14 Aralık 2019 Cumartesi

Tayland - gün7 Papaya kızartması :)

13 Aralık, Cuma
çay iç, iyi gelir
Sabah 8'de kalktım yatakta biraz takılıp kalktım sonra, ev süpür, çay yap vee otur blog yaz. Baya iş gibi bu da epey vaktimi alıyor. Antreman yapmam gerekirken blog yazıyorum galiba.
Bu sabah üç yeni formu gösterdi Martin. Kaydettim, şimdi kalkıp hepsini tekrar edeceğim.
Dün itibariyle başlangıç eğitimim bittiğinden yeni formları bolca tekrarlamam lazım.
Öğleden sonra bacaklarım ağrıyana kadar yeni formları tekrar ettim. Kaydettim baktım beğenmedim tekrar ettim. Güya bugün öğleden sonrayı izin vermiştim kendime.

Artık ben istiyor dujj. Burada hava bayağı ısınmaya başladı. Öğlen yakıyor, hiç enerji bırakmıyor.

Muhteşem bir gün batımı seyrettikten sonra yukarı çıktım artık yemek vakti. Bütün gün bir şey kıtırdattım bugün. Sıkıntıdan diyeceğim ama neredeyse üç saati yazarak, iki saati de pratik yaparak geçirdim. Ama aralarda sürekli bir şeyler attım ağzıma. Sanırım yanlızlık çekmeye başladım. Bende böyle olur. Çenemi konuşarak eğleyemiyorsam, başka türlü eğliyorum :) Artık kendimi öğrendim. Aslında hayat yolculuğu denen şey insanın kendini öğrenmesi galiba. Ama bunun içinde insanın kendiyle kaliteli vakit geçirmesi gerekiyor. Ne garip şey.

Neyse, yukarı çıktığımda Martin websitesinin anasayfasını bozmuştu ve düzeltmeye çalışıyordu. Ben de biraz yazı yayınladım hazır internet var.

Sonra değişik yemeğimiz geldi. Bugün epey çeşitliyiz. Papaya kızartması, pirinç haşlama, yerfıstığı sosu, salatalık ve acı sos. Papayalar ince uzun şekilde rendelenmiş ve bir şeyle karıştırılıp çokça yağda kızartılmış. Çıtır çıtır yemesi çok keyifli. Tad almadım pek kızartmadan başka ama güzeldi. Yerfıstığı sousunu pilavın üzerine döktük, papaya kızartmasını da acı-tatlı sosa batırıp kıtır kıtır yedik. Çok yedim bugün :)
soda da iyi gelebilir
Geyik vs derken yemeği bitiridik, hatta Ron ikinci tabak papaya kızartması getirdi. Onu da yarıya kadar yedik. Sonra yine köşelerimize çekildik. Ben fotoğraf yüklemeye devam ettim.

Bu arada Martin Koh Tao'daki arkadaşı ile irtibata geçmiş, dalış vs sormak için. Dalış eğitmenlerine özel fiyat yapıyormuş amca, tek dalış 600 baht olurmuş bana.
Martin'e açık açık Tayland'da daldığın ve muhteşemdi dediğin yerler nereler diye sordum. O da epey düşündü etti ve çok çok farklı yerlerde dalmamış ama dünyadaki en iyi dalış noktalarından sayılan Similan Adalarını söyledi. Yarım yıl kapalıymış ve Kasım'da açılırmış. Ama yağmur fırtınanın çok olduğu bir yermiş. Dolayısıyla dikkat etmek lazımmış. Hamm humm dedim. Neyse sonra işime devam ettim. Similan adalarının hava durumuna baktım, önümüzde ki hafta ful yağmur fırtına :( Ben burada devam edicem bu gidişle.

Saat 8'i geçtikten baktım Ron dışardaki kanepede uyumuş. Martin de Almanca bir program seyretmeye başladı. Ben de kalktım evime yollandım.

William amcadan ötürü hep
Tabii açıp hemen Tayland dalış noktaları vs incelemeye başladım. 4-5 günlük bir sürü liveaboard var Similan Adaları ve çevrelerinde ama bazıları çoktan bitmiş bile.En yoğun zaman tam da bu zamanmış. Crishtmas ve yeni yıl zamanı. Ama havanın da ne olacağı belli olmayan zaman aynı zamanda. Dolayısyla mutlaka sigorta yapın ki olur da fırtına olursa paranızı geri alabilin diye öneriyorlar sitelerde. Ben de bilemedim ne yapacağımı. Aslında 21-26 tarihli bir liveaborad şahane olur. Sonra da bir iki gün adada dinlendikten sonra Bangkok ve oradan İstanbul. Dönüş uçağım 29'u sabahı. Neyse deyip kapattım her şeyi yattım. Çok yorulmuşum yine.

Tayland - gün 6

Tayland- gün 5

12 Aralık, Perşembe
iyi iş görüyor :)
Sabah kalk, her yeri süpür (sürekli estiğinden ve evin her yeri açık olduğundan her şey doluyor içeri), su ısıt çay koy. Bu arada buranın enteresan bir süpürgesi var ve hep sap aşağıda, baş yukarıda duruyor. Dersimizi yaptık. Bacaklar yanayooo. Kahvaltıyı yaptıktan sonra bilgisayarımla yukarı çıktım internet almak ve biraz müzik indirmek için. Bu arada Martin ekmek için hamuru hazırlamış. Ben de son hazırlığını yapıp fırına koydum. Ekmek bu sefer olacak galiba :) Arada Ron'un bir denemesi daha oldu ama içi ful hamurdu, ertesi gün de fırına koyup, fırında unutmuş Martin. Ekmek taşa dönmüştü am içi halen hamurdu. Bu sefer saati 1,5 saate kurunca oldu gibi. Ama tabi tüplü enteresan bir fırın olduğundan pek de güvenmemek lazım ama en azından süpper kabardı :)

Bu akşam bir saat ders yaptık, devamını ertesi güne sakladık. Yemekte yine tofu var. Haşlanmış pirinç ve sebzelerle kavrulmuş tofu. En sevdiğim :( Neyse sonra aldım bilgisayarımı biraz sayfa karıştırdım vs. Sonra Ron muzlu, şekerli pirinç gibi bir şey verdi. Bu arada her şeyi elleriyle tutup elleriyle veriyorlar. Öyle hijyen şu bu vs diye konuşmayın. Süpürgeyle çakarım avzınıza :) Yedim tebi. Sütlacın sütü eksik, pirinci sıkıştırılmış hali gibi bir şeydi. Sonra muz kızarttılar. Ondan da getirdi. Onu da yedim. Bugün çatlayabilirim. Neyse sonra bir Türk kahvesi yaptım tencerede ve kocaman bardakla içitim ve artık evimin yoluna revan oldum. Yarın 9'da başlayalım dedim Martin'e öğleden sonra da yapmayalım dedim. Bacaklar çatlayacak yoksa. Ama olay bu ya bugün de uyuyamadım. Neyse olsun.

