zirveye cikma hayalleri suya dustu, tek yapabilir miyim dedim, 2900’den sonra kar buz kapli oldugundan riskli dediler, nerede hangi baca oldugunu da bilmediginden, cok riskli, deneme dediler. Zaten rehbersiz cikmamalisin diye de eklediler. Eger yapiyor olsaydik once cable car ile bir noktaya, cikacaktik, sonra oradan unimoglarla 2900’e cikacaktik, sonra oradan da zirve tirmanisi yapacaktik 3200 kusurlere. Kabullenmem biraz zor oldu oraya gidip de zirve yapamiyor olmayi ama elden gelen birsey yok napalim.

Sonra gidip, cable car, unimog ve 2900m noktasinda rehberle kucuk gezi programindan satin aldim (50euro) sonra da 2900 e kadar cikip, sevgili rehberimizin esliginde cesitli bacalar etrafinda yuruyus yaptik. Bize uc dilde anlatti adam, neymis ne degilmis diye. Asagidaki gunesin ve sicagin aksine tepede deli bir ruzgar esiyor ve coook soguktu(mont vs kiralaniyor yukarda 2€'ya). 2900m’de kayak liftleri calisiyordu ve kayak ve snowboard yapan insanlar vardi. Daha once bunlari okumus oldugum icin o kadar sasirmadim ama yine de bir yanardagin uzerinde kayak yapiyor olmak fikri cok cekici geldi. Fakat ben kayak yapmak yerine, zirve noktalarini uzaktan gordukten sonra, inisi unimogla degil kendim yuruyerek yapmaya karar verdim ve bunu da hangi akla hizmetse acilmis patikanin uzun oldugunu dusunerek, aslinda soyle gitsem direk o telefereik noktasina ulasirim diye dusunup bir noktadan basladim. Sonra indim inidim yurudum yurudum, bir turlu o tepeyi asacak bir nokta bulamadim, hatta bir yerde kayak liftinin diregini gordum, ama o direge kadar tirmanmak cok zor geldi. Aslinda yariya kadar tirmandim ama sonra baktim bulutlanma basliyor, ben iyisimi isi riske atmayayim diyerek gerisin geri patikaya ciktim. Tabii yaptigim bu hata bana iki saate mal oldu. Anlamsizca risk aldim. Ama nedir, yanlisimi kabul edip geri dondum. Bu da bir erdemdir canim. Ayrica bakin burada itiraf ediyorum :)

Neysem en sonunda patikadan takip ederek, cable car noktasina ulastim, sonra oradan baktigimda gordugum direk ayni direkti. Yani aslinda o tepeyi assam asagida liftleri vs'yi gorecekmisim(kismet:P)

Baktim saat geciyor asagi indim, asagida da cesitli bacalar ve gorulecek oyuklar vsler var. Ayrica aciktim. Inip R. Sapienza'da fistikli makarna, salata ve nero davola esliginde guzel bir yemek yedim. E depo dolunca diger bacalari ziyarete ciktim. Silvestri bacasini ve yakinlardaki volkanik cukurlari gezdim, sonra otobuse binip Catania yoluna dustum. Ne yazikki Taormina’ya cok yakin olmama ragmen, oraya giden herhangi bir tasit vs olmadigindan gidemedim, Catania’a donmem gerekti. Catania’ya ulastigimda ise Taormina’ya tren bileti alip 7kusur euroya, hemen sonraki Taormina trenine bindim.

Arkasi yarin, Taormina maceralari bir baska.

28 Nisan 2010 Çarşamba

Ikinci Sicilya cikarmasi - birinci bolum

Mart ayinda yapmis oldugum Sicilya gezisinin uzerinden epeyi vakit gecti. Artik hayalimdeki resimler siliklesmeye basladi. Detaylari unutmadan yazayim o zaman.


Ilk yazmak istedigim;

Daha onceki Sicilya yazimda da soylemistim, bu Sicilyali insanlar bir baskalar, sicaklar samimiler, yardim severler, eglenceliler, pozitifler. Yine enteresan maceralarim oldu ozellikle otobus soforleriyle.

