23 Mart 2019 Cumartesi

Sıra Siirt'te...


Fark yarattık...

Evet sizlerle fark yarattık ve umut olmanın nasıl bir şey olduğunu gördük.
Daha çok umut etmeye başladık ve Umuda Pedal olarak şimdi amacımız, TEGV'in Siirt, Savur eğitim biriminde Tasarım ve Beceri Atölye'sini hayata geçirmek.

Geçen yıl bisikletle yaptığımız 900km'lik sürüşün ardından TEGV'in Bakırköy(24 Şubat'da açıldı) ve Batman(10 Mart'ta açıldı) eğitim birimlerinde birer adet Tasarım ve Beceri Atölyesi açılmasını sağladık.Şimdi de aynısını Siirt'te yapmak için yola çıkıyoruz.

Umuda Pedal ekibi olarak bu sefer 6-7 Nisan'da Mardin'den Urfa'ya 200km bisiklet sürecek ve Göbeklitepe'de soluklanacağız. Geçmişten geleceğe bir yolculuk yapacağız...
Pedallarımızı Türkiye'ye ve geleceğe umut olmak adına çevireceğiz.Hep beraber umut etmek istiyoruz. 

Bakırköy ve Batman'daki açılışlarda çocukların gözlerindeki ışığı gördük ve şimdi bu ışığı Siirt'te yakmak üzere yola çıkıyoruz. 

Bu umut ışığının daha çok parlamasını istiyorsan aşağıdaki linke tıklayarak Kredi Kartı veya Havale/EFT yöntemiyle bağış yapabilir, katkıda bulunabilirsin.
10/50/100 hiç farketmez, gönülden ne geçiyorsa...

https://fonzip.com/tegv/kampanya/umuda-pedal--mardin-gobeklitepe--etabi-2

Işığınız parlasın...

Sevgilerle,
Ayten 




13 Mart 2019 Çarşamba

TEGV, bisiklet ve güzel sonuçlar.

Geçen yıl TEGV (Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfi) için 900km lik bir bisiklet turu yapmıştık Umuda Pedal olarak, GBI (Global Biking Initiative) Europe 2018'de. Amacımız ise TEGV'in Ferit Aysan Eğitim Birimi'nde bir MakerLab Atölyesi kurulması idi.
Bir MakerLab'ın yaklaşık maliyeti 100.000 TL idi. 1-7 Temmuz'18 arası İsveç'in Göteborg kentinden başlayan sürüşümüzün daha ilk günlerinde bu amacımıza ulaşmıştık bile.
Ama biz durmadan yola devam ettik ve ilerleyen süreçte de bir ikinci MakerLab açacak kadar bağış daha oldu. Biz 900km'yi kolayıyla, zoruyla, rüzgarıyla, yağmuruyla aşmış Hamburg'a varmışken ikinci MakerLab'ı nerdeyse garantilemiştik sizin bağışlarınızla.

O zamanlar, TEGV'in bize her gün raporlar olarak ilettiği bağış tutarları ve listeleri geldikçe mutlu oluyorduk ama gelecekte olacakları tam da tahayyül edemiyorduk aslında. Taa ki, TEGV'den ilk MakerLab açılış davetiyesi gelene kadar. Evet 24 Şubat'ta ilk MakerLab atölyesi TEGV'in Bakırköy Ferit Aysan Eğitim Birimi'nde açıldı, aynı planlandığı gibi. O anda orada olmak, TEGV gönüllüleri, eğitim alan çocuklar, TEGV yetkilileri ile birlikte Umuda Pedal bisikletçileri olarak bunun başarılmasında Umuda Pedal olarak oynadığımız rolun önemini ve yarattığı farkın büyüklüğünü orada farkettik. Ve bunu siz bağışçılarımız yaptı aslında, biz mesafeleri katettik, siz ise içinizdeki iyiliği açığa vurdunuz.

10 Mart'ta da ikinci MakerLab Atölyesi TEGV'in Batman'daki eğitim biriminde kuruldu. Ve Umuda Pedal'dan değerli arkadaşlarımız da Batman'daki açılışa katıldılar. Yine tarifsiz duygular.

