hindistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hindistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2020 Çarşamba

Hindistan'da 13.gün ve Coronavirus etkileri

Bu Coronavirus olayı burayı da karıştırıyor. İki gün önce bizim Yog Ganga'ya polisler gelmiş ve sizde yabancılar varmış, toplanıyormuşsunuz (sanki ayin yapıyoruz:D) diye. Rajiv de, evet bunu uzuuunca yıllardır yapıyoruz demiş :D Sonra onlar gitmiş, büyükleri gelmiş daha çok yıldızlı olanlar. Sonra bizden bir form doldurmamızı istediler. Hindistan'a giriş tarihimiz, uyruğumuz, pasaport numaramız vsvs. Doldurduk verdik. Okulu kapatabilirler dedi Rajiv, çok düşük bir ihtimal dahi olsa. Sonra neyse bilgileri topladık gönderdik de izin çıktı devam edebilirsiniz dediler.

Bugün de ayrı bir Corona mevzusu çıktı. Bir çok ülke karşılıklı uçuşları durdurmuş. Dolayısıyla sonraki kursu büyük ihtimalle yapamayacaklarını söylediler. Toplanıp, kurs sonrası insanların planlarını öğrenmek istediler. Eğitmenler için yapılacak olan kurs büyük ihtimal yapılamayacakmış gibi görünüyor ama hali hazırda Hindistan'da olanlar varmış ve belki normal bir sınıf açabiliriz vs dediler. Bakalım ne olacak.

Bu arada sokakta öcü muamelesi yapmaya başladı insanlar yabancılara çok komik. Bizden bir arkadaş bir Aşram'a kayıt olmak istemiş, yabancıları almadıklarını söylemişler. Trajikomik. Sokakta yürürken iki gün önce bizimle konuşmaya çalışanlar, şimdi uzak uzak geçmeye başladılar. Ne diyeceğimi bilemiyorum.
Bu kurstan sonra benim de ekstra 10 günüm var ve Rishikesh ve Delhi'de dolaşma planlarım var. Ama abakalım ne olacak nasıl olacak biraz durumlar gösterecek.
Neyse Korona durumları bu şekil yani.

Zencefil limon bal
Burada yaşam da aynı hızıyla devam ediyor tebi. Benim üşütmemin üzerine grip olmam pek iyi olmadı çünkü öksürünce, hapşurunca herkes bir anda dönüp sana bakıyor :D Ben de nezle olunca sağlam salya sümük oluyorum. Yani ortam şenlik. Hapşururken de ağzım yüzüm dağılırcasına bir patlama şiddeti ile oluyor. Ha bir de burnum tıkanıkken pranayama dersi yapmak ise hayatımın aşkı :D

Bugün dersten sonra otobüse binip Dehradun'a gittim. Şu Pasific Mall'a gidip (AVM yani) ayağıma üstüme başıma çorap, kazak vs alayım dedim. Hava soğuk her şey az geliyor. Dışarıda yine fırtına kopuyor ve 5 gün boyunca yine böyle yağmur fırtına.
Bu avm'nin açılış saati 10.00 görünmesine rağmen, ben 10.15'te oradayken dükkanların kepenkleri yarı kapalıydı. Şaşırdım kaldım. Açıklar mı değiller mi anlayamıyor insan. İçeri girebiliyorsunuz ama dükkanlar açmamış daha.
Anladiysaniz dagilin!
Neyin kafası bu anlamadım. AVM'nin içi de İngiliz markaları ile dolu tahmin edebileceğiniz gibi. Biraz şaşırdığımı itiraf etmeliyim. İki haftadır şehir vs görmediğimden bu avm enteresan geldi bana. Ama daha Dehradun'u görmediğimden sanırım. Çünkü Dehradun galiba 7. büyük şehirmiş burada. Olduğu bölgenin de başkenti zaten. Yani şöyle düşünün, 4km ilerde Kaş varken biz Çukurbağ köyünce kalıyoruz. Tabii Kaş'ın nasıl bir yer olduğunu tahmin dahi edemiyoruz.

Dün o ünlü Holi festivali vardı. Çılgınlarcasına birbirlerini renklere boyayıp, içip, sarhoş olup, silah patlatmalar,  yola lastik izi bırakmalar vsvsvsvs. Bizi o kadar çok uyardılar ki, ammman sakın ha dışarı asla çıkmayın diye. En az saat 2'ye kadar bekleyin dediler. Öğleden sonra sakinleşiyorlarmış. O canım güneşli evde pinekledik. Gerçi güzeldi bir şey diyemem ama toplam 3 tane boş günümüz var. Birinde sağanak fırtına soğuk vardı, birinde Holi vardı, öbürü de haftaya zaten. Günler bitti. Daha bu köyden başka hiç bir yer göremedim. Kör ölür gözü çöplükte kalır misali gözüm her yerde :) hava da sürekli yağınca bastı bana :D

Dehradun'dan dönerken Vikram'a bindim. Vikram da 4-6 kişilik açık hava arabası gibi bir şey. Tuktuğun accık daha büyüğü. Aynı kafa :) Ama otobüse 7 rupee vermiştim, Vikram ise 14 rupi aldı. Değişik kafalar. Neyse efil efil eserekten döndüm, elimde market poşetimle :)
Bu arada viktamdan inmek istediginizde tavandaki zili caliyorsunuz

