tayland etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tayland etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2020 Perşembe

Yollar ve dalışlar

23-12-2019
Bugünkü rotam Puket’i gösteriyor. Oradan Khao Lak’a gideceğim. Saat 16.30’da tekne kalkıyor. Evet artık dalış zamanı. Pastanın üzerinde vişnede yani sıra😍
Chiang Mai’yi çok sevdim. Yine gelinir. Hatta özellikle bazı şeyleri yapmadım ki bir daha ki sefere bir şeyler kalsın diye. Gerçi zaten vaktim de yetmezdi ama kendimi biliyorum, istersem uyumadan yapardım bunları. Kalanlar, Doi Inthanon Dağı, Golden Triangle, özellikle bu ikisini kesin yapacağım. Ayrıca bisiklet turları buldum Chiang Mai’den Bangkok’a, Puket’e vs giden. Uzun bir zamanda bunlar da yapılır. Chiang Mai’de unutmamak istediğim yer ise Bowls and Breads. O mini minicik cafe muhteşem bir dünya. Çölde vaha. O salataları, sandviçi nasıl da özenli hazırlamışlardı. Süper butik minnoş bir yer. Gidenlerin kesinlikle uğraması gereken bir yer. Hele arada yahu normal bir şey yemek istiyorum arkadaş dediğinizde bulmanız gereken bir yer. 

Şimdi önümdekine bakıyorum. Harika bir tekne konaklamalı dalış turuna gidiyorum Similan ve Surin Adaları’na. Bu adalar dünyanın en iyi dalış noktalarından sayılıyor. Hem büyük hem küçük her şey var. Köpek balığından, mantasından, balık sürülerinden, nemolarından, yani ne ararsanız bulabileceğiniz bir yer. Reef bol, canlılık bol, ister derin ister sığ her şey var. Genelde de liveaboard’la yapılması önerilir. Çünkü iyi dalış noktaları kıyıdan uzaktalar. Benim turum 4gün 4gece bir tur ve 15 dalış içeriyor. Gün doğumu dalışlarından, gece dalışlarına kadar her saat dalış saati. İlk üç gün dörder dalış, son gün üç dalış. Cuma günü saat 5 gibi karaya dönüyor. Sonra bir gece Khao Lak’ta kalacağım. Haliyle tekrarlı dalışlardan sonra 24 saat deniz seviyesinden kalmak lazım. Ertesi gün akşam 10’da Bangkok uçuşu :)

Phuket’e Air Asia ile uçuyor. Aslında ucuz havayolu ama sanırım ben olabilecek en pahalısını aldım, 5200 küsür Baht ödedim. Ne yazık ki bizim bankaların internet satın almalarında ısrarla cep telefonunuza mesaj göndermesi zorunluluğundan dolayı bir türlü alamadım bileti. E çok uzak bir köyde olduğumdan ötürü de başka türkü olmadı. Neyse plansız olunca böyle oluyor. Olsun😂 Sonuç olarak uçaktayım ve muhteşem bir yere dalışa gidiyorum. 

Puket havaalanından Khao Lak yaklaşık 70km. Turun transfer saati bana uymayınca, kendi yolumu aradım ve paylaşımlı bir transfer buldum. Ben bookaway.com’da buldum ama transfer şirketi Green Andaman Travel, Khao Lak’ta ofisleri. Direct kendi sitelerinden de alabilirsiniz. Tek yön için 27$ ödedim. Otobüsle vs de ulaşabiliyorsunuz ama aktarma vs yapmak gerekiyormuş, gerek yok dedim. Accik daha verip daha rahat giderim😂 Saat 10’da transfer. 1saat 40dk sürüyormuş Khao Lak Explorers’ın ofise. 

Bu arada liveaboard turunu ben liveaboard.com’dan ayarladım ama yapan firma Khao Lak Scuba Adventures. Direct kendilerinden de alabilirsiniz. Sanırım fiyatlar aynı. Bakmak lazım. 
Benim yanımda sadece dalış bilgisayarım var, başka hiç bir şeyim yok. Onu da belki olur ya bir gün giderim suya diye almıştım yanıma. Liveaboard yapmak hiç aklımda yoktu. Şimdi tabii ful ekipman kiralayacağım. Olsun:) hallederiz, sıkıntı yok. Zaten ekipman istediğimi ve bedenimi bildirdim. Sigorta da istedim. Benimkinin süresi bitti. Buralarda sigorta zorunlu. Yoksa giremiyorsunuz suya. Ama sorun değil. Abiler işlerinde çok pro her şeyleri hallediyorlar. Sen paranı hazırla yeter. 
Teknede farklı kabin seçenekleri var. Dört kişilik banyosuz, iki kişilik banyoluya kadar. Ben iki kişilik banyolu seçeneğini aldım. O kadar da değil. Hostel gibi kalınmaz teknede de. Liveaboard teknelerinin yatakları ve banyoları zaten miniminnacık olur. Eğer üç gece ve üzeri kalacaksanız, bu dar yerler bir süre sonra fenalaştırabilir sizi. Dikkat!

Havaalanı çıkışında en sevdiğim şey nedir, adın yazılı bir kağıtla bekleyen biri:) evet transferim hazır. Başka kimse yok, kalktık gidiyoruz. 

