16 Ekim 2012 Salı

Bisikletle Rumeli Feneri

Eeee Cuma gün o kadar tırmalayıp gidemeyince, 15 saat boyunca daralımlardan bunalımlara koştum. Sıkılhan'la Bunalgül yanımda olsalarda onları sağlam daraltır bunaltırdım :) Ama sonra Cumartesi günü artık ben bile kendimden sıkılınca, aaa yeter yaa öff bu ne deyip, bisikletle Rumeli Feneri'ne gitmeye karar verdim.
Karar vermekle kalmadım, bir önceki gün hazırladığım çantamdan bisiklet şortumu kaskımı vs çıkardım giyindim hazırlandım. Fekaaaat önemli bir ayrıntı var ki bisikleti kontrol etmemiştim. Bir de baktım ki iki teker birden inik. Ama o kadar giyinmiş hazırlanmışım, yılmadım. Destek kuvvetlerinin de yardımlar ile lastikçiye gidip tekerlere 65 bar hava bastık. Ooooohh havamızda yerinde, artık yola çıkabilirim.
Pedalladım rrrrnn rrnn diye, tabii dakka yedi, bizim evin yokuşunda indim elimde çıkardım bisikleti. Ama be ya o yokuştan ben bile çıkarken zorlanıyorum bisiklet ne yapsın :))
Sonra Palanga Caddesinden doğru indim Ortaköy'e veee sahil yolundan ver elini, Rumeli Kavağı.
Ohh orda güzel bir kaç bardak çay ve bir tost, gurulduyan karnıma ilaç oldu :) Sonra artık tırmanma vaktidir diyerek çıktım tekrar yola.Kavak'tan Fener Yolu'na doğru o caanım yokuştan doğru, bas pedala bas pedala ama öyle bir an geldiki artık basamıyom pedala. Yahu 0'dan 223 metreye bu kadar kısa yoldan çıkıyor olmak demek zaten bu yolun ne kadar dik olduğunun güzel bir ifadesi. Ancak benim GBI turundan bu yana da doğru düzgün bisiklete binmemiş olmamdan ötürü, bacak kaslarımın bazı zorlanmaları unutması da mevzu bahis. Ama tek olay benim antremansız kalmam değil. Dönüşte bu yoldan inerken de dikliğinden ötürü biraz tırsıkcan şeklinde indim. Yusuf kardeşe seslendim ve frenlerime yeterince ilgi gösterip göstermediğimin telaşını bırakarak, diskleri gıcır gıcır öttürerekten indim.
Ama ben daha Fener'e varmadan inişe geçmişim yazarken, olmaz di mi :)
Neyse elde bisiklet Fener Yolu'na vardıktan sonra, hooop atladım seleye, kilitledim pedalları vee bundan sonra ki irili ufaklı yokuşlar mı korkutacak beni dedim. Netekim giderken korkutan birşey olmadı köpeklerden başka :) Ormanlık alanda onlarsız olmuyor haliyle. Onlar heyecanla havlarken ben de heyecana kilitleri açıp indim tabii ki.
Neyse sonuç olarak Fener'e şahane bir iniş gerçekleştirdim. Haliyle 223m'den 0'a iniyorum (bunun çıkışı da var ama bunu şimdi düşünmüyorum :D) Endomondo kayıtlarına göre bir ara 45km/h'e çıkmışım ki, bunun  farkında olmadığımı söyleyeyim. Yol bilgisayarımın arkadaşımda kalmış olmasından ötürü, bunları ancak sonrasında Endomondo kayıtlarından görebiliyorum. Endomondo ne ki diyorsanız, google babaya sorun diycem.
Ohh sonuç olarak vardım Fener'e. Tabii ki oturdum, bir çayını sodasını suyunu içtim. Gelen geçen motorları seyrettim ve hey gidi günler ben de gençliğimde buralara motorla gelirdim diye iç geçirdim :))
Sonra saatin 5 olduğunu farkedip, farı da evde unutmuş olduğumdan orman içinde karanlıkta kalmayı istemediğimden, hemen kalktım ve yola koyuldum. E dönüş yolu da bolca çıkışlı idi haliyle. Bir de biraz dinlendikten sonra olması bunların biraz zorladı haliyle ama o kadar güzzel kokular vardı ki hava da, sonbaharın sarı çiçekleri missler gibi salıyorlar ağularını. Derin derin nefesler çekerek ciğerlerime doldurduğum oksijen ve muhteşem afrodizyak kokular, damarlarıma kan, kaslarıma enerji oldu.
Sonra o ünlü yokuştan Kavak'a indim. Ormanda epey üşümüştüm ama çıkarıp da üstümü giymeye üşenmiştim. Kavak'ta ise artık giyinme vakti idi, biraz geç olsa da. Yoldaki balıkçıların, 'midye tava buyrun buyrun' davetlerii üzülerek reddetmek zor geldi hani. Saat 6 olmuş ve daha Kavak'tan sonra da ışıksız yollardan geçeceğim için en azından güneş batmasına yakın Sarıyer'de olmayı hedefliyordum ve oldum da.
Midye tavalara üzülerek hayır dedim ama o akşam süper bir yemek organizasyonu yaptım. E hal böyle olunca da Sarıyer'de mola verip  midemi bastırsın diye sütlü kahve ile idare ettim.
Akşam ise, tahmin edeceğiniz üzere, terli ve kirli halimle, ayrıca üzerimde bisiklet tayt ve şortu, takoz ayakkabılarım, sırtımda rengarenk ve bir sürü şey yazan GBI formamla Beşiktaş'ta nadide balıkçımıza oturduk ve masamızı gönlümüzde doldurduk. İnsanı gözü doymalı önce valla. Daha yarım saat geçmemişken masadakileri yiyemeyeceğimizi anladık ama napalım, kediler beslenecek demektir bu da :)

