24 Haziran 2014 Salı

Pinhani - Baska Seyler -Yitirmeden

Pinhani – Başka Şeyler

Pinhani’yi ilk Hakan dinletmişti bana. ‘Yalnız kaldıysan, kalkıp pencerenden bir bak’ diyordu o zaman Pinhani.
Sonra yıllar geçti. Pinhani’nin yeni yeni albümleri çıktı. Hepsini dinledim. Hepsini sevdim, dinlettim. Hep çok sevdim.
İşte yine bir gün Mephisto’da geziyorken Başka Şeyler albümünü almıştım ama bir şekilde benim kitaplığın kuytularına girmiş ve saklanmış, uygun zamanını beklemiş. Ve birkaç ay önce yine ortaya çıktı.
Selin geldiğinde, Hayal Kahvesi’nde Pinhani çalıyor, gidelim mi akşam dinlemeye deyip, akşam 11’de beş hatun, Hayal Kahvesi’nin kapısında buluşmuştuk.
O gün konserde dinlediğim bazı şarkılar işte bu albümdendi ve çok güzellerdi.
Özellikle ‘Yitirmeden’ şarkısı! Çok güzeldi, özeldi, çok anlamlıydı, çok gerçekti…
 
Yitirmeden
 
durup düşünmeye zamanın olur mu?
yitirmeden anlamaz insan
sevdiklerin yolun sonunda
sarıl her fırsatında o insana
arkasından ağlayan olma
geri getirmez çok ağlasan da

durur, durur belki başucunda
annen baban kendi çapında
abin bile 47 yaşında
ömür, ömür sanki bir kara kutuymuş
günü gelince herkesin açılmış
ama sorarsan hep geç kalınmış

güzel günlerimizin bittiğini sanma
belki bir daha böylesi olmaz
ama her bir gün güzel aslında
yakın durmanın zor olduğu ortada
uzak olmak her zaman en kolay
ama en zoru yalnız olunca

uyur, uyur belki hep yanında
ilk sevgilin kendi solunda
her hatıra asılı duvarında
ömür, ömür sanki bir kara kutuymuş
günü gelince herkesin açılmış
ama sorarsan hep geç kalınmış
 
 

7 Haziran 2014 Cumartesi

Midilli'de hayat

Midilli Adasi'ndayiz. Dun aksam itibariyle hareketli ve hararetli bir yolculukla vardik. Bir kac yil oncesindeki gelisimizde cok keyif almistik, ayni keyif katlanarak devam ediyor. 

Scala Scamnia bir liman kenti. Ufacik. Cok guzel, cok keyifli. 
Daha uzun yazacagim. Nereden nasil geldik, arabayi nereden kaca bulduk vs vs.  ama su anda icim o kadar kabarik bu sabahin guzelligiyle. Once bunu anlatmak istedim. 
Su anda tam limanin karsisindayim, aramizda uc metre var. balkondan atlasam bir tekneye dusecek gibiyim. 

Bir huzur, bir sakinlik bir dinginlik. Oysa ne cok ozlemisim. 

Bu da oturdugum balkondan bir goruntu. 
Hafiften bir meltem esiyor. Ben golgede, hem meltemin hem gunesin tadini cikariyorum. Tam karsimda Behramkale. 

Birakin beni burada dalayim sonsuz uykuma…

4 Haziran 2014 Çarşamba

Kedileri seviyorum…

Ama anne kedileri ayri bi seviyorum.
Metrodan eve yurudugum kisacik mesafede pitir pitir dolanan hoplayan ziplayan yavru kedileri olmadi analarini babalarini minciriyorum hergun. 
Bugunse eve yururken, dinmis yagmurun serinliginde uzanmis, gobisinde bebeleri uyuyakalmis, kendisi de gozleri kapali ama duyulari acik bir anne kedi gordum. Nasil bir dinginlik, nasil bir huzur…
Ben oole bakakalmis dururken merdivenin basinda, gozlerini acip soyle bir bakti, sonra rahatsiz etmeyeyim diyerek uzaklastim oradan. O huzur aninda tedirgin etmek istemedim. Mahallede o kadar cok kedi var ki, arada sesleniyorum ve eger sevdirme modundalarsa zaten hemen yanasip mivliyorlar. Sonra da ikimiz de keyif icinde mirlayip girlayip sonra ayriliyoruz. 