Taksi şöförüne ısrarla sormama rağmen beni yanlış yere getirmiş. Olsun. Burada abla doğru yeri söyledi, sadece bir kaç dk zaten. Neyse oraya gittim adımı buldum. Desiler checkin 4’te başlıyor saat daha 10, siz dilerseniz eşyalarınızı bırakıp keyfinize bakın, deniz hemen şu yönde 5dk. Oo teklife gel:) alırım bi kulaç. Hemen bikinimi giyip, çantamı bırakıp çıktım. Upuzuuuun bir sahil var. Sahil herkesin. İşgal edilmemiş. İncecik kum, Patara gibi aynı. Su ılık, 27 derece falan vardır. Kalan son peynir ve zeytinle sandviç yapmıştım sabah, bunu yedim sahilde bir ağaç gölgesinde afiyetle. 

Sonra uzun bir yürüyüş yaptım ve denizin derin olabileceği bir yeri buldum sonunda. Sahilde çantamı bir gölgeye koyup, denize girdim. Yüzdüm keyiflice. Suda görüş çok kötü. Hatta yok desem yeri. Ama bir iki ufak kayanın dibine girdiğimde mini sarı kuyruklu melek balıkları minnakları gördüm. Çıktığımda rüzgar üşüttü biraz. Güneşe serileyim dedim ama kum o kadar ince ki, her yerinize giriyor. Az kumlu bir yer aradım ama mimkin deil ben de kayalıkların oralara yürüdüm. Biraz yengeçlerle oynaştım, sonra gölgede bir yer buldum ve çimenlik bir alana serdim havlumu ve yattım. İyi geldi. 

Saat öğlen 1’i geçince yine bir mide halleri başladı. Chum Poo Bar diye bir yer buldum. Ne hayallerle oturdum ne yedim. Kişnişle ciddi bir sorunum var. Ne yazık ki burada da çoook kullanılıyor. Çok baskın ağır bir kokusu ve tadı var ve benim midemi bulandırıyor. Dolayısıyla ne yediğim sarımsaklı ekmekten ne de jumbolardan hiç bir lezzet alamadığım gibi midem bulandı yine , dibine kadar ayıklamama rağmen. Böööhüü. 
Ama var yaaa bira buzzz. Muhteşem. Bir de koruyucu kılıf içinde geliyor ve ısınmıyor da. Sahibi Alman imiş. İşi biliyor kerata :D

Zar zor yiyip bitirdiğimde saat 2’yi geçmişti. Nasıl da çabuk geçiyor vakit. 
Bu midem için bir kahve içmem lazım ama burada içmeyeceğim. Oysa ki standard Pad Thai yeseydim bunlar olmazdı. Neyse denemeden bilemezsin, bilmeden gelişemezsin. Denemelerim olmasa kimbilir nerede kalmıştım. 

Saate bakınca artık gitme vakti dedim. Yürürken arada yandığımdan kendimi hızlıca suya attım, çıktım. İstikamet dalış merkezi Khaolak Scuba Adventures-KAS. 
Ben vardığımda operasyon başlamıştı. Yolda aldığım mango ve passion fruit suyuyla olaya giriş yaptım. Tombik abla elimdeki plastik kabı görünce pek mutlu olmadı. Ben de değilim ama şu memlekette yemeği bile poşette veriyorlar yaw.  

Abla yandakilerle işi bitince bana geldi. Sadece transferimle ilgili olarak turdan sonra napacan diye sordu. Sorunun sebebini anlamadığımdan nasıl yani dedim, tur sonrası Puket’e transfer yazmışlar bana da onu dedi, dedim yok burada kalıyorum, ertesi gün gidicem. Öyle işte ondan sonra gitti sevimsiz tombik. Sonra bir bebe oğlan geldi, Chris’miş adı. O da sigorta olayını sordu (bu teknede her soru için bir kişi var galiba). Yok dedim, bir iki form gösterdi doldurmam için. Ok dedim doldurdum. Sonra o da kayboldu. 
Tüm dalışım sorumlu müdürünü bekleyecekmişim, o gelip konuşacakmış benimle. İyi dedim. Sonra ünlü abi geldi, müdür, Xavier. Avustralya’lı bir genco. 
Ne kiralıycan, ne alcan ne vercen, sertifikan ne, kaç dalışın var vsvsvs sordu. Ben nitrox dalacağım. O gruba yazdı beni. İlk iki dalışı nitrox yapıp, sonra havaya geçeceğiz. Neyse bu da bitti, sonra bizi Miki ile tanıştırdı. Miki bize malzemeler konusunda yardımcı olacak. Tabii önce para para para. 5000 baht ödedim ekstralarım vs için. 
Sonra malzemelerimizi seçtik, denedik ve kasaya koyduk. ScubaPro Tone BC, en sevdiğim:) 

Sonra bir saat boş zaman. 6.15’de burada olun lütfen dediler 30’da hareketmiş. Bir kahve içip, az da alışveriş yapıp döndüm. 

Çantaları ve malzemeleri kamyon gibi bir araca yükledik, biz de bindik ve istikamet liman. Yarım saat sürdü yolculuk. Çinliler bağırarak konuşurken başıma ağrı girdi. 

Limana gelince terliklerimizi poşete attık. Tayland’da eve, dükkana vs ayakkabı ile girilmez. Sokakların halini görünce sebebi açık. 