9 Mart 2020 Pazartesi

Bugün Mart Dokuzu


Yolu neredeyse yarıladık. Bayadır sesim çıkamadı çünkü üç gün boyunca süren yağmur ve fırtına sonrası hava çok soğudu ve en sonunda kar yağdı. Hava soğuk, Yag Ganga soğuk, ev soğuk, yatak soğuk derken bütün bu günlerin sonunda fena üşüttüm.
Aslında en temelinde Yog Ganga'da yerde yatıp pranayama dersi yaptığımız gün, iki saat boyunca taş zeminde yatınca artık ciğerlerime kadar donduğumdan oldu. Önceki gün midemde kramplar başladı, karnım burulup burulup mahvoldu desek yeridir. Dün sabah zorla kalkıp derse gittim ama pek bir şey yapamadım, virasanada uzandım desek daha doğru. Öğleden sonra sadece tartışma dersi olduğundan neyse ki zorlanmadım. Ama karnımın ağrısı da geçmedi. Akşam yemeğe gitmedim. Bu ağrı ve krampların üzerine bir de köri ve kişnişli yemek yiyemem diye. Biraz papaya ve bisküvi yemiştim o da yetti akşam için.
Önceki akşam Katerina'nın önerisiyle gece yatmadan önce ayaklarımı sıcak suda beklettim on dakika çok iyi geldi. Yatakta da acı çekmedim böylece ısınmak için.

Rajiv, önceki gün dersin sonunda, tepelere kar yağdı ve bu zamanda görülmüş şey değildir dese de, ben başımı taşlara vuruyorum, o kadar kışlık malzemem varken getirmemiş olduğum için. İnce bir yağmurluk, incecik bir mont ve geri kalanı yazlık olan şeylerle geldim. Şöyle sağlam bir polarım yanımda yok, evde yüz tane trekking ve kayak çorabım varken burada bir tane bile yanımda yok ve burada şu anda en çok ihtiyacım olan şeylerden biri sağlam çorap. İki çorap üstüste giyiyorum. Ama yine düzgün bir yün çorabın yerini tutmuyor.

Ciğerlerimi üşütmüşüm. Bakalım toparlayacağım umarım. Bugün daha iyiyim gerçi düne ve önceki güne göre. Güneş açınca hemen bir kendime geldim. Ama öksürmeye korkuyorum çünkü çok can acıtıyor.

Gelelim yarının olayına. Yarın Holi. Hani o ünlü Holi. Evet evet işte o. Herkesin birbirine renkli tozları ve/veya suları fırlattığı gün. Yanlız burayaı uzak, küçük bir kasaba gibi düşünün. Insanlar şimdiden delirmeye başlamışlar. İnanılmaz içki içiliyor burada. Ama hepsi sağda solda veya arabada. Yol kenarı hep fırlatılmış içki şişeleri ile dolu. Asla bir sarhoş hintli ile karşılaşmamanızı öneririm. İtici ve korkutucu olduklarını söyleyebilirim. Ki onlar da öyle diyorlar. Yarın da herkes sarhoş oluyormuş sabahtan itibaren. Sadece içki de değil, bahsettiğim Baan ve türevi diğer şeyleri yiyerek ve içerek. Herkesin derdi (en azından gençlerin- ya da benim tanıdık/tanıştıklarım) 'high' olmakta. Şunu yersen high oluyorsun, şunu içersen high oluyorsun vs. Bu kadar yaygın ve rahat kullanılması da enteresan. Ama kültürlerinin de bir parçası yadırgamamak lazım.

Ben de kervana katılayım diye bugün samosa aldığım yere Baan var mı diye sordum. Amca önce süper hoşnutsuz bir şekilde bana baktı ve No dedi. Sonra, burada kimse satmaz sadece içki dükkanında bulursun dedi. OOo, o dükkana ben gidip Baan istemem. Fotoğrafını çekemiyorum ama görmeniz lazım içki dükkanını. Önünde delikli parmaklıklar var. O deliklerden alıp veriyorsunuz. Öyle Tekel Bayii gibi içeri girip isteme vs diye bir şey yok. Herhalde sarhoşlarla başa çıkamadıklarından. Bu arada günü her saati yoğun bu dükkanın önü.
Ineklerde yagmurdan kaciyor
Yollar kayiyor
Ustun basin ayakkabin cilk su oluyor🤪

4 Mart 2020 Çarşamba

4 Mart olmus

Ders olan gunler birbirine benziyor genelde.

Sokaklar degisik azcik ondan bahsedeyim. Oncelikle sokakta gorebileceginiz hayvanlar; ilk sirada MAYMUNs, sonra inek, okuz, kopek, domuz (evet domuz) cok az kedi.
Bizim bahcenin habitati daha farkli, suruyle sincap var, kuslar bin bir cesit, ayrica bir de yilanimiz var. bugun Umes Isa’ya yuvasini gostermis. Bizim eve 4 m sadece.

Dun derste Swati ozellikle uyardi, maymunlarin gozlerine direkt bakmayin ve fotograflarini cekmeyin diye. Onlari tehdit ettiginizi dusunup gelip tirmalarlar dedi. Ayrica onlar gruplar halinde yasiyorlarmis. Bir anda etrafinizda suruyle maymun olur aman haa dedi.

Inekler cok enteresan yolda ooyle dikilip duruyorlar. Gecen gun bir tezgahtan uzum asirdilar. Adam kalanini aldi falan ama inek yuddu guzel guzel.



