23 Mart 2020 Pazartesi

18 Mart öncesi - sonrası ve 3 hafta sonra Korona sebebiyle Hindistan'dan dönüş macerası

İlk günlerde pek de kaale almadığım Koronacan yapacağını yaptı. Evet dönüş yolundayım, iki hafta erkenden.

Bir haftadır yazmamışım. Açıkçası yazacak motivasyonum ve zamanım yoktu. Yog Ganga baskılara göğüs germekten yorulup, dersleri sıkıştırdı ve 16 Mart Pazartesi sabah dersi ile birlikte derslerimizi tamamlamış olduk. Tüm asana, pranayama ve konuşma derslerimizi yaptık.
Ama neleri yapamadık, Purkal'ı yapamadık, birlikte yapacağımız yürüyüşümüzü yapamadık, hep beraber yiyeceğimiz öğlen yemeğimizi yapamadık. Bunlar birlikte yapmacağımız ama yapamadığımız şeyler. Benim şahsen olan planlarımdan ise bahsetmiyorum hiç.

Rajiv
Swati ve Rajiv boş günleri iptal etti ve kalan günlere de iki üç ders koyarak programı tamamlamış oldular 4 gün erkenden bitti program. Bu arada son günden bir gün önce hava açtı. Yani diğer tüm günlerde yağmur ve soğuk devam etti. Hem stüdyoda hem de evde donmaya devam ettik. Derken Pazar günü o kadar güzel açtı ki hava, bir an bütün dertleri unutturup, umut aşıladı bünyeye tam da gerektiği zamanda. Bugün ayrıca öğlen yaptığımız konuşma dersimizi dışarıda yaptık ilk defa. Meğersem ne kaa güzel oluyormuş.

Günler boyunca insanların, korona sayısı şöyle olmuş, şu ülke sınırlarını kapattı, bu ülke uçuşları durdurdu, şu havayolu Avrupa'ya uçuşlarını iptal etti vsvsvs konuşuldu.

Derken benim uçak 10 saat öne alındı. İyi buna da şükür ne olacak ki diyerek ben aynı programa devam etme kararı ile hayatıma devam ediyorum. Ya da etmeye çalışıyorum diyelim. Swati ve Rajiv açık açık evinize gidin dediler. Gidemediğiniz süreçte de fazla ortalıkta dolaşmayın, göze batmayın vs diye ısrarla tembihlediler. Bu arada da Dehradun'da ilk vaka teyid edildi. Tam da gitmeyi planladığım Orman Fakültesinde. Buradaki bir stajyerde tespit edilmiş :( Burada ziyaret edilecek en nadide yerdi burası ama artık mimkin deil. Daha Yog Ganga ve Rajpur marketinden başka hiç bir yer görmedim zaten zaten. Aslında bir gerçekten bir fanusta yaşadık iki haftadır.

ben, Kate, Francois
Bu arada ben pek bozmuyorum keyfimi. Pazartesi ders bitişinde Jean Francois'yi bulur bulmaz hemen şelalere yürüyeliiiim diye yapıştım. Francois, şahsına münhasır bir Fransız abimiz. Bizim evdeki komşularımdan. Pire gibi minnak bir abi. Ama şelalelere şimdiye kadar iki kere yürümüş bile. Dört yıldır geldiğinden ve sürekli pire gibi dolaştığından da her yeri biliyor. Çok da kibar olan bu abimiz memnuniyetle kabul etti isteğimi. Öğleden sonra saat ikide o, ben ve Kate buluşup şelaleye yürüyeceğiz. Şelaleler kısa bir yürüyüş diye önce dağın tepesindeki Shiva tapınağına çıkacağız, sonra şelalelere ineceğiz sonra da ev.
Şiva

Saat geldi ve Kate, Jean ve ben başladık yürüyüşe. Çıkışımız 1,5 saat sürecek dedi Francois, ancak dağın önüne gelip de gideceğimiz yeri gösterdiğinde pek bi inanmadım. Ama yapacak bir şey yok. Ben istedim :) Hava güzel güneş sıcak ve ben en sevdiğim şeylerden birini yapıyorum dolayısıyla şikayet edecek değilim. Evet haftalardır yogadan başka bir şey yapmıyorum ama yoga zaten acayip bir şey. Seni hayatla yoğuruyor. Yavaş yavaş o dimdik yamaçları çıktık. Ve gerçekten tam da bir buçuk saat sonra vardık tapınağa. Aşağıdan baktığımda üç saat sürer bura dediğim dağın başına bir buçuk saatte vardık. Tapınakta hoplama zıplama çalışmalarım oldu tabii bolca. Tırmanışımı yapmışım, çayımı içmiş kuruyemişimi yemişim kim tutar beni :D
şelalelere doğru
Yarım saat falan eğlendikten sonra inişe geçtik. Sonra şelalelere doğru tekrar çıkışa geçtik. Güneş yavaş yavaş yattığından ortam serinledi. Bir de suyun kliması ile daha da çok hissediliyor. Şelalelerde de bir müddet takıldık eğlendik, suyla oynadım falan. Havanın ve suyun keyfine vardık. Sonra tekrar dönüşe geçtik. Kate yarın gidecek, arada biletini almış. Aslında günlerdir almaya çalışıyor da sonunda olmuş. İnsanlar çılgın gibi gitme derdinde. Bir uçak bulup kaçmaya çalışıyor. Haydi hayırlısı.
Kate

Neyse biz hep beraber bugünümüze şükrettik. Dağda yürüdük, suda oynadık, ohh içimiz ferahladı biraz. Az buz değil 10km yürüdük ve sağlam yorulduk. İki gündür yaptığımız geri kıvrılma hareketlerinden dolayı bacaklarım ağrıyordu, bu yürüyüş ilaç oldu :D

Eve gelir gelmez duşumu aldım. Yarın da Mussoorie'ye yürümeye karar verdik. Kate olmayacak ama yarın. O sabah 5'te çıkacak yola. Biz ben, Francois, Neil ve Geeta ile yürüyeceğiz. 1150M tırmanış bizi bekler.
Akşam yemeğinden sonra erkenden uykum geldi, saat 10-11 arası uyudum. Bizim Alex gitmiş bile, yemekte yoktu. Zaten her gün azıcık yiyip koşa koşa çıkıyordu evden.

Salı sabah 7.45'te Francois'ı toplayıp çıkışımıza başladık. Yukarıdan da Neil ve Geeta'yi aldık ve ver elini Mussoorie. Ama öyle kolay olmuyormuş. Yol çooook dik. İnsafsızca dik. 7Km boyunca iflahımız kesildi. Ben de artık bayağı acıktım ve bir şeyler yemem lazım dedim. Onlar kahvaltı yapmış. Ben yapmadığımdan kazınmaya başladım. Saat de 10'u geçmiş zaten.
Tam da bunu dedikten 5dk sonra harika bir kafe çıktı önümüze. Şimdiye kadar ormanın içinde yanlız yanlız yürürken bir anda bir köye vardık ve bu Halfway Cafe'yi bulduk. Önce dışarda oturduk ama yiyeceklerimizi çıkarınca, lütfen içeri geçin dediler. Niye dedik, maymunlardan dolayı dışarda yiyemezsiniz dediler :) Hayatı çevreye göre düzenlemek gerekiyor. Kafenin yukarısı da çok şekermiş. Araba konseptli değişik bir yer burası. Oturduğum en güzel yerlerden.
Sütlü kahvelerimizi ısmarlayıp (maksat bir şey istemiş olmak için, yoksa ben çayımı içicem) çıkınlarımızı açtık ufak ufak. Ben iki sandviç ve bir dolu termos çayla geziyorum. Peynir ve zeytinli sandviçimi çayımla afiyetle yerken, önümüze sıcak süt geldi. Önce şaşkın bakakaldık. Biz aslında kahve istemiştik ama süt geldi. Sonra yanındaki minik poşetleri gösterip, kahve burada dediler. Hmm değişik dedik. Neyse iki mini poşetten çıkan tüm kahveyi boşaltıp tadına baktım ki, abboovv şeker dolu bu. Süte de şeker katmışlar yani. On numara beş yıldız sütlü kahve anlayacağınız. Önce sandviçimi yiyip üstüne de kahveyi tatlı niyetine içtim. Ne yapayım :)

Karnımız doyunca şöyle bir kaç tane fotoğraf çekip, mutlulukla tekrar düştük yola. Açken sen sen değilsin demiş üstad. Bu noktadan sonra yürüdüğümüz yerler genelde yol kenarı oldu ancak. İlk başlarda çok kalabalık değildi ama sonra sonra epey kalabalık olmaya başladı. Yol kenarından yürümek hiç de keyifli değil ama yapacak bir şey yok. Bu arada toz inanılmaz. Nefes alamıyorsunuz. Maske asıl burada lazım.