Bunun nasıl bir tatmin duygusu yaşattığını anlatmak sanırım mümkün değil. Ancak karşılıksız olarak iyilik yapanlar anlar siz anlarsınız değerli bağışçılarımız.
TEGV'de eğitim alan tüm çocuklar adına sizlere tekrar teşekkür ederiz. Şahsen teşekkür etme bulduğum kişiler için belki ikinci baskı olacak, ama hepinize tekrar tekrar teşekkürler.

Yazmayı seviyorum, lakin tembelim :) Yazma konusunda yani. Aslında değildim. Ay neyse.

Yazacağım, yazmak istediğim o kadar çok şey var ki, hangisinden başlasam bilemiyorum.

24 Mayıs 2018 Perşembe

Yanlis kitap hrrrr

Once ucak gec kalksin hava trafiginden oturu, sonra treni 3dk ile kacir, sonraki trenin biletini uc katina al ,sonra kitabin bitsin, sonra aldigin diger kitabinin okumak istemedigin tek kitap oldugunu eline alinca farket. Tam 5 saat tren yolculugum var ve bir saat sonra kalkacak daha :(
6 saat hic bir sey yapmadan gecmez. Oyun oynayarak da gecmez. Telefonumda sadece bir tane oyun var. Sıkılmayı sevmiyorum.
Hirrrrr

3 Mayıs 2018 Perşembe

Mayıs Sıkıntısı

Geçen gün resim defteri aldım kendime. Ne kadar da uzun zamandır çizmediğimi düşündüm. Çok uzun olmuş. Uzun aylar geçmiş. Sonra aldığım defter tanıdık geldi bir yerden. Sonra güldüm kendi kendime. Hey gidi günler dedim. Dünya çok küçük.
Eve geldim, gökte dolunay vardı. Dolunayın ışığında çizmek istedim, ama sonra bir farkettim ki kalem kutum yok. İstanbul'da kalmış. yani kurşun kalemim de yok. Evi karıştırdım durdum. Yok da yok. Renkli çizmek istemedim. Çizmedim. Kaldı öyle İçimde çizildi her şey.
Bugün üzücü bir haber aldım, içim ezildi. Çok zor günler geçiyor, çok yoruldum. Her yönden. Bazen sınav gibi geçiyor günler. Çok gergin hissediyorum kendimi. Verdiğim kararların doğruluğundan emin değilim. Aklım git-geller yaşıyor. Öyle değişiklikler yaşıyorum ki, hayatımın ortasına çökecek şeyler. Savunmasız kalcağım bir nevi. Zırhım düşecek. Satacağım zırhımı.

Bugün yine eve geldim ve yine çizmek istedim doya doya, yine çizemedim kalemim yok. Günlerim konuşmalar, koşuşturmalar, buluşmalar içerinde geçiyor. Markete gidip birşey almadan dönüyorum. Gelmiyor aklıma.

Şu Mayıs içinde kopacak tüm fırtınalar. Tam Mayıs sıkıntısı yaşadağım sanırım.
Vucudum da uyarılar vermeye başladı, yoruldun sen diyo. Sonra da aloo kime diyorum diyo :D

18 Nisan 2018 Çarşamba

Günler...

Son günlerden sonra, günler ve bundan sonra da ilk günler yazısı gelecek.

Hepsi zamanı gelince yazılacak. Belki yayınlanacak, belki değil. Ama hepsi yaşandı ve yaşanacak. Yazamamak ne kötüydü. İçinde sıkışıp kalıyor. hani bunlar benim kendime dair olan notlarımdı. Niye bugün geldi de yazdım sildim. İstemedim paylaşmak. Şimdi de istemiyorum. Ama unutmak da istemiyorum. Yazarım ve saklarım ben de. Daha önce de ara ara olduğu gibi.