Bu arada buradaki en pahali seyi buldum sanirim, Zeytinyagi :) 500ml si 600rupee. 
Bugun ayrica manava gidip biraz domates ve feslegen aldim. Yedigim en tatsiz domates sanirim. Feslegen iyiydi ama. Artik dukkanlari, kafeleri, restoranlari ogrenmeye basladim. 
Bu yaziyi baska bir kafeden gonderiyorum Chhaya Cafe. Biraz da bunlari deneyelim. En azindan internet olayi daha kolay🤪

Kafeden Himalaya manzarasi

Oldugumuz bolge Rajpur

Iste Himalayalar

Altin mi zeytinyagi mi


3 Mart 2020 Salı

3 Mart 2020- Günlerden Salı

Bugün sabah erken askerler olarak yola düştük ve Yog Ganga'ya vardık. Dünden hafif ağrılar var sırtımda ve kalçalarımda. Aslında pek bir şey yapmadık gibi düşünüyordum ama vucudum başka düşünüyormuş.
Bu sabah Swati girdi derse. Kendisi de 15 dk önce gelip başüstü duruşuna geçti ve 15dk böyle etrafı seyretti. Tesadüfen ben de tam karşısında duvar kenarındaydım ve kendimce esneme yapıyordum. Kendimi izleniyormuş gibi hissettim ve sanırım öyleydi.
Ben duvarda bir şey yapacakken baktım ki saat gelmiş ve Swati kürsüye oturmuş bile. Patanjali Provokasyonunun anlamını anlattı biraz. Sonra yine üç om ve Patanjali ile başladık derse. O kadar hızlı geçiyor ki bu dersler, nasıl başladı nasıl bitti anlayamıyorsunuz. Ben daha yerimi hazırlamaya çalışırken millet pozun içine girmiş oluyor. İşte bunlar hep pratik. Ben de böyle olucam. İyengar yoga diğerlerinden çok çok farklı ve her şey hizalanmak üzerine. Ama her hizanın da bir sebebi var. Minik minik ayarlar yapıyorsunuz ve bunların hepsi vucudu sağaltmak için gerekli olan şeyler. Yoga yaparken vucudu parçalamamak gerekliymiş. Bizim etrafta gördüğümüz şu anda daha çok o ne yazık ki. O kadar ince detaylar üzerinde çalışıyoruz ki, ya yapsam nolur yapmasam nolur diye düşündüğünüzde o şeyi yapın ve farkı görün. Hocaların dediklerini harfiyen uygulamaya çalışıyorum. Bunu daha önce Fatma ile de deneyimlediğimden, dışardan baktığınızdan aynı şeyi yapan iki kişi görünmesine rağmen İyengar yapan vucudunu sağaltırken, diğeri yıpratıyor ve böylece bambaşka şeyler yapıyor olabilirler.
Bir anda şavasana vakti geldi ve yatak gibi yerimi hazırladım ve uzandım. Bu harika bir his.
Derken ders bitiverdi. Bugün öğleden sonra dersimiz yok ama tabii her zaman pratik yapabilirsiniz. Şikago'lu Max ile ayaküstü biraz şundan bundan konuştuktan sonra Sanah ile önce kahve mi içsek önce eve mi gitsek dedik ve eve gitmeye karar verdik. Kahveye ben sonra gelecektim. Evde peynir ve zeytinle güzel bir kahvaltı hazırladım ve çayla çarpıştırarak yuddum. Arada farketmeden çok acıkıyorum. Sonra yavaş yavaş herkes kendi işine koyuluverdi, kimi dinlenmeye, kimi çamaşıra kimi de benim gibi meditasyon ve duj peşinde.

kahve menüm
Evde iyice dinlendikten tabii noluyor bu kadar yorgunluğa rağmen bitin kanlanıyor. İsa'yı da ikna edip bizim kafeye yürüdük. Yine büyük bir latte ve yanında Alman Elmalı keki söyledim. Güzel mi güzel gerçekten.Tam yerimize oturduk ki İsa telefonunu evde unutmuş o geri döndü. Ben de şimdi keyfimdeyim. Pratik yapmaktan da vazgeçtiğimden şimdilik böyle iyi. :)


Yog Ganga'ya gelirken kullandığımız kısa yol
  
Yog Ganga'ya gelirken kullandığımız kısa yol 
sincapı görebilen var mı? her yerde dolular.
Kafe terasından manzara. Motora 3ten aşağı kişi binilmiyor sanırım burada :)

2 Mart 2020 Pazartesi

1 Mart 2020- Hindistan günleri 3

Dün gece önceki gece gibi bir uyku olamadı ne yazık ki. Yine çok değişik bir rüya gördüm. Gece uyandığımda bunu yazmalıyım dedim ama mümkün olmadı tabii. Şimdi de hatırlamıyorum gerçekten. Sadece şaşkınlık ve korku hissimi hatırlıyorum. Bu aralar gördüğüm rüyalar çok normal dışı. Zaten rüyanın normali mi olur diyeceksiniz ama yine de vardır herkesin kendine göre bir standardı. Benim ki son bir iki haftadır enteresan.
Dün sanırım çok soğuk olduğundan uyumakta o kadar zorlandım. Sabah uyandığımda kuşlar yine şarkı türkü halindeler. Ooh dışarı bir çıktım ki dışarısı güzel sıcak, fekat ev buzz. Bir cesaret duşumu aldım. Sonra bahçedeki beyaz banklardan birini güneşe doğru çevirip oturup, güzelce sıcağın altında hem ısındım hem de meditasyonumu yaptım. Sonra da matımı çıkarıp suryanamaskar patlattım. Oohh güneşle erimek istiyorum. Arada bir patırtı koptu. Ürkerek baktım ki salak maymunlar geçtikleri yerdeki bir şeyi devirmişler :) Sonrasında kahvaltı vakti, iki kibrit kutusu peynir, 8 siyah zeytin ve iki dilim ekmek :) Yoklukta böyle, idareli olmak lazım. Öyle sabah sabah bir kilo peynir de yeme zaten :)

Umed'lerin köpeği Rocky (ismi havalı ama kendi minnak bişi) cellallendi havladı falan ama anlayamadık sebebini. Neyse.