Uzuuun bir tekne briefingi verdi Xavier. Güvenlik kuralları, tekne personeli, yemekler yapılacaklar vsvsvs. Bi bitmedi yani. Sonra hafif bir yemek. Sonra da malzeme kontrolü. Tüpümün analizini de yaptıktan sonra, ağırlıklarımı da ayarladım. Sanırım artık hazırım. 
Aslında ufak ufak yatmak lazım. Yarın dört dalışlı güEl bir gün olacak. Bugün de pek uyuyamadığımı düşünürsek:) 

24/12/19 Sali
Sabah 6.30’da kalktik ve gunun ilk briefing’ini aldik. Gruplar belirlenmis. Tik’le daliyoruz. Ilk nokta east of eden noktasi. Dalisin ilk dklarinda white tip sharkgecti aradan. Ayni kizildeniz gibi burasi. Sadece su daha bulanik. 

1 saatlik bir dalistan sonra ciktik. Nitrox kullaniyorum dalislarimda. Daha az yoruyor 32lik nitrox ayarliyorlar. Saglam akinti ve termocline var. epey usuttu, 21 dereceyi gorduk suda. Bırr. 3mm elbiseyle 22 derece su saka gibi. 

Guzel bir kahvalti yaptim dalistan sonra. Az biraz dinlendik derken ikinci dalis geldi. 
Deep Six’e daldik. 
Yine nitrox ve 1 saatlik bir dalis. Tik cok basarili ve burada her sey var. 
Ahtapot sebil, koccaman vatozlar var. 
kayanin altinda uyuyan bebek kopek baligi cok iyiydi. 

Elephant stone

Turtle rock

Day2 
Christmas point

Strong current, green monsters, hit the coral. Other have seen leopard shark😔we didnot. 

Koh Bon
Burasi harika bir yer. Duvar boyunca muhtesem bir canlilik var. 

The dome
Bu akinti degil baska bir seydi. Regulatoru agzimda tutamadigim bir akinti gormedim ben. Halatta asilirken kollarimin agridigini hic bilmem. Bir de bizimkiler akinti var diye flying fish e gitmezler cok komiks. 
The dome’a neresinden inersek inelim akinti dehsetti. Ton baliklarinin glass fish leri avlamalari sahaneydi. Baliktan buddymi gormedigim olmamisti hic. Inanilmaz bir sey. Murenler ahtapotlar bir sure sonra normal hale geliyor. Benim boyum kadar, 100’lu orfoz gruplari normal hale geliyor. Bu inanilmaz bir sey sahane. Unicorn fish vs zaten normal. Off of nerdeyim ben yaa. 

Dalışlarla ilgili sadece şöyle bir şey söyleyeceğim. 3.gün Surin adalarına gelip de sabah ilk dalışımızı yaparken o kadar büyülendim ki, o an orada ölsem, niye öldüm ben yaa demezdim. O kadar mutlu oldum. Nokta.


Barakuda sürüsünün küçük kısmı

cuttle fish - iki tane danacık

giant eel - kucaklayabilirsiniz

minnoşlar fırsat vermiyorki giant eel'i izleyelim

23 Aralık 2019 Pazartesi

Chiang Mai - Doi Suthep ve gece pazarı

Chiang Mai’de ilk gün nerede ne bulursam girdim çıktım. Serseri mayın gibi dolaştım durdum. Ayaklarıma kara sular indi’nin nasıl nir şey olduğunu anladım. İndi çıktı, indi çıktı.
Sonra ertesi gün için daha planlı bir şey yapayım dedim ve yukarıdaki Doi Suthep dağındaki tapınağa gideyim dedim. İlk planda oraya gittikten sonra, 4km daha yukarıdaki kraliyet ailesinin evine de gideyim dedim. Onlar yokken gezilebiliyormuş. Ya da git gel 7km lik bir yol bar, aralarda şelalelerin olduğu, onu da yürüyebilirim. Neyse gidince görürüz dedim. Oraya giden kırmızı arabaların kalktığı yere gittim. (red car diyorlar-bizim dolmuşlar gibi çalışıyorlar) Amca wait wait dedi, ben de bekledim. Az sonra on kişiyi arabanın arkasına itiş kakış bindirdiler. Arkası, sağı solu her yeri açık bir mini kamyon türü bişi aslında. Biz de ameleler gibi gidiyoz arkasında. Hızlı fren yapsa, biz yerdeyiz. Ama hiç öyle bir şey olmuyor. Ya da bizim hayatta kalma güdümüz çok yüksek, çok sıkı tutunuyoruz. Netekim vardık yarım saat sonra. Gözüme bir kahveci ilişti ama sonra dedim ve o şanlı merdivenlerden yürüyüp, biletimi alıp, ayakkabılarımı çıkarıp tapınak alanına girdim. Tapınak yani. 38 tanesini görünce burası aman da aman farklı gelmedi. Ama yarın ki turda, rehberin dediğine göre göre burası Chiang Mai’nin en önemli tapınağıymış. Burayı görmediysen Chiang Mai’yi gördüm, dememeliymişsin. Öyle yani. Enteresan.
Tapınakta işim bittikten sonra, pad thai yedim bir bira eşliğinde. Accık alışveriş yaptım ve sonra dedim yukarıdaki köye gideyim. Ama köye çıkmak için çok dolmuş bekledim. Bekledim de gelmedi. Sonra yürüyüş yolunumu yapsam dedim ama onun için de saat geç olmuştu. Bak sen şu işe. Ben de o sevdiğim tatlışkahveci de bir kahve aldım içtim. Ooooh ne de güzeldi.