Düşünüyorum da, şu geçen altı ayda neler oldu. Hem de ne kadar güzel şeyler. hayat ne de güzeldi, yine yeni yeniden gördüm hatırladım, mutlu oldum mutluluk saçtım, güldüm güldürdüm, eğlendim eğlendirdim. Hayat güzel. Onu çekilmez yapan sensin. Bir uzaklaş artık, bir git.
Bir seyahat sinsilesi, bir iş silsilesi, bir bisiklet silsilesi hem de ne biçin. Yılın ilk çeyreğinde bin km'yi aşmışım. Benim standartlarımda çok olan bir şey değil bu :) Evet binerim ama keyfime göre. Ama sağlam azıtmışım. Turlar turlar. Oralarda buralarda şuralarda. Kaş dar gelmeye başladı artık. Hep uzaklara, uzaklara gider oldum.
Dağlar, yaylalar,karlar, çıkışlar inişler, mahsur kalmalar. Elbette yine hepsi oldu. Sabahlara kadar eğlenmeler, küfelik olana kadar içmeler. Üç beş hastanelik vaka :D Uyumadan yapılan yolculuklar ve yolculuk planları.
Gidişler, dönüşler, hayatıma yeni katılan bambaşka boyutlar. Daha da özgürleşen hayatım. Hep söylerlerdi, hayat sana güzel. Hayat bana güzel evet. ben güzelleştiriyorum hayatımı. Zaten güzel olan güzelliğime tatlı dokunuşlarla daha da güzel kılıyorum.
Bu geçen süreçte çalıştım mı? Hem de çook. Hafta içleri sonları, akşamları gündüzleri. Ama ben işimi o kadar seviyorum ki, akşamı sabahı gecesi gündüzü üzmez beni. Ayrı bir enerji veriyor. İki projem de hayata geçti, hem de oldukça başarılı.

Şöyle geriye bakıp hatırlamaya çalışıyorum da, köpek balıklarıyla beraber daldım kerelerce.
Bir keresinde bir minibüs altına aldı beni bisiklette, İstanbul'da, neyse bana verilmiş sadakam varmış, öyle dendi.
Çok özel ilklere kara verip uyguladım, yine bir baykuşla, hem de en sevdiğimle :)
Bir çok arkadaşlığım daha derinleşti, daha güzelleşti, daha kemikleşti.

Yılbaşı piyangosu yine çıkmadı. :D
Yine ümitlendim, yine aldım 4 bilet ve yine çıkmadı.

Haa arada bir filmde oynadım. Çok eğlenceliydi.Ama vizyona girmedi. heyecan yapmayın. Meşhur olacaktım ucundan döndüm. İstemedim. Ama camiada isim yaptım. Dublörlerin şahı oldum.
Güneş'im büyüdü arada. her gün daha da büyüyor.
Arada bir iki kilo aldım. Bu dr günüydü. İyi olmuş aldığın, çok çökük duruyordu artık suretın dedi. Herkes bu durumdan çok mutlu. Ben de çok şikayetçi değilim.
Bakalım bu yaz nasıl olacak. Çok cin fikirlerim var. Muhtemelen Kaş'ta çok çok az kalabileceğim. Ben de turist olacağım memlekette. Bakalım neler göreceğim.

Aaa bir de ne güzel dönüşler, ne güzel konuşmalar, ne tatlı özlemlar, hasretler vuslatlar oldu yaa.

Fotolara döndüm baktım da şöyle bir. Ne kadar ağız dolusu gülmüşüm öyle.

Mutluluklar bana.

9 Ekim 2017 Pazartesi

Son günler

Taşınmayı hiç sevmiyorum. İnsanların gözünde İstanbul-Kaş arası sürekli taşınıyorum gibi görünse de öyle değil o iş.

Taşınmak istemiyorum. Çocuk gibi hissediyorum kendimi. Yerde tepinip hayıııır demek istiyorum.
Bugün ilk defa hissettim yolculuğun yakın olduğunu, çöpleri atmaya çalışırken.Eve dönerken kafamı kaldırıp baktım etrafıma, merdivenlere, arka bahçeye, yine kümesten kaçmış gıtlayan tavuklara.Ben daha merdivenleri çıkamadan kosturan komik tavuklar. Seslerinden dolayı dertlendiğim ama ayrı poşette yeşilliklerini ayırdığım doğal geri dönüşüm ustalarım.

Çiçeklerime baktım, saksılara, begonvillere, balkona, kedilerime, yeni kediye. Kırçıllı hanım :) Onların suyuna. Süslü hanımım bu aralar hiç ayrılmıyor bahçeden balkondan. Her daim ayağımın dibinde. bebekken getirmişti anaları bunu ve Taş Kafa'yı. Her birinin ayrı hikayesi var. Hepsini yazmaya yetseydi keşke hayat.