- Nereleri gezdim, Etna yanardagi, Catania, Giardini Naxos, Taormina, Castelmola, Messina(bu yanlislikla oldu, yanlis trene binince Siracusa yerine Messina’ya gittimJ, olur boyle seyler )

- Neler yedim; balik, balik balik, deniz urunleri vee Sicilyanin unlu tatlisi canoli tabii ki.

- Ne ictim; nero davola, etna rosso

- Neler yaptim, yurudum yurudum yurudum yurudum. Nerdeyse adayi yuruyerek arsinlayacaktim.

Sicilya’ya ilk gidisimde de enteresan bir otobus yolculugu yapmistim Mozia-Birgi de, otobus soforu Birgi’de gorecek birsey olmadigini otobusle gezdirerek gostermisti, halbuki gorduklerimin hepsi gorulmeye degerdi bence .

Bu sefer de aksam saat dokuz bucuk gibi indi ucak Catania'ya, ciktim disarda sehre giden bir otobus aradim, kosede bucakta bir otobus buldum. Baktim onunde de soforu duruyor, en azindan soru soracak bir adam diye dusunerekten atladim adamin onune. Tabi artik Italyanca cumle de kurabiliyorum ya, elimde de kalacagim yerin adresi ve google map'ten basilmis kagitlarim ile sordum abiye, bu otobus buraya gider mi, nasil giderim vs vs. Abi bana “si, si, aspetta aspetta (bekle bekle)” deyip, sonra bana otobuse binmemi soyleyip calistirdi otobusu ve hep beraber yolculuga basladik.
Yola ciktiktan sonra ogrendim ki, otobus tam o sokaga gitmezmis ama yakin bir yerden gecermis, bir miktar yururmusum veya baska otobuse binermisim oraya gitmek icin. E guzel 15 dk yurumek nedir ki benim icin. Bu arada otobuste bilet alindigini dusunuyordum, abiye sordum bilet alabilir miyim diye. Tabi tabi ama 2 bin euro dedi (!) ben hink diye kalakaldim tabii. Sakaymis. Netekim biletsiz yolculuk yaptim. Bu arada kahramanimizin adi Gino, yolda ogrendik (neredeyse tum seceremizi). Yol boyunca, benim kafasi gozu kirik Italyancamla epey bir muhabbet ettik Gino’yla. Kimsin, nesin, nerdensin, ne yaparsin, ogrenci misin (sorular ayni!), vs vs. Bu arada yolumuz aslinda 15 dk ama, amca binen inen herkesle ayri ayri muhabbet ettigi icin biraz uzuyor tabii.

Neyse sonra bir harita cikardi, eger zamanim varsa bana sehri gosterebilirmis, bu otobusler, ring yaparak butun sehrin etrafinda dolasiyormus ve aynen gerisin geri havaalanina donuyormus. Ben de keyifle kabul ettim, oooo ne ala aksam isiklari ile Katanya’yi gormus oldum. Haritadan bana tek tek Catania’da neler gorulur vs cadde sokak onemli butun yerleri, canlilarini da isaret ederek gosterdi. Bu arada otobuse binen inen herkese de laf atmayi ihmal etmedi. En sonunda haritayi bana verdi. Daha sonra bir caddenin ortasinda kaldirima cikarak(!) saga cekti, dortluleri yakti, gitti bir pastaneye kurabiye aldi, kapida milletle konustu, otobusteki kiza, yolculugunun nereye oldugunu, ucaginin kacta oldugunu sordu, merak etme gideriz dedi. Kapida milletle beraber kurabiye yedi. Sonra anladim ki burada benim icin otobus bekliyoruz, 5dk sonra bakti otobus gelmeyecek bana yolu gosterdi, kurabiye ikram etti (bir tane alinca olmuyor, bir avuc doldurdu elime) ve ben indim o da yoluna devam etti yolculariyla. Ben de elimde haritalarim, kurabiyelerim, sirtimda cantam ile basladim yurumeye.

Iste boyle basladi ikinci Sicilya cikartmam.

15 Mart 2010 Pazartesi

bir sabah, bir salak

bir sabah uyanacağım ağlayarak, ne oldu diye soracak annem
hiç, sadece kötü bir rüya gördüm diyeceğim
sonra bunların kötü bir rüya olmasını isteyeceğim
gözlerimi kapayıp, aklımı açıp salaklıklarımı ayıklamaya çalışacağım
ama yok olmayacak, karıştırdıkça dibine batıyor, iyisimi daha fazla kurcalamayayım
yoksa salaklıklarım daha derinlerde yatacak

14 Mart 2010 Pazar

Madrid Amsterdam hattında neler oluyor...