Bugün evimizin üçüncü hatunu geldi. Isa, Brezilyalı tatlış mı tatlış bir kızçe. Hindistan'da geziyormuş zati. Buraya Pune'den gelmiş. Dün akşam uçuşları iptal olmuş, fırtınadan sanırım. Bugün geldi.
Bu arada dün Hintli kızçe Sanah da hayatında ilk defa uçakta korktuğunu söyledi Dün o fırtınada ilk denemelerinde uçak inememiş. Epey türbülans yaşamışlar, ikinci denemede inmiş. Duyunca benim de tüylerim ürperdi.
Şu ana kadar konuştuğum herkesin de uçakla ilgili bir macerasının olması da enteresan gerçi.

miss kahve
kafe
Isa yemek yiyip biraz kendine gelince Yog Ganga'ya beraber gidelim dedik. Zaten bugün saat 4'te briefing var. Dün gördüğüm kafeye de gitmek istiyorum. Canım kahve istiyor. Ayrıca internetleri de var. Bunların hepsini oradan gönderiyorum :)
Büyük latte ve muzlu kek istedim. Ohh ikisi de çok güzel. Ben mutlu.

Kahvemizi ve işimizi bitirdiktan sonra stüdyoya gittik. İnsanlar gelmeye başlamıştı. 30'a yakın kişi var. Japon arkadaşımız Yuki söyledi bir önceki kursta 50 kişi varmış. Millet Corona Virüsünden dolayı iptal etmiş, seyahat etmek istememişler.

Yog Ganga
Bir süre sonra Rajiv geldi ve çember olun dedi, çember olduk. Sonra Swati ile yanyana oturdular. Önce üç om sonra muhtelif şeyler söylediler biz tekrarladı (anladığım kadar artık). İçlerinden bir tek Patanjali'yi biliyordum. Neyseki Fatma ile çalışırken öğrenmiştim. İyengar stilinde böyle, önce üç om, sonra şarkı, sonra ne yapacaksanız artık.
Registration form
Bu seremoniden sonra Rajiv biraz konuştu. Valla ne dedi pek hatırlamıyorum. Haa formları dağıttı ve ders programından bahsetti. Aslında düşündüğümden az ders var. Ben tüm gün ders, meditasyon falan olacak sanmıştım ama meditasyon hiç yok. Bazı günler de sadece sabah dersleri var. Program şöyle;

Kayıt formunu doldurup bir kaç gün sonra götürmemiz gerekiyormuş. Kurs ücreti 25.000 rupi imiş. Ev kiralarını ev sahibine ödeyecekmişiz, kurs ücretinden ayrı imiş. Bunlar bildiğimiz şeyler.
bilgilendirme
Sıra bilmediklerimize gelince sözü Swati aldı. Nasıl giyinmeliymişiz, nasıl yürümeliymişiz, nasıl selamlaşmalı veya selamlaşmamalıymışız. Neredeyse tüm kurallar kadınlar için. Erkekler özgür kuşlar. Kadın olarak yanlız yürümemliymişiz, gruplar halinde olmalıymışız. Hava karardıktan sonra dışarda kalmamalıymışız. Hastalık, doktor, gezilecek yerler, yapılacak şeyler vsvsvs içeren bir bilgilendirici yazı paylaştılar neyseki. Şimdilik sizde kalsın, kursun son günlerine doğru getirin ama geri dediler.
Sonra Swati kalktı ve Rajiv kendince felsefe yaptı, niye yoga yapıyorsunuz, amacınız beklentiniz nedir vs gibi. Ama kendi sordu kendi konuştu yani. Biz koyun, dinledik öylece.
Bu esnada dışarıda acayip bir yağmur başladı.Neyse biz içerdeyken yağdı gürledi ve bitirdi. Biz çıktığımızda yağmur artık durmuştu.
Sonra öğretildiği üzere grup halinde evimize yürüdük Yuki'nin gösterdiği yolu takip ederek. Bu yol diğerine göre 500m daha kısa ama alışveriş için yer yok tabii. Eve gelince herkes açlıktan kırılıyor. Bir yeşil çay içitim açlığım daha da arttı. 7'de kızlarla toplaşıp yemek yediğimiz eve gittik. Ohh Umed yine döktürmüş ve yemek yine çok lezzetli. Bu sefer iki tabak yedim kendimi aştım :)

Dersleri boş mide ile yapmamız gerekiyormuş, en az 4 saat öncesinden yemek yemeyi durdurmalıymışız ve 1 saat öncesinde de su ve başka bir şey içmemeliymişiz. Ne yapacağız diye merak ettim. Ama sabah mevzusu bana uyar çünkü zaten sabah ders 8'de ve zaten o saatte bir şey yiyemem ben. Öğleden sonra dersi de 4'te olduğundan kahvaltı sonrası da yeterli zaman kalacak :)

Yemek sonrası herkes yavaş yavaş odasına çekildi ve ben de bilgisayarımın başına oturdum. Bu arada şunu farkettim ki, data olmayınca telefon normal bir telefon oluveriyor ve şarjı da oldukça uzun dayanıyormuş :) Günde bir kahve vs eşliğinde kafede interneti tercih ediyorum. Hem kahve çok güzel hem internet. Çünkü zaten hat alsam da çok düzgün çalışmayacak :)

Zaten bugün yazar yarın yayınlarım sorun yok. Ha bir de Tayland da bu düzene bayağı alışmıştım. Bilgisayarımda ve telefonumda bu sebepten indirilmiş müzik ve sesli kitapların olmasının sebebi işte bu datasızlık :)
Saat henüz 21.43 burada midem de full ve hareket etmem lazım ama fazla yapabileceğim evin içindeki 5 adımlık mesafede turlamak.

Ben ufaktan kapatıring. İyi geceler dünyalı...

1 Mart 2020 Pazar

gün artık 28 Şubat oldu...

Ben koştururken birinci gün bitmiş ve ikinci gün başlamış bile. Uyumayınca farketmiyor insan günün devrildiğini. Ancak sen de devrilince anlıyormuşsun.