Sonra bindim yine dolmuşa ama bu sefer Nimmah caddesinde indim. Merkeze gitmedim. Ooo burası Bağdat Caddesiymiş ya bebeğim. Önce Maya avm’de hattıma yükleme yaptım. Sonra etrafı dolaşmaya başladım. Dön dur döndur başım döndü ayaklarım ağrıdı. Bir masajcıya çöktüm ve bir saat ayak masajı yaptırdım. Oradan çıkıp yürüken şenlikli bir yer gördüm. Şarkılar vs söyleniyor. Oo yemek de var. Bir balık sipariş edip oturdum. Bir de bira, yarasın. Güzelmüzik ve güzel yemek harika oldu masajın üzerine. Ooo kuş misali yürüdüm otele.

Akşam gece pazarına gideceğim. Azcık dinlenip çıktım sonra. Bugün Cuma ya, arkadaş her yer şenlik yeri gibi.
Akşam pazarına gittim ama beğenmedim. Çook kalabalık. Et et. Yürüyemiyorsun. Fiyatlar da normalden pahalı. Çok geçmeden otel yolunu tuttum. Dönüşte The North Jazz’a uğradım azcık müzik dinledim ve sonra otele gidip, çok geçirmeden uyudum kalldım yorgunluktan. Yarın Cumartesi ve sabah 7’de Tha Pae kapısında bulaşağım turcularla Chiang Rai’ye gitmek için. İyi geceler.



















19 Aralık 2019 Perşembe

Chiang Mai'ye hoşgeldim :)

umuda yolculuk
umut bileti
Dün ofiste otobüsü beklerken hiç gelmeyecekmiş gibi geldi bir an. Herhalde üç saat bekleyince yarım saat geç kalması çok koydu :)

Araç saat tam 5'te Chiang Mai'deydi ama ben değildim. Çünkü bütün uyuma çabalarım başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Tam kendimi mumyalamışken (klimayı dehşet basıyorlar) abla geldi beni dürttü Chiang Mai'ye geldik diye.
yollarımız ayrıldı

Anam bir çıktım ki daha gece. Merkezin dışındaki terminale gelmişiz bir de. Neyse nasılsa bol vakit var. Günlerdir de yürüyemiyordun diye bıkbık ediyordun al sana fırsat deyip yürüdüm. Lakin yanlış yere yürümüşüm. Çünkü gittiğim yerde benim guesthouse yok. Döndüm aradım, durdum aradım yok. Alala, en sonunda sabahın 6'ında telefonla aradım, yarı yarı anlaştık ve doğru caddede olmadığımı anladım. Evvveeet teknolojiye çok güvenmenin derdini çektim, hem de çok güzel. Adresi tıkladığımda google map açıp göstermişti. Ama yanlış göstermiş. Fakat ben lokasyonun yanlış gösterilmiş olma ihtimalini düşünmediğimden, hiç adresi kontrol etme gereği duymadım. Bir de telefondaki adama hafif carladım, niye booking'deki adresiniz doğru değil diye. O da doğru dedi. Haklı, doğru. Google map yanlış, ben de şaşkın. Uyumadan devrilerek geçen gecenin sonunda normal ama. Yine de kızdım accık. 

gezdiğim ilk tapınak
ben seni çok sevdim
Neyse buldum doğru adresi ve geldim. Oda dolu ve 12'de gelmem lazım. Saat 6.30. Sabah serinliğinde tapınakları dolaştım, girdim, çıktım dua ettim. Derken bir benzinci gördüm, içinde kafe var, kahve diyor. Amanın ne diyor. Doğru mu diyor. Aman ellahım. Girdim sevgili Amazon Cafe'ye ve bir acı kahvesini içtim. harbi acıydı ve harbi başarılıydı. Ohh yaa.
Kahve candır. Sonra yine yürü yürü yürü, tapınak gez gez gez. Arkadaş burası da öğle bir yer ki, bir sokağa girince öbüründe aklın kalıyor.
buluyorum bir şekilde

Sonra aklıma kruvasan düştü. Aradım buldum yedim. Ama beğenmedim. Kahve yine fena değildi. Ama yetti. İstihkakım, bir genelde.

Yine dolan dur. Bir sürü markete pazara girdim çıktım arada. Fakat özellikle bir marketin çevresini çok beğendim. Orası bambaşka bir yer olmuş. Çok şeker. Oranın ara sokaklarını dolaşırken saat 11'i geçmişti ve açıkmıştım. Bir yere girip karidesli Pod Thai yedim ve bir Leo birası içtim. Arkadaş en son ne zaman bira içmiştim hiç hatırlamıyorum bile. Ama bu sıcakta negzel geldi yaa yemekle. Yemek de başarılıydı. Az ve öz. Net. Sonra ufak ufak, yandan yandan yönümü otale doğru çevirdim. Otele gelebildiğimde saat 12.30 olmuştu. Tatlış kız bana bazı turlar anlattı, sonra çevrede yapılabilecekleri anlattı. Veri veri nays deyip odaya çıktık. Saat bir oldu, bir kıçımı yere koyayım yaw. Oda tertemiz kocaman. Banyo da öyle. Çok başarılı yani. Beni tek şaşırtan. Kocaman buz dolabı, şampuan ve jel olmasına rağmen el yıkama sabununun olmaması oldu. Normalde sabun olur geri kalanı olmaz ya :)

Sokaklar enteresan. O kadar değişik şeylerle karşılaşıyorsunuz ki. Herkes kendince bir tarz yapmaya çalışmış. Tapınaklar bile çeşitli.
Bir kaç örnek.
mesela Truva çakması burada
gardenya ağacı çamdan büyük, çiçeği de muhteşem
bu yerin çabasını anlayamadım
astronutun biri de balkonda :)
harbi güzel
binalarda camların hepsi aynı yöne açılıyor. İyi bakın.
çok dilek diledim, dua ettim burada

17 Aralık 2019 Salı

Tayland - 17 Aralık

17 Aralık – gün saymasam artık
Bu sabah keyfim çok yerinde :) Chiang Mai'de otelimi ayarladım. Bugün ders yok, sadece masaj var. Dün dalış teknesine isteğimi gönderdim. Bugün öğlen de ok geldi ama yine sevgili garanti kartım çalışmıyor, neyse bulacaz bir yol artık. Yani işin keyif tarafına doğru ilerliyorum on günlük tecritten ve sıkı çalışmasından sonra. 