İşte böyle sonuç olarak 51,5km'lik güzel bir yol yapmış biraz yorulmuş, arada bir öküzden bozma sürücü ile dalaşmalarımı saymazsam, çok güzel bir gezi  yapmış oldum.

Bunu yazdım 1; o yokuş benim hedefim olacak. Antreman yapıp gidip gidip orayı çıkmayı deniycem. Psikopata bağlıycam anlayacağınız :)
Bunu yazdım 2; çıkışı bu kadar geçe bırakmayacağım ki, o midyeleri yiyebileyim (gördüğünüz gibi, horoz ölür gözü çöplükte kalır :D)

14 Ekim 2012 Pazar

Dışındakiler Dizini

Sehrimizin denizinin nadide koselerinden birinde bir spor klubunun bahcesinde cayimi beklerken karistirdigim gezi kitabinda 'icindekiler' sayfasini gorunce, bir an aklima 'dışındakiler dizini' geliverdi.
İcindekilerin disinda neler vardi kalan, icinde olmayan.
Her kitaba bir de Dışındakiler Dizini eklemeli, sonra da istedigin ama sigdiramadigin ne varsa, yazmali. Veya okura birakmali, o doldursunun dışında kalanlari.

12 Ekim 2012 Cuma

Sevginin Eşsiz Kışı-İnci Aral

İnci Aral'in yazilarini pek severim. Ama bu oyku oyle bir sey ki, okurken gozlerimden pitir pitir kristaller dokuluyor. Bogazimdaki dugumleri acabilmek icin, kalkip bir dolasmam, su icmem gerekiyor.

Kitap İnci Aral'in bir kac oykusunun toplandigi bir oyku kitabi. Ama Sevginin Essiz Kisi oykusu ise neden kitaba adini verdigini okurken anlatiyor.

Hikaye icinde hikaye anlatimi var. Ama cok guzelce islenmisler icice.
Orişa Koyu'nden Hande ve Aleo ve digerleri desem olur sanirim. Carpici baska seylerde var ama siz okurken tamamlarsiniz buralari zaten.