G/Dünün devamı;
Yarım saatçik rötardan sonra uçağa bindik ve ver elini Dehradun :)
İki sıralı,
tek koridorlu, pervaneli bir uçakla 45dk da geldik. Bayağı yakınmış. Hatta otobüs varmış ve otobüsle bile sadece 6 saat sürüyormuş. Bunu bugün bir arkadaştan öğrendim :) Yaptığım otobüs yolculuklarını düşününce aklıma hiç gelmemesi normal tabii ama işte neyse.
Çantamı aldıktan sonra çıktım ve en sevdiğim manzara ile karşılaştım, adım yazılı bir kağıtla bekleyen biri :) Taksiyle uçaktan daha uzun süren bir yolculuk yaptık. Sonra dik bir yamaca girdik ve evime gelmiş oldum.
Sevgili Umed kapıya çıktı hemen, bizi bekliyordu. Yaklaşık 50lerinde görünen bu adamcanın yüzüne baktığında içinin güzelliği görünenlerden. 
Karanlıkta bizim ev
 Benim bundan sonra üç ay evim olacak o harika evciğe gittik. İçinde üç oda var, hepsinin içinde de banyoları var. Ortak da bir mutfak var. Umed akşam yemeği hazırlamış bana. Aç olmadığımı düşünüyordum ama yemeye başlayınca çoook açıkmış olduğumu farkettim. Yemekte karnıbaharlı oldukça lezzetli birşey, çorba gibi bir şey (kişniş olduğundan yanaşmadım) pilav ve çapati ekmeği vardı. Normalde köriden hazzetmem ama bu abinin kullandığı şey neyse oldukça dayanılır. Zaten çok da koymamış. Herhalde yedeğim en lezzetli hint yemeğiydi. Oh o kadar güzel doydum ki :) Hiç beklemediğim bir şeydi oysa.

Umed'ler bize komşu
Sonra evime geldim ve tabii ki yeni termosumda bir çay yaptım. Yarı uykuda yarı uyanık çayımı içtim. Hava çok soğuk. Ne kadar kalın şeyim varsa üstüme giydim, bu kadar soğuk olmasını beklemiyordum. Hatta bugün gelen yanoda arkadaşım olan Hintli Sonna da soğuk olmasına şaşırmış. Sıcak olurmuş halbuki ama değilmiş. Bir de yağmurla hepten serinledi.
Neyse, akşam geceye kavuşmuştu ki üzerimi üç kat giyinip, kafama kapşonumu örtüp, kulaklarıma tıkaçlarımı takıp yattım. Nasıl uyumuşum bebekler gibi. Bu sabah uyandığımda saat 10'u geçmişti bile.
Yatağımda biraz daha yuvarlandım, meditasyon vs yaptım. Kuşlar o kadar güzel ötüşüyorlardı ki bir çıkıp bakayım nasıl bir yere gelmişim dedim. 

güzel bahçemiz
Gün olmuş 28 Şubat – Hindistan günleri 2

Amaniiin bir çıktım ki ne göreyim. Ben dünkü karmaşanın içinde ölmüşüm ve cennete gelmişim. O kadar güzel bir yerdeyim ki, kimse beni Hindistan'da olduğuma inandıramaz. Nasıl güzel yeşil harika bir bahçe. Benim evim de ateş tuğlasından. Bahçenin peyzajı da süper. Etrafta sincaplar cirit atıyor. Kuşlar çeşit çeşit. Şöyle bahçede bir yürüyeyim dedim. Yukarıdaki evin yakınında sera gibi bir yer var. İçinde muhtelif yeşillik şu bu ekili. Düm akşam yemeği yediğim ev, dışarıdan harika görünüyor. Bizim kapının önünde iki tane beyaz bank var. Çok güzel görünüyorlar yeşilliğin ortasında. Havada güneş, ağaçlarda çiçek ve hafif bir meltem. Ben oldu sarhoş. Ben dolaşırken Umed ile karşılaştık. Masala tea, lentil breakfast vs dedi. Biraz zor anlaşıyoruz. Amca sadece iki üç kelime konuşuyor ama idare ediyoruz. Sonra onu takip ederik onunla karısı Govindi2nin evine gittik. Govindi ile tanıştım. Bir de kızları var, adını unuttum. Evleri bizim oturduğumuzdan küçük, sadece orta alanı olan, ayrıca odaları vs olmayan, tüm yatakların kanepe gibi ortada olduğu, sağ kenarın da mutfak olduğu açık plan bir ev. Süt olsun mu dediler. Ama şekeri sormamışlardı ve benim aklıma gelmedi tabii. Çayı getirdi güzel kız sütlü ve bol bol şekerli :) İki yudumla idare ettim. Bahçede o beyaz banklarda oturdum bir müddet, güneşlendim huzurlandım.
diğer evimiz-yemek yediğim
Sonra eve girip bir çay yaptım kendime ve dünden kalan peynirli sandviçimi yedim ve patlak zeytimden yedim. Dün zeytinlerden birinin paketi patlamış ve içinde olduğu vs aşarak sonr anda içine tıktığım yağmurluğumu bir güzel yağlamış ve kokutmuş. Biraz sildim vs ama pek işe yaramadı. Banyoya astım yağmurluğu. Bugün yağmur yağınca da giydim. Açık havadayken kokusu o kadar rahatsız etmiyor. Ya da alışıyorum :)