Koli yapıyorum canım sıkıldıkça. Bunların hepsini taşıyınca taşınmış olacak mıyım ben?
Peki ya anılarım. Bu evde yaşadıklarım! Onları nasıl taşıyacağım? Hissini duygusunu da taşıyabilecek miyim? Ya kokusunu?
Yanlız seyehate çıkanlar bilir evin bir kokusu olduğunu demiş.

Haftasonunda fırtınası ve yağmuru başladı artık buraların. Toprak o kadar kuruymuş ki, o sel gibi yağmurdan sonra bir gün geçmedi, kurudu.
Salonun en güzel manzarası fırtına manzarasıdır. Gitmeden jübile yaptı sanırım. Daha vakit var gerçi ama. İçimden kopmalar başladı. Gerçekliğin farkına vardım.

Zeytin çekirdeklerini nereye atacağım ben? Kompost mu yapsam yoksa.

Nasıl bir şey bekliyor beni acaba?

12 Haziran 2017 Pazartesi

Alanya bisiklet turu - Gün 3 Alanya - Dim çayı ve Barajı

Bugün 19 Şubat'17 ve evet sabah daha çıkmadan Spa'da randevumuzu ayarladık ama bugünün böyle sağlam olacağını bilmiyorduk:D
Cahillik mutluluktur. Biz çok mutluyduk. Yolculuk Dim Çayı ve Dim Barajı'na.
Yine önce arnavut kaldırımı caddeden geçmemiz gerekiyordu ama bugün bir koşu organizasyonu varmış ve etrafta çoluk çocuk bir sürü koşucu vardı ve bizim geçeceğimiz yol kapatılmıştı. Kaldırımlardan bir öyle, bir böyle derken kapalı olan yolu aştık. Zaten çok fazla kalmayacaktık, soldan yukarı Dim çayı'na doğru çıkacaktık. Bugün kısa ve hafif bir tur planlamışdık. Ama biz bu planı yaparken yukardaki bize gülüyormuş göbeğini tuta tuta :D çay yoluna girdiğimiz anda yolunda kalitesi negatif anlamda değişti. Kamyonlar vs bayağı hareketli bir yol. Ara ara sağlam diklikler geliyor.
Bir ara bir tünelden geçtik, sarı sarı aydınlatmasıyla çok güzel görünüyordu. Pek bir fantastik oldu. Trafik çok olmadığından sarı ışıklarında fotolar çektik. Eğleniyorduk.

Devam ederken karşımıza çıkan Dim Barajı'nın heybetli görüntüsü beliriverdi, o güzel cazibesinin gölgesinde çeşitli fotolar çektik. Her han, her dönemeçte o kadar güzel görüntüler var ki, üsenmeden, durup, inip, pozisyon alıp fotoğraf çekiyorum.
Sonra manzaralı bir yerde bir çay molası verdik. Halen köprüye varamamıştık, çaydan karşıya geçebilmek için googlemap'te yarım görünen köprüyü bulmamız lazımdı. Köprünün varlığı ise tam bir muammaydı. Kimisi açıldı diyordu, kimisi daha inşaat devam ediyor diyordu. Biz köprüyü görene kadar gitmeye karar verdik. kapalıysa da aynı yoldan inerdik napalım :)
Derken muradımıza erdik ve köprüyü gördük. Hemen üstünde üç beş fotoğraf çektik.
Ama köprü bizim için başka sürprizler hazırlamış. Köprüden sonra üç km kadar toprak-çakıl karışımı bir yol vardı. Burayı henüz asfaltlamamışlar. Ama asfaltlamadan köprüyü açmışlar. ! Açılışı yapalım gerisi hallolur. ! Türkişi :)
Bu yoldan ara ara bisikletle, ara ara yürüyerek geçmeyi başardık. Sonra beklediğimiz yola bağlandık sonunda. O toprak, çakıl yoldan gelince bir anda burası kaymak gibi geldi. eşşeği kaybettirip buldurması gibi oldu. Artık acıkmıştık ve körüye tırmanırken gördüğümüz onca yerden burada da olmasını diliyorduk. İnişin gazıyla uçarken bir anda sol tarafımızda tabelasını gördüğümüz Star Piknik alanı'na ani bir dalış gerçekleştirdik. Ama ne bulduk. Alası ve en iyisi varmış hem de. Star Piknik Alanı. Hemen bisikletlerimizi bir yerlere dayadık. Oooh püfür püfür ortam.
Çardaklar mardaklar, minderler, çay, yemek her şey var. Ayakkabıları çıkarıp kendimi suyun sesine ve rüzgarın püfürtüsüne bıraktım. O ara bir de çay istedim tabii ki. Yemek işini İlhan'la Mazhar abi hallediyorlar. Yaklaşık yirmi dakika şahane dinlendikten sonra masaya bir geldim ki, amaniiii adamlarda ne varsa sipariş edilmiş.
Peynirler, zeytinler, gözlemeler o kadar lezzetli ki. Sonra bir de çoban kavurma geldi. O da dehşet. Ama diğerlerinden çok doyduğumdan ona pek yanaşamadım. Fakat abiler ne yapıyorlarsa hepsinin hakkını vererek yapıyorlar. O manzara, o tatlı meltem, o yorgunluk, o açlık, o dostluk. Hepsi iştah açıcı. Çok keyifle yedik yemeğimizi. Öyle çok tırmandık ki zaten, hakkettik kesinlikle.