Tayland - gün 4 - şehre götürdüler beni bugün :D

11 Aralık Çarşamba
Yine uyuyakaldım. Bugün saati kurmuştum ama az daha uyuyayım deyince bir baktım saat 7.48 TR'de 3.48 olduğundan vucudum uyumak istiyor tabeee. Neyse hemen kalktım hazırlandım, sanki çoktaaan hazırmışım gibi çıktım mutfağa gittim :) Gözler şiş ama olsun.Yaptık sabah seansımızı, yandı yine bacaklar. Şiştikçe şişiyor ama alışıyor galiba...
ailecek
Bugün Ron'un annesini hastaneye götürecekler. Ben de şampuan vs az getirmiştim markete uğramam lazım dediydim, dolayısıyla ben de gideceğim. Tabii bir de peynir vs bulursam alacağım. Hooop Dersten sonra çıktım yukarı ve bindik kamyona, aşağı köye indik. Aşağı köydeki hemen herkes Ron'un akrabası. Ron bu köydenmiş. Arabaya annesi ve kızkardeşi de binince arkayı dörtledik. Ama hanımlar mini mini olduğundan çok da sorun olmadı. Nong Phai'ye gittik kucak kucağa. Anne ve kızkardeşi hastanede bıraktık. 

Ben banka sormuştum yanımdaki doları bozayım diye. Bu kasaba döviz ofisi olmadığından bankada yapmamız gerekiyor. Onun içinde pasaportumun yanımda olması gerekiyormuş. Neyse yanımda. Sıra numarası alıp banka bekledik yaklaşık 20 dk. Sonra kız benim dolarlardan 5 tanesini beğenmedi ve ayırdı. Böüüüggh.
banka sıra numarası
Üzerinde mini mini yazılar ve damgalar var diye. Birisini de ortadan yapıştırmışlar. Oysa ki bunları, Sabiha Gökçen havalimanından HSBC atm'sinden çekmiştim. Görür onlar :( 29,59'dan bozdular doları. Sonra geldik tekrar Ron'un yanına, Ron kızdı Martin'e niye öbür bankaya gitmedin, orası alıyor hepsini diye. Sonra öbür bankaya da gittik. Gerçekten yapıştırılmış hariç diğer dört tane kağıt parayı bozdular. Yuppiii accik daha param oldu. İlk başta çok paranız varmış gibi geliyor ama aslında değil. 1 lira, 5 Thai Baht ediyor. Dolayısyla 1000 Baht'ınız varken çok paranız var sanıyorsunuz ama hayır sadece 200 liranız var ve buradaki fiyatlar İstanbul ile neredeyse aynı. Dolayısıyla hemen bitiveriyor.

Zaten ilk seviye eğitimimin 9500 Baht olduğunu düşünürsek hiç de ucuz değil ve sadece 4 günlük bir şeyden bahsediyorum. Bizim paramız bayağı pul olmuş. 10 yıl önce geldiğimde Tayland bana çok çok ucuz gelmişti. Ama artık hiç değil. Bu farkı çok net bir şekilde Nepal'de de görmüştüm.
ne işim var burada?
Neyse para işini hallettikten sonra alışveriş macerası başlıyor. Önce Bauhaus gibi bir yere gittik. Askılık vs alacak Martin. Sonra oradan çıkıp bir market, sonra bir bakkal, sonra bir pazar, sonra başka market, sonra ise Tesco. Evet burada Tesco var. Aradaki uğradığımız yerlerden şampuan, krem, Tiger Balm ve kahve aldım. Black Coffee yeeaaah. Maden siyah çay yok, siyah kahve var (nah var, eve gidince anladım) Tesco'ya gitmeden önce hastaneden anne ve kızkardeşi aldık. Sonra Tesco, gesin çaylar. Ama yok burada da siyah çay yok. Evet bugün uğradığımız sekizinci amrket olan tesco'da da siyah çay yok abi. Hay çay almayan kafam...
kahveli olduğu bir yalanmış
Şarapları gördüm, bir tane kırmızı şarap alayım dedim. Akşamları bir kadeh içerim evimde diye. Şimdi sıkı durun. Gündüz 14.00 ile 17.00 saatleri arasında içki satışı yasakmış efenim! Niye? Bilinmiyor! Tövbe tövbe. Ben bir günlük süt ve bir kahveli gofret alıp çıktım, hal böyle olunca. Akşama kahve – gofret çarpıştırması yapıcammm.

Arabaya döndüğümüzde Ron'un annesi sabahkinden daha kötüydü. Midesi vs kötü olmuş anladığım kadarıyla. Karnına sürekli sarı bir krem sürdü Ron. Sonra anne ve kızkardeşi evine bıraktık. Başka bir kız bindi bu sefer arabaya. Bu daha çok çocuk. 15 yaşlarında bir çocuk. Bu da herhalde Ron'un yeğeni. Anlamadığım şey ise gece yarısı evlerine nasıl dönüyorlar. Belki de dönmüyorlar bilmiyorum. Sabah gidiyorlardır. Onların köye yol 2-3 kmden fazla ve toprak yol ve aydınlatma vs yok. Anlamadım bu işleri.
market-pazar gezmesi
Neyse eve vardıktan sonra bayağı başım ağrıdığından bir saat sonra başlayalım dedim. Hem bir kahve içeyim hem de bir duş alıp kendime geleyim dedim. Heyecanla duyu kaynattım, sütten bir yudum aldım ve kahveyi bardağa koydum ki... Karşımda duran şey, kremalı, şekerli bir şey. Kesinlike normal bir kahve değil. Bayağı üçü bir arada diye satılan şeylerden. Böhüüüüüü. Adama özellikle sordum ve ısrarla black coffee demişti bana. :( ama değilmiş.
Akşam Martin derse geldiğinde ona da sordum, adam balck coffee demedi mi diye, o da evet balck coffee dedi dedi. Ama değilmiş üçü bir aradaymış diye anlattım. Ne yapalım yapcek bişi yok. Sometimes somethings happen. Don't look back look front. Fatih abimizin dediği gibi.

Gündüz balık marketinden karides almıştı Ron. Haşlanmış pirincin üzerinde sebzelerle kavrulmuş karides geldi. Heyyoo. Dandirinirinomnirinirinom. Oh miss oldum.
Yemekten sonra erkenden evime geldim yine, amacım okumak. Ama o kadar yorulmuşum ki bugün okuyamıyorum, gözlerim kapanıyor. Biraz tırmaladım ama olmuyor. En son 11 gibi girip yattım sabah bu sefer geç kalmadan kalktım 8'e 20 kala :) Evimi, mutfağımı balkonumu süpürdüm ve hazırım.