Yürüyeceğimiz yolun kaç km olduğunu kimse bilmiyor :) biri 15 diyor biri 19. Ben dün baktığımda ise 12 diyordu. Yolun yarısı kafeye göre ise 14km. Haydi bakalım kim tutturacak derken, kafe tutturdu.
Mussoorie'ye vardığımıza varacağımıza pişman olduk diyebilirim ama. Korna korna korna aman yarabbim. Ne kalabalık ne beter bir yer. Önce hemen buradan kaçalım diye bir yola saptık ama Geeta açım ben yemek yemek istiyorum dedi, geri döndüş ve o kornalı merkezde Francois'nın daha önce yemek yediği otelin restoranına oturduk. Sadece hint yemekleri yapıyorlar. Benim ağız tadım geri döndüğünden hiç bir yemeği yiyemiyorum menüdeki. Dolayısıyla sadece zencefil çayı istedim. O mübarek de zehir gibi geldiğinden onu da içemedim. Bizimkilerin yediği yemeklerin renkleri ve kokuları beni benden aldı. Onlar yerken ben çıkıp dolaşayım desem dışarısı daha felaket. Neyse sonunda bitirdiler yemeklerini de kalktık. Tabii o arada ben acıktım ama olsun. Biraz kuruyemişle geçiştirdim. İlk hafta ne güzeldi. Her şey lezzetli geliyordu. Normale çabuk döndüm.

Gandhi heykeli
George Everest'in evini görmeyi çok istiyorum ama Geeta, ben yoruldum daha fazla tırmanamam dedi. Oysaki 5km ve tırmanış değil. Bir iki taksi sorduk, onlar da bizi dütmeye kalkınca, dükkanlara doğru yürüyelim dediler. İyi dedim ne yabayım. Yürüdüğümüz yollar hep çarşı pazar ama hiç birinde bir tane düzgün bir şey yok. Hepsi saçma sapan şeyler. Eminönü'nde sokakta satılan şeyler gibi hepsi. Arada bir iki tane düzgün dükkan vardı o kadar. Hiç bir şey almadım ben. Hatta koca kitapçıda aradığım kitaplardan birini bile bulamadım. Neyse kısmet başka zamana.

Sonra herkesin kahve ihtiyacı tavan yapmış olduğundan Cafe Coffee Day'i görünce ışıldadık bir anca. Girdik ve kapuçinolarımızı söyledik. Çok keyifli bir sohbetle güle eğlene içtik. Milletin karnı doydu ya keyifler yerinde. Ben de kahvaltıdan kalan yarım sandviçimi yedim, oh mis oldum.
Mussourie sokakları
O dükkan senin bu dükkan benim derken saat 5 olmuş. Taksi durağına gelip taksi istedik. Yolda da yukarıdan gördüğümüz, koccaman kıpkırmızı Shiva tapınağından kısa bir durak yaptık meraktan. Sonr aver elini Rajpur. Marketin orada indik. Herkes çil yavrusu gibi dağıldı burada.
siyah yüzlü maymun
Günün sonunda yaklaşık 20 km yol yürüdük, 1160m çıkış yaptık, bolca toz soluduk, değişik ağaçlar ve siyah yüzlü maymun, bir tane downhill bisikletçisi gördük. Yorulduk, eğlendik güldük.

Sonra eve gelir gelmez yine kendimi duşa attım. Sonra her akşam olduğu gibi zeytinlerimi kaseye koyu, çayımı alıp yemeğe gittim. Bizim Japon Yuki de zeytini çok seviyor. Ben de yemekleri yiyemediğimden, pilav ve çapati ile zeytin yiyip çay içiyorum. Bir haftadır akşam yemekleri bu şekilde. Karbonhidrat manyağı olacağım.
Yemekten sonra Linda'ya hoşçakal dedik. Yarın Rishikesh'e gidiyor kendisi. Benim plan halen aynı dedim soranlara. Sonra odama geldiğimde şu uçuşa bir bakayım dedim ve ne göreyim, uçuş iptal. 

İndigo bütün uçuşları iptal etmiş İstanbul'a.
Hassiktir. Hah şimdi zıçtım dedim. Çünkü THY de dün iptal etmişti uçuşları, sistemde hiç uçuş görünmüyordu. İşte telaşlanma sırası şimdi bana geldi.

O arada Ozan yazdı Insta'dan, onlar da Rishikesh'telerdi ve thy ile 28 Mart'a olan uçuşları iptal edilmiş. Benim indigo onların thy uçuşlar iptal. Haydi hayırlısı.

THY'nin sistemi karıştırırken bir baktım, 19'una uçuş konmuş. 20'sine yok ama 19'una var. Hooop deyip hemen aldım bir Delhi İstanbul bileti. Sonra da Ozan'a yazdım. Hoop onlar da almışlar. Aynı uçakla dönücez. 
Ama benim bir de Dehradun Delhi bileti almam lazım. Bunu üç saat boyunca başaramadım. Bir türlü bankadan gelecek olan smsler telefonuma düşmüyordu. En sonunda en olmadı yarın Linda ile Rishikesh'e gider oradan Ozan'larla giderim dedim ve bıraktım. Sonra gece 12 gibi bir daha denedim ve bu sefer alabildim Air İndia ile Dehradun Delhi biletimi. Biraz ara vermek ikimize de iyi gelmiş :D Air İndia ile almaya çalışmamın sebebi, bunların Terminal 3'e iniyor olması. Gelirken yaşadığım terminal aktarma faciasını tekrar yaşamak istemiyorum. Neyse bu biletimi de aldığıma göre artık bir çay içebilirim. Sonra ablama yazdım tüm macerayı. Şu ana kadar olam erteleme, iptal vs bir şey dememiştim henüz. Aslında kimseye demedim. Çünkü ortalıktaki konuşmalardan zaten çok yoruluyor insan. Sonra ablamla uzun uzun görüntülü görüşme yaptık. Yattığımda saat 2'ye geliyordu. 

Yarın Francois ile Dehradun'a gideceğiz. 20 gündür burdayım, daha şehri görmedim. Zaten artık son şansım.

Dehradun
Sabahtan bizim Sanah ayrıldı, o da Kalkata'daki evine varma derdinde. Sonra ben de biraz yatak keyfi ve bolca kahvaltıdan sonra İsa'yı da ikna edip, Francois ile üçümüz Vikrama binerek çok sesli Dehradun'a gittik. Aman yarabbim ortalık kaynıyor. Benim asıl amacım fabindia isimli mağazaya gidip kendime ciciler almak. Çok ünlü bir mağazaymış burası. 11'de açtıklarından biraz bekledik ve sonra dükkana girdik. Amaniiiin aklım çıktı. Her şey çooook güzel. Evet pahalı ama çok güzel.
Elbiseler, etekler, buluzlar, pantolonlar, ev eşyaları, bardak tabak, kap kacak çay vsvsvsv. Aklım gitti.