Oldum olasi sevmisimdir kedileri, evde bir kedim olmasini o kadar ozledim ki. 
Evet sokaktaki butun kediler benim belki ama onun kucaginizda mirrlayarak uyuyakalmasi kadar da keyifli bir sey bilmiyorum. 

Ozlemisim…

Ps; fotodaki de Frodo'nun oglani. Ufacik bebeden danacik bisi oluverdi :)

3 Haziran 2014 Salı

Haziran yağmuru

Demek böyle oluyormuş Haziran'ın yağmuru. Öç alırcasına tüm acılarından.
Korkulu karanlığın içinde parlayan aydınlıklar ve devamında gelen ses bombaları.
Bu Haziran'da tüm gök ağladı, dağlandı,
Göçüp giden canlara...

31 Mayıs 2014 Cumartesi

sene-i devriyesinde bir Sakız Adası yazısı...

Geçen yıl 17 Haziran'da gitmişim Sakız Adası'na. Bütün adalarını görmedim ama gördüklerimin en şahşına münhasırıdır Sakız Adası benim için Yunan Adaları içinde.

Aslında bisikletle dolaşmaktı amacım oralarda, ve orada kiralamayı düşünüyordum benimkini götürmek yerine, ama oraya gittiğimde bisiklet yerine bir scooter kiraladım. Neyse ki ehliyetim yanımdaymış :D

Ve hal böyle olunca da her küçük köyünü ziyaret edebildim. Çok farklı bir ada imiş Sakız.

Öncelikle nasıl gittiğimden bahsedeyim. İzmir havaalanına indikten sonra Havaş ile Çeşme ve oradan da Ertürk Lines'ı sora sora buluşum, kalkış saatine 15dk kalmış feribota bilet alışım ve Sakız Adası. Neyseki herşey tıkır tıkır işledi ve ben akşam üzeri adaya varabilmiştim. Tourist Information gördüm iskele yakınında, pek birşey umduğum yoktu ama yine de bir gireyim dedim. Otel sordum hemen karşısındaki bir oteli gösterdiler. Oda tek kişi €25'ya o gecelik attım eşyaları(küçük sırt çantası) odaya ve kendimi de sokağa. Gitmeden epeyce blog okumuştum, çevre civarda epey seçenek varmış ama  ben en hızlısını seçtim. O kıyıdan Vodafone TR rahatça çektiğinden telefon, data vs sorun olmadı. Sahilde uzun uzun yürüyüş yaptım, biraz çevre civarı keşfettim. Her yerde kapının önünde Türkçe levhalar falan asılı. Menüler Türkçe. Tabii tarih itibariyle pek Türk yok etrafta ama bana hava hoş :)

İlk akşam burada yediğim kalamar üzdü beni. Adam türküm diye ızgara kalamar dememe rağmen, halka halka kesilmiş halde getirdi. Siz böyle seviyorsunuz diyor bir de! Hayır efendim, ben hiç de öyle sevmem kalamarı. Bilakis bütün halde iyice ızgara edilmiş, zeytinyağı limonla harmanlanmış halde severim. Yunan usulü yani. Neyse karnımız doydu, uzoyla kafa da bulandı, zaten yorgunluk var. Ha bir de telefon kendini resetlemiş olduğundan fabrika ayarlarına dönmüş bir iphone var elimde. Şaka gibi! Ben gidip yatıyim en iyisi :D

Sabah erken kalkıla ve bir kafede kahvaltı edile. Sonra scooter kiralama fikri akla düşe, ve merkezdeki kiralama ofisinden günlüğü €15'ya scooter kiraladım. Asıl macera bundan sonra başladı. İtalya'ya gittiğimde benim motoru satmıştım ve o zamandan beri de bırak motoru scootera bile binmemiştim. Önce az heyecan yaptı ama 2 dk sürdü sadece. Kiralamacı abla bana epey anlatmıştı, şuraya git buraya git vs diye.