Dün Martin'le oturup uzun uzun hesap yaptık. Bazen kızıyorum ona fırsatçılık yapıyor veya kandırmaya çalışıyormuş gibi vs geliyor. Başlangıç dersi 15 saatmiş. Biz ilk gün 1,5-1,5 saat yaptık diye hatırlıyorum ben ama o 2 saatti diyor. Dolayısıyla dün akşam sadece bir saat yaptı. Gerçi yorgundum zaten yapamazdım ama olsum. Sonra ben ilk günü söyleyince, yok 2şer saat yaptık dedi. Başlangıçtan eğitimini tamamladıktan sonra eğitim saatini 400 bahtan, konaklama ve yemeği de 700 bahttan hesaplamam lazımmış. Bunları en başından sorduğumda bana tek söylediği ilk hafta 290€ olduğu sonraki hafta ise 190€ diye bir promosyonu olduğundan bahsattiydi. Ama kimse gelmiyormuş diye promosyonu yapmıyor. Zaten o 16-21 Aralık arası. Neyse bundan sonra hesabımı buna göre yapmam lazım.
Bir taraftan düşünüyorum, gitsem dalış yapsam ya da Chiang Mai'ye gitsem gezsem diye. Bir taraftan da buraya tai chi için geldim, otur dersine çalış diyorum kendime. Çok arada kalıyorum bazen. 60 yang formunu çıkartabilecek miyim bilmiyorum. Bu arada instagram'da tesadüfen Kamboçya'da çalışan arkadaşımı gördüm. Aaa dedim kız dalış eğitmeni, belki oraya dalışa giderim. Ne güzel olur. Hemen yazdım Gözde'ye instagram'dan, o da az sonra cevap verdi. Sonra Martin'e söyledim, belki bir hafta Kamboçya'ya gidip dalıcam diye, 'o zaman Yang formunu tamamlayamazsın ama' dedi o da. Ben yine kaldım arada. Bir de bi ara vermek istiyorum bacaklarım şişti şişti durdu. Her gün aynı şey.

genel yerim - mutfak
lavabo kısmı
Bir taraftan da çok ilginç, daha beş gündür buradayım ama sanki aylardır burada yaşıyor gibi hissediyorum. Akşamları mutfakta oturup, çay içip dışarıyı seyretmek, müzik, kitap dolunay, çok keyifli geliyor. İnternet olmayınca ne de çok şey yapıyor insan.

13 Aralık 2019 Cuma

Tayland - gün 3

10 Aralık
yeşil çay :)
Uyuyakalmışım. Martin'in mutfak kapısını açma çabasıyla uyandım. Akşam kilitlemiştim tabii, ne bilsin. Bir baktım saat çoktan 8 bile. Saati de kurmamış olduğundan şahane bir uyku çekmişim. Zıplayarak kalktım yataktan. Hemen yüz yıka, hazırlan ve çık odadan. Anahtarla mutfağın kapısını açtım, suyu koydum, yeşil çayı yaptım. Bu arada da Martin çimenleri suladı. Her sabah geldiğinde önce çimenleri suluyor. Çimenler önemli. İki günde bir de ağaçları suluyor. Ağaçlar da önemli. Suyu kuyudan çıkarıyorlar. Dolayısıyla pek sıkıntı yok su anlamında. Daha elektrik kesildiğini de görmedim. Kaş'ta bile kesin bir kere kesilmişti. Arada da alışmayalım kesintisiz elektiriğe diye kestiklerini düşünüyorum.

Isınma, Qigong ve Tai Chi. Bacaklarım yanıyor. Isınırken de omuzlarım. Sanki bacak kaslarım şişti ve kocaman oldu gibi hissediyorum. Tai Chi'de ilk üç hareketi çalışmışız galiba bugün. Martin benden pek mutlu. Biliyormuşum ne yaptığımı, vucudumu nasıl kullanmam gerektiğini. Çok çabuk alıyormuşum hareketleri. Oh ne güzel. İki gün sonra ilk 8 hareketi yapmış olurmuşuz. Olduk da netekim. Ama bunu bir de bacaklarıma soralım. Her gün ödev veriyor. İlk gün dizlerim ayak başpaklarımı geçiyor diye dizlerimi dolaba dayayıp çömelme ve kalkma ödevleri verdiydi. Bugün de yine ona benzer şeyler ama içinde iki tane de kol hareketi var.
süpürge de olur :)
Ağzının ortasına elinin tersiyle çakma hareketi diyorum ben buna. Onlar ise çok kibarlar isimlendirme konusunda. Benim ağzına geçirme ve tekmeyi savurma dediğim şeye onlar 'single whip' diyorlar. Daha da güzelleri var. Elleri aşağıya doğru bir tutuş var, buna 'Fair Lady Goes Shopping' diyorlar, ben ne diyeceğimi bilemedim, aslında bildim, 'fifi gibi' :D
Hooop dalga geçmek yok, yok valla sadece isimleri hatırlaması zor geliyor ondan ötürü.

Yanık bacaklarla eğitim sonrası yukarı çıkıp kendime yumurta yaptım. Yanına da biraz peynir, zeytin ve domatesle güzel bir kahvaltı yaptım. Biraz ev ödevi çalıştım ama yine bacaklarım deli gibi yandı. Sonra buraya yazdım. Sonra bugün su kaynatmadan duş alayım dedim. Yanlış kararmış, üşüdüm ve liflenmeden kafamı durulayıp çıktım. Bırr. Evimin içini merak edenlere bu linkte hepsinin fotosu var. Benim odayı koymuş.

Ve akşam seansı. Benim bacaklar daha da şişti ve yandı. Yanıyom anam yanıyom yaa. Ya güya bisiklete biniyom, yoga yapıyom vs güya güçlüyüm. Yahu niyedir bu yanma o zaman :(

meyve bastırır biraz
Isınma, Qigong ve tai chi vee iki saat sonra ders biter. Beraber yukarı çıktım veee Ron'un muhteşem yeşil körili, kişnişli tofusu. Koku fena ama ağzıma alınca durum daha fena. İlk kaşıkta taze kişniş ağzıma gelmemiş olduğundan belki kokusu ile geçinebilirim diye düşündüm. Uvaaaaa ağlamak istiyorum annem. Bu ne yaaaa. Onlara köri, kişniş lütfen bir daha asla benim yemeklerimde kullanmasınlar diye kibarca anlatmaya çalıştım. Tofuya katlanmayı öğrendim. Yok say ve yut.
Yemekten hemen sonra eve geldim. Midem felaket bulanıyor, karnım kocaman şişti. Meyve yedim, çay çay çay içtim, su içtim, çekirdek yedim, zeytin yedim, ekmeğe bal sürdüm yedim. Saçmaladım ve midem iyice şişti. Saat artık gece yarısı olmuştu mecbur yattım.