Ama tabii günü Martin'den ayrı geçirebildim mi, hayır. Çünkü banyodaki çeşme-hortum artık neyse dün su akıtmaya başladı ve sabaha kadar aktı. Tebi sabah aradım söylemek için. O geldi, söktü, yenisini taktı vs.
Hazır işe girişmişken mutfağa takmak için geçen hafta aldığı askıyı takıyor şimdi. Yani matkap sesiyle inliyor benim mutfak. Bir işi yaparken nasıl ve neden bu kadar uzatıyor diye düşündürüyor bazen. Üç düşünüyor, bir yapıyor. Alman mıdır nedir :)

Ben günlük sabah rutinim bütün evi süpür, yeşil çay demle ve otur iki satır yaz şeklindeyim. Ama şarkılar çalıp söylüyorum. Sanki üzerimden yük kalktı. Sanki bir orucum vardı da bitmiş ve rahatlamışım gibi. Valla onu bunu bilmiyorum çook güzel bişi :)
Feridun Düzağaç'ın 'Söz Ver' şarkısıyla daha da güzel oluyorum :)

köpik
Sabah bu manyak köpek dün attığım ekmek kurularını kemiriyordu. Dedim gel buraya Bobi ve önceki ekmekten kalan dilimi parçalayıp verdim. Hepsini bir lokmada yuttu tebi. Yalnız merak ettiğim enteresan bir şey var, tüm köpekler mi ıslığa bakıyor. Arkadaş bu nasıl bir şeydir. Fiyt diye bir ıslık çaldım, hoop kulaklar dikildi ve hemen bana döndü. Köpeklerin evrensel dilini buldum, ISLIK :D

Oh yumurtamı yaptım, tereyağlı taze ekmek, yanına yeşil çay ve üzerine de biraz ananas :)
Lüküs hayat :D Tatlım naparsın, dolaptaki meyveler ananas, mango, papaya :D

Birazdan ısınma, qigong ve taiji. Sonra gelsin thai masaj.

yivrenç :)
Yahu bir ara banyo kapısını açtım ve önüme kertenkele kuyruğu düştü. Ya da gekko kuyruğu. Tam olarak türünü bilmiyorum. Neredeyse şeffaf gibi, bu gekkoların ufakları. Artık kapının neresindeyse, bıraktı kuyruğu gitti. Kuyruk üç dört dk çırpındı durdu. Biraz ürkütücü bir durum. Kuyruk değil alien yani. Neyse sonra durdu :( hayvan da kuyruksuz kaçtı gitti yukarı :(

Saat 11 olunca hızlıca bir duş ve koşarak yukarı. 2,5 saatlik Thai Masajı senasım var tatlım pardon da :) Ron yukarıda her şeyi hazırlamış beni bekliyor. Oyyy bir başladı yok böyle bir şey. Ben daha önce Bangkok'ta thai masajı değil saçma bir şey yaptırmışım. Sadece Ron ve bu masajı için gelinir buraya, öyle diyim ben abime. Fantastik bişi. Bacakların her birine bir saat harcamıştır herhalde. Geri kalan yarım saat de kol, sırt boyun ve kafaya gitmiştir. Bittiğinde ben pelte idim. Ayağa kalkabilmem 5dk vs sürdü. Martin kalktı bana bir bardak su doldurdu verdi. İsteyecek halim yoktu o biçim. Sonra eve geldim ve aynen mayışmaya devam ettim. Arkadaş ne güzel bir duygu bu yaa. Minderimi attım dışarı, açtım müziği, tatlı tatlı ılık ılık esiyor, ben bir oraya bir buraya yuvarlanıyorum. Bir soda, bir su ve iki bardak dolusu da buzlu yeşil çay içtim. Sonra yetmedi kalktım karpuzu portakal gibi soydum, hepsini yedim. Göbişim büyüdü. 

o zaman dans
Akşama kadar evde yuvarlandım durdum. Keyfim gıcır. Akşama doğru kendime geldim. Açtım müziği, o zaman dansss. Bu masajın kafası da iyiymiş hani :D

Akşama duj ve yukarı çıkış. OOOO bugün yemekte balık var. Bol yağda çıtırdatılarak pişirilmiş. Pirinç haşlama ve süpper acılı bişi. Ama o kadar acı ki. Martin sebze pişirebilir sana söyledim Ron'a dedi. Ron değil de Ta (Ron'un damadı yaptı sebzeyi) Yemek yerken bir ara tartıştık Martin'le. Bir konu oldu ve stupid dedi. Dedim ağzını ortadan ikiye ayırır köpeğe mama yaparım. Olmadı şu püspüs süpürgeyiyle geçiririm. Neyse epey konuştuk, o çok özür diledi. Mevzu yemek ve benim tofuyu sevmemem. O da söylememek büyük aptallık olmuş dedi. Ben olsam öyle demezdim diye başladım ve devam ettim. Burası her ne kadar ticari bir işletme olsa da bir ev ve bazı kısıtları var. Dolayısıyla bunlarla idare etmek gerekir bazen. Ve benim yaptığım ya da yapmaya çalıştığım da buydu. Ama mevzu talepkar ve kaba olmaksa alasını olurum gerekirse merak etme deyince. Soğuk havalar esti esti durdu. Neyse sonunda ikimiz de birbirimizi anladık. Ha bu arada tofuyu söylemiştim ama ertesi gün yine tofu gelince ve evin ve mutfağın halini de gördükten sonra zorlamamıştım. Önemli olan körü ve kişniş olmasındı. Gerisini idare edebiliyordum. Her gün ziyafet çekmeyi beklemiyorum nihayetinde. Bu tartışmanın yaklaşık yarım saat sürdüğünü düşünürseniz aslında o kadar çok şey söyledim ki.