Efendim üzerinden bir ay geçti ama gezdiğim hızla yazamıyorum naparsınız :)
Geçen ay Aysel'le beraber Madrid'e oradan da Amsterdam'a gittik.
İki kelimeyle özetle derseniz,
Madrid için GS - Flamenko,
Amsterdam için Heineken - Soğuk derim.

Madrid
Neden mi, şöyle ki, ben bu gezinin biletleri Aralık'ın 13'ünde almıştım ama bir de Madrid'e gittik ki ne görelim, her yer GS atkılarıyla dolanan tiplerle dolu. Ha daha kötüsü de oldu Plaza Mayor'da bütün sağda solda gördüklerimiz toplaşmış ışık, maytap, bağırış, çağırış, tezhürat almış başını gidiyor. Aman neyse bir bir berabere kalmışlar da akşam ekstra bir durum yoktu.
Madrid'e ilk vardığımız günü ve gecesi öyle dolanıp durduk. Gerçi bu şekilde epey bir gezmişiz ama onu sonraki gün anladık
Ertesi günse biraz planlı gezelim dedik ve sağda gördüğünüz haritada bir parçası görünen mavi boyalı rotayı yaptık.

Şu soldaki istiridyelerden denedim. Çiğ yeniyormuş :| Anladım ki çiğ yenen canlı şeyler bana göre değil.

E tabii aynı markette, çeşitli tapasların tadına baktık ve şarap evlerinde nadide şaraplar tatdık.
Madrid'te Xavier Mascaro diye birinin sokak sergisi varmış. Her yerde demirden yapılmış çeşit çeşit eserlerini gördük, kocaman ağaçlar, çiçekler gemiler ve böyle enteresan oturan adamlar.

Retiro parkının içindeki Kristal Müze. Hem dışardan hem içerden çok etkileyiciydi. İçerde ise enteresan bir sergi vardı. Yere konmuş çeşitli çetvel, şişe, çeşitli ölçme aletleri ve tavana bağlı ipler!
Bu arada bu parkta çekirdek satılıyordu, ve aynı bizdeki gibi millet elinde bir paket çekirdekle, çıtlayarak yürüyordu :)

Cybeles Meydanı ve çeşmesi. Çeşme solda ufacık görünüyor. Bu meydana gelirken arkamızda kalanlar, Metropolis binası.


Kitabımızdan okuyarak bulduk burayı, çok hoş bir bardı. Adını şimdi hatırlamıyorum ama siz de LP okuyarak gelirseniz bulursunuz zaten :)


Kafaüstü pardon burunüstü çakılmış bu şey bir fil! Arkasındaki binanın ne olduğu tam olarak anlayamadık ama dışardan bir sinemaya benziyordu. Fakat bina her neyse bilmiyorum ama fil daha etkileyici.
E yoruldukça bir kafede oturup dinlendik ve arada bir şeyler yedik. Ben de Barcelona tecrübemden öğrenmiş olduğum Churro ve Çikolatayla Aysel'i tanıştırmış oldum. Bandıra bandıra yiyorsunuz, o çok beğendi, eminim siz de beğenirsiniz. Bir deneyin derim, pişman olmazsınız :)

Amsterdam
Burada makinanın pili bitti ve şarjını almamış olduğum için pek bişi yapamadım. Ama elimden geldiğince çalıştım yine :P

Amsterdam pek romantik geldi bana aslında. Sanırım her yerin suyla dolu olması, her yerde bir kanalın kenarından yürüyor olmaktan, ve tabii ki çok soğuk olmasından ötürü habire çeşitli kafe keşifleri, müze gezileri yapmamızdan dolayı da olabilir.

