6 Haziran 2017 Salı

Bir yolculuktur hayat

demisti şair.

Dememisti yoksa,
Ben dedim o zaman
Yine bir gun, yine bir ucakta, yine bir bilinmeze

Hayat yine surukledi,
Bir o yana
Bir bu yana
Bir umut, bir mut, bir heyecan, bir tat

Bir ben vardim, bir sen yoktum, bir hic oldum, bir sen buldum.
Ben buydum.

Sevdim, sevildim, sandim, aktim, koptum, korktum, biraktim, kactim.
Yettim, yettin, yenilendim, yinelenmedim.

5 Haziran 2017 Pazartesi

Alanya'da bisiklet turumuz - Gün 1

Güzel şeyleri unutmamak lazm. Hafıza hiç de hayırlı bir dost değil çünkü.
Gariptir ki insanoğlunun belleği daha çok normal olmayan durumları hatırlamaya yatkın imiş. Bu aralar David Eagleman'in 'Beyin' kitabını okuyorum ve okudukça daha da şaşıyorum. Ama konumuz bu değil :) Belki onun için ayrıca bir yazı yazmak gerekir.

Konu; hatırda kaldığıyla Alanya Bisiklet Turu'muz. 17 Şubat 1. gün

İlhan benim lastikle eğlenirkene
Riviera Hotel
Amacımız ve isteğimiz Şubat'ta Alanya'da bisiklet turu yapmaktı ve çok güzel bir tur yaptık, üç kişi, üç gün olacak şekilde. Sayımız üç'te kaldı çünkü Şubat ayında Alanya'da bisiklet turu yapılabileceğini arkadaşlara bir türlü anlatamadık. E tabii İstanbul'da sürekli kar ve soğuk ile boğuştuklarından, memleketin başka bir yerinde havanın güzel olabileceğini düşünemediler ne yazık ki. Düşünebilenler ise ödülünü keyifle yaşadı.

Alanya turunun temeli bizim Ercan'la bir muhabbetimiz esnasında çıktı aslında. Ya Ercan sen bi tur yapsana güneyde, millet benden istyor ama ben o organizasyon vs ile uğraşamam demiştim. Sağolsun Ercan yine süper çalışıp bize dört günlük harika bir tur programı hazırlamıştı ama on kişiyi tutturamadığmızdan, o organize turu yapamadık. Hal öyle olunca biz de kendi butik turumuzu yaptık :D
Hava şıkır
terleme üşüme bir arada
Mazhar abi ilk günden beri çok heyecanla yapmak istiyordu. Zaten uçak biletini de almıştı. Sonrasında İlhan da aldı. Okan de gelecekti ama bir konferansı çıktığından olmadı. Kısmet değilmiş napalım. Şefik de geliyordu ama arada sattı fakat neden ve nasıl olduğunu hatırlamıyorum. 

Alanya'ya Kaş'tan varmak hiç de kolay değilmiş arada onu keşfettim. İlhan ve Mazhar abi uçakla geldiler ve saat gece 1 gibi buluşmuş olduk. Sabah kahvaltıda buluşuruz diyerek odalarımıza çekildik. Ben erken geldiğimden bisikletimi hazırlamıştım ama onlar bisikletleri sabahleyin kuracaklardı.

bakkal ve çocuklar
İlk gün rotasını İlhan, daha önce paylaşılan rotalardan Strava'da çizmişti. Onu takip ederek gittik. Alanya'da kaldığımız otelden çıktıktan sonra  Antalya yönüne doğru sürdük bisikletlerimizi. Önce yol çok tatlı ve düz gidiyordu ancak ne zamanki sağdan köylere doğru ayrıldık işte o zaman gerçek dünya ile karşılaştık. Bugün o kadar çok yülseldik ki artık hava epey soğudu, güneşe rağmen. 700-800 metreler civarında aşağı yukarı çık-in yaptık sürekli. İnanılmaz manzaralardan geçtik. Köyden birinde tam soluklanalım diye durmuştuk ki Mazhar abinin lastiğinin patlak olduğunu keşfettik. Ancaak yanımızdaki tek pompa bozuk çıktı ve lastiği şişirmedi. İlhan ve mazhar abi epey uğraştı olmadı. Köyün bütün çocukları etrafımızda toplanmıştı. Biz de ilk başta bakkaldan abur cubur almış takılıyorduk ama pompa çalışmayınca zurna zırt dedi.
Çocuklar merakta :D

Ayten usta iş başında
İşte orada ben devreye girdim :D Pompanın hassas ayarını bulup yaklaşık 20 dk boyunca yavaş yavaş uğraştım lastiği şişirebilmek için. Ara ara denedik ama olacak gibi görünmüyordu. Bizimkiler araç ayarlama derdine düştüler ama olayın imkansızlığı karşışında umutsuzluğa kapılırken onlar, ben yılmamış uğraşıyordum ve gerçekten o pompa ile o lastiği şişirmeyi başardım. Sonra da artık çok geç kalmış olduğumuzdan tekrar düştük yola, daha yolun yarısı bizi bekler. Arada çok güzel manzaraları bir yerde çay molası verdik. Oradaki teyzenin kızı da bisikletçiymiş ama bayağı yarışlara falan katılıyormuş. Çok mutlu olduk ve yola devam ettik. Bundan sonrası artık inişti hem de ne iniş, süper keyifli bir yoldu. Vee tabi tam biz artık tekrar Antalya yoluna çıktık mazhar abinin teker artık cörtledi. Ve ne yazıkki son on km'yi taksi ile geldi. Olsun buna da şükür hiç değilse medeniyete kadar 50 km kadar dayandı lastik.