Tayland'da ikinci, Tai Chi'de birinci gün

9 Aralık Pazartesi
Dün akşam Martin'le yeşil çay içip ertesi gün ne yapalım diye konuşmuştuk. Yaklaşık iki gündür hiç uyumadım çünkü. Sabah 8'de buluşalım diye anlaştık. Benim evin önündeki teras gibi olan alanda yapacağız çalışmalarımızı.
Gece pek uyuyamadım. Çoook soğuktu ve iki tane, ince battaniyemtırak şeyler yetmedi. Yanımda ne varsa giyindim ama uyumak çok zordu. Bir de yatmaya gittiğimde bizde saat daha 8'di, nereye uyuyorsun. Kalkmak da bayağı zor oldu 7.45 bizim 3.45 imiz oluyor çünkü bu seferde :)

evim
Neyse sabah bir çay içip (tabii ki yeşil. Nasıl unuttum ben çay almayı yanıma :() Başladık ısınma hareketleri ile. Belleri kıvırmalar, boyunları esnetmeler, belleri esnetmeler falan ama hiçbiri aşırı değil. Tüm hareketler mini mini, yavaş yavaş. Öyle acılı ağrılı bişi yok. Olmaması da lazımmış.
Sonra ısınmalar bitti. Bir nefeslendik sonra gelsindi Qigong. Aahahaha bu tam benim işimmiş. Şahane bişi. Her şey çok yavaş ve nefes kontrollü. Aşırılı değil, zorlamalı değil, doğal hallerinde. Ama çok iyi geliyor. Herkese her sabah yaptırmak lazım bence bunu :) Hareket serisini hatırlamak zor olabilir, o da zamanla olur. Bir gün kendimi yaparken kaydeder ve koyarım :)
Fakat Qigong değişik bişi o formda durmak sanki çok doğalmış gibi görünüyor ama zor. Bacaklarım şişti kaldı. Tabii doğru yapması da kolay değil. Dışardan baktığından, ne var ya bunda dersin. Haklısın da ama sen yaptığında bir sürü yanlış oluyor. Bunları düzeltmesi vs iş. Tabii önce yanlışı anlamak mesele, senkronizasyonsa apayrı bir mesele. Meğersem bir ko sağa düşerken diğerini sola düşürmek harbi işmiş :) Kol kaslarım, omuz kaslarım yanıyor tabii bunları tekrar tekrar yaparken. Yandım anam yandım yani. Ama hocam Alman acıması yok, yola devam.
Merak edenler için olduğum yerin Here&Now ın linkini koyuyorum buraya. Isınmanın değil ama Qigong ve Tai Chi videoları var orada, seyredebilirsiniz.
Benim kollar bacaklar yandıktan sonra, saat artık olmuştu 10.30.

Burada kahvaltı tam bir muamma. Benim için tabii. Çünkü Martin kahvaltı yapan bir insan değil. Meyveli yoğurt ve meyve ile idare ediyor sadece akşam yemeği yiyor. Thai arkadaşlar da normal akşam ne yiyorlarsa onu yiyorlmış falan. Martin bana onlarla yiyebileceğimi söyledi ama tofu, tavuk, pilav falan sabah sabah ben yiyemem ki. Meyveyle de yapamam. Neyse ki gelmeden Migros'tan peynir ve zeytin alıp çantama atmıştım, resmen hayat kurtardı. Siyah çay yok ama olsun. Peynir ve zeytin var ya :) Ron da (Martin'in karısı) benim için ekmek yapacak böylece anlaştık. Ben de yeşil çaylı kahvaltımı yapacağım. Biz dersi bitirdikten sonra söyledi Martin, Ron ekmeği pişiriyordu, hazırdır belki diye. Yuppii diyerek onla beraber yukarı çıktım. Evet Ron pişirmişti ama ekmek pişmemişti. İçi halen hamurdu, tekrar koyduk fırına ve yarım saat daha pişirdi. Sonra oldu. Birazda domates vs alıp ekmeğimle evime indim ve kendime peynirli zeytinli kahvaltımı hazırladım. Oh miss gibi oldum :)

Eveeet buradaki asıl konulardan birine gelelim, SICAK SU YOK. Hiç mi yok, hiç yok. :) Harbiden hiç mi yok diye sordum. Hiç yokmuş. Ondan ötürü buraya varır varmaz saat kaç olursa olsun bir duş alır rahatlarım hayalimi gerçekleştiremedim. Çünki gece çılgın gibi rüzgar esiyor ve su çok soğuk, evin her yeri de rüzgar alsın diye açık yapılmış. Bu serin hava burada çok çok ender bir durummuş Çok uzun zamandır yağmur yağmıyor ve Aralık kış ayıymış. Ama gündüz 30 dereceymiş. Evet gündüz ısındı ama öyle de yakmadı yani. Ayrıca durmayan bir kuzey rüzgarı ben sürekli bir polarla. Zaten bir tane getirmiştim üstümde forma gibi oldu.

Hani şu konfor alanı denen şey var ya. Buyrun ondan yakın burada, gece çatınızda koşturan hayvanların ne olduğunu merak ederken :) 
Ben evde yanlız kalıyorum. Martin'lerin evi yukarda. Bağırsam duyulmaz yani. Aama bağıracak bir şey yok merak etmeyin. Kamp yapmaya alışkın biri olduğumdan pek takılmıyorum gece gelen seslere. Daha çok önümdeki karanlığa bakarak. Yazıyorum okuyorum, dansediyorum. Terasımda taraçamda :) Kimseler yok, müziği istediğim kadar açıyorum. Hayvanlar da kusura bakmasınlar, biraz da onlar bana katlansınlar. Bütün gece ben onları dinliyorum. Aslında pek dinlemiyorum. Kulak tıkaçlarımı takıp yatıyorum :)

Kahvaltıdan nerelere geldim. Yazacak çok şey var, hem de çok. Afrika'da da böyle olmuştu, yanlız olunca, konuşamayınca yazıp yazıp durmuştum.

İlk banyo maceramı anlatayım. Martin, Thai arkadaşların genellikle öğleden sonra yıkandıklarını çünkü suyun ılık olduğunu söylemişti. Suyu kontrol ettim, bu rüzgarda benim için yeterince ılık değil. Ne yapayım koydum kettle'a çeşmeden su. Canım kettle, buradaki en sevdiğim alet :) Üç kere su ısıtıp koyduğumda yeter gari dedim. Banyodaki suyla da ılıtınca yetti zati. Neyseki hava halen sıcak. Zaten bir saat sonra da bugünkü ikinci dersimiz var. Isınmak kelimemi, bacaklarım yanayoo.