Kendime bir elbise, bir bluz ve bir pantolon aldım fabindia'dan. Yatak örtülerinde çok aklım kaldı ama büyük olduklarından taşıması zor geldi. Havaalanında da varmış belki oradan alırım dedim. Sonrasında Francois'nın baharatlarını almaya geldi vakit. Hanuman Chowk diye bir yer varmış, telefondan neresi olduğunu bulup, onunla koştura koştura yürümeye başladık. Sonra bir caddeye girdik ki amanın. Gerçek İndia welcomes us. Sağ sol her yer ama her yer dükkan. Her şeyin satıldığı her çeşit dükkan var. Bu caddenin sonu da Hanuman Chowk. Ancak öyle yakın değil. Bizim hızlı yürüme çabalarımızla 20 dk sürdü gidişimiz. Bir de dönüşü var.
Dehradun çaşıları
Motorlardan yürüyemiyorsunuz. Kaldırım zaten yok. Azıcık olanında da dükkanlar serilmiş ve başka insanlar veya başka şeyler.
Sonunda aradığımız baharatçıyı bulduk. Francois beşer onar paketler halinde aldı alacaklarından. Benim yanından geçmeyeceğim bütün dehşet kokulu baharatları aldı yani.

Sonrasında da hızlı bir dönüşe geçtik. Yine 20dk yürüyüp bir vikram bulup bindik. O cücük kadar vikramlara 8 kişi almaları ise tam bir felaket. Normalde benim ölçülerimde iki insanın, insani şekilde yanyana oturacağı alana dört kişi oturuyoruz. Siz düşünün yani. Vikramdaki sekiz kişilik halimizin fotosunu çekmek istedrdim ama bu şartlarda pek mümkün olmuyor ne yazık ki.

Eve gelince cicilerime tekrar bir bakış atıp çantamı toparladım. Çok acıkmış olduğumdan peynir zeytin ekmek tıkaladım. Arada taksiyi ayarladım. Sonra duşumu alıp çantayı kapattım derken zaten saat 5 olmuştu. Phem geldi ve yollar ve yolculuklar tekrar başladı.

mini uçağımız
Yaklaşık bir saat sonra Dehradun havaalanına vardık. 1020 rupilik borcumu ödeyip, biletimi gösterip içeri girdim. Yolcu olmayanlar havaalanına hiç giremiyor Hindistan'da.
kanataltı manzarası
İçeri girdikten sonra, gideceğiniz havayoluna göre, checkin bagajlarınızı xray cihazından geçirip güvenlik etiketi takılması gerekiyor. Sonrasında checkin yapabiliyorsunuz. Bunları yaptıktan sonra içeri girdim ve uçağa tam 1 saat 45dk varken kapıda uçağı bekliyordum. Kapı dediğime bakmayın. Çok ufacık bir havaalanı burası ve tek kapı var zaten. Sadece ufak bir bekleme salonu var tüm uçakların yolcuları için.

Otururken bir anda önümden bizim Amerikalı Steve'in geçtiğini gördüm. Baktım ki Steve ve Mike da burada. Gittim konuştum ki aynı uçakla gidiyormuşuz Delhi'ye zaten :D Sonra onlar gece 2.30 uçağıyla Şikago yolcusu, ben sabah 7 uçağıyla istanbul ve henüz saat 19.15.

Costa Cafe
Delhi'ye 40 dk lık bir uçuş sonrasında indik. Bagajı vs de aldıktan sonra gidişi bulup checkin yapma şansımı denedim ama ne yazık ki gece 2'de checkin başlıyormuş ve içeri almadılar. Domestic Arrival'da kaldım. Uyumalık bir yer var ama oda kalmamış. Sonra bir oda var vs dediler. Girdim baktım ki, yataktan birisi yeni kalkmış görünüyor, tuvalet de kokuyor. Girmedim vazgeçtim. Costa kafeye gelip, en büyüğünden kahve alıp, bir sandviç yedim. Sonra da açtım bilgisayarımı yazmaya başladım.

An itibariyle saat gece yarısını 20 geçiyor. Yazarken vakit super geçiyor. Yazmak çok zaman alan bir şey diye de bakabiliriz duruma tabii. Kafedekiler tam iki buçuk saattir ne yazdığımı merak ediyor olmalılar. Temizlikçiler burayı silmeye başladı. Birazdan kovalayabilirler. Sıkıntı yok.
wc kadın erkek işareti bu foto
Yanlız seyahat etmenin tek kötü yanı çişe giderken eşyalarınızı da götürmenizin gerekmesi :(

Ben bunları yazıp bilgisayarı kapattıktan yarım saat kadar sonra telefonum çaldı +91 li bir Hindistan numarası, hayırdır inş, deyip açtım, alo ben ayten, karşıdan alo ben Ozan. Eneee doğru ya bizim Ozanlarla aynı uçakta gidiyorduk biiizz. Üst katta bekliyorlarmış onlar da yine Costa cafede. Toparlandım yukarı çıktım. Heyyoo.Ozan, Esra ve yanlarında Cansu diye başka biri var. Rishikesh'ten araçta beraber gelmişler. Muhabbet muhabbet muhabbet. Nelerden konuşmadık ki. Şu anda hiç bir şey hatırlamıyorum ama insanın tanıdığı birileriyle karşılaşması çok güzel oluyormuş. 
Hem de Kaş'tan dostlar, daha ne olsundu. Beraberce geyikleyecerek 2 saat daha bekledikten sonra THY checkin'i açıldı. Biz hepimiz checkin yapmıştık sadece bagaj vereceğiz. Bu sayede o mlerce uzun kuyruğa girmemize gerek kalmadı. Çantalarımızı da verdikten sonra içeri girdik ve yaşasın özgürlük. Biraz dolaştık ettik ama Delhi havaalanı bana anlatıldığı gibi kocaman, içinde sebil sepet dükkanların olduğu bir yer gibi gelmedi. Tam tersi inşaat halinde bir ortam var. Her yerde kapatılmış, çevrili alanlar. Gece yarısı olduğundan bir iki tane barın mutfağı çalışmıyor. Ben de Dominos yemek zorunda kaldım. En son bu zincir mağazalardan birinden ne zaman pizza yediğimi hatırlamıyorum bile. Pizza da çok kötüydü. İçine krem peynir krema ve mayonez arası bir şey koymuşlar. Yenebilirlikten çıkmış ama açlık öyle bir vurmuş ki zar zor sağından solundan kemirdim. Ve yanında SevenUP içtim, olacak şey değil ama oldu. Sonra ufaktan ufaktan kapımıza geldik. Baktık ki Pilot abilerimiz de bekliyorlar kapıda. Sonra host ve hostesler göründüler. Okul çocukları gibilerdi. Birisi bir şey almış diğerlerine gösterdi anlattı, onlar da grup halinde koştur koştur gidip aldılar o şeyden, o neyse artık.

:)
Ama her şeyden öte yurtdışı dönüşlerinde THY uçağını ve personelini görünce bana bir ferahlık, bir rahatlama bir mutluluk geliyor. O andan itibaren kendimi emin ellerde hissediyorum. Bizim pilotlar yapar şeklinde bir güvenim var. Çok yerli yerinde bir güven olduğunu biliyorum. Bunun da güzelliği başka. Belki sık ve uzun seyahat ettiğimden evimi çok özlüyorum ve ondan oluyor bilmiyorum ama her seferinde bu hislerle gidip onlara sarılasım ve teşekkür edesim geliyor. İyi ki varsınız sevgili THY ve tüm çalışanları.
Bu arada gün geceye döndü, tarih 18 Mart'tan 19 Mart oldu, saat de neredeyse geldi. 06.55'te uçak saati. 6 gibi almaya başladılar ve zamanında havadaydık bile. İlk bir saati hatırlamıyorum bayılmışım sanırım. İki koridorlu kocaman uçağımızda 14K nolu koltuktayım. Ortamız boş, koridor tarafında bir abla teyze var. Hintli gibi görünüyor ama kimbilir. Onlarınd yurtdışında yaşayanları bambaşka görünüyorlar.