ilerde solda Yog Ganga
Kahvaltıdan sonra Yog Ganga'ya gideyim dedim. Haritadan yerine baktım. Umed de kendince tarif etti :) Köyün içinden doğru yürüm. 2,2 km yol boyunca sadece 2 tane inek gördüm ama maymunlara inanamazsınız. Sayılamayacak kadar çok. Her adım başı her yerde maymun var. İlk başta bizdeki kediler kadar diye düşünmüştüm. Ama bizdeki kedilerin sayısı 4le çarpmak lazım. Yaklaşık bir fikir edinmek için. 
Yog Ganga
Neyse Yog Ganga'yı buldum girdim. Bir tane süper yaşlı sağır bir teyzecik sandalyede güneşleniyor. Derken Swati içeriden çıktı geldi. Bana kısaca çevreyi gösterip yoga stüdyosunu gösterdi. Bu arada bu ev de şahane bir bahçe içinde. Yoga stüdyosunun etrafı çiçeklerde bezenmiş, şahane görüntülü bir yer. İçi de çok güzel, yüksek tavanlı, kocaman pencereli bir yer. İçeride birisi pratik yapıyordu. Ben de girdim fizyoterapi hareketlerimi yaptım. Öyle günlük yaptığım bir seri vs olmadığından, belim için fizyoterapistin verdiği hareketlerini yapıyorum :) Zaten bazıları kimi yoga hareketleri ile aynı.
Yog Ganga'nın güzel bahçesi
Ben sona yaklaşmışken içeri iki erkek yogi girdi. Arkadaş ikisi de don-boxer arası bir şey giyiyor. Ben şaşkın. Demek erkeklerde adet böyle. Pek erkek yogi ile karşılaşmamıştım, cahilliğimi mazur görsünler.

Benim işim bitince haritadan biraz ileri doğru yürüdüğümde bir kafe buldum zencefilli bir çay içtim. Sonra haritadan bakıp uzun bir cadde buldum. Oradan yürüyeyim bu sefer değişik olsun dedim. Süper bir caddeydi. Hem çok arabanın geçmediği hem de bir sürü bakkal zerzevatçının vs olduğu. Bir tane yerden 4 yumurta aldım. Büyük markete benzer bir yer bulunca, oradan sabundu ekmekti vs her türlü ihtiyacımı aldım. Normalde hiç yemem ama fıstık ezmesi de aldım. Artık çok acıkmıştım ve ekmeğe sürüp yemelik bir şey istedim ve niyeyse fıstık ezmesi istedi canım. Çok bilirmiş gibi. Ben şaşkın. Hepsine 615 Rupi ödeyip çıktım. Tüm aldıklarımın fiyatını bir kağıda yazıp, topladı amca. Kağıdı da bana verdi. Herhalde burada adet böyle. Fiş yerine bunu veriyorlar. Fıstık ezmesi 325 Rupi imiş.
Fiyatları anlamak için 0.087 ile çarpmanız gerekiyor ama pratik olarak bir sıfır atmanız yeterli, yani 10'a bölün anlarsınız. Tüm aldıklarım 60 lira tutmuş.
fiş

Sonra eve gelip iş iki dilim ekmeğin üzerine fıstık ezmesi sürüp afiyetle yemek oldu. Oh afiyetle. Sonra önce siyah çay ve devamında yeşil çayla yeşillendirdim kendimi. Bu arada hava kapadı. Bahçede oturayım dedim ama çok üşüdüm. İçeri girdikten bir yarım saat falan sonra gökgürlemeye başladı, devamında da sağlam bir yağmur başladı. Hava daha da soğudu. Umed bir ara gördüğünde benim akşam yemek 7'de dedi. Ok dedim :)

Dün elime Osho'nun bir kitabı geçti, evdeki mini kitaplıktan. Kitabın adı 'Just Like That, Talks on Sufi Stories'. Epey ilgimi çekti. Onu okuyorum. Değişik bir kafa. Şimdilik eh işte. Ben henüz bunları anlayacak kafada değilim sanırım. Uçmuş bunlar.
Aslında elime geçen kitaplardan en çok ilgimi çeken Orhan Pamuk-Snow oldu elbette. Çok mutlu oldum burada bu kitapla karşılaşmaktan :)

Derken saat geldi akşam yemeği vakti. Yemekte bir İtalyan ve bir Slovenyalı (Katerina) kız vardı.
Yemekler dünkü ile benzerdi. Bir ek olarak da beyaz lahana ve patatesli kavurma vardı. Valla hepsi çok lezzetliydi yine kişnişli olan Dal hariç. Yeşil mercimeğe de yemeğine de Dal diyorlar burada.
Tam bitirmişken bir kadın daha geldi. Yaşı 50lerinde birisi. Londra'lı imiş. Çok soğuk dedi. Yes dedik. Onu yemeğiyle bırakıp evime çekildim. İyi ki bu evde oturuyorum.

Oha camımın önüde bir kedi geldi bas bas bağırıyor. Dişi kedi ve Mart çağrısında bulunuyor.

Bir ara yine Umed göründü, 9 gibi birisinin geleceğini söyledi. Yaklaşık bir saat sonra abla geldi. Yaşasııın bir Hintli abla geldi. Çok da şeker harika İngilizce konuşan bir kızçe. Aaaagh çok mutluyum. Artık Umed'le de anlaşabilieceğiz. Geçen yıl Haziran'da istifa etmiş, şimdi geziyormuş. Dehradun'da da üç yıl önce yaşamış ve çalışmış etrafı da biliyor. Yuppiii. Neyse onu özgür bırakıp bilgisayarımın başına geçtim yine yazmak için. Su şişemi sıcak suyla doldurup yatağıma koydum. Metal olduğundan fazla sıcak koymadım yanmayayım diye. Ama bu soğukta ancak onunla ısınabilirim yatakta.

Burada saat 23:03 oldu artık. TR'de 20:33. Artık yavaş yavaş uykum geldi. Tıkaçlarımı takıp ufak ufak yatar ben. İyi geceler...

28 Şubat 2020 Cuma

Hindistan günlerine jet hız girişi...

