18 Aralık 2019 Çarşamba

Here and Now’da son gun

Eveeet günaydın. Fikirsizliğimiz bizi yabacaklarımızdan alıkoyamaz deyip Köpek Abidin ayakkabımın tekini yürütmüş. Olm fak yu ya.


Evet son gun surprizi de bu. Ayakkabı yok. Ama o en rahat ayakkabım olduğundan onu aldıydım zaten yanıma:( Çok komik. Köpek almış gitmiş sağ tekini ve kimbilir nereye götürdü. Gerçi zaten ayakkabıları burada mı bıraksam diye düşünüyordum ki, mecburen öyle oldu :) Bugün sabah dersimizi yani son taichi dersimizi yaptık. Sonra hazırlık, kahvaltı, duj ve saat 3’te Phetchabun’a doğru yola çıktık. Saat 4’te varmıştık. Buradan Chiang Mai’ye otobüsle gitmek için önce Lom Sak’a gitmek gerekiyormuş, direkt araba yok. oradan Chiang Mai’ye gidiyormuş araçlar.

Bir 7/11 bulup para çektim ve Martin’lere kalan borcumu ödedim. Şimdi artık param da var, tutmayın beni.

Martin bana serinletici pudra hediye etti. Onlarda dökmüştük ve benim döküntülere iyi geldi gibi.

Sonrasında beni terminaldeki ablaya emanet edip onlar gittiler. Şimdi yanlızım yine, as always and the best. Otobüs gelince abla haber verecek ve bilet alıp bineceğim.


Add caption


17 Aralık 2019 Salı

Tayland - 17 Aralık

17 Aralık – gün saymasam artık
Bu sabah keyfim çok yerinde :) Chiang Mai'de otelimi ayarladım. Bugün ders yok, sadece masaj var. Dün dalış teknesine isteğimi gönderdim. Bugün öğlen de ok geldi ama yine sevgili garanti kartım çalışmıyor, neyse bulacaz bir yol artık. Yani işin keyif tarafına doğru ilerliyorum on günlük tecritten ve sıkı çalışmasından sonra. 

Ama tabii günü Martin'den ayrı geçirebildim mi, hayır. Çünkü banyodaki çeşme-hortum artık neyse dün su akıtmaya başladı ve sabaha kadar aktı. Tebi sabah aradım söylemek için. O geldi, söktü, yenisini taktı vs.
Hazır işe girişmişken mutfağa takmak için geçen hafta aldığı askıyı takıyor şimdi. Yani matkap sesiyle inliyor benim mutfak. Bir işi yaparken nasıl ve neden bu kadar uzatıyor diye düşündürüyor bazen. Üç düşünüyor, bir yapıyor. Alman mıdır nedir :)

Ben günlük sabah rutinim bütün evi süpür, yeşil çay demle ve otur iki satır yaz şeklindeyim. Ama şarkılar çalıp söylüyorum. Sanki üzerimden yük kalktı. Sanki bir orucum vardı da bitmiş ve rahatlamışım gibi. Valla onu bunu bilmiyorum çook güzel bişi :)
Feridun Düzağaç'ın 'Söz Ver' şarkısıyla daha da güzel oluyorum :)

köpik
Sabah bu manyak köpek dün attığım ekmek kurularını kemiriyordu. Dedim gel buraya Bobi ve önceki ekmekten kalan dilimi parçalayıp verdim. Hepsini bir lokmada yuttu tebi. Yalnız merak ettiğim enteresan bir şey var, tüm köpekler mi ıslığa bakıyor. Arkadaş bu nasıl bir şeydir. Fiyt diye bir ıslık çaldım, hoop kulaklar dikildi ve hemen bana döndü. Köpeklerin evrensel dilini buldum, ISLIK :D

Oh yumurtamı yaptım, tereyağlı taze ekmek, yanına yeşil çay ve üzerine de biraz ananas :)
Lüküs hayat :D Tatlım naparsın, dolaptaki meyveler ananas, mango, papaya :D

Birazdan ısınma, qigong ve taiji. Sonra gelsin thai masaj.

yivrenç :)
Yahu bir ara banyo kapısını açtım ve önüme kertenkele kuyruğu düştü. Ya da gekko kuyruğu. Tam olarak türünü bilmiyorum. Neredeyse şeffaf gibi, bu gekkoların ufakları. Artık kapının neresindeyse, bıraktı kuyruğu gitti. Kuyruk üç dört dk çırpındı durdu. Biraz ürkütücü bir durum. Kuyruk değil alien yani. Neyse sonra durdu :( hayvan da kuyruksuz kaçtı gitti yukarı :(