Bir buçuk saat kadar sonra kahvaltı servisinin sesleriyle uyandım baygın uykumdan. Peynir zeytin ve çayla kahvaltımı yaptım. Sonra baktım uyku yok zaten hava da gündüz uyunmuyor ben de bir film seçtim seyretmek için. Ve gelsin 'Ford vs Ferrari'. Ford'un GT40 ile Ferrari'yi alt edişinin filmini yapmış Amerikalılar. Güzel yapmışlar hani ama bitişi iç yakıyor. Hayat gibi gerçek ve hem tatlılı hem acılı.
Bu bitince başka ne seyretsem diye bakarken Adams Ailesi'ni gördüm. Ahahaha hastasıyım bu manyakların. Onu da seyrettim. Derken arada peynirli sandviç geldi. Oooo alırım bir dal, ve tabiki yanında bir de mini şarap aldım. Oh şimdi keyften keyfe coş. Harika film, güzel peynirli sandviç ve bir kadeh güzel kırmızı şarap. Arada öldüm de cennete mi gittim yine yaw. Bazı bazı kimi zaman böyle hissettiğim çok oluyor. Çok da güzel oluyor.
Arada 'cabin crew prepare for landing' çağrısını duydum. Enemmm dedim. Gerçekten geldik. Bu arada havaalanında neler olacağını çok merak ediyorum. Karantina vs bir sürü şey duyuyorum. Bizim geldiğimiz Hindistan'da henüz çok bişi yoktu ama kimbilir.

Bir form koymuşlardı yanıma Covid-19 ile ilgili bazı sorular vardı. Son 14 günde seyahat ettiğiniz ülkeler, şu belirtileri gösteriyor musunuz veya gösteren birinin yanında bulundunuz mu vsvsvsv.
Nein hayır no diyerek doldurdum. Sonra uçaktan iniş, pasaporttan geçerken formu verdim ve bagaj almaya geçtim. Ortalıkta kimse yok. Hatta bizimkiler de yok. Uçağın %95i aktarmaymış yine. Biz üç beş kişi inmişiz. Belt de neredeyse boş dönüyor. Bu arada ben hala şaşkın kimse bir şey sormadı etmedi, öyle geçtim diye. Zaten pasaport da bomboştu kimse yoktu. Anlayamadım valla. Derken bizimkiler geldi, onların bagajlar sarılı olduğundan oversize bölümünden geldi. Derken 15dk olmadan dışarı çıkmış taksiye doğru yürüyorduk. Yollar da bomboştu.

Ve 19 Mart 2020 Perşembe günü saat 12 olmadan eve gelmiştim. İnsan bir süre inanamıyor. Anahtarı açtım eve girdim. Çantalarımı kenara koyup kombiyi açtım. Oh çalışıyor. Sonra bir oturdum, biraz şaşkın çokça mutlu. İnsanoğlu kuş misali... Daha dün nerdeydim ben ne yapıyordum bu saatlerde, Dehradun'un o kalabalık ve enteresan caddesinde Francois ile baharatçı aramıyor muydum, yoksa kendime fabindia'dan elbise mi deniyordum? İkisinden biri işte :) hayat enteresan ve güzel.

Sonra bakkaldan ekmek, yoğurt vs ısmarladım. Yemek yerken iki kere uyuyakaldım. Kendimi zorlayarak kaldırdım ve duş aldım. Daha fazla dayanamayarak 5 gibi girdim yattım. Ertesi gün 9'a kadar deliksiz uyudum. Uyandığımda gün hangi gün acaba diye meraktan telefonun takvimine baktım.

Evet gün devrilmiş gece olmuş, gece kalkıp gündüz olmuş. Gün ertesine kavuşmuş ve tüm dualar gerçek olmuş.

Hoşgeldimm.

Mussoorie'de güzel oteller var

Mussoorie dönüşü kırmızı tapınak

Rocky ile vedalaşıyoruz

Francois baharatlarının hazırlanmasını bekliyor

THY Delhi-Ist uçuşundan manzaralar

Halfway cafenin araba konsepti 1

Halfway cafenin araba konsepti2

ne kaa kaldı?

Mussoorie trek'ten manzaralar

Mussoorie trek'ten manzaralar

Mussoori'de ünlü kitaplık

Mussoorie'den manzaralar

Mussoorie kitapçılarında Elif Şafak

Mussoorie'den manzaralar

Bir sağanak esnasında biz Alpine Restorana sığınmışken, sırayla ben, Katerina, Francois, Marina ve Yuki

Alpine Restorandan manzara

yağmurda eve yürüyüş

yağmurda eve yürüyüş

leyleklerin göçü

biber ve limon- uğur getirdiğine inanılıyor

dışarda ders yapan Yog Ganga öğrencileri

Şelalelere yürüyüşten manzaralar

Şelalelere yürüyüşten manzaralar

Şelalelere yürüyüşten manzaralar

Şelalelere yürüyüşten manzaralar

Old Rajpur'da akşam

Mussoorie yürüyüşünden manzaralar

Mussoorie yürüyüşünden manzaralar

Mussoorie yürüyüşünden manzaralar-halfway cafe

Mussoorie yürüyüşünden manzaralar




11 Mart 2020 Çarşamba

Hindistan'da 13.gün ve Coronavirus etkileri

Bu Coronavirus olayı burayı da karıştırıyor. İki gün önce bizim Yog Ganga'ya polisler gelmiş ve sizde yabancılar varmış, toplanıyormuşsunuz (sanki ayin yapıyoruz:D) diye. Rajiv de, evet bunu uzuuunca yıllardır yapıyoruz demiş :D Sonra onlar gitmiş, büyükleri gelmiş daha çok yıldızlı olanlar. Sonra bizden bir form doldurmamızı istediler. Hindistan'a giriş tarihimiz, uyruğumuz, pasaport numaramız vsvs. Doldurduk verdik. Okulu kapatabilirler dedi Rajiv, çok düşük bir ihtimal dahi olsa. Sonra neyse bilgileri topladık gönderdik de izin çıktı devam edebilirsiniz dediler.

Bugün de ayrı bir Corona mevzusu çıktı. Bir çok ülke karşılıklı uçuşları durdurmuş. Dolayısıyla sonraki kursu büyük ihtimalle yapamayacaklarını söylediler. Toplanıp, kurs sonrası insanların planlarını öğrenmek istediler. Eğitmenler için yapılacak olan kurs büyük ihtimal yapılamayacakmış gibi görünüyor ama hali hazırda Hindistan'da olanlar varmış ve belki normal bir sınıf açabiliriz vs dediler. Bakalım ne olacak.

Bu arada sokakta öcü muamelesi yapmaya başladı insanlar yabancılara çok komik. Bizden bir arkadaş bir Aşram'a kayıt olmak istemiş, yabancıları almadıklarını söylemişler. Trajikomik. Sokakta yürürken iki gün önce bizimle konuşmaya çalışanlar, şimdi uzak uzak geçmeye başladılar. Ne diyeceğimi bilemiyorum.
Bu kurstan sonra benim de ekstra 10 günüm var ve Rishikesh ve Delhi'de dolaşma planlarım var. Ama abakalım ne olacak nasıl olacak biraz durumlar gösterecek.
Neyse Korona durumları bu şekil yani.