Amsterdam'da Heineken tecrübesi bambaşka bir şey. Kesinlikle gitmeden gelmemek lazım :D Bildiğiniz müzeler gibi değil, çok eğleneceksiniz. Çok anlatmayacağım gidin görün eğlenin. Hele o üst kattaki odaya girip o eğlenceyi tadın, karaokenizi yapın, videonuzu fotografınızı adresinize gönderin, biranızı için eğlenin :)
Ertesi gün muhtelif orası senin burası benim diye gezdikten sonra, o meşhur caddeye gittik. Zaten fotğraf çekilmesi pek hoş karşılanmazmış, e ben de çeksem buraya koyacak değildim, ama çekmedim de(valla). Neysem efendim ablaları, abileri(?) vitrinlerde o şekilde görmek, kasaptan tavuk seçmek gibi geldi bana. Garip yani. Ama tabii burada yapılacak tek şey vitrin gezisi değil, bir de ünlü coffee shop'lar var malumunuz. Ben bile denedim, bütün kafeyi dumana boğdum, genzimi yaktım ama hiç bir şey anlamadım, keyif de almadım. Neresi keyif verici maddeymiş bunun yaw.
Son günümüzde tekne ile kanal gezisi yaptık, o gün de yağmur yağıyordu. Pek keyifli oldu. Tavanı, yanları cam olan bir teknede olduğunuz için pıtır pıtır tavanınıza düşen yağmurun sesi görüntüsü pek keyifli oluyormuş.

Bu arada burada bir turist ofisinden Amsterdam kart almanızı öneririm. 1 günlük olanı €38 idi. Ama bütün müzelere ücretsiz girişiniz oluyor, bedava ulaşım kartınız oluyor, bir çok yerde indiriminiz oluyor, kesinlikle pek bir karlıya geliyor yanii. Zaten iki müzeyi gezdik €25 ya çıktıydı. Tavsiye olunur.

12 Mart 2010 Cuma

yalniz ozgurluk, yanliz ozgurluk

Hangisini tercih ederdiniz siz? Ben bilemedim, sanirim su siralar yalniz ozgurlugu yasiyorum orasi kesin (acaba yoksa bu yanlis ozgurluk mu?).
Eksigi var, yanlisi yok, bahari var, sicagi yok.
Neysem herkes hakettiği gibi yaşarmış...

8 Mart 2010 Pazartesi

ne guzel cocuklardik...

Bugun bir arkadasimdan aldigim bir eposta huzunlendirdi beni biraz. Konuyla karisik Sabri Alisik misali, daldan dala atlarken kendimi cocuklugumuza guzellemeler yaparken buldum. Ona yazdiklarimin bir kismini burada da paylasayim istedim. Okuduktan sonra Can Dundar yazisi gibi olmus dedim, ama o kadar benzediysem ne mutlu bana :P Saka saka, ne haddime!

Neyse cocuklugumuza geleyim tekrar.
Sansli cocuklardik biz hakkatten hakkimizi yemeyelim simdi. Simdilerin sahane animasyon filmleri var seyredecek, her birinden ayri kahramanlar fiskiriyor, ama o kadar coklar ki, hepsi gelip geciyor.
Oysa biz kendi kahramanlarimizi kendimiz yaratirdik, hayal gucumuz vardi bizim. Sokaktaki her tasin dizimizde ayri bir yere oldugu gibi
evcilik oynardik, telli araba surerdik.
camurdan adam yapardik, hamurdan degil
kanis kopekleri olmazdi evimizde, sokaktaki butun kediler, kopekler bizimdi
yetmezse, sapanla kus tutar sonra da evde bakardik
hala o okulun kapisindan aldigim lahmacunun tadini, hic bir lahmacunda bulamamisimdir,

ve biz halen cok sansliyiz, o cizgi filmleri cocuklar icin yapmiyorlar ki, bizim icin yapiyorlar, cocuklar renklere bakip egleniyor, ama asil keyfi biz aliyoruz :) keyif bizim keyif yani.
sansli cocuklardik biz, bir bardaga doldururdu annem cayimizi mahalle arkdasimla, onun annesi de ayni seyi yapardi,
aksam annem komsu komsu aramaya cikarmis beni, birisinde uyuyakalirmisim
bir tane evim yoktu benim, butun mahalle evimdi

cok mukemmelliyetciyiz artik, dolayisiyla hic bir sey mutlu etmiyor bizi
ne agzimizin tadi, ne gonlumuzun hazi, ne kalbimizin yarisi hic bir sey yok artik
herseyde bir saman tadi