Saat 11 olunca hızlıca bir duş ve koşarak yukarı. 2,5 saatlik Thai Masajı senasım var tatlım pardon da :) Ron yukarıda her şeyi hazırlamış beni bekliyor. Oyyy bir başladı yok böyle bir şey. Ben daha önce Bangkok'ta thai masajı değil saçma bir şey yaptırmışım. Sadece Ron ve bu masajı için gelinir buraya, öyle diyim ben abime. Fantastik bişi. Bacakların her birine bir saat harcamıştır herhalde. Geri kalan yarım saat de kol, sırt boyun ve kafaya gitmiştir. Bittiğinde ben pelte idim. Ayağa kalkabilmem 5dk vs sürdü. Martin kalktı bana bir bardak su doldurdu verdi. İsteyecek halim yoktu o biçim. Sonra eve geldim ve aynen mayışmaya devam ettim. Arkadaş ne güzel bir duygu bu yaa. Minderimi attım dışarı, açtım müziği, tatlı tatlı ılık ılık esiyor, ben bir oraya bir buraya yuvarlanıyorum. Bir soda, bir su ve iki bardak dolusu da buzlu yeşil çay içtim. Sonra yetmedi kalktım karpuzu portakal gibi soydum, hepsini yedim. Göbişim büyüdü. 

o zaman dans
Akşama kadar evde yuvarlandım durdum. Keyfim gıcır. Akşama doğru kendime geldim. Açtım müziği, o zaman dansss. Bu masajın kafası da iyiymiş hani :D

Akşama duj ve yukarı çıkış. OOOO bugün yemekte balık var. Bol yağda çıtırdatılarak pişirilmiş. Pirinç haşlama ve süpper acılı bişi. Ama o kadar acı ki. Martin sebze pişirebilir sana söyledim Ron'a dedi. Ron değil de Ta (Ron'un damadı yaptı sebzeyi) Yemek yerken bir ara tartıştık Martin'le. Bir konu oldu ve stupid dedi. Dedim ağzını ortadan ikiye ayırır köpeğe mama yaparım. Olmadı şu püspüs süpürgeyiyle geçiririm. Neyse epey konuştuk, o çok özür diledi. Mevzu yemek ve benim tofuyu sevmemem. O da söylememek büyük aptallık olmuş dedi. Ben olsam öyle demezdim diye başladım ve devam ettim. Burası her ne kadar ticari bir işletme olsa da bir ev ve bazı kısıtları var. Dolayısıyla bunlarla idare etmek gerekir bazen. Ve benim yaptığım ya da yapmaya çalıştığım da buydu. Ama mevzu talepkar ve kaba olmaksa alasını olurum gerekirse merak etme deyince. Soğuk havalar esti esti durdu. Neyse sonunda ikimiz de birbirimizi anladık. Ha bu arada tofuyu söylemiştim ama ertesi gün yine tofu gelince ve evin ve mutfağın halini de gördükten sonra zorlamamıştım. Önemli olan körü ve kişniş olmasındı. Gerisini idare edebiliyordum. Her gün ziyafet çekmeyi beklemiyorum nihayetinde. Bu tartışmanın yaklaşık yarım saat sürdüğünü düşünürseniz aslında o kadar çok şey söyledim ki.

Neyse barıştık akşamın sonunda. Bir sürü fikir alışverişi ve paylaşımlar vsvsvs. Sonra eve geldim ve şu istemeyi unuttuğumu farkettim. Fak dedim. 

Olsun, Chiang Mai'de otelim, Phuket-Bangkok uçuşum hazır. Dalış teknesi yarı hazır, Chiang Mai-Phuket uçuşu tehlikede, otobüsü yarın halletcez. Yani onlar beni otobüsün kaltığı yere giden otobüse bindirecekler. Sonra çav bella. Puhahaha aslında pek bişi hazır deilmiş :D

Bu arada boynumda başlayan döküntü sırtıma indi. Umarım daha büyümez. Chiang Mai'e gidince bir eczaneye göstericem. Bir şey fena alerji yapıyor.

Tayland-gün 10, hayat ne güzel değil mi :)

16 Aralık, Pazartesi
ne kedisiz, ne kitapsız
Vay be bugün Pazartesi. Ne güzel bir gün. Sabah erken uyandım miss gibi 7.30'da. Kalktım ve klasik yıkan, süpür, yeşil çay demle vee ısınma ve qigong'u yaptım.
İki gündür başım karıncalarla dertte niye bilmiyorum. Beni bulur bulmaz tırmanıyorlar ve fena ısırıyorlar. Qigong yaparken bir farkettim her iki ayağımın üstünde bir sürü var. Süpürüyorum ediyorum bir türlü olmadı. 9'da Martin'le dersimizi yaptıktan sonra bütün balkonu hortumla yıkadım ve sildim, belki bir şey bir koku vs vardır ona geliyorlardır diye. Ama şimdi ortalık kurudu ve gördüğüm yine gelmişler. Çok garip. İlk günlerde hiç yoklardı.