Zencefil limon bal
Burada yaşam da aynı hızıyla devam ediyor tebi. Benim üşütmemin üzerine grip olmam pek iyi olmadı çünkü öksürünce, hapşurunca herkes bir anda dönüp sana bakıyor :D Ben de nezle olunca sağlam salya sümük oluyorum. Yani ortam şenlik. Hapşururken de ağzım yüzüm dağılırcasına bir patlama şiddeti ile oluyor. Ha bir de burnum tıkanıkken pranayama dersi yapmak ise hayatımın aşkı :D

Bugün dersten sonra otobüse binip Dehradun'a gittim. Şu Pasific Mall'a gidip (AVM yani) ayağıma üstüme başıma çorap, kazak vs alayım dedim. Hava soğuk her şey az geliyor. Dışarıda yine fırtına kopuyor ve 5 gün boyunca yine böyle yağmur fırtına.
Bu avm'nin açılış saati 10.00 görünmesine rağmen, ben 10.15'te oradayken dükkanların kepenkleri yarı kapalıydı. Şaşırdım kaldım. Açıklar mı değiller mi anlayamıyor insan. İçeri girebiliyorsunuz ama dükkanlar açmamış daha.
Anladiysaniz dagilin!
Neyin kafası bu anlamadım. AVM'nin içi de İngiliz markaları ile dolu tahmin edebileceğiniz gibi. Biraz şaşırdığımı itiraf etmeliyim. İki haftadır şehir vs görmediğimden bu avm enteresan geldi bana. Ama daha Dehradun'u görmediğimden sanırım. Çünkü Dehradun galiba 7. büyük şehirmiş burada. Olduğu bölgenin de başkenti zaten. Yani şöyle düşünün, 4km ilerde Kaş varken biz Çukurbağ köyünce kalıyoruz. Tabii Kaş'ın nasıl bir yer olduğunu tahmin dahi edemiyoruz.

Dün o ünlü Holi festivali vardı. Çılgınlarcasına birbirlerini renklere boyayıp, içip, sarhoş olup, silah patlatmalar,  yola lastik izi bırakmalar vsvsvsvs. Bizi o kadar çok uyardılar ki, ammman sakın ha dışarı asla çıkmayın diye. En az saat 2'ye kadar bekleyin dediler. Öğleden sonra sakinleşiyorlarmış. O canım güneşli evde pinekledik. Gerçi güzeldi bir şey diyemem ama toplam 3 tane boş günümüz var. Birinde sağanak fırtına soğuk vardı, birinde Holi vardı, öbürü de haftaya zaten. Günler bitti. Daha bu köyden başka hiç bir yer göremedim. Kör ölür gözü çöplükte kalır misali gözüm her yerde :) hava da sürekli yağınca bastı bana :D

Dehradun'dan dönerken Vikram'a bindim. Vikram da 4-6 kişilik açık hava arabası gibi bir şey. Tuktuğun accık daha büyüğü. Aynı kafa :) Ama otobüse 7 rupee vermiştim, Vikram ise 14 rupi aldı. Değişik kafalar. Neyse efil efil eserekten döndüm, elimde market poşetimle :)
Bu arada viktamdan inmek istediginizde tavandaki zili caliyorsunuz

9 Mart 2020 Pazartesi

Bugün Mart Dokuzu


Yolu neredeyse yarıladık. Bayadır sesim çıkamadı çünkü üç gün boyunca süren yağmur ve fırtına sonrası hava çok soğudu ve en sonunda kar yağdı. Hava soğuk, Yag Ganga soğuk, ev soğuk, yatak soğuk derken bütün bu günlerin sonunda fena üşüttüm.
Aslında en temelinde Yog Ganga'da yerde yatıp pranayama dersi yaptığımız gün, iki saat boyunca taş zeminde yatınca artık ciğerlerime kadar donduğumdan oldu. Önceki gün midemde kramplar başladı, karnım burulup burulup mahvoldu desek yeridir. Dün sabah zorla kalkıp derse gittim ama pek bir şey yapamadım, virasanada uzandım desek daha doğru. Öğleden sonra sadece tartışma dersi olduğundan neyse ki zorlanmadım. Ama karnımın ağrısı da geçmedi. Akşam yemeğe gitmedim. Bu ağrı ve krampların üzerine bir de köri ve kişnişli yemek yiyemem diye. Biraz papaya ve bisküvi yemiştim o da yetti akşam için.
Önceki akşam Katerina'nın önerisiyle gece yatmadan önce ayaklarımı sıcak suda beklettim on dakika çok iyi geldi. Yatakta da acı çekmedim böylece ısınmak için.

Rajiv, önceki gün dersin sonunda, tepelere kar yağdı ve bu zamanda görülmüş şey değildir dese de, ben başımı taşlara vuruyorum, o kadar kışlık malzemem varken getirmemiş olduğum için. İnce bir yağmurluk, incecik bir mont ve geri kalanı yazlık olan şeylerle geldim. Şöyle sağlam bir polarım yanımda yok, evde yüz tane trekking ve kayak çorabım varken burada bir tane bile yanımda yok ve burada şu anda en çok ihtiyacım olan şeylerden biri sağlam çorap. İki çorap üstüste giyiyorum. Ama yine düzgün bir yün çorabın yerini tutmuyor.

Ciğerlerimi üşütmüşüm. Bakalım toparlayacağım umarım. Bugün daha iyiyim gerçi düne ve önceki güne göre. Güneş açınca hemen bir kendime geldim. Ama öksürmeye korkuyorum çünkü çok can acıtıyor.

Gelelim yarının olayına. Yarın Holi. Hani o ünlü Holi. Evet evet işte o. Herkesin birbirine renkli tozları ve/veya suları fırlattığı gün. Yanlız burayaı uzak, küçük bir kasaba gibi düşünün. Insanlar şimdiden delirmeye başlamışlar. İnanılmaz içki içiliyor burada. Ama hepsi sağda solda veya arabada. Yol kenarı hep fırlatılmış içki şişeleri ile dolu. Asla bir sarhoş hintli ile karşılaşmamanızı öneririm. İtici ve korkutucu olduklarını söyleyebilirim. Ki onlar da öyle diyorlar. Yarın da herkes sarhoş oluyormuş sabahtan itibaren. Sadece içki de değil, bahsettiğim Baan ve türevi diğer şeyleri yiyerek ve içerek. Herkesin derdi (en azından gençlerin- ya da benim tanıdık/tanıştıklarım) 'high' olmakta. Şunu yersen high oluyorsun, şunu içersen high oluyorsun vs. Bu kadar yaygın ve rahat kullanılması da enteresan. Ama kültürlerinin de bir parçası yadırgamamak lazım.

Ben de kervana katılayım diye bugün samosa aldığım yere Baan var mı diye sordum. Amca önce süper hoşnutsuz bir şekilde bana baktı ve No dedi. Sonra, burada kimse satmaz sadece içki dükkanında bulursun dedi. OOo, o dükkana ben gidip Baan istemem. Fotoğrafını çekemiyorum ama görmeniz lazım içki dükkanını. Önünde delikli parmaklıklar var. O deliklerden alıp veriyorsunuz. Öyle Tekel Bayii gibi içeri girip isteme vs diye bir şey yok. Herhalde sarhoşlarla başa çıkamadıklarından. Bu arada günü her saati yoğun bu dükkanın önü.
Ineklerde yagmurdan kaciyor
Yollar kayiyor
Ustun basin ayakkabin cilk su oluyor🤪

4 Mart 2020 Çarşamba

4 Mart olmus

Ders olan gunler birbirine benziyor genelde.

Sokaklar degisik azcik ondan bahsedeyim. Oncelikle sokakta gorebileceginiz hayvanlar; ilk sirada MAYMUNs, sonra inek, okuz, kopek, domuz (evet domuz) cok az kedi.
Bizim bahcenin habitati daha farkli, suruyle sincap var, kuslar bin bir cesit, ayrica bir de yilanimiz var. bugun Umes Isa’ya yuvasini gostermis. Bizim eve 4 m sadece.

Dun derste Swati ozellikle uyardi, maymunlarin gozlerine direkt bakmayin ve fotograflarini cekmeyin diye. Onlari tehdit ettiginizi dusunup gelip tirmalarlar dedi. Ayrica onlar gruplar halinde yasiyorlarmis. Bir anda etrafinizda suruyle maymun olur aman haa dedi.