Neyse barıştık akşamın sonunda. Bir sürü fikir alışverişi ve paylaşımlar vsvsvs. Sonra eve geldim ve şu istemeyi unuttuğumu farkettim. Fak dedim. 

Olsun, Chiang Mai'de otelim, Phuket-Bangkok uçuşum hazır. Dalış teknesi yarı hazır, Chiang Mai-Phuket uçuşu tehlikede, otobüsü yarın halletcez. Yani onlar beni otobüsün kaltığı yere giden otobüse bindirecekler. Sonra çav bella. Puhahaha aslında pek bişi hazır deilmiş :D

Bu arada boynumda başlayan döküntü sırtıma indi. Umarım daha büyümez. Chiang Mai'e gidince bir eczaneye göstericem. Bir şey fena alerji yapıyor.

Tayland-gün 10, hayat ne güzel değil mi :)

16 Aralık, Pazartesi
ne kedisiz, ne kitapsız
Vay be bugün Pazartesi. Ne güzel bir gün. Sabah erken uyandım miss gibi 7.30'da. Kalktım ve klasik yıkan, süpür, yeşil çay demle vee ısınma ve qigong'u yaptım.
İki gündür başım karıncalarla dertte niye bilmiyorum. Beni bulur bulmaz tırmanıyorlar ve fena ısırıyorlar. Qigong yaparken bir farkettim her iki ayağımın üstünde bir sürü var. Süpürüyorum ediyorum bir türlü olmadı. 9'da Martin'le dersimizi yaptıktan sonra bütün balkonu hortumla yıkadım ve sildim, belki bir şey bir koku vs vardır ona geliyorlardır diye. Ama şimdi ortalık kurudu ve gördüğüm yine gelmişler. Çok garip. İlk günlerde hiç yoklardı.

Bugün derste artık detaylar üzerinde çalışıyoruz. Tam benim bacaklar alıştı dersler bitiyor. Yani aslında ben bitiriyorum. Yeter gayri tecrit hayatı yaşadığım. On gündür iki kişi gördüm. Ki tek kişi de sayılabilir. Ron'la akşamdan akşama. Selam naber, iyidir senden naberden öteye gitmedik.

Chiang Mai, Tayland'ın ikinci büyük şehri.

Yaklaşık 15 yıl önce buralarda uzun bir gezi planlamıştım. Bangkok'a gelecek oradan Chiang Mai'ye uçacak, orayı gezip Golden Triangle(Tayland-Burma-bir ülke daha vardı unuttum) denen bölgeyi dolaşacaktım. Sonra belki bir iki adaya gidip, Bangkok'a geri dönecektim. Orada da üç beş gün dolaşacaktım.
Her şeyi hazırladım planımı yaptım, uçak biletimi satın aldım THY'den, işten iznim hazır. Her şey süpper yani. Derken Bangkok'ta olaylar çıktı ve göstericiler Bangkok Svarabunama mi havaalnında doluştular bütün havaalanını ele geçirdiler. 5000 kişi havaalanını istila etti. Olacak şey değil yani Tayland'ın tarihinde böyle şey görülmemiş. Bu arada bağlantılı uçuşlarım var ve onlar da aynı havaalanından kalkıyorlar. Ama Bangkok'ta iki tane Uluslar arası havaalanı var. Derken protestocular diğerini de doldurdular. Çöktüler oturdular her yerlere. Piste şuraya buraya her yere. Ne uçak inebiliyor ne de kalkabiliyor. Derken THY'den aradılar beni. Üzgünüz seferimizi gerçekleştiremeyeceğiz diye. Telefondaki kıza, ama benim gitmem lazım vs dedim. Dedi ki şu anda Bangkok'ta güvenlik alarmı var ve sadece oradaki yurttaşlarımızı getirebilmek için Bangkok'un biraz dışındaki bir askeri havaalanına bir sefer yapacağız o kadar. İlla gitmeniz lazımsa, o uçuşa katılabilirsiniz. Ama oradan otobüs, tren vs hiçbir şey yok yakında. Ayrıca bağlantılı uçuşlarınız da yapılamayacaktır, çünkü havaalanı kapalı. Böööüüüğğğhh diyerek yenilgiyi kabul ettim. O zaman bilete 1626 lira verdiğimi hatırlıyorum. 15 yıl öncesinde benim için çok çok büyük bir rakamdı. Neyse iade ettiler parayı. Ben de kuzu kuzu oturdum yerimde. O izinin yerine ne yaptığımı hiç hatırlamıyorum şimdi. Bir hafta kala olduğu için her şey, muhtemelen izini iptal edip çalıştım.