Daha da fazla ağırlaşmadan yavaştan dönüşe doğru koyulalım dedik. E spa bizi bekler :D
Anacaddeye varınca yine kalabalıklaştı yol. Ama birbirimizi kaybetmeden geldik otele. Hemen bisikletleri çıkarıp, paketledik. Ki hamam ve masajdan sonra uğraşmayalım. İlhan'la, Mazhar'ın uçağı zaten bu gece. Spa'da yine kendimizden geçtik. Bir önceki seferinde unutulan yüz maskesi de yapıldı bu sefer. Yine akça pakça olduk. İlhan yemek yememiş olduğundan ona yemekte eşlik ettim yine Roberts Cafe'de. Bol sohbetle geçti yine. Sonra sallana sallana geldik ve odalarımıza döndük. Onların eşya vs toplamaları gerektiğinden, ertesi gün iş günü olduğundan, ve gece 5'te uçakları olduğundan vedalaştık.

Bir daha ki sefere görüşürdük o zaman :)

Ben sabah kalkıp güzelce kalhvaltımı yaptım, sonra da eşyalarımı ve bisiklet kutumu alıp taksiyle Alanya otogar, Akdeniz Seyahat'e. Antalya'dan da Batı Antalya ile Kaş'a. 8 saatin sonunda eve vardım. İstanbul'dan gelmekten daha zormuş Kaş'tan Alanya'ya gelmek.Bir tren olsaydı da gelseydik. Aaaah ah.

Bugünün rotası şöyleymiş;



Bugünün Relive kaydı da böyleymiş. Mutlaka seyredilmeli; https://www.relive.cc/view/872171300 





keçi protein bar yiyor :)

Dim çayı

Star Piknik alanı

11 Haziran 2017 Pazar

Alanya turu- Gün 2- Alanya-Gazipaşa, Doğal Havuzlar

Sabah uyandığımızda farkettik ki dünden biraz yorğunluk var. İyi tırmandıydık ne de olsa :)
E dün akşamın hastanede topladığım mahsullerini paylaşma vakti. Gece ben geldiğim herkes beşinci uykusundaydı haliyle.
Doğal Havuzlar
Dün arkadaşların önerdiği Doğal Havuzlar'a gitmeye karar verdik arkadaşlarlar. Gidiş gelis 110 km görünüyordu ama düne göre hem daha düz ve hem de diğer aksi yönde. Yani böylece Alanya'dan ileriyi de görmüş olacaktık. Rotanın nispeten düz olmasına güvenle saat 10'a doğru çıktık otelden. Rahvan tur bizim işimiz :D