Yolun son 10 km'sini İlhan'la beraber geldik. O gün sabahtan oteldeki spa'yı keşfetmiş ve akşam için kese köpük ve masajımızı ayarlamıştık. Otele daha girerken Mazhar abiyle karşılaştık ve hızlıca birşeyler atıştırıp kendimizi spa'nın sıcağına bıraktık.
Canıms :) Gülen yüz
Bundan sonrası çok net değil. Akşam bir kahve içtik, sonra da ben başkent hastanesine gittim arkadaşımı ziyaret etmeye. Bizimkiler yatacaklarını söyleyince ben de alemlere akayım dedim :D
Hastanede benim tatlı dr arkadaşım Toros ve diğer arkadaşları ile beraber kendimize çok güzel rotalar çizdik. Sonrasında sabah ola hayrola deyip ben de otele gelip güzel bir uyku çektim.

O günkü rotamızı Relive kaydını seyretmenizi şiddetle öneririm. Geçtiğimiz yolları çok güzel gösteriyor. 1 dk lık bir klip.

https://www.relive.cc/view/869575432

O gün toplam 92.5 km yapmış 1428metre tırmanmışız. Dile kolay :D


1 Haziran 2017 Perşembe

Gito'dan kalanlar


Üzerinden çokça zamanın geçtiği, yazmaya fırsatımın olmadığı güzel zamanların hatırına yazılar...

Bu bloğumun asıl ortaya çıkış sebebi gezilerdi, özellikle aktarmak istediğimse, tek başıma ülkeler ve şehirler arasında mekik dokurken yaşadıklarım, tecrübelerim, diğer gezginlerin de işine yarayabilecek ve aynı zamanda bana o güzel günleri hatırlatacak notlardı.

Yılın yarısına doğru geliyoruz, yine hızlı geçen zamanın karşısında araya serpiştirilen gezilerle düşük vitese almaya çalışıyordum hayatı, onun koşma derdine inat. Yine bu çabayla Ocak ayında çıkmıştım Gito'ya, iki yıl önce de yaptığım gibi.
O zaman daha şanslıydık gerçi. Hava açısından özellikle tabii. Yoksa yine Gito, yine Serhan abi, yine dostluk, yine muhabbet doluydu. Hava fırtınalıydı çıktığımız gün, sonrasında da değişmediydi. Ancak çıkışta ciğerlerimde hissettiğim acı çokça canımı yakmıştı. İstanbul'da geçirdiğim üç günde ya bir virüs almıştım ya da ciğerlerimi fena üşütmüştüm ki yürüyüş esnasında her nefes alışımda ciğerlerimde inanılmaz bir acı hissediyordum.
Gito'ya çıkarken amacımız önce Meydan Köy'e kadar arabayla gidip oradan yürüyüşe başlamak idi.
Ancak çokça denememize rağmen yoldaki buzlanmadan dolayı oraya kadar bile çıkamadık. Çok kar vardı. Zaten önceki gün iki arkadaş zor geldiydi İstanbul'da yağan şiddetli kardan ötürü.