Bugün derste artık detaylar üzerinde çalışıyoruz. Tam benim bacaklar alıştı dersler bitiyor. Yani aslında ben bitiriyorum. Yeter gayri tecrit hayatı yaşadığım. On gündür iki kişi gördüm. Ki tek kişi de sayılabilir. Ron'la akşamdan akşama. Selam naber, iyidir senden naberden öteye gitmedik.

Chiang Mai, Tayland'ın ikinci büyük şehri.

Yaklaşık 15 yıl önce buralarda uzun bir gezi planlamıştım. Bangkok'a gelecek oradan Chiang Mai'ye uçacak, orayı gezip Golden Triangle(Tayland-Burma-bir ülke daha vardı unuttum) denen bölgeyi dolaşacaktım. Sonra belki bir iki adaya gidip, Bangkok'a geri dönecektim. Orada da üç beş gün dolaşacaktım.
Her şeyi hazırladım planımı yaptım, uçak biletimi satın aldım THY'den, işten iznim hazır. Her şey süpper yani. Derken Bangkok'ta olaylar çıktı ve göstericiler Bangkok Svarabunama mi havaalnında doluştular bütün havaalanını ele geçirdiler. 5000 kişi havaalanını istila etti. Olacak şey değil yani Tayland'ın tarihinde böyle şey görülmemiş. Bu arada bağlantılı uçuşlarım var ve onlar da aynı havaalanından kalkıyorlar. Ama Bangkok'ta iki tane Uluslar arası havaalanı var. Derken protestocular diğerini de doldurdular. Çöktüler oturdular her yerlere. Piste şuraya buraya her yere. Ne uçak inebiliyor ne de kalkabiliyor. Derken THY'den aradılar beni. Üzgünüz seferimizi gerçekleştiremeyeceğiz diye. Telefondaki kıza, ama benim gitmem lazım vs dedim. Dedi ki şu anda Bangkok'ta güvenlik alarmı var ve sadece oradaki yurttaşlarımızı getirebilmek için Bangkok'un biraz dışındaki bir askeri havaalanına bir sefer yapacağız o kadar. İlla gitmeniz lazımsa, o uçuşa katılabilirsiniz. Ama oradan otobüs, tren vs hiçbir şey yok yakında. Ayrıca bağlantılı uçuşlarınız da yapılamayacaktır, çünkü havaalanı kapalı. Böööüüüğğğhh diyerek yenilgiyi kabul ettim. O zaman bilete 1626 lira verdiğimi hatırlıyorum. 15 yıl öncesinde benim için çok çok büyük bir rakamdı. Neyse iade ettiler parayı. Ben de kuzu kuzu oturdum yerimde. O izinin yerine ne yaptığımı hiç hatırlamıyorum şimdi. Bir hafta kala olduğu için her şey, muhtemelen izini iptal edip çalıştım.

Bangkok'a ondan sonraki gelişim bu olaydan 5 yıl sonra oldu. Ama onu saymıyorum çünkü grupla geldik ve Tayland-Vietnam-Kamboçya yaptık. Kendi kendime yapmadığım gezilerden bir şey anlamıyorum. Gerçi Vietnam benim için efsaneydi onu hatırlıyorum. Çünkü geceleri kendi başıma çıkıp sağa sola gidiyordum. Vietnamlılarda onların kafelerde oturup, sokaklarda onlarla yemek yiyordum. O zaman saçlarım omuzlarımda küt ve düzdü ve ben saçlarımı yandan balıksırtı örerdim, sıcakta çok rahat ettiğimden. Bir gece çıktığımda bir yerde ufak kız çocukları saçlarımı okşuyorlardı gelip gelip. Derken bir tanesini oturtup önüme ördüm saçlarını. Çok mutlu oldu. Sonra bir baktım ki ufaklık minnoşlar sıraya girmişler. Sıraya giren hepsinin saçını ördüm.
Bir de unutmadığım bir şey. Kafelerde çay içip çekirdek yedikleriydi. Ama çekirdek şeker kaplı. Bizimkiler tuz kaplı, onlarınkiler şeker :)

Nereden nereye gittim yine. İşte bu Tayland'a üçüncü denemem ve ikinci gelişim :)

Bugün dersten sonra karıncalarla savaş ve oradan yukarı çıkılır yumurta yapılır ve yanına bir parça peynir(kibrit kutusu kadar, çünkü stoklar eriyor) ve yedi sekiz tane zeytinle kahvaltı yapılır.