Yolun ilk kısmı parke taşlı olduğundan biraz kıç ağrıtıyor ama biraz kaldırım biraz yol derken bitti o kısımlar ve asıl yola geçtik. Yol süper, kaymak gibi akıyor. O aktıkça biz akıyoruz. Maşşallah öne geçene de bir haler oluyor 30 altına düşmüyor :) derken mesanenin de katkılarıyla yol kenarında çay bahçesi gibi bir yerde durduk, çaylar içildi, jeller yutuldu (bugün İlhan jellerinden birini bana verdi ama o kadar tatlı ki yemekte zorlanıyorum), ihtiyaçlar görüldü ve bu güzel moladan sonra tekrar yola koyuldu.
Yolda ara ara duruyoruz fotoğraf çekmek için. O kadar güzel manzaralar varki. hava da şıkır şıkır :) Şanslı
yız sanırım.
Her taraf muz ağaçları dolu bu arada. Enteresandır ki muzların tepelerine torba geçirmişler.
Artık Gazipaşa'ya vardığımızda yanımızdan fırtına gibi bir bisikletçi geçti. Sonra fren yaparak bize katıldı. Halil Emre imiş kendileri. Türk Telekom takımında koç imiş. Anlamak için bacaklarına bakmak yetiyordu zaten :) Biz doğal havuzlara gitmek için Gazipaşa'nın içinden sağa dönünce ayrılmak zorunda kaldık :(
Mazhar - ben
Sonrasında ara yollardan ve biraz da toprak yoldan doğru devam edince doğal havuzlara vardık. Burası gerçekten doğal, mükemmel bir güzellik imiş. Hemen sahilde de bir balıkçı görünce daha da mutlu olduk. Önce içeri geçip balıklarımızı sipariş edip, biralarımızı aldık. Sonra da tabii ki fotoğraf çekme ve çektirme seramonisi başladı.
Yemek de yol kadar keyifliydi. O salata, balıklar, mezeler mmmm.
Yine gelmeli yine yemeli.
Mazhar - İlhan
Karnımızı doyurduktan sonra artık yavaş yavaş yola dökülme vakti dedik ve sularımızı doldurup, yavaş yavaş baladık. İlk kısım pek hız kaldırmazdı zaten, bizim karınlarımızın olduğu gibi.
Gazipaşa merkeze çıktıktan sonra geldiğimiz yoldan dönüşe başladık. Yol kısa gibi görünse de yine de 2,5 saat alıyor her şekilde.
Mazhar - İlhan
Ama sıkıntı yok. Güzel güzel geldik. Yine tabii ki o parke taşlı bölüm biraz can acıttı. Bir Cumartesi günü olmasından ötürü akşam üzeri oldukça kalabalıktı trafik. İki gündür pek trafik görmediğimizden biraz zorlandık açıkçası. Öyle böyle derken vardık otele.
Doğal havuzlar
Bisikletlerimizi odaya çıkarıp hızlıca duş ve hafif birşeyler yedik.
Akşam ise bu sefer beraber keyif yapacağız. Biraz yürüyüş yaptık ve sonra Roberts Cafe'ye girdik. Buranın çayı, kahvesi, şarabı, yemeği, tatlısı her şeyi güzel.  Epey oturduk burada. Ne muhabbetler ne muhabbetler. Bu esnada aslında birbirimizi ne kadar az tanıdığımızı farkettim ama buna rağmen çok güzel bir tur yapıyorduk beraber.
Sonra otele doğru geçtik, ama odaya çıkmaya pek bir niyeti yoktu kimsenin. Biz de bara geçtik ve viskiler ısmarlandı. Sonra nasıl da hararetlendi tartışma. Tabii arada yarının rotasına karar vermiştik.
Yavaş yavaş odalarımıza çekilirken bugünün muhasebesini yaptık tekrar.

Doğal Havuzlar
Çok güzel bir havada, çok keyifli bir sürüş yapıp harika bir yemek yemiştik.Daha ne olsundu :D Hayat bize güzeldi...

Bugünün Relive kaydı, kesinlikle seyredilmeli!
https://www.relive.cc/view/870806476

Bugünün rotası şöyleymiş :)


6 Haziran 2017 Salı

Bir yolculuktur hayat

demisti şair.

Dememisti yoksa,
Ben dedim o zaman
Yine bir gun, yine bir ucakta, yine bir bilinmeze

Hayat yine surukledi,
Bir o yana
Bir bu yana
Bir umut, bir mut, bir heyecan, bir tat

Bir ben vardim, bir sen yoktum, bir hic oldum, bir sen buldum.
Ben buydum.

Sevdim, sevildim, sandim, aktim, koptum, korktum, biraktim, kactim.
Yettim, yettin, yenilendim, yinelenmedim.