Disarda kar yagdigini gordugumde kalbim buyurdu, yuregim agzima gelirdi heyecandan, ama okulun tatil olmasi ihtimali sebebiyle degildi bunlar.

havada bahar asili kalmis, afrodizyakmis oyle derler,
bende de asili kalan asli olmayan bir ruh
cok sey soylemek, bir sey sormak isteyip, hic bir sey dememek, beklemek, o gun gelecek diye ummak

ah canim arkadasim ah, sabah sabah beni mecnun yaptin, asli kadar olamadim, erkek kisilikliymisim naapalim...

her seyin bir sonu varmis, hah kulliyen yalan yalan, tam tersi hic bir seyin bir sonu yoktur.
Asklari da vururlarmis, vurulur da unutulur mu? hayatinizdaki hangi askinizi unuttunuz, ne vurulur ne unutulur.
yillar gecer aradan ama ne siz ne o unutmaz unutulmaz,

'askla yogrulasiniz emi' diye, dua mi beddua mi oldugunu bilemedigim bir dilekle kapatayim bu mevzuyu,
yoksa sonu kotuye gidiyor...

25 Şubat 2010 Perşembe

Su siralar pek bi gezginim-gec kalmis Paris yazisi

Gezmeyi oldum olasi severim, hem de cok. Elime kitabimi alip sokak sokak arsinlarim sehirleri, insanlarla konusur ya da konusmaya calisir, keyif alirim her yolculuktan ayri ayri. Her yerde bir baska hayat, her yerde bambaska hikayeler. Aralik'ta Barcelona'dan bir iki gun tattim, Ocak'ta Paris'ten, e kisa ay Subat'a da Madrid ve Amsterdam'dan enstantaneler koyduk tam oldu :)
Paris'le ilgili ayri bir yazi yazmamisim onu farkettim. Madrid Amsterdam hikayesinden once onu yazayim dedim.
Paris, romantik sehir gercekten. Ocak'in ilk haftasi butun Avrupa dondugu gibi Paris de donuyordu tabii. Ilk gun vardigim da haydi cikip gezelim dediydim sagolsun arkadasim da beni kirmamisti. Fakat havanin gece -17 lerde olacagini biraz abarti haber diye dusunmustum. Ancak degilmis, bu kadar hic usumemistim diye dusunuyorum. Uzerimdeki kayak montu iyi guzel de, sonucta normal bir kadife bir pantolon giyiyordum ve o soguga viz geldi. Halen hatirliyorum gece eve geldigimizde yattiktan iki saat sonra bacaklarimi isitmaya calisiyordum da olmuyordu.
Paris duzenli bir sehir, meydan yapilari bir papatya gibi. Ortada bir meydan var ve oraya acilan bir cok yol var ve hepsi dogal olarak bir birine bagli. Gordugum kadariyla butun sehir bu sekilde yapilmis. (Madrid'te de benzer bir yapi vardi.)
Champs-Élysées, Tour Eiffel, Arc de Triomphe, Notre Dame, Pantheon, Moulin Rouge, Opera binasi meydanlari sokaklari, gercekten cok etkileyici. Butun sehir halen o eski dokusunu koruyor. Yilbasindan hemen sonraki hafta orda oldugumdan sansli idim, her yer sikir sikir isikli idi. Ben de pek severim oyle isil isil. Biraz senlik yapalim,

Eiffel Kulesi ya da onlarin deyimi ile Tour Eiffel. Aksamlari saat 1'e kadar, her saat basi boyle isil isil oluyor, yaklasik bir dakika boyunca boyle elmas gibi parliyor inanilmaz bir goruntu. Cok sansliydim ki arkadasimin evinden her aksam onu seyredebildim :)













Notre Dame - kesinlikle icini de gormek lazimmis. Ben girdigim de Pazar gunu oldugundan bir de ayin vardi. Sanslimiyim neyim.













Arc de Triomphe ve Champs-Élysées. Caddeler sikir sikir dukkanlarla dolu.