Inekler cok enteresan yolda ooyle dikilip duruyorlar. Gecen gun bir tezgahtan uzum asirdilar. Adam kalanini aldi falan ama inek yuddu guzel guzel.



Bu arada buradaki en pahali seyi buldum sanirim, Zeytinyagi :) 500ml si 600rupee. 
Bugun ayrica manava gidip biraz domates ve feslegen aldim. Yedigim en tatsiz domates sanirim. Feslegen iyiydi ama. Artik dukkanlari, kafeleri, restoranlari ogrenmeye basladim. 
Bu yaziyi baska bir kafeden gonderiyorum Chhaya Cafe. Biraz da bunlari deneyelim. En azindan internet olayi daha kolay🤪

Kafeden Himalaya manzarasi

Oldugumuz bolge Rajpur

Iste Himalayalar

Altin mi zeytinyagi mi


3 Mart 2020 Salı

3 Mart 2020- Günlerden Salı

Bugün sabah erken askerler olarak yola düştük ve Yog Ganga'ya vardık. Dünden hafif ağrılar var sırtımda ve kalçalarımda. Aslında pek bir şey yapmadık gibi düşünüyordum ama vucudum başka düşünüyormuş.
Bu sabah Swati girdi derse. Kendisi de 15 dk önce gelip başüstü duruşuna geçti ve 15dk böyle etrafı seyretti. Tesadüfen ben de tam karşısında duvar kenarındaydım ve kendimce esneme yapıyordum. Kendimi izleniyormuş gibi hissettim ve sanırım öyleydi.
Ben duvarda bir şey yapacakken baktım ki saat gelmiş ve Swati kürsüye oturmuş bile. Patanjali Provokasyonunun anlamını anlattı biraz. Sonra yine üç om ve Patanjali ile başladık derse. O kadar hızlı geçiyor ki bu dersler, nasıl başladı nasıl bitti anlayamıyorsunuz. Ben daha yerimi hazırlamaya çalışırken millet pozun içine girmiş oluyor. İşte bunlar hep pratik. Ben de böyle olucam. İyengar yoga diğerlerinden çok çok farklı ve her şey hizalanmak üzerine. Ama her hizanın da bir sebebi var. Minik minik ayarlar yapıyorsunuz ve bunların hepsi vucudu sağaltmak için gerekli olan şeyler. Yoga yaparken vucudu parçalamamak gerekliymiş. Bizim etrafta gördüğümüz şu anda daha çok o ne yazık ki. O kadar ince detaylar üzerinde çalışıyoruz ki, ya yapsam nolur yapmasam nolur diye düşündüğünüzde o şeyi yapın ve farkı görün. Hocaların dediklerini harfiyen uygulamaya çalışıyorum. Bunu daha önce Fatma ile de deneyimlediğimden, dışardan baktığınızdan aynı şeyi yapan iki kişi görünmesine rağmen İyengar yapan vucudunu sağaltırken, diğeri yıpratıyor ve böylece bambaşka şeyler yapıyor olabilirler.
Bir anda şavasana vakti geldi ve yatak gibi yerimi hazırladım ve uzandım. Bu harika bir his.
Derken ders bitiverdi. Bugün öğleden sonra dersimiz yok ama tabii her zaman pratik yapabilirsiniz. Şikago'lu Max ile ayaküstü biraz şundan bundan konuştuktan sonra Sanah ile önce kahve mi içsek önce eve mi gitsek dedik ve eve gitmeye karar verdik. Kahveye ben sonra gelecektim. Evde peynir ve zeytinle güzel bir kahvaltı hazırladım ve çayla çarpıştırarak yuddum. Arada farketmeden çok acıkıyorum. Sonra yavaş yavaş herkes kendi işine koyuluverdi, kimi dinlenmeye, kimi çamaşıra kimi de benim gibi meditasyon ve duj peşinde.

kahve menüm
Evde iyice dinlendikten tabii noluyor bu kadar yorgunluğa rağmen bitin kanlanıyor. İsa'yı da ikna edip bizim kafeye yürüdük. Yine büyük bir latte ve yanında Alman Elmalı keki söyledim. Güzel mi güzel gerçekten.Tam yerimize oturduk ki İsa telefonunu evde unutmuş o geri döndü. Ben de şimdi keyfimdeyim. Pratik yapmaktan da vazgeçtiğimden şimdilik böyle iyi. :)


Yog Ganga'ya gelirken kullandığımız kısa yol
  
Yog Ganga'ya gelirken kullandığımız kısa yol 
sincapı görebilen var mı? her yerde dolular.
Kafe terasından manzara. Motora 3ten aşağı kişi binilmiyor sanırım burada :)

2 Mart 2020 Pazartesi

1 Mart 2020- Hindistan günleri 3

Dün gece önceki gece gibi bir uyku olamadı ne yazık ki. Yine çok değişik bir rüya gördüm. Gece uyandığımda bunu yazmalıyım dedim ama mümkün olmadı tabii. Şimdi de hatırlamıyorum gerçekten. Sadece şaşkınlık ve korku hissimi hatırlıyorum. Bu aralar gördüğüm rüyalar çok normal dışı. Zaten rüyanın normali mi olur diyeceksiniz ama yine de vardır herkesin kendine göre bir standardı. Benim ki son bir iki haftadır enteresan.
Dün sanırım çok soğuk olduğundan uyumakta o kadar zorlandım. Sabah uyandığımda kuşlar yine şarkı türkü halindeler. Ooh dışarı bir çıktım ki dışarısı güzel sıcak, fekat ev buzz. Bir cesaret duşumu aldım. Sonra bahçedeki beyaz banklardan birini güneşe doğru çevirip oturup, güzelce sıcağın altında hem ısındım hem de meditasyonumu yaptım. Sonra da matımı çıkarıp suryanamaskar patlattım. Oohh güneşle erimek istiyorum. Arada bir patırtı koptu. Ürkerek baktım ki salak maymunlar geçtikleri yerdeki bir şeyi devirmişler :) Sonrasında kahvaltı vakti, iki kibrit kutusu peynir, 8 siyah zeytin ve iki dilim ekmek :) Yoklukta böyle, idareli olmak lazım. Öyle sabah sabah bir kilo peynir de yeme zaten :)

Umed'lerin köpeği Rocky (ismi havalı ama kendi minnak bişi) cellallendi havladı falan ama anlayamadık sebebini. Neyse.

Bugün evimizin üçüncü hatunu geldi. Isa, Brezilyalı tatlış mı tatlış bir kızçe. Hindistan'da geziyormuş zati. Buraya Pune'den gelmiş. Dün akşam uçuşları iptal olmuş, fırtınadan sanırım. Bugün geldi.
Bu arada dün Hintli kızçe Sanah da hayatında ilk defa uçakta korktuğunu söyledi Dün o fırtınada ilk denemelerinde uçak inememiş. Epey türbülans yaşamışlar, ikinci denemede inmiş. Duyunca benim de tüylerim ürperdi.
Şu ana kadar konuştuğum herkesin de uçakla ilgili bir macerasının olması da enteresan gerçi.

miss kahve
kafe
Isa yemek yiyip biraz kendine gelince Yog Ganga'ya beraber gidelim dedik. Zaten bugün saat 4'te briefing var. Dün gördüğüm kafeye de gitmek istiyorum. Canım kahve istiyor. Ayrıca internetleri de var. Bunların hepsini oradan gönderiyorum :)
Büyük latte ve muzlu kek istedim. Ohh ikisi de çok güzel. Ben mutlu.

Kahvemizi ve işimizi bitirdiktan sonra stüdyoya gittik. İnsanlar gelmeye başlamıştı. 30'a yakın kişi var. Japon arkadaşımız Yuki söyledi bir önceki kursta 50 kişi varmış. Millet Corona Virüsünden dolayı iptal etmiş, seyahat etmek istememişler.