Bu oykuden 'geyigin turkusu'nu, en yakici sayfayi ve tabii ki kitabin kapagini paylasmak isterim.

Nanik

Boynu Bükükler'de başrol oynayabilirim bugün. Bu kadar uğraş tırmala ama sonuç hüsran olsun.
Napalım en azından uğraştım, ama be kardeşim son kötü olunca da e ne bok yemeye bu kadar tırmaladın diyosun ama tırmalamadan da olup olmayacağını bilemezsin.

Neysem efendim, bunun sonuna nanik yapan bir resim koymak isterdim ama yok.

Bi çay koyayım bari...
(bu da Umut Sarıkaya'nın ünlü karikatürüne göndermedir)

10 Ekim 2012 Çarşamba

Bulut

Iste o bulut var ya o bulut,
Iste ben o buluta varmak istiyorum.
Ama ona varabilmek icin o dagin tepesine cikmak lazimmis.

Ciktim.

Ama yine varamadim
Baktim, uzandim.
Olmayacak anladim,

Ama anlamamazliktan geldim.

Hayatta boyle bazen, cok bilgic olmamak lazim.
Bazen de Nietzsche'ye katilmamak lazim.
Belki de Pandora'nin kutusu da kalan o umut, o kadar da kotu degildir.
Kimbilir…

Belki bazen yoga yapmak lazim, ucsuzlukların ucunda,

Ya da belki hepsini bosverip yan gelip yatmak :)) hem de neresi olursa…








*Fotolar Aladağlar Trans fotolarım

7 Ekim 2012 Pazar

Karaburun'dan Kiyikoy'e

Karaburun sahil
56 km sonunda ulastik Karaburun'a, ama tarif edemedigimiz bir sebepten kalmak istemedik.
Bugun icin konusurken sozu edilen Igneada idi aslında. Gidip Begendik'te denize gireriz demistik. Ama cikisimiz gec vakit olunca, daha yakin bir yer aradim ve Karaburun'u boyle buldum. Okuduklarim cok keyifli seylerdi. Ama iste oluyor ya bazen, frekanslar uyusmuyor.
Geldik oturduk Sahil Bufe'de, bir kahvesini ictik gozleri gulen amcanin. Bir de foto aldim karga surusunden. Ama ne kadar yakalayabildim bilemiyorum.

Kıyıköy manzara
Sonuc olarak yonumuzu cevirdik Kiyikoy'e :) Nasip nasip. Gelin ata binmis ya nasip demis.
Kıyıköy'e geldiğimizde saat olmus aksam, gun batmis, g… yatmak uzereydi. Bisikletle geldigimizde kaldigimiz yeri aradim, adini hatirlamiyordum ama bir kopruden gectigimizi ve nehrin yaninda oldugunu soyleyince, bulmak zor olmadi. Aya Nikola pansiyon imis adi. Ama yer yoktu :) bir Ekim gunu nasil olur demeyin valla oluyormus. E bari yemegimizi yiyelim burada dedik, fakat yemek konusunda da pek şanslı olmadığımızı farkettiğimizden, iyisimi daha zorlamayalim dedik ve ciktik. Burayi bulmak icin konusup tarif aldigimiz Koc Pansiyon Restoran'a geldik. Ahsaptan salonu olan, bıdıcan, sirin bir yer.
Odadan görüntü
Oh ne guzel. Baligi, rakisi ve sadece de bir masa iki musterisi var. Biz de geldik dort olduk. Guzelce yemegimizi yedik, arada da odaya bakip, 'iyi ya uyuruz iste burada, yeter daha ne olsun' dedik(2kisi ok 70tl). Ha niye dusundunuz ki diyeceksiniz, bosverin. Saat sekizi gece oturdugumuz masadan, gece ikide kalktik. Kac ogun yemek yedik bilemiyorum. Yemekler vs cok ozel degildi. Ama gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül muhabbet ister kahve bahane, mottosuna sahip olunca, hayat daha rahat.
Ictik rakilarimizi ve muhabbetlerin krallariyla pispirik oynadik, gundeme girenler ve cikanlardan Istanbul'a yol oldu. E benim butun hafta uyku sorunu cektigimi de dusununce saat 2:21 itibariyle gozlerim kaymaya basladi. Eee tekrarliyorum caanim abimin lafini.'Gelin ata binmis yaa nasip demis'. Neler gecerken akillardan, neler gecti hayatlardan.