Kahvaltıdan sonra yukarı çıktım ekmeği kontrol etmek için. Ron ve Martin mayalıyor, ben geri kalanını yapıyorum. Yoğurdum hazırladım, sonra attık fırına. Bakalım bugün 1saat 45 dk pişirince nasıl olacak?

dereotu ve kıvırcık
ektiğimiz ananaslar
Dün ektiğimiz dereotlarını kontrol ettim. Hepsi yerinde. Bugünkü kıvırcığın ortasını yemedim ve dünkünü çıkarıp bugünkünü diktim yerine :) Artık sağdaki soldaki ananasları seçiyorum. Martin her yere sokalamış ananasları :D

Martin gelmeden kendi qigong ve taiji çalışmalarımı yaptım ben, o gelince de artık çok güzel çalışmaya başladık. O kadar çok detay var ki inanamazsınız. Çok güzel bir gün batımı oldu yine. Gerçi bur sıralar Kaş'ta evimden de çok güzel günbatımı manzaraları görecektim ama olsun, aynı güneşi farklı açıdan görmek beyne de, ruha da iyi gelir.

Valla akşam yine pilavüstü tofulu bir şey yedik. Hiç anlatmayayım.
Yemek sonrası epey araştırma yaptım. Otobüs uçak, Chiang Mai, Phuket, Bangkok, Khao Lak vsvs. Şu beceriksiz garanti bankasının 3d saçmalığını iptal edemediğimden otobüs biletini alamadım. Uçak biletini de. Deli ediyorlar insanı. Martin'e derdimi anlattım, özellikle şu otobüs biletini halletmek istiyordum. O da otobüs şirketinin numarasını kaydetti yarın arayacak soracak. Başka sorun var, otobüs Phetchabun'dan kalkmıyor. Lok Sak diye bir yerden kalkıyor, arabayla bir saat süren bir yerden! Mahmutbey'e gelip, İstanbul'a vardık demek gibi bir şey yani. 

Neyse yapacak bir şey yok. Gidip yatayım.
serseri
hazinenin yarısı
Enem eve geldim ve mutfağın kapısını bir açtım ki bizim kedi içeride kalmış ya :D Şapşal öğleden sonra gelip bende takılmıştı. Her daim birşeylerin tepesinde olduğundan çıkarken baktım ama göremedim, ben de kapattım kapıyı çıktım. 3 saat kalmış içeride.

Bu arada normalde de çok meyve yerdim ama burada kendimi aştım.
Arkadaş bu nedir, insansın sen yaa kendine gel.

15 Aralık 2019 Pazar

Tayland - gün 9 benim kararlar olgunlaşıyor

15 Aralık, Pazar
Dün gece epey bakmıştım Chiang Mai'ye nasıl gidilir ne yapılır, oradan Khao Lak'a (Similan Adalarına dalışa gitmek için) nasıl gidilir vs diye.

Chiang Mai'ye gitmenin en mantıklı yolu Petchabun'dan otobüse binmek oluyor. Yaklaşık 7,5 saat sürüyor buradan Petchabun'dan Chiang Mai. Orada üç gün dolaşıp, sonra Pazar sabahı Phuket'e uçup, Khao Lak'a gidip, tekneyi bulup Similan adalarında dalmak, 27'si akşamı tekne dönüyor. Ben de 28'i akşamı Bangkok'a uçarım, oradan da sabah uçağına binip, ver elini İstanbul....:)

Ben planlar peşindeyim ama bakalım yukarıdaki bu konuda ne düşünüyor :)

Bugün sabah Martin'in işi vardı ve 10'da başlamayı önerdi. Benim de canıma minnet. Ama uyumak ne mümkün, sabah 6 gibi dışarda sanki birisi bağır çağır radyo çalıyor gibiydi. Dayanamadım kalktım dışarı baktım, kimseler hiçbir şey yok. Aradım ve sesin kaynağını buldum. Teee 2km vs den daha uzak yerde, kule gibi bir yer var ses oradan geliyor. Bayağı bir şarkı gibi bir müzik çalıyor, abla da söylüyor. Pazar sabahı sabah 6 lan manyak mısınız.
Martin gelince ona sordum bu müziği. Pazar sabahları belediye başkanımız böyle bir müzik dinletisi yapıyormuş, sonra da bir konuşma vs. Konuşmayı duymadım ben, Martin de duymamış, galiba bugün konuşması sadece şarkı çaldı manyaklar. İşte her yerin kendine has çok değişik adetleri var.!