Yog Ganga
Bir süre sonra Rajiv geldi ve çember olun dedi, çember olduk. Sonra Swati ile yanyana oturdular. Önce üç om sonra muhtelif şeyler söylediler biz tekrarladı (anladığım kadar artık). İçlerinden bir tek Patanjali'yi biliyordum. Neyseki Fatma ile çalışırken öğrenmiştim. İyengar stilinde böyle, önce üç om, sonra şarkı, sonra ne yapacaksanız artık.
Registration form
Bu seremoniden sonra Rajiv biraz konuştu. Valla ne dedi pek hatırlamıyorum. Haa formları dağıttı ve ders programından bahsetti. Aslında düşündüğümden az ders var. Ben tüm gün ders, meditasyon falan olacak sanmıştım ama meditasyon hiç yok. Bazı günler de sadece sabah dersleri var. Program şöyle;

Kayıt formunu doldurup bir kaç gün sonra götürmemiz gerekiyormuş. Kurs ücreti 25.000 rupi imiş. Ev kiralarını ev sahibine ödeyecekmişiz, kurs ücretinden ayrı imiş. Bunlar bildiğimiz şeyler.
bilgilendirme
Sıra bilmediklerimize gelince sözü Swati aldı. Nasıl giyinmeliymişiz, nasıl yürümeliymişiz, nasıl selamlaşmalı veya selamlaşmamalıymışız. Neredeyse tüm kurallar kadınlar için. Erkekler özgür kuşlar. Kadın olarak yanlız yürümemliymişiz, gruplar halinde olmalıymışız. Hava karardıktan sonra dışarda kalmamalıymışız. Hastalık, doktor, gezilecek yerler, yapılacak şeyler vsvsvs içeren bir bilgilendirici yazı paylaştılar neyseki. Şimdilik sizde kalsın, kursun son günlerine doğru getirin ama geri dediler.
Sonra Swati kalktı ve Rajiv kendince felsefe yaptı, niye yoga yapıyorsunuz, amacınız beklentiniz nedir vs gibi. Ama kendi sordu kendi konuştu yani. Biz koyun, dinledik öylece.
Bu esnada dışarıda acayip bir yağmur başladı.Neyse biz içerdeyken yağdı gürledi ve bitirdi. Biz çıktığımızda yağmur artık durmuştu.
Sonra öğretildiği üzere grup halinde evimize yürüdük Yuki'nin gösterdiği yolu takip ederek. Bu yol diğerine göre 500m daha kısa ama alışveriş için yer yok tabii. Eve gelince herkes açlıktan kırılıyor. Bir yeşil çay içitim açlığım daha da arttı. 7'de kızlarla toplaşıp yemek yediğimiz eve gittik. Ohh Umed yine döktürmüş ve yemek yine çok lezzetli. Bu sefer iki tabak yedim kendimi aştım :)

Dersleri boş mide ile yapmamız gerekiyormuş, en az 4 saat öncesinden yemek yemeyi durdurmalıymışız ve 1 saat öncesinde de su ve başka bir şey içmemeliymişiz. Ne yapacağız diye merak ettim. Ama sabah mevzusu bana uyar çünkü zaten sabah ders 8'de ve zaten o saatte bir şey yiyemem ben. Öğleden sonra dersi de 4'te olduğundan kahvaltı sonrası da yeterli zaman kalacak :)

Yemek sonrası herkes yavaş yavaş odasına çekildi ve ben de bilgisayarımın başına oturdum. Bu arada şunu farkettim ki, data olmayınca telefon normal bir telefon oluveriyor ve şarjı da oldukça uzun dayanıyormuş :) Günde bir kahve vs eşliğinde kafede interneti tercih ediyorum. Hem kahve çok güzel hem internet. Çünkü zaten hat alsam da çok düzgün çalışmayacak :)

Zaten bugün yazar yarın yayınlarım sorun yok. Ha bir de Tayland da bu düzene bayağı alışmıştım. Bilgisayarımda ve telefonumda bu sebepten indirilmiş müzik ve sesli kitapların olmasının sebebi işte bu datasızlık :)
Saat henüz 21.43 burada midem de full ve hareket etmem lazım ama fazla yapabileceğim evin içindeki 5 adımlık mesafede turlamak.

Ben ufaktan kapatıring. İyi geceler dünyalı...

1 Mart 2020 Pazar

gün artık 28 Şubat oldu...

Ben koştururken birinci gün bitmiş ve ikinci gün başlamış bile. Uyumayınca farketmiyor insan günün devrildiğini. Ancak sen de devrilince anlıyormuşsun.

G/Dünün devamı;
Yarım saatçik rötardan sonra uçağa bindik ve ver elini Dehradun :)
İki sıralı,
tek koridorlu, pervaneli bir uçakla 45dk da geldik. Bayağı yakınmış. Hatta otobüs varmış ve otobüsle bile sadece 6 saat sürüyormuş. Bunu bugün bir arkadaştan öğrendim :) Yaptığım otobüs yolculuklarını düşününce aklıma hiç gelmemesi normal tabii ama işte neyse.
Çantamı aldıktan sonra çıktım ve en sevdiğim manzara ile karşılaştım, adım yazılı bir kağıtla bekleyen biri :) Taksiyle uçaktan daha uzun süren bir yolculuk yaptık. Sonra dik bir yamaca girdik ve evime gelmiş oldum.
Sevgili Umed kapıya çıktı hemen, bizi bekliyordu. Yaklaşık 50lerinde görünen bu adamcanın yüzüne baktığında içinin güzelliği görünenlerden. 
Karanlıkta bizim ev
 Benim bundan sonra üç ay evim olacak o harika evciğe gittik. İçinde üç oda var, hepsinin içinde de banyoları var. Ortak da bir mutfak var. Umed akşam yemeği hazırlamış bana. Aç olmadığımı düşünüyordum ama yemeye başlayınca çoook açıkmış olduğumu farkettim. Yemekte karnıbaharlı oldukça lezzetli birşey, çorba gibi bir şey (kişniş olduğundan yanaşmadım) pilav ve çapati ekmeği vardı. Normalde köriden hazzetmem ama bu abinin kullandığı şey neyse oldukça dayanılır. Zaten çok da koymamış. Herhalde yedeğim en lezzetli hint yemeğiydi. Oh o kadar güzel doydum ki :) Hiç beklemediğim bir şeydi oysa.

Umed'ler bize komşu
Sonra evime geldim ve tabii ki yeni termosumda bir çay yaptım. Yarı uykuda yarı uyanık çayımı içtim. Hava çok soğuk. Ne kadar kalın şeyim varsa üstüme giydim, bu kadar soğuk olmasını beklemiyordum. Hatta bugün gelen yanoda arkadaşım olan Hintli Sonna da soğuk olmasına şaşırmış. Sıcak olurmuş halbuki ama değilmiş. Bir de yağmurla hepten serinledi.
Neyse, akşam geceye kavuşmuştu ki üzerimi üç kat giyinip, kafama kapşonumu örtüp, kulaklarıma tıkaçlarımı takıp yattım. Nasıl uyumuşum bebekler gibi. Bu sabah uyandığımda saat 10'u geçmişti bile.
Yatağımda biraz daha yuvarlandım, meditasyon vs yaptım. Kuşlar o kadar güzel ötüşüyorlardı ki bir çıkıp bakayım nasıl bir yere gelmişim dedim. 