Bugün ikinci derste yien ısınma ve Qigong yaptık, Tai Chi yapmadık. Onu yarına sakladık. Aslında benim uykusuzluğum ve yorgunluğumdan ötürü. Ama zati Qigong denen şey tai chi'deki bir sürü hareketin çoook yavaaaş hali. Ders bitince de beraber yukarıda Martin ve Ron'un evine çıktık. Asıl mutfak orada. Pişirme taşırma işleri orada oluyor. Ron, becerikli bir aşçı. Bize haşlanmış pirinç üzerinde,sebzeler ve acı biberle kavrulmuş tofu, onun üzerinde de bir tane yağda pişirilmiş yumurta konmuş bir tabak getirdi. Ha bir de salatalık var kenarda, soyulmuş ve doğranmış. Neyseki tofu mini mini doğranmış da pek tadını almıyorsunuz. Ben köri, tofu ve kişnişi eve sokmayan biriyim. Kişnişe asla diyen, köriye, öleceksem azcık yiyim bari diyen, tofuya da kaçınılmazsa zevk almaya bak diyen biriyim. Şimdi bu ve bundan sonraki akşam yemeklerindeki olayları seyredin.
KİŞNİŞLİ KÖRİLİ TOFU. Arasam bulamam. Şaka değil. Gerçekten ikinci gün akşam yemekte bu vardı. Hayat bazen benle öyle bir dalga geçiyor ki, ben espriyi anlayana kadar, soğuyor :(
Bu arada yemeği yerde, bağdaş kurarak yiyorsunuz. Benim bacaklar taş gibi olduğundan bu ara oturduğum yerden kalkamıyorum. Bağdaş kurarken zor oluyor, kurduktan sonra da çözemiyorum.
Neyse iki kat halde yemek yemeyi de öğrendim. İnsan her şeyi öğreniyor.
Burada güzel olan, Taylarla beraber onlar gibi yaşıyor olmak. Onlar gibi oturuyor, yiyor, içiyor, yıkanıyor ve uyuyorum. Yemeklerde biraz sıkıntı çektiğim doğrudur. Arada yaptıkları bir şey var içine ne koyuyorlar bilmiyorum ama dayanılmaz ekşi, garip, fena bir kokusu var. Onlar yukarıda pişirken ben aşağıda fenalık geçirebiliyorum. Vay be, Tai Chi eğitimi nelere kadirmiş. Bir anda kendimi nerelerde neler yaparken buldum. Pişman mıyım, asla. Sadece alışmaya çalışıyorum.

Blogu yazarken önce Open Office Writer'da yazıyorum, sonra interneti Martin'den alıyorum veya ben yukarı çıkıyorum ve sonra fotoları ekleyip öyle gönderebiliyorum. Dolayısıyla bazen yazıyorum ve yayınlayana kadar vakit geçiyor.

yukardan inerken evim
Akşam yemekten sonra götürdüğüm Türk Kahvesinden yaptım, içtik Martin'le. Tabii cezve olmadığından, küçük bir tencerede yaptım kahveyi ve haliyle büyük cam kupalarda içtik. Siyah çay ve herhangi bir kahve türü olmadığından, iyi ki getirmişim bu kahveyi dedim yine. Aslında bayağısağlıklıyaşıyoruz.com :) İstemeden de olsa :D 
Kahveden sonra çok geçirmeden kendi evime döndüm kafa fenerimle. Bu arada Martin'lerin bir köpeği var ve bana her daim havlayıp duruyor manyak hayvan. Neyse ister istemez alışacağız birbirimize. Burada daha vaktim var.

Eve geldikten sonra okumaya çalışırken gözlerimi açık tutmakta çok zorlandım. Sonra cibi
nliğimi yatağın kenarlarına sıkıştırıp (ilk gün yapmadımdı, bilmiyordum, içerdeki sivri ile geceyarısına kadar uğraştım) kulak tıkaçlarımı da iyice takıp yattım. Dediğim gibi gece yarısı tavanda koşturanlar, ötenler bağıranlar, şenlik yeri gibi ortalık. Bir şey duymayınca da miss gibi uyumuşum.

10 Aralık 2019 Salı

Tayland'a yolculuk...

Çin'e gidemeyince ne yapayım ben de Tayland'a geldim :)
Ne alaka diyebilirsiniz belki ama bence alakası çok. Ülke bazında değil de aktivite bazında düşündüğümü düşünürsek hem de, kesinlikle.
Tayland'a Qatar havayolları ile geldim. Tabii ki Doha'da bir aktarma oldu ama çok değil sadece 1.45 saat. 8-10-12 saatlik aktarmalar yapmış biri olarak 1.45 saat müthiş bir şey. Doha havaalanında Qatar Air yolcularına sağlanmış ücretsiz wifi vardı ondan faydalandım. Bangkok'a inince ise Google'ın bir saat ücretsiz verdiği wifi vardı, ona kaydoldum. Sonra zaten hat aldığım için bağlanma sorunum olmadı. Qatar
Qatar Air menü
air ile uçuş oldukça rahattı. İkramlar bol ve çeşitli. Hatta öncesinde özel yemek sipariş edebiliyorsunuz. Ancak yemek listesine baktığımda balık yemeği yoktu ve diğer vejeteryan yemekleri burada çoğunlukla körili olduğundan tercih etmedim. Artık gelenler arasından seçim yapacağım dedim. Netekim et, tavuk ve makarna seçenekli bir menü geldi.Menünün fotosunu koyuyorum ki özellikle içki seçeneklerine bakınız diye. Kokteyller, şaraplar, likörler, viskiler seçenekli halde. Ayrıca uçakta bir tane bile sarhoş yoktu. Yani yasakla olmuyor beyler, eğitimle oluyor. 