Gün 1 – 27/02/20 evet doğumgünüm :)

Resmi doğumgünüm akşamı saat 20.20 uçağına Hakan'ın sponsorluğunda rahatça geldim. Sağolsun çok düşünceli bir teklif yaptı ve ben de mutlulukla kabul ettim. Arada hastalıklardan korusun diye nane limon bile içtik :) o kahveyi tercih etti tabii. Naneyi yiyeceğimi bilmiş ve çayını seçmişim ben de.

goindigo
IndiGo ile olan yolculuğum süper geçti. Evet sallandık mallandık ama bu sağanakta normal tabii. Saat gece 5 olmamıştı ki New Delhi havaalanına indik. Saat 7.15 Dehradun uçağım olduğundan dolayı fast forward servisi satın almıştım. Yani çantanızı öncelikli veriyorsunuz ve öncelikli alıyorsunuz. Verme kısmı süper oldu ama alma kısmı bir türlü olamadı ne yazık ki.
Pasaporttan vs çok hızlıca geçtim. Benim vize türünde sıra vs hiçbişi yoktu, ufak bir form doldurup cart diye bagaj alımına geçtim. 20 dk sabrettim bagajım gelsin diye ama vakit daralınca orada bulduğum bir görevliye 'fast forward' aldığımı ama halen benim çantamın gelmediğini söyledim. Ha hu boarding pass madam vsvs dedikten. Gitti etti, birilerini aradı vs benim çanta bir türlü gelmedi. Ne yazık ki bu maceradan yarım saat sonra yani uçak indikten bir saat sonra çantam geldi.

rahat bir otobos
Koşarak çıkıp içhatlara gitmek istedim ama ne mümkün. İçhatlar 8km ötede bir terminaldeymiş. Terminal 1D içhatlar. Eğer uçağınız bağlantılı değilse buraya gitmeniz gerekiyor aman dikkat. Ama bağlantılıysa Terminal 3, yani uçağımızın indiği terminalden gidebiliyorsunuz.
20Dk bir shuttle gidiyormuş Terminal 1'e ve sonraki araca da 20dk varmış. Önce geldiğiniz boarding passinizi göstererek bir yerden bilet alıyorsunuz shuttle'a binmek için.
Terminal 1 shuttle bileti
Bir önceki yeni kalkmış. 20Dk sonra gelen, 2.dünya savaşından kalmış otobüs nevi şeye 500 kişi ve 800 çanta sayılarınca itişe kakışa bindik. Kişisel alan dediğinizi duyar gibi oluyorum sinirlerim bozuk söyletmeyin.
8Km yol 15-20dk sürdü. Ben alana varıp içeri girdiğimde saat 6.45'ti, yani yarım saat kalmıştı. Ve içeri almadılar ne yazık ki. Chekin zaten kapanmış ve boarding bile tamammış nerdeyse. Ağlamak istiyorum. Benim gibi aynı şekilde bir kız daha var beraber koşuyoruz. Sırtımdaki çanta 15kg, önümdeki 7kg bu arada.
Kontuardaki abla 9.30 başka uçak var ona yetişirsiniz, biletinizi ona değiştirin dedi. Bilet satış başka yerde, hooop ona koşarız. Arada bir abla durdurup pnr nomuzu ve çanta sayımızı kaydetti.
Gittik derdimizi bilet satıştaki ablaya anlattık ama kocaman bir MİMKİN DEİL duyduk. 9.30 uçağı full imiş. Sonra 17.50 de varmış bir uçak ama ablaya müsait koltuk görünmüyormuş belki biz internetten bakarsak bize gösterirmiş. Benim telefon dataya bağlanmıyor kafayı yiyorum. Bu arada Dehradun havaalanına bir taksi gelecekti beni almaya onların numaralarının olduğu maili de açamıyorum ki uçağın kaçtığını haber edeyim. SpiceJet 17.50 uçağı için 15.000 küsür rupi gibi bizde 1500 liraya denk gelen süper fahiş bir rakam söyledi. Diğer İndiGo, Air India vsvs havayollarının ofislerine de sordum, ya dolular ya fiyat daha fahiş. Brezilyalı ve Avustralya'da yaşayan bu ablanın açtığı iki dk internetten taksicinin numarasını buldum onları aradım ama arada VF yanımda'yı açamadım çalışmadı.

Ne yapalım edelim derken, benim Brezilyalı abla çok açmış bişiler yiycem ben dedi. Ok ben burada bekliycem dedim ama bekleyemedim. Trenle gideyim bari dedim. Sonra bir tren garına yolculuk macerası başladı.İyi mi ettim kötü mü ettim tartışılır çünkü günü sonunda o kadar çırpındıktan sonra o 17.50 uçağını bekler halde Terminal 1D'deyim.

tren istasyonu
Bilet satıştan dışarı çıktım ve train station'a nasıl giderim diye soruyorum. Herkes bir şey söylüyor mübarekler ama hepsi farklı şeyler söylüyor. Sen daha duuuur diyomuş yukardaki (şimdi gelen sms ile rötar olduğunu öğreniyorum, o rötar sabah olacaktı:() Train Station lafından hoşlanmadılar Railway Stationmış, ok öyle olsun. Bir otobüs gösterdiler üzerinde yine shuttle yazan ve bu tren istasyonuna gider dediler. Bindim. Amanin bir 40 dk gittikten sonra otobüs bir yerde durdu. Netekim istasyona gitmiyormuş. Oradan başka bir otobüse bindirttiler beni. Bunun son durağı tren istasyonu dediler. İki çantamla beraber artık ben de onlara benzedim ve etrafı yararak geçtim bir adamın yanına oturdum. Yanına oturduğum abinin gözler faltaşı mutluluk ve şaşkınlık karışımı bir bakış bakıyor bana. Ben de gülümsedim ve merhaba dedim. Ne yapayım.
kadın bileti
Aaa sonra bir baktım, otobüs haremlik selamlıkmış. Kadınlar tarafı sol tarafmış. Haydaaa, ama kimse kusura bakmasın bu çantalarla kalkamam. Bu arada full bir panoramik şehir turu yaptım :)