Bangkok'a ondan sonraki gelişim bu olaydan 5 yıl sonra oldu. Ama onu saymıyorum çünkü grupla geldik ve Tayland-Vietnam-Kamboçya yaptık. Kendi kendime yapmadığım gezilerden bir şey anlamıyorum. Gerçi Vietnam benim için efsaneydi onu hatırlıyorum. Çünkü geceleri kendi başıma çıkıp sağa sola gidiyordum. Vietnamlılarda onların kafelerde oturup, sokaklarda onlarla yemek yiyordum. O zaman saçlarım omuzlarımda küt ve düzdü ve ben saçlarımı yandan balıksırtı örerdim, sıcakta çok rahat ettiğimden. Bir gece çıktığımda bir yerde ufak kız çocukları saçlarımı okşuyorlardı gelip gelip. Derken bir tanesini oturtup önüme ördüm saçlarını. Çok mutlu oldu. Sonra bir baktım ki ufaklık minnoşlar sıraya girmişler. Sıraya giren hepsinin saçını ördüm.
Bir de unutmadığım bir şey. Kafelerde çay içip çekirdek yedikleriydi. Ama çekirdek şeker kaplı. Bizimkiler tuz kaplı, onlarınkiler şeker :)

Nereden nereye gittim yine. İşte bu Tayland'a üçüncü denemem ve ikinci gelişim :)

Bugün dersten sonra karıncalarla savaş ve oradan yukarı çıkılır yumurta yapılır ve yanına bir parça peynir(kibrit kutusu kadar, çünkü stoklar eriyor) ve yedi sekiz tane zeytinle kahvaltı yapılır.

Kahvaltıdan sonra yukarı çıktım ekmeği kontrol etmek için. Ron ve Martin mayalıyor, ben geri kalanını yapıyorum. Yoğurdum hazırladım, sonra attık fırına. Bakalım bugün 1saat 45 dk pişirince nasıl olacak?

dereotu ve kıvırcık
ektiğimiz ananaslar
Dün ektiğimiz dereotlarını kontrol ettim. Hepsi yerinde. Bugünkü kıvırcığın ortasını yemedim ve dünkünü çıkarıp bugünkünü diktim yerine :) Artık sağdaki soldaki ananasları seçiyorum. Martin her yere sokalamış ananasları :D

Martin gelmeden kendi qigong ve taiji çalışmalarımı yaptım ben, o gelince de artık çok güzel çalışmaya başladık. O kadar çok detay var ki inanamazsınız. Çok güzel bir gün batımı oldu yine. Gerçi bur sıralar Kaş'ta evimden de çok güzel günbatımı manzaraları görecektim ama olsun, aynı güneşi farklı açıdan görmek beyne de, ruha da iyi gelir.

Valla akşam yine pilavüstü tofulu bir şey yedik. Hiç anlatmayayım.
Yemek sonrası epey araştırma yaptım. Otobüs uçak, Chiang Mai, Phuket, Bangkok, Khao Lak vsvs. Şu beceriksiz garanti bankasının 3d saçmalığını iptal edemediğimden otobüs biletini alamadım. Uçak biletini de. Deli ediyorlar insanı. Martin'e derdimi anlattım, özellikle şu otobüs biletini halletmek istiyordum. O da otobüs şirketinin numarasını kaydetti yarın arayacak soracak. Başka sorun var, otobüs Phetchabun'dan kalkmıyor. Lok Sak diye bir yerden kalkıyor, arabayla bir saat süren bir yerden! Mahmutbey'e gelip, İstanbul'a vardık demek gibi bir şey yani. 

Neyse yapacak bir şey yok. Gidip yatayım.
serseri
hazinenin yarısı
Enem eve geldim ve mutfağın kapısını bir açtım ki bizim kedi içeride kalmış ya :D Şapşal öğleden sonra gelip bende takılmıştı. Her daim birşeylerin tepesinde olduğundan çıkarken baktım ama göremedim, ben de kapattım kapıyı çıktım. 3 saat kalmış içeride.

Bu arada normalde de çok meyve yerdim ama burada kendimi aştım.
Arkadaş bu nedir, insansın sen yaa kendine gel.

14 Aralık 2019 Cumartesi

Tayland - gün7 Papaya kızartması :)

13 Aralık, Cuma
çay iç, iyi gelir
Sabah 8'de kalktım yatakta biraz takılıp kalktım sonra, ev süpür, çay yap vee otur blog yaz. Baya iş gibi bu da epey vaktimi alıyor. Antreman yapmam gerekirken blog yazıyorum galiba.
Bu sabah üç yeni formu gösterdi Martin. Kaydettim, şimdi kalkıp hepsini tekrar edeceğim.
Dün itibariyle başlangıç eğitimim bittiğinden yeni formları bolca tekrarlamam lazım.
Öğleden sonra bacaklarım ağrıyana kadar yeni formları tekrar ettim. Kaydettim baktım beğenmedim tekrar ettim. Güya bugün öğleden sonrayı izin vermiştim kendime.

Artık ben istiyor dujj. Burada hava bayağı ısınmaya başladı. Öğlen yakıyor, hiç enerji bırakmıyor.

Muhteşem bir gün batımı seyrettikten sonra yukarı çıktım artık yemek vakti. Bütün gün bir şey kıtırdattım bugün. Sıkıntıdan diyeceğim ama neredeyse üç saati yazarak, iki saati de pratik yaparak geçirdim. Ama aralarda sürekli bir şeyler attım ağzıma. Sanırım yanlızlık çekmeye başladım. Bende böyle olur. Çenemi konuşarak eğleyemiyorsam, başka türlü eğliyorum :) Artık kendimi öğrendim. Aslında hayat yolculuğu denen şey insanın kendini öğrenmesi galiba. Ama bunun içinde insanın kendiyle kaliteli vakit geçirmesi gerekiyor. Ne garip şey.