Doha-Bangkok arası iki tane film seyrettim.
Fakat Aquaman sonrasında ne seyrettiğimi hatırlamıyorum. E Aquaman'den sonra hatırlamamamın çok normal olduğunu düşünüyorum :)
asıl macera Bangkok'a inince varıyor. Terminale girdikten sonra uzun uzuuun koridorlardan süpper kalabalık Bangkok havaalanından ilerleyerek yönünüzü bulmaya çalışıyorsunuz. Türklerden vize istemeyen nadir ülkelerden olduklarından direkt Immigration'a gitmeniz lazım. Ben ilkini kaçırdım 350m sonra ikinciye girdim. İyi ki öyle yapmışım, kuyruk daha insaflıydı. Yaklaşık 15dk bekledikten sonra sıra geldi. Bütün parmaklarımın izini aldıktan sonra bıraktılar ve geçtim, çantamın geleceği bandı buldum, çantamı aldım ve çıktım.
Sonra telefoncuları aramaya başladım.

happy tourist sim
Dtac'ı buldum ve sıraya girdim. Sonra fotoğrafta göreceğiniz listeden 20 günlük olan paketi seçtim. Belki başka seçenekler de vardı ama olabildiğince hızlı çıkmaya çalışıyorum, çünkü Nong Phai'ye giden otobüse yetişmeye çalışıyorum.
Kız telefonumu aldı, hattı taktı, 399 Tay Baht'ını kredi kartımla ödedikten sonra çıktım. Hattım anında çalışıyor. Ve hemen Martin'i aradım. Ben şimdi çıktım ve Otobüs Terminaline gitmek için otobüsleri arıyorum diye. Otobüsle yetişemeyeceğimi taksiye binmem gerektiğini söyledi. Taksiyle bile 30-45 dk arası sürüyormuş Sonra bir baktım ki gerçekten 26km uzakta bir yerde Northern Bus Station.

bu makinelerden sıra alınıyor
Taksiye binicem ama taksiye binmek ise tam bir sorunsalmış burada. Ha tabii taksiden önce para çekmem lazım. Çektiğiniz tutardan bağımsız, yabancı kartla para çekiyorsanız, 220 Baht komisyon çekiyor yerel banka.
Taksi mevzusuna dönersem, hiç bir Avrupa ülkesinde vs gördüğüm bir şey değildi bu. Taksiler için bir yönlendirme var. Gideceğiniz mesafeye göre, kısa-orta-uzun olarak gireceğiniz kuyruğu seçiyorsunuz. Kısa 10km altı oluyor. Benimki 26km olduğundan Normal taksi kuyruğuna girdim. Sıra size gelince de, sadece Van mı istiyorsunuz yoksa normal araç da olur mu, ona göre bir makineden seçim yapıyorsunuz. Makine size fotodaki gibi bir bilet basıyor. Numaranızın yer aldığı perona gidip bekliyorsunuz.
taksi sıra fişi
taksi peronları
26 nolu taksi peronu
Numaranızın yer aldığı perona gidip bekliyorsunuz. Ben taksi peronuna gittikten 2dk sonra taksi geldi. Bindim ve Kuzey Otobüs Terminali'ne gitmek istediğimi anlattım. Neyse anlaştık. Bu arada taksici ve yolla ilgili bilmeniz gerekenler taksi istek fişinde yazıyor. Taksicinin adı soyadı, yol üzerinde paralı yollardan
taksinin içi
geçilince yolcunun bunu vermesi gerektiği ve bir de havaalanına gelen taksiler için ayrıca 50 Baht ödemeniz gerektiği gibi. Az gittikten sonra şoför 25 Baht istedi gişeye vermek üzere, ehe bu vesile ile 1000 Bahtımı bozdurmuş oldum. Bundan bir 10dk sonra 50 Baht istedi ve yine gişeye verdi. Dedim bunlardan daha kaç tane var diye ama neyse ki iki taneymiş sadece. Yaklaşık 35-40 dk arası bir sürede terminale geldik. 330 Bahtımı taksiciye vererek indim.

Artık otobüsü bulma zamanı. 14 nolu gişeye giderek Nong Phai'ye olan son otobüse biletimi 252 Bahta aldım. Sadece 10 dk var :) Ancak bir tuvalet molası ve otobüse binecek kadar. Aslında tuvaletin fotoğrafı çekmeye yazar değer bir şeydi. Değişik biraz, bir merdiven yukarıda ve yanında su doldurulmuş bir yer var ve kenarında tahta sapı olan bir tas benzeri bir şey. Yani bizim alaturka tuvaletlerimizin bir merdiven yukarıda olanından:)
otobüs bileti
130 nolu peronda otobüs :)
otobüsün içi
Otobüs terminali bizim Topkapı'nın çok eski hali gibi. Terminalde 130 nolu perona giderek otobüsümü buldum ve çantamı amcaya verip girdim. İçerde hostes bir abla var. Bana 2A nolu koltuğumu gösterdi. İçerisi bir evin salonu gibi. İki katlı otobüsün alt katında benim yerim. Hareket edince hostes abla kek ve şişe su dağıttı :) Otobüs 3,5 saat sonra tek mola veriyor ve tam 5 saatte varıyor Nong Phai'ye.Mola verdiğimiz yer de tam bir efsaneydi. Hani şu belgesellerde seyrettiklerimizin küçük hali. Sağda solda sıra sıra açık usul pazar gibi satıcılar. Tezgahlarda da bolca değişik et-tavuk köfteleri gibi şeyler şişlere geçirilmiş. Veeee kızartılmış hamam böcekleri, yanında da başka tür bir böcek. Buyrun afiyet olsun. Ama ben almayayım. Ben greyfurta benzer bir şey buldum yedim. 50 bahta tüm liflerine kadar ayıklanmış greyfurt :)
mola yeri pazarı
 Ve mola verdiğimizi haber verdim Martin'e tebi. Yarım saat sonra hareket ettik oradan. Yaklaşık 1,5 saat sonra da Nong Pahi'ye vardık. Ha Nong Phai'ye daha önce hiç gelmemiş biri olarak nereden biliyorum orada olduğumuzu. Google Map'i açıp balkıyorum :) İndim vee Martin'i aradım geldim, indim diye. Onlar da varmışlar ve 2dk sonra geldiler.

haydi bakalım bundan sonra başlasın maceranın diğer yarısı. Ama şimdi ev ödevlerimi yapmam gerekiyor.
Böcük

Nong Phai

3 Aralık 2019 Salı

Çin'e nasıl gidemedim...

Normalde bu blogda gittiğim gördüğüm yerleri yazardım. Ama başlıktan da anlayacağınız üzere Çin'e gidemedim. Tabii heyecanlı ve hüzünlü bir gidememe oldu bu :( Yenilgiyi kabul etmemin kolay olduğunu da söylemeyeceğim, değildi çünkü.

Projenin sonlarına doğru yaklaştığımız günlerde bir uzaklara gitme isteği hasıl oldu içimde. Her projeden sonra kendime böyle bir ikramım olur. Çalıştın deli gibi, haydi şimdi biraz keyfini yaşa amaçlı :) Geçen yıl bunu Peru'ya giderek hayatımda ilk defa olarak bir çok şeyi yaşayarak öğrendim. Giderken ki cahilliğim, üstüne bir adet vişneyi hakeder türdeymiş. Orada buluştuğum arkadaşlarımdan öğrendikçe anladım. Cahillik mutluluktur, diyecek bir şey yok.