gerçeği anlatan ufak bir kuple
Bir şekilde vardım o istasyona ve bilet satışı buldum. Express Dehradun bileti istedim veee amca yoook dedi. 15.20'de varmış tren, 6 saat sürermiş. Hemen almadım bir sindireyim dedim. Daha 6 saat var çünkü. Oturacak bir yer bulayım dedim ki, kadınlar bekleme odası gördüm, girdim. Sırtımdaki çantaları atıp internet bulma çabasına girdim. Hindistan sim kartınız yoksa giremiyorsunuz internete arkadaş bu nasıl şey böyle. Neyse genç bir çocuk bu derdime çare oldu ve bir yerlere kayıt yapıp yarım saatlik internet buldu bana. Hemen önce VF yanımdaya girip Herşeydahil pasaportu yaptım ve datam açıldı. Oooh bee. Sonraa tebi acaba risk alıp trenle mi gitsem yoksa şu uçaklara simdi bir baştan mı baksam dedim ve skyscanner'ı açtım. Ama uygulama 800 lira gösteriyor, teklifleri göster diyorsun fiyat hooop 1000 küsür oluyor. Görünen fiyatlara bir türlü bilet alamadım yani. Buralarda skyscanner'a da pek güvenmemek lazımmış. 950'ye razı olup 1250 liraya yani 12500 rupiye SpiceJet'in 17.50pm uçağını aldım. Tren istasyonundayken, o iptal oldu bu gecikti vs anonslarını duydukça tırstığımdam dolayı içün.
görebileceğiniz enn iyi yol

metro sonrası shuttle bileti
Eeee şimdi Terminal 1D'ye geri dönmem gerekiyor. Tren istasyonuna girerken Express Airport Metro tabelaları gördüm. Hedefim orası. Yuppi accık çabalayarak puldum daa orayu da. Girdim biletimi aldım indim metroya bindim. Aman yareppim, bayağı normal metro gibi değil gibi.
Terminal 1D'ye gitmiyormuş ama ahahahah. Oraya gitmek için tekrar shuttle'a binmek lazımmış. Yüzde kesin çok eğleniyor yukardaki :D Ben artık cıvıttım, vakit de bol ya, şaşkınlığı aştım meraka gark oldum. Bugün kaç otobüse ya da kaç araca bindiğimi sayamıyorum. Derken gerçekten Terminal 1'e geldik. Hiçbir şey olmamış gibi, girdim checkin yaptım, güvenlikten geçtim. Karşımda bir Starbucks gördüm ve gittim bir kahve alıp oturdum. Şaşkınım, çok şaşkın. Yorgunluk ve uykusuzluk kısmı bundan sonra çıkacak. Omuzlarım ağrıyor ve göslerim kapanıyor.

Bugün ne öğrendim;
  • bağlantılı olmayan uçakların arasında 4 saat bırak eğer Avrupa'da değilsen,
  • okuduklarına çok güvenme ama onları unutma da,
  • BURADAKİLERİ SORU SORMA. Soru soracağın kişiyi iyi seç, sadece ve sadece yüzüne bakınca okumuş etmiş görüntüsü olanlara soru sor. Sakın ha başkasına sorma ve dinleme, bildiğini okuduğunu oku. Havaalanından yanlış otobüse bindirdiler, sonra oradan yine yanlış otobüse bindirdiler. Metro istasyonunda asansörde burası airport express katı mı dedim, yes yes deyip beni karga tulumba asansötden dışarı çıkardılar, o kat değilmiş bir alt katmış. Salak ben yazıyor, okusana. Ben de tutuldum artık. Beynim durdu. Buradakilerde 'bilmiyorum' diye bir cevap yok. Herkes her şeyi biliyor ama yanlış biliyor, aslında bilmiyor ama bilmediğini de bilmiyor. Durum kaotik bir karışıklıkta. 
    - fotoğraflar benim gördüklerimi yansıtamıyor, çünkü sadece rahat hisettiğim zamanlarda çekebildim. 
Bugün neler gördüm
  • panoramik Delhi turu
  • iki beyaz kalebodurun olduğu duvar gibi her yeri açık şeyin umumi wc olduğunu,
  • kadınların çok zor bir yaşamının olduğunu,
  • haremlik selamlığın çok genel bir uygulama olduğunu,
  • kadınların genelinin çok çok güzel olduğunu ve harika renkli elbiseler giydiklerini,
  • adamların aynı ölçüde çoook çirkin, itici ve pis olduğunu, burunlarını karıştırıp karıştırıp yuvarlayıp özenle yere atıyorlar. aslında herkes her şeyi yere atıyor :(
  • maymunların bizdeki kediler gibi gezdiğini,
  • sokakta hiç kedi olmadığını ama köpeklerin kocaman kocaman sürüler halinde çok çok çok fazla olduğunu,
  • her yerin inşaat olduğunu
  • havanın gri ve sıcak olduğunu,
  • memleketin çok kirli olduğunu genel olarak çiş koktuğunu

Starbucks'ta aldığım kahveyi içerken bir 10dk uyuyakalmışım. Vucüt şalter indirmiş. Bolca kitap dinledim. Sonra da açtım bunları uzuuuun uzun yazdım. Sabrınız varsa okuyun, yoksa 'amaan manyak işte' deyip geçin. Bu yazıyı yazarken sms geldi, uçakta yarım saat rötar var.
mevcut halim :)
Yazmasam çatlayacaktım...