25 Mayıs 2014 Pazar

filmler listesi - Walter Mitty'nin gizli hayatı

Onların Japonya yolculuğunun ilk adımı, benimse İstanbul yolculuğunun tek adımıydı bu seyahat. Ve uçak içi eğlence sistemini karıştırırken almıştım bu notları, büyük bagaj ödeme dekontu üzerine. Büyük bagajın hikayesi ise apayrı.
Neyse, sonuç olarak an itibariyle tümüne sahip ve birini seyretmiş bulunuyorum.
'The Secret Life of Walter Milly'! Ve şu ana kadar seyretmemiş olduğuma üzüldüm. Şu sıralar zamanı mecburiyetten evde geçirdiğim ve bir müddet daha geçireceğimden, yapacak en güzel şey film seyretmek. Ama bu liste bir iki günde sonlanacak sanıyorum ki. Tüh keşke daha fazlasını not alsaymışım.
Ve gelelim filme o kadar etkileyiciydi ki benim için, bitişinde ellerimi yanlışlıkla yanlış kişiye mesaj yazıyor buldum. Durdum... Sildim...
Walter Milly hikayesinde gezi sahnelerini sahte bulabilirsiniz belki. Belki 'hadi canım buzuldan dağlara nasıl da indi, öyle şey olur mu?', ya da 'Greenland'da okyanusa düşüp, nasıl hayatta kalır'...
Demeyin. Sadece filmi seyredin, ruhunu duyumsayın, Sean'u arayın siz de.

Ben çok mutlu oldum bu macerada ona eşlik ettiğime, ve siz de edin derim kesinlikle. Eminim pişman olmayacaksınız.
Sıra da 'Into the Wild' var, yıldızlı pekiyi almış bizimkilerde. Çok merak ediyorum. 800mb olanın kalitesini beğenmediğimden bir de 2.5 gb olanı aldım, ama seyri yarına :)

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Rakıdan önce, rakıdan sonra…

Öncesini zaten hatirlamiyorum ama sonrasi pek beklemedigim gibi!
Neden?
Nasil?
Ama!
Ne cok sey vardi sorulacak,
Ne cok uzuntu kalmisti soylenmemis,
Hayatti bu, ifade edilmemis,
Yasamdi bu sindirilmemis,
Herseyden onemlisi ise konusmakmis!

Daha onceleri de ogrenmistik belki ve evet ayni davranisi ikinci ve bilmemkacinci kere yapiyordum. 
Ve evet gecis anı bulaniktir ama illa ki durulacaktir bu su. Er ya da gec. 

Uzaklarda icilen rakıların kacinilmaz huznu…

29 Nisan 2014 Salı

Jehan Babur

Bazi anlara cok yakisir bazi muzikler…
Iste bu ana en cok yakisan bu muzik gibi geldi,
Jehan Babur'un bu albumundeki 11.ci parcasi 'Hayat, dayat' sarkisi, benim icin Jehan Babur'un tanimi gibi. 
Bazen bazi hislere, bir koku ya da bir sarki ozellikle eslik eser ya hani,
Hani bir yola giderken dinlemissinizdir o sarkiyi,
Ve sonra bir gun duydugunizda, o anilar bir anda yeseriverir,
Iste ne guzeldir, o anlara sahip olmak…

Jehan Babur'le tanistigim gun, guzel bir gundu,
Sari albumu hediye aldigim gun, cok guzel bir gundu,
Simdi bu sarki calarken …

Kadin seslerinden dinledigim, bu sakin sarkilar, hep mest etmistir beni. Her zaman.
Benzer sekilde Birsen Tezer, Julide Ozcelik, Sema, Ezginin Gunlugun'nun kadin solistleri ve daha niceleri…
Ozellikle Turkce sarkilar tabii ki! 
Bir arkadasim hic Turkce sarki dinlemedigini soylemisti, cok garipsemistim. 
Nasil hissediyordu o zaman?
Hissediyor muydu?

Evet yabanci sarkilar da etkiler ama okuyup anlayinca daha da cok etkiler. Yoksa yuzeyel kaliyor, derinlesmiyor ve derinlesemeyen bir baloncuk gibi patlayarak kendini bitiriyor. 
Erkek seslerinden ise Emin abimin yeri ayridir. 