Neyse, yukarı çıktığımda Martin websitesinin anasayfasını bozmuştu ve düzeltmeye çalışıyordu. Ben de biraz yazı yayınladım hazır internet var.

Sonra değişik yemeğimiz geldi. Bugün epey çeşitliyiz. Papaya kızartması, pirinç haşlama, yerfıstığı sosu, salatalık ve acı sos. Papayalar ince uzun şekilde rendelenmiş ve bir şeyle karıştırılıp çokça yağda kızartılmış. Çıtır çıtır yemesi çok keyifli. Tad almadım pek kızartmadan başka ama güzeldi. Yerfıstığı sousunu pilavın üzerine döktük, papaya kızartmasını da acı-tatlı sosa batırıp kıtır kıtır yedik. Çok yedim bugün :)
soda da iyi gelebilir
Geyik vs derken yemeği bitiridik, hatta Ron ikinci tabak papaya kızartması getirdi. Onu da yarıya kadar yedik. Sonra yine köşelerimize çekildik. Ben fotoğraf yüklemeye devam ettim.

Bu arada Martin Koh Tao'daki arkadaşı ile irtibata geçmiş, dalış vs sormak için. Dalış eğitmenlerine özel fiyat yapıyormuş amca, tek dalış 600 baht olurmuş bana.
Martin'e açık açık Tayland'da daldığın ve muhteşemdi dediğin yerler nereler diye sordum. O da epey düşündü etti ve çok çok farklı yerlerde dalmamış ama dünyadaki en iyi dalış noktalarından sayılan Similan Adalarını söyledi. Yarım yıl kapalıymış ve Kasım'da açılırmış. Ama yağmur fırtınanın çok olduğu bir yermiş. Dolayısıyla dikkat etmek lazımmış. Hamm humm dedim. Neyse sonra işime devam ettim. Similan adalarının hava durumuna baktım, önümüzde ki hafta ful yağmur fırtına :( Ben burada devam edicem bu gidişle.

Saat 8'i geçtikten baktım Ron dışardaki kanepede uyumuş. Martin de Almanca bir program seyretmeye başladı. Ben de kalktım evime yollandım.

William amcadan ötürü hep
Tabii açıp hemen Tayland dalış noktaları vs incelemeye başladım. 4-5 günlük bir sürü liveaboard var Similan Adaları ve çevrelerinde ama bazıları çoktan bitmiş bile.En yoğun zaman tam da bu zamanmış. Crishtmas ve yeni yıl zamanı. Ama havanın da ne olacağı belli olmayan zaman aynı zamanda. Dolayısyla mutlaka sigorta yapın ki olur da fırtına olursa paranızı geri alabilin diye öneriyorlar sitelerde. Ben de bilemedim ne yapacağımı. Aslında 21-26 tarihli bir liveaborad şahane olur. Sonra da bir iki gün adada dinlendikten sonra Bangkok ve oradan İstanbul. Dönüş uçağım 29'u sabahı. Neyse deyip kapattım her şeyi yattım. Çok yorulmuşum yine.

Tayland- gün 5

12 Aralık, Perşembe
iyi iş görüyor :)
Sabah kalk, her yeri süpür (sürekli estiğinden ve evin her yeri açık olduğundan her şey doluyor içeri), su ısıt çay koy. Bu arada buranın enteresan bir süpürgesi var ve hep sap aşağıda, baş yukarıda duruyor. Dersimizi yaptık. Bacaklar yanayooo. Kahvaltıyı yaptıktan sonra bilgisayarımla yukarı çıktım internet almak ve biraz müzik indirmek için. Bu arada Martin ekmek için hamuru hazırlamış. Ben de son hazırlığını yapıp fırına koydum. Ekmek bu sefer olacak galiba :) Arada Ron'un bir denemesi daha oldu ama içi ful hamurdu, ertesi gün de fırına koyup, fırında unutmuş Martin. Ekmek taşa dönmüştü am içi halen hamurdu. Bu sefer saati 1,5 saate kurunca oldu gibi. Ama tabi tüplü enteresan bir fırın olduğundan pek de güvenmemek lazım ama en azından süpper kabardı :)

Bu akşam bir saat ders yaptık, devamını ertesi güne sakladık. Yemekte yine tofu var. Haşlanmış pirinç ve sebzelerle kavrulmuş tofu. En sevdiğim :( Neyse sonra aldım bilgisayarımı biraz sayfa karıştırdım vs. Sonra Ron muzlu, şekerli pirinç gibi bir şey verdi. Bu arada her şeyi elleriyle tutup elleriyle veriyorlar. Öyle hijyen şu bu vs diye konuşmayın. Süpürgeyle çakarım avzınıza :) Yedim tebi. Sütlacın sütü eksik, pirinci sıkıştırılmış hali gibi bir şeydi. Sonra muz kızarttılar. Ondan da getirdi. Onu da yedim. Bugün çatlayabilirim. Neyse sonra bir Türk kahvesi yaptım tencerede ve kocaman bardakla içitim ve artık evimin yoluna revan oldum. Yarın 9'da başlayalım dedim Martin'e öğleden sonra da yapmayalım dedim. Bacaklar çatlayacak yoksa. Ama olay bu ya bugün de uyuyamadım. Neyse olsun.