Dönelim Çin mevzusuna. Pasaportlarımı gözden geçirenler, Türkiye'ye vize uygulayan ülkelerin listesini çıkarabilirler. O biçim yani. Velakin konu Çin olunca işler değişiyormuş.

Eylül Ekim ayların ne yapayım diye düşünüp araştırırken en sonunda Tai Chi yapmak istediğime karar verdim. Nerede tabii ki Çin'de. Çin'de de öyle herhangi bir yerde değil, Yangshuo'da. Bilir bilir şahane ötesi bir yerdir. Çok yerde çok okul var ama yorumları vs iyi okumak lazım, kimisi şöyle kimisi böyle, kimisinde hocalar ingilizce ders anlatamıyor el kol işaretleriyle anlaşmaya çalışıyorlar, böyle böyle şeyler. Haa bazısı da var ki şavaşçı yetiştirmek istiyor mübarekler. Sanki ninja olacağım.
Sonra bunların hepsini listeleyen bir site üzerinden Yangshuo'daki Traditional Yangshuo Tai Chi Akademisi'ne yazdım. Master Wu ve Master Ping eğitim veriyorlar. İngilizce konusunda sorun yok. Bana cevap yazan Master Ping oldu (bu çok genel bir soyadı sanırım) Ben üç hafta istiyordum ama onların üç hafta müsait yerleri yokmuş. İki haftalık kursu önerdiler ama o da 2 Aralık Pazartesi başlıyor. Benim projede 29 Kasım'da başlıyor. Biraz sıkışık yani. ama dedim yaparım ayarlarım ne olacak :) Vakit daralıyor bir yandan da hızlıca vize işlemlerine başlayayım dedim.

Çok cahilmişim. Efendim buldum Çin konsololuğunun web adresini oku oku oku, buldum vize adresini, oku oku oku. Önemli bir uyarı; diyorlar ki, sakın vizenizi almadan ne uçak bileti alın, ne oteli ödeyin ne de bir başka şeyi. Sadece rezervasyonları yaptım ben de. Önce vizeyi alın diğerlerini sonra ödeyin diyorlar sitede. Yoksa canınız yanar. Az kalsın benimki de 200 dolarcık kadar yanıyordu ama bu uyarıyı hatırlayıp yapmadım neyse ki.
Tüm evrakı hazırlayıp, dosyamı alıp randevu saatinde vize başvurusu toplama merkezine gittim.  Maslak'ta Spring Giz Plaza'da 12. kattalar. Verdim pasaportu aldım numarama geçtim oturdum. Numaram geldi, gencecik güzel bir kız bir bana bir dosyama baktı, biraz şaşkın ve gülen bir ifadeyle ve sordu 'Turist olarak mı gitmek istiyorsunuz Çin'e', evet dedim. Eeee ama Çin'e tek başınıza turist olarak gidemezsiniz dedi. Hafif afallamış olarak bakan benim şakınlığımı görünce, biraz açıklama yaptı. Çin'e turist olarak gidebilmeniz için en az 5 kişilik grup olmanız lazım dedi. Ben de, 'e ama sitede 'independent turist' olarak başvuru seçeneği vardı, ben de onu kullanarak doldurdum vsvs dedim', kızçe de dedi ki, o başvuru tipi, grup vizesi içinden tekil olarak başvurmak isteyenler içinmiş. Bunun nasıl bir şey olduğunu anlamadım. Grup vizesi almaya çalışıyorken, içinden çıkıp niye tekil başvurayım. Hem ayrıca tekil başvuramıyorsam, grup ama tekim olayı ne oluyor. Kafamda bu sorular uçuşurken kızçe şöyle bir açıklama yaptı, o zaman tekil de başvursalar aslında grup oldukları için, burada onları grup olarak götürecek acentanın evrakı oluyor dedi. Yani grup olarak gidecekseniz de gidip kendi başınıza başvuramıyormuşsunuz bir de. Burada bir acenta üzerinden başvuruyormuşsunuz. Türsab belgesi falan arıyorlar grup olunca da bu sefer. Offf ki of. Öğrenci vs olarak gitseydiniz mesela belki o olabilirdi dedi kızçe.

Boynum bükük çıktım oradan, giriş çıkışım 10 dk ancak sürdü zaten. Aldım bütün kağıtlarımı koydum çantama ve çıktım ofise geri döndüm. Ama suratım yerlerde. Bana yerler doluyor acele et vs diye yazan Master Ping'e de vize alamadığımı ve gelemeyeceğimi söyledim. O da dedi ki davetiye vs gönderelim o zaman olur dedi. Ama onun için de ödeme yapmamı istiyorlar. Bu abilerden soğuduğum için anlattım mevzuyu, öyle olmuyormuş dedim.

İşte burada bitirmedim ama.

Aradan bir iki gün geçti, Sonra kafama şu öğrenci olarak gitme mevzusu takıldı.  Yahu dedim zaten dil öğrenmeden olmaz, şu Yangshuo'da bir dil okulu yok mudur? Araştırdım varmış. Omeida Chinese Academy. E tabii siteden altını üstüne getirerekten günde üç saatlik Çince kursuna kaydoldum, volunteer olmak için gereken formu vs doldurdum (o niye diye sormayın o da uzun hikaye, ingilizce eğitim veremek için falan) Sonra tabii cevap bekliyorum. Pazar günü olduğundan Elaine diye biri talebinizi aldık, danışmanlarımız en kısa sürede sizinle iletişime geçecek diyor. Tabii heyecanlı ben hemen cevap yazdım böyle böyle diye. Kız bir şey diyemeyeceğini ama danışmanların mutlaka bir çözüm bulacağını söyledi. Mecbur Pazartesi'yi bekleyeceğim. Ptesi sabah 6.30'da yazmışlar. Anlattım kızçeye turist vizesi vermiyorlar öğrenci vizesi almam lazım diye. Ama anlayamadı haliyle. Yok alırsınız diyor ısrarla. Anlatmaya çalıştım elimden geldiğince ama anlayamıyor haliyle. Hatta bir ara ya Türkiye'den bir öğrencimiz geldi, hatta vize bile almadan geldi yeşil pasaportu varmış dedi. Neyse bir de yeşil pasaportun özel bir pasaport olduğunu anlatmam gerekti. Ayrıca o kimse, çok kıskandım :( Öğrenci vizesi için konsolosluğun istediği formu söyledim. O formu sadece 6 aydan uzun kalacak olan öğrencilere veriyorlarmış, dolayısıyla veremeyeceklerini söyledir. Konsolosluktaki kız da aslında verebilirler vs dedi. Valla artık kafam karıştı.

İşte burada da bitirmedim, yola devam.