Sadece yola cik!
Planlama, hesap yapma ve ac kapilarini hayata. Sabah ola hayrola.
Acaba yarin neler var yolda?
Saat 3'u vurmus, yazmak degil yatmak vaktidir.
--
Ammaniiin ne sicak bir gunes, ne super bir goruntuuuu mirrrrrnn. Aksamin karaliginda dunyanin ne kadar guzel bir kosesinde oldugumuzu anlamamisiz. Denizin kiyiciginda, cok keyifli bir yerdeymisiz de, bunu anlamak icin gunun ağarması gerekiyormus.

Guzel bir kahvaltidan sonra sisen karinlari indirmek uzere cevre gezisine ciktik. Donup dolanip merkezdeki cay bahcesine cokup bir aci kahvelerini tattik. Hava miss miss.

Biraz daha git gel yaptiktan sonra donup, cantamizi toplayip, hesabimizi kapatip, dustuk tekrar yollara.

Yollar cook guzel. Mevsim sarariyor, yanalan gunesle birlikte renkler daha bi canli, daha bi davetkar.


Binkilic'i gectikten sonra adini bilmedigim tombik amcanin yerinde verdik dinlenme ve yemek molamizi. Agaclarin arasinda bir yer sectik kendimize ve serdik postlarimizi. Manda yogurdunun katkilariyla yediklerimiz karnimizda bir kac kati hacme ulastilar sanirim. Ama uzrine ictigimiz bir demlik cayin katkilariyla daha iyiyim :)) yolda nerdeyse uyuyakalacaktim sonra aciliverdim.
Binkılıç Piknik Büfe

Orman yolundan Bahcekoy ve oradan sahile inip, bizim kahveye ugrayip bir kahvesini icmeden eve gitmek olmazdi ve olmadi da zaten.




Baharin son cicekleri...

Binkılıç civarlarında Piknik Büfe'nin ağaçlarının altında, toprağı renklendiren çiğdem çiçekler.
Baharın son çiçekleri, sonbahar çiçekleri.
Çook güzeller...

6 Ekim 2012 Cumartesi

Ay dogumundan batimina

Ay dogdu, kizildan sariya ve beyaza ulasti. Gun alacadan, gece karanligina vardi. Gece diger yarisina eristi, ben de uyku derinliklerine.
Gun bitti, gece bitti, yol bitti, ben bittim.

5 Ekim 2012 Cuma

Draft

Bir baktım da yazmış yazmış, taslak olarak saklamışım. Yayınlamaya cesaret edemediğimden mi, bilinsin istemediğimden mi, önemsiz gördüğümden mi bilemedim.
Düşündüm de hayatı da taslak olarak yaşıyoruz sanki. Gerçeğini sonra yaşamak üzere, alacaklı kalıyoruz.
Sevgiyi tuşlarla mı yazıyorsunuz demişti Müşfik Kenter, ben de tercümanlık yapmış yazmışım iki yıl önce bunu burada.

Bu yazı da daha ne kadar kalır taslak olarak acaba!

* Fotoğraf St. Bernina Express'den inip ara verdiğimiz, İsviçre Alplerinin bir noktasında çekilmiştir.

2 Ekim 2012 Salı

Şiirbaz

Bir şiirbazım şu sıralar. Aklimda, elimde, yanimda her yerimde şiir kitaplari, şiirler var.
Bir açık, bir bulanık zihnime eşlik ediyorlar.

Bunun uzerine şu iyi gider, iyi anlatir gecenleri ve gelecekleri.
Hermann Hesse'den Şair…