Sonuc olarak, keyif aldigim bir albumdur ve oyle olmaya da devam edecektir!

Hayaaat durmadan dayat!

19 Nisan 2014 Cumartesi

Çocuk

Cocugun adi ………
Yasi 13
Annesi yok
Babasi yok
Suçu YOK
Mahzun
Uzgun
Korkmus
Cocuk
Cocuk o daha…

Babasini, onun yasindayken tanimistim. Ben de orta ikinci siniftaydim ve okul gazetemiz icin egitim konulu bir roportaj yapmak uzere bulusmustuk. 
Kendi koltuguna oturtmustu beni. Ayaklarim yere yetismemisti. 
Onun yasindaydim, 
cocuk yastaydim, 
cocuktum. 

Bugun onun oglu da cocuk. 
Keske bagirsa, cagirsa, kizsa, kufurler etse, ortaligi birbirine katsaydi. 
Ama yok,
O, oturtuldugu bankta, gelip kendisini openlerin arasinda, kalabalikta, babasinin yokluguyla usuyordu, usumustu. 
Cakmak, cakmak gozlerini arada kaldirdiginda, gozlerinden inciler sessiz sessiz dokuldugunde, benim icimden yaralar cikti, agular akti, icim yandi, yandim…

Senin gozunden dusen o yaslar, 
Kor olup beni yakiyorlar cocuk

Ne cok sey istedim soylemek, ne cok sey istedim yapmak. O anda oldurmak, sadece kucucuk bir gulumseme icin, o narin yanaklarinda cocugun. 
Teselli icin soylenebilecek hicbir sozun olmamasi nasil da beter birseymis. Sadece icin yana yana, kana kana aglamaktan baska. 
Cocuk dedi bugun, 'abla gozlerim yaniyor' diye. 'Aglama artik' diyebilmeyi ne cok isterdim.
Ama onun yerine, iki damla daha yol yapti kendine yanaklarimi. 

Nasil uyuyacak bu cocuk,
Nasil uyanacak sabaha,
Nasil surecek hayati,
Evi neresi olacak,
Hayati nasil olacak,
Nasil mutlu olacak. 

Bir kactir tekleyen kalbi, yetisememisti, tasiyamamisti yukunu artik. Sabah gonderdikten sonra cocugunu okula, rahat bir oturdugunda koltuguna, elinde telefonda oyun,
Oylece durmus hayat o anda,
Neler gecti aklinda o anda,
Eminim ki tek dusundugu Cocuktu,
Mahzun, urkek, yanliz cocuk…

Hayat, ne olur guzelliklerle donat bu narin Cocugu, sev onu, kolla koru onu…

Seni cok seviyorum be cocuk, 
senin hic bilmeyecegin kadar. . 

18 Nisan 2014 Cuma

Dolunay etkisi midir!

Gökteki dolunayın yaptıkları mıdır bunlar?
Bugün çok sevdiğim, hayatta tanıdığım en zeki, çok yönlü, araştıran, okuyan, soran, merak eden, zorlayan bir 68 kuşağı abim gözlerini yumdu hayata. Çok darlandığımda açıp fikir sorardım. Sanki bir yerlerdeki bir güvenliğim eksildi ve artık cevapsız kaldığımda, çatımdan yağmur sızacak, orada bir delik açıldı, bir eksik var artık!

Geçen yılı düşündüğümde Nisan'da tek yaptığım şey ciğerlerime turunç kokularını sığdırmaya çalışmaktı. Bisikletle gezip, açan her bir çiçeğe gözuçuyla bir bakıp, beynime kazımak ve bir arı misalı hepsini hepsini görmeye, koklamaya duyumsamaya çalışmaktı. Zamanın akışı içerisinde yuvarlanmaktı tam anlamıyla. Oysa ki Nisan ne de güzel bir aydı, en sevdiğimdi.

Orhan Veli misali caydırırdı çalışmaktan.

Mayıs var gelecek, ama Mayıs sıkıntısı yapmasından  korkuyorum. Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan bellidir olmasın!