Louvre Muzesi - Burasi icin uc gunumun bir tum gununu harcadim ama sadece yarisini gezebildim. Resimde arkamda gordugunuz U seklinde bina tumuyle Louvre oluyor ve icinde dort kat var. Bilet alirken abonmanliklari falan gorunce sasirmadim zaten. Icinde kac bin tane eser oldugunu hatirlamiyorum su anda ama kesinlikle vakit ayirin ve gorun. Veee asagida olayli Mona Lisa tabii ki.








Soguk Paris gunlarinin ilaci nedir, tabii ki sicak sarap! Ve degisik seyler denemeyi seven ben ne denedim, salyangoz. Iiii memnun kaldim mi pek degil, pesto sosundan baska bisi anlamadim acikcasi.









Moulin Rouge - Benim icin bu gezinin en sahane noktalarindan biri oldu. Bir de daha planli gidip gosteri seyredebilsem daha super olacakti. Yanindaki resim de Hotel de Ville onundeki buz pateni alani. E bu sogukta ne yapilir ya kayak ya buz pateni di mi :)








Paris'in unlu Seine nehri. Hani su bulmacalarda cikar ya ' Fransa'da bir nehir', hah iste o Sen bu Seine :) Gece daha bir hos gorunuyor degil mi.








Aslinda daha buraya dair soyleyecek yazacak anlatacak coook sey var ama boyle okumakla yazmakla olmaz gidin gorun. Bana gore cok gezen daha cok bilir.

1 Şubat 2010 Pazartesi

Italya'da kayak

Su siralar arkadaslarla beraber Italya'da kayak keyfinin tadina bakiyoruz. Bu arada tek yeni tad kayak degil, arada icilen degisik icecekler de ayri bir yazi konusu, hele "bombardino" bambaska bir sey.
Dun bir onceki gunun yorgunlugu kendimi cok zayif hissediyordum ve arkadas bana bir bombardino icmemi onerdi, onermekle de kalmayip, aldi getirdi. Ufak kahve fincaninda, uzerinde krema olan, goruntusu sutlu kahveye benzeyen, icinde tek anladigim tad olarak rum tadi olan, kokusu hos, icimi sert, tadi buruk pek guzel bir seydi netekim. Sagdaki fotograf bombardino sonrasini gosteriyor. Oncesini bosverin :)

Oncelikle bu adamlarin, neden kis sporlari konusunda neden bu kadar basarili olduklarini anlamak icin burada bir kis ayi gecirmek yeterli oluyormus. Her seyden once sayisiz kayak merkezi var, Aosta'li olan arkadas okula kayakla gittiginden bahsediyor (!) E artik daha geriye soyleyecek soz kalmiyor zaten. Dun de yine kayaktan donerken anlatiyor, L'aquila'da bir universite varmis, ama universitenin asil tercih edilmesi cevresindeki kayak olanaklari sebebiyleymis daha cok. Sabahtan ders ogleden sonra kayak, oh ne ala memleket :)

Daglarda durumla ilgili bilgi almak icin kullandigim bir site var Skiinfo diye. Zaten onda Italya'yi tiklayinca gelen sonucun sayfalarca oldugunu gormek bile anlamaya yetiyor (boough demek istiyorum, biz de niye yok, dagimiz tasimiz da bol halbuse).
Neyse efendim uctur Abruzzo bolgesinin nadide kayak merkezi Campo Felice'de sekiyoruz, kayak yapiyoruz, yapamazsak yuvarlanarak suruklenerek vs bir sekilde iniyoruz asagi. Bilenler bilir dusmek konusunda ustayimdir :P Buranin ulasimi sadece 1.5 saat suruyor.
Dun cok keyifliydi, gun boyunca kar yagdi hic durmadan. Zaten hafta ici o kadar cok yagmiski, butun yollar kilometrelerce oteden kar kapli idi. Yanlis anlamayin yollar degil yol kenarlari. Yoksa yol hizmetleri super calisiyorlar, araliksiz kureme ve tuzlama devam etti gun boyu.
Bir iki resimle senlendirelim bu mevzuyu :)

Bu arada ilk gidisimizde donus yolunda ugradigimiz sarkuteri/bakkal arasi, sahane sandvicler yapip oracakta actigi sarap/bira ne isterseniz ile sunan yer ise kayagin tadina tad katar turden :) Sadece bunun icin gitmeye deger.