Yine siteleri okumaya devam.Yine bin türlü site içinde Anthony Fidler diye bir adamın yazdığı sürekli okuduğum China Taichi Guide sitesinden Master Wang Zhi Ping'e yazdım. Dedim bir umut ve gerçekten umuda en çok yaklaştığım an oldu bu. Açıkçası görüp de cevap vereceklerini pek ummuyordum ama öyle olmadı. 2 gün sonra cevap geldi Master Ping'in asistanı Wu diye birisi ile yazışıyoruz. Onların bizden 5 saat ileride olmaları sebebiyle gün aşırı mailleşebiliyoruz. Konuştuk anlattım vs derken onlar bana bir davetiye hazırladılar, okulun lisansını ve otel rezervasyonunu da benim için yapmışlar ve rezervasyon kağıdını da koymuşlar. Bunlarla başvur, kesin alırsın dediler. Oraya giden herkes o şekilde alıyormuş rahatça. Tabii burası Türkiye diyemedim. Ben de hemen tekrar siteye girip bütün bilgileri güncelledim ve bu sefer davetiyeler vs de elimde olarak yeniden randevu aldım ve gittim konsolosluğa. Bu sefer niyetim onlara sormak, hangi vize türüne başvurayım diye. aldım randevuyu veee yine Spring Giz'deyim.
Bu sefer evrakımı başka bir kızçe aldı. Hepsi çok şeker bu arada, gerçekten yardımcı olmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Güzel kızçeye niyetimi açıkça anlattım. Dedim ki ben Yangshuo'ya hem tai chi, hem de Çince dersi almaya gidiyorum. ama dil okulu sizin istediğiniz jw202 formunu veremiyormuş, dolayısıyla tai chi okulunun gönderdiği davetiyelerle geldim ama hangi vizeye başvurmam gerektiğini siz söyleyin, ben neye başvurayım. Kızçe beni dinledikten sonra aslında 6 aydan uzun öğreci olmak gibi bir şart olmadığını ve dil okulunun o formu verebilmesi gerektiğini söyledi ama madem vermiyorlar bakalım önümüzde ne var dedi. Sonra davetiyeyi ve diğer kağıtları inceledi ve dedi ki sizin F türü vizeye başvurmanız lazım. Konferans, kısa süreli ziyaretlere falan kullanılan vize türüymüş. Ama dedi, elinizdeki bu davetiye ile başvurunuzu verirseniz bu vizenin işlem süresi 1 ila 3 ay arasında sürer dedi. Çünkü bütün bu kağıtların orijinalliği, gerçekliği konsolosluk tarafından kontrol edilirmiş. Yani hem okula, hem de otele yazıp cevap bekliyorlarmış anladığım kadarıyla. Ondan sonra da eğer çıkarsa, max 1 aylık vize çıkıyormuş. Benim gözler kocaman açıldı tebi. Üç ay ne yaa :( ama dedi bir başka davetiye türü var, Çin'de belediyeden alınan, barkodlu vs bir davetiye türüymüş ve ancak bu davetiyeden gönderebilirse oradaki muhatabınız o zaman, beş iş günü içinde tamamlanır işleminiz dedi. Bir örneğini de gösterdi, bu barkodlu davetiyenin nasıl bir şey olduğunu görmem için. Ve ben yine dosyamı çantama koyarak çıktım konsolosluktan.
Geldim ve Master Ping'e uzun uzun durumu anlattım ve onlardan benim için o barkodlu davetiyeden alıp alamayacaklarını sordum.

Bir kaç gün cevap çıkmadı Master Ping'den, sonra Anthony Fidler'in kendisinden bir mail aldım. Master Ping benim vize ile ilgili bir sorun yaşadığımı ve bana yardım etmesini rica etmişler. Tabii Anthony de turist vizesi alsana dedi. Alamayacağımı söyledim. Baktım olmuyor bütün hikayeyi anlatan bir mail yazdım ve o barkodlu davetiyeden almam gerektiğini söyledim.
Sonra o dedi ki, burası küçük bir tai chi okulu, bir devlet kuruluşu vs değil. Bunlar sana böyle bir davetiyeyi çıkaramazlar. Kaldı ki başvursalar bile bu davetiyenin güvenlik araştırması üç ay sürermiş.

Vee sonunda pes ettim. Anthony'e yardımı için çok çok teşekkür ettiğimi, Master Ping ve assistanına da aynı şekilde yardımları için teşekkür ettiğimi ama görünen o ki gelemeyeceğimi söyledim. Ve belki ileride başka zaman dedi Anthony, ben de evet belki de dedim.

Ve Çin'e gidememe maceram böylece son buldu.

Ama bir dakika, ben Çin'e niye gitmek istiyordum tai chi ve qigong eğitimi almaya değil mi? Ee o zaman madem Çin'e gidemiyorum, Hong Kong, Tayland, Japonya, Kamboçya da pekala bir seçenek olabilir.
Şu anda Tayland'da okul olduğu şüphe götürür bir yerle iletişim halindeyim. Sanırım bu hafta sonu oraya gideceğim :)

5 Ekim 2019 Cumartesi

Bisiklet

Biraz önce bir bağırış çağırış çocuklar geçti caddeden,
Çıktım baktım ki balkona, hepsi bisiklet üstünde, sırtında çantaları yokuşu ayakta çıkıyorlar,

Ve bende bir sırıtış, bir ağzı kulaklarına varmışlık, sanki ben çıkıyorum o yokuşu, öyle bir mutluluk🚴‍♀️🚴‍♀️🚴‍♀️🚴‍♀️😍🤣

22 Eylül 2019 Pazar

Ezginin Günlüğü

10 yıl öncesinin vazgeçilmezine şu geçen zaman içinde o kadar başvurmadım. Ama bu haftasonu İstanbul’da çok çeşitli duygular içinde savrulurken sanki hizaya sokmaya çalışır gibi beni.

Bin kere tekrarı olmaz, insan sever bir kere…

Bir aşk hali var üzerimde ama aşık değilim, bir durgunum ama durulduğumdan değil. Aklımda o kıpkıvır saçlar uçuşuyor ama benimkiler değil. Bizim zamanın terimiyle ‘bonus kafa’. Ne de severim.

Bir konuşabilsem, bir anlatabilsem istiyorum ve Ezginin Günlüğüne sığınıyorum evdeki yalnızlığımda.
Ara ara sataşıyorum ama sataşamam ki ben de durduk yere. Edepsizlik etmek istiyorum. Ama sormak istediğim sorular çok edepsiz ve yersiz yurtsuz geliyor. Aslında dam düşmek istiyorum. Korkumun sebebini de bulmak istiyorum. Sanki biliyorum da. Ama bu korku da nedir böyle. Saçmalıyor olmaktan korkuyorum. Cesaretsizliğime şaşıyorum. Edepsizliğe özeniyorum.

Su uyandı sen uyanmadın aşkolsun…