güzel bahçemiz
Gün olmuş 28 Şubat – Hindistan günleri 2

Amaniiin bir çıktım ki ne göreyim. Ben dünkü karmaşanın içinde ölmüşüm ve cennete gelmişim. O kadar güzel bir yerdeyim ki, kimse beni Hindistan'da olduğuma inandıramaz. Nasıl güzel yeşil harika bir bahçe. Benim evim de ateş tuğlasından. Bahçenin peyzajı da süper. Etrafta sincaplar cirit atıyor. Kuşlar çeşit çeşit. Şöyle bahçede bir yürüyeyim dedim. Yukarıdaki evin yakınında sera gibi bir yer var. İçinde muhtelif yeşillik şu bu ekili. Düm akşam yemeği yediğim ev, dışarıdan harika görünüyor. Bizim kapının önünde iki tane beyaz bank var. Çok güzel görünüyorlar yeşilliğin ortasında. Havada güneş, ağaçlarda çiçek ve hafif bir meltem. Ben oldu sarhoş. Ben dolaşırken Umed ile karşılaştık. Masala tea, lentil breakfast vs dedi. Biraz zor anlaşıyoruz. Amca sadece iki üç kelime konuşuyor ama idare ediyoruz. Sonra onu takip ederik onunla karısı Govindi2nin evine gittik. Govindi ile tanıştım. Bir de kızları var, adını unuttum. Evleri bizim oturduğumuzdan küçük, sadece orta alanı olan, ayrıca odaları vs olmayan, tüm yatakların kanepe gibi ortada olduğu, sağ kenarın da mutfak olduğu açık plan bir ev. Süt olsun mu dediler. Ama şekeri sormamışlardı ve benim aklıma gelmedi tabii. Çayı getirdi güzel kız sütlü ve bol bol şekerli :) İki yudumla idare ettim. Bahçede o beyaz banklarda oturdum bir müddet, güneşlendim huzurlandım.
diğer evimiz-yemek yediğim
Sonra eve girip bir çay yaptım kendime ve dünden kalan peynirli sandviçimi yedim ve patlak zeytimden yedim. Dün zeytinlerden birinin paketi patlamış ve içinde olduğu vs aşarak sonr anda içine tıktığım yağmurluğumu bir güzel yağlamış ve kokutmuş. Biraz sildim vs ama pek işe yaramadı. Banyoya astım yağmurluğu. Bugün yağmur yağınca da giydim. Açık havadayken kokusu o kadar rahatsız etmiyor. Ya da alışıyorum :)

ilerde solda Yog Ganga
Kahvaltıdan sonra Yog Ganga'ya gideyim dedim. Haritadan yerine baktım. Umed de kendince tarif etti :) Köyün içinden doğru yürüm. 2,2 km yol boyunca sadece 2 tane inek gördüm ama maymunlara inanamazsınız. Sayılamayacak kadar çok. Her adım başı her yerde maymun var. İlk başta bizdeki kediler kadar diye düşünmüştüm. Ama bizdeki kedilerin sayısı 4le çarpmak lazım. Yaklaşık bir fikir edinmek için. 
Yog Ganga
Neyse Yog Ganga'yı buldum girdim. Bir tane süper yaşlı sağır bir teyzecik sandalyede güneşleniyor. Derken Swati içeriden çıktı geldi. Bana kısaca çevreyi gösterip yoga stüdyosunu gösterdi. Bu arada bu ev de şahane bir bahçe içinde. Yoga stüdyosunun etrafı çiçeklerde bezenmiş, şahane görüntülü bir yer. İçi de çok güzel, yüksek tavanlı, kocaman pencereli bir yer. İçeride birisi pratik yapıyordu. Ben de girdim fizyoterapi hareketlerimi yaptım. Öyle günlük yaptığım bir seri vs olmadığından, belim için fizyoterapistin verdiği hareketlerini yapıyorum :) Zaten bazıları kimi yoga hareketleri ile aynı.
Yog Ganga'nın güzel bahçesi
Ben sona yaklaşmışken içeri iki erkek yogi girdi. Arkadaş ikisi de don-boxer arası bir şey giyiyor. Ben şaşkın. Demek erkeklerde adet böyle. Pek erkek yogi ile karşılaşmamıştım, cahilliğimi mazur görsünler.

Benim işim bitince haritadan biraz ileri doğru yürüdüğümde bir kafe buldum zencefilli bir çay içtim. Sonra haritadan bakıp uzun bir cadde buldum. Oradan yürüyeyim bu sefer değişik olsun dedim. Süper bir caddeydi. Hem çok arabanın geçmediği hem de bir sürü bakkal zerzevatçının vs olduğu. Bir tane yerden 4 yumurta aldım. Büyük markete benzer bir yer bulunca, oradan sabundu ekmekti vs her türlü ihtiyacımı aldım. Normalde hiç yemem ama fıstık ezmesi de aldım. Artık çok acıkmıştım ve ekmeğe sürüp yemelik bir şey istedim ve niyeyse fıstık ezmesi istedi canım. Çok bilirmiş gibi. Ben şaşkın. Hepsine 615 Rupi ödeyip çıktım. Tüm aldıklarımın fiyatını bir kağıda yazıp, topladı amca. Kağıdı da bana verdi. Herhalde burada adet böyle. Fiş yerine bunu veriyorlar. Fıstık ezmesi 325 Rupi imiş.
Fiyatları anlamak için 0.087 ile çarpmanız gerekiyor ama pratik olarak bir sıfır atmanız yeterli, yani 10'a bölün anlarsınız. Tüm aldıklarım 60 lira tutmuş.
fiş

Sonra eve gelip iş iki dilim ekmeğin üzerine fıstık ezmesi sürüp afiyetle yemek oldu. Oh afiyetle. Sonra önce siyah çay ve devamında yeşil çayla yeşillendirdim kendimi. Bu arada hava kapadı. Bahçede oturayım dedim ama çok üşüdüm. İçeri girdikten bir yarım saat falan sonra gökgürlemeye başladı, devamında da sağlam bir yağmur başladı. Hava daha da soğudu. Umed bir ara gördüğünde benim akşam yemek 7'de dedi. Ok dedim :)

Dün elime Osho'nun bir kitabı geçti, evdeki mini kitaplıktan. Kitabın adı 'Just Like That, Talks on Sufi Stories'. Epey ilgimi çekti. Onu okuyorum. Değişik bir kafa. Şimdilik eh işte. Ben henüz bunları anlayacak kafada değilim sanırım. Uçmuş bunlar.
Aslında elime geçen kitaplardan en çok ilgimi çeken Orhan Pamuk-Snow oldu elbette. Çok mutlu oldum burada bu kitapla karşılaşmaktan :)

Derken saat geldi akşam yemeği vakti. Yemekte bir İtalyan ve bir Slovenyalı (Katerina) kız vardı.
Yemekler dünkü ile benzerdi. Bir ek olarak da beyaz lahana ve patatesli kavurma vardı. Valla hepsi çok lezzetliydi yine kişnişli olan Dal hariç. Yeşil mercimeğe de yemeğine de Dal diyorlar burada.
Tam bitirmişken bir kadın daha geldi. Yaşı 50lerinde birisi. Londra'lı imiş. Çok soğuk dedi. Yes dedik. Onu yemeğiyle bırakıp evime çekildim. İyi ki bu evde oturuyorum.

Oha camımın önüde bir kedi geldi bas bas bağırıyor. Dişi kedi ve Mart çağrısında bulunuyor.

Bir ara yine Umed göründü, 9 gibi birisinin geleceğini söyledi. Yaklaşık bir saat sonra abla geldi. Yaşasııın bir Hintli abla geldi. Çok da şeker harika İngilizce konuşan bir kızçe. Aaaagh çok mutluyum. Artık Umed'le de anlaşabilieceğiz. Geçen yıl Haziran'da istifa etmiş, şimdi geziyormuş. Dehradun'da da üç yıl önce yaşamış ve çalışmış etrafı da biliyor. Yuppiii. Neyse onu özgür bırakıp bilgisayarımın başına geçtim yine yazmak için. Su şişemi sıcak suyla doldurup yatağıma koydum. Metal olduğundan fazla sıcak koymadım yanmayayım diye. Ama bu soğukta ancak onunla ısınabilirim yatakta.

Burada saat 23:03 oldu artık. TR'de 20:33. Artık yavaş yavaş uykum geldi. Tıkaçlarımı takıp ufak ufak yatar ben. İyi geceler...