Çok garip, burada kendimi askere gitmiş gibi hissediyorum. Hiç askere gittim mi hayır ama herhalde böyle bir şey olur. Tabii benim gibi en az 400 kişinin falan olması gerekir galiba.

Bugün yumurtayla harika bir kahvaltı hazırladım kendime, yine salatayla falan. Sonra oturup şu Chiang Mai-Phuket-Bangkok üçlüsüne tekrar baktım. Dedim olur bu iş. Akşam da Martin'le konuştum anlattım planı. Chiang Mai'deki havanın durumunu kontrol ettin mi duman nasılmış diye. Ben anlamayınca o açıkladı. Buradaki gibi orada da tarlaları yakıyor ve hava nefes alınamaz hale geliyor. Bunu mutlaka kontrol etmek lazım gitmeden dedi ve bir arkadaşını aradı orada yaşayan ve havayı sordu. Sorun yokmuş neyse ki. Planımı anlattım ona, hamm humm falan dedi bişi demedi. Burada kalışımı iki gece daha kısalttım diye pek hoşnut olmadı. E zaten 20 forma indirdik ve zaten bugün öğleden sonraki dersle 20'yi tamamladık. Bundan sonra ince ayar yapacağız. 4 derste de yaparız artık yeter.

Salı günü öğleden sonra Ron'dan masaj rica edeceğim dedim. Konuşayım Ron'la dedi. Ron, Thai masajı yapıyor, 2,5 saat sürüyor ve 1000baht. On yıl önce yaptırdığımda bu ne yaa, ne biçim şey  demiştim. Bakalım şimdi ne diyeceğim. Onu bunu bilmem ama bütün vücut şiş halinde, masaj kesin iyi gelir.

papaya dibinde ananaslar
Sabah kahvaltı esnasında kullandığım dereotunun köklerini ayırmıştım. Kıvırcığınkini de ayırdım ama göbeğini yemeseydim keşke:( Burada her şeyi kökleriyle satıyorlar. Ablalar da isterlerse tekrar dikiyorlar. Martin'e gösterince hadi dikelim dedi. Ananasın kafasını aldı, dereotu köklerinini de ben aldım ve diğer ananasların dikili olduğu yerde yeni yer ayarladı. Eşeledi suladı sonra kökleri bir bir yerleştirdi. Ananası da diğerlerinin yakınına ekti. Diğerleri çok güzel serpilmişler. Sabah ağaçların fotoğrafını çektiğimde onları çiçek sanmıştım, meğersem ananaslarmış. Papaya ağacının dibine yer yapmış ve bir sürü ananası oraya dikmiş. Onlar da çok güzel tutmuş ve serpilmişler.

papaya çiçeği ve meyvesi
Martin buraları adam etmek için çok uğraşıyor. Her yere ağaçları dikmiş. Çoğu meyve ağacı arada bir sürü de başka türlü ağaçlar var. İki günde bir mutlaka hepsini suluyor. Benim kaldığım evin etrafına da bir sürü çiçek,
begonvil vs dikmiş. Onları da her sabah suluyor. Bu konuda çok hassas, hiç sektirmiyor. Bir kaç yıla bu kuru arazi çok güzel olacak. Almanya'dan buraya geri dönmesinin üzerinden daha bir yıl kadar geçmiş. Burada daha önce bilmem ne ağacı dikmişler, bin küsür tane. Ama hepsi kurumuş. Bunlar da borçlarıyla ortada kalmışlar. Sonra borçlarını ödemek için Almanya'ya gidip çalışmak zorunda kalmış ve 7-8 sonra emekli olmuş ve geri dönmüşler. Şimdi aylık 500 euro emekli aylığı dışında başka gelirleri yok. İşte bu okulu işletmeye çalışıyorlar. Tabii henüz bir yıl olduğundan, daha alınacak çok yol var. Ama hoca olarak iyi bir hoca. Burayı da zamanla adam eder.
çiçek evet, ama ne?
değişik bir ağaç,acaba ne?
dalda papayalar
begonvil
Evet bugünün akşam yemeğine gelelim sebzeli TOFUlu pirinç noodle'ı. Yani anlayacağınız, Tayland'ın iki ana besin kaynağı pirinç ve soya. Bu kadar. Mesela bugünkü yemeğimizin içinde tofunun yanında sebze olarak da soya filizi vardı mesela. Nasıl, süper kombin di mi :) Soya filizini çok severim neyseki