Biz de baktık olacak gibi değil, indik minibüsten, sırtlandık yüklerimizi ve çıkmaya başladık. Zaten ağır olan çantama bir büyük rakı ve iki de ekmek ekleyince daha da güzel oldu. Ciğerler yana yana çıktım. Belli bir yere kadar iz vardı ama bir noktadan sonra iz açmak da gerekti. O vakte kadar çenesi durmayan hatun kişi ise mevzu iz açmaya gelince bir arkadan arkadan geliverdi niyeyse!
Acı patlıcanı kırağı çalmaz deyip devam ettim ve klasik olduğu üzere eve ilk vardım. Ama vardığımda ciğerlerim artık kavruluyordu acıdan. O akşam ben öksürdüğümde herkes susuyordu.
Çıkan ses korkutucuydu. Sobanın yanındaki yerimi aldım tabii :) Sağolsun Arzum'da Tiger Balm varmış ondan verdi. Göğsüme sürüp, ekstra da sarıp sobanın yanında yatınca iki güne toparladı öksürüğüm. Artık insan gibi öksürebiliyorum. Sonraki gün zirveye çıkmak için içim gitmesine rağmen fırtınada pek yapamadım. Ancak üçyüz metre kadar yükselmiştim ki, göğsümün acısına geri döndüm ve sobanın yanındaki yerime geri kıvrıldım.Ertesi gün daha iyiydim, biraz oynayabildim karlar üzerinde :) Akşamları oynadığımız oyunlar, ettiğimiz muhabbetler... Ne de çok gülmüş eğlenmiştik.
Sonraki gün ise artık dönüş telaşı almıştı herkesi ve tek tek iptal olan İstanbul uçuşlarının bilgisi sıcak gelişme olarak paylaşılıyordu. Tek telaşsız olan bendim sanırım. Ertesi gün hava sonunda açtı :) Uğurlama güzelliği yaptı bize. Çamur içinde vardık Meydan Köy'e Uçuşlar o akşam olduğundan, hemen yola koyulduk. Benim uçağın da iptal olduğunu biliyordum ama havaalanına gidince bakarım diye çok telaş yapmamıştım. Netekim de öyle oldu. Alana vardığımda uçağımın iptal olduğu, başka uçak olmadığını en erken ertesi sabah uçağıyla gidebileceğimi söylediler, otelimi ayarlayıp trasnferimi yaptılar. Ohh miss gibi sıcak bir duş aldım ve güzel güzel yattım. Ertesi gün de kahvaltı sonrası transfer aracı geldi ve alana götürdü. uçuş hiç sorunsuz gerçekleşti. yani herşey yolundaydı. Bir geceliğine Trabzon'da misafir etmiş oldu Pegasus beni :D

Bir Gito kış macerası da böyle son buldu...
Burada teşekkürler Buklacanlar olan Okan ve Arzu'ya gidiyor tabii ki.

28 Mayıs 2017 Pazar

Ölümün soğuk yüzü

Bisiklet grubumuzdan çok sevdiğim bir arkadaşım dün, bisiklet sürerken kalp krizi geçirerek vefat etti. İlk duyduğumda karnıma bir şey oturdu sanki, sertçe. Yutkunmak, nefes almak zorlaştı.
Beynim çok hızlı bir şekilde, en son beraber bisiklet sürdüğümüz günkü muhabbetleri hatırladı. Daha bir ay olmadıydı. Başka yere yerleşme planları, olurları olmazları, istenenleri kaçınanları. Yol boyu sohbet etmiş, ara ara çok güzel fotoğraflar çekmiştik. Hatta son on km'de kopup uzamasına çokça serzenişte bulunmuştum. 
Şimdi ise başka türlü koptu, kopardı kendini bizden. O güzel yüzünden, o keyifli sohbetlerinden…
Kızının ve eşinin acısı ise tarife sığamaz ölçüde. Midende yumruk savaşı yaptırıyor. 
Dün var bugün yok olmak. Hayatın anlamsızlığına dair bir anlayış, bir anlatış daha. 

Huzur içinde uyu arkadaşım, mutluluk içinde yat. Hoşçakal sevgili Bülent. 

15 Nisan 2017 Cumartesi

Gecen gelen gelecek olan

Bunlar sadece kendime dair notlar;
Aradan neler gecti
Ocak'ta Gito
Subat'ta Alanya
Mart'ta Nepal

Gelenler
Nisan'da Marsilya
Mayis kimbilir?- Bir İzmir ziyareti
Haziran? Hayat surprizlerle dolu- Atina ve sonrasında Düsseldorf

27 Mart 2017 Pazartesi

dilek

Tapınakta dilek dilememek lazımmış, hepsi gerçek oluyo lan!
Başka ne dilemiştim onu hatırlamıyorum :D

26 Mart 2017 Pazar

Kara

Dünyanın bütün renklerini değil
Karayı getirin bana
Ne varsa ve ne yoksa kara bugün
Mavi soldu, sarı uçtu, beyaz kirlendi
Gün dün oldu,
Dün yok oldu

19 Mart 2017 Pazar

Guven

Güven, mutluluğun temelidir.
Güven aşkın ve her türlü aşkın, yani cesaretin, yani kavganın temelidir.

Cemal Süreya

12 Mart 2017 Pazar

Kedi insan

Kediyi merak oldururmus, insani kahır.

1 Mart 2017 Çarşamba

1 Mart

Bugun babamın doğum günü. Ağlamayı öğrenme günü. Ölüm gününü hiç anmasaydık da,hiç olmamış olsaydı o gün, acaba ben bugün nasıl olurdum.

Gözümden akan yaşlar eksik olurdu belki,
Güvensizliklerim, eksik olurdu belki
Terkedilmiş terklerim olmazdı belki
Belki sevebilip sevilebilirdim, sahici aldatmasız, öz, saf, tam,

Ama değil,
Hep bi temkinli olma durumu!
Ben hep özgürlüğün peşinde koştukça, temkinlikler beni kovaladı. Hiç bir zaman koşmayı da sevmedim ben. Okumadığım yerden çıktı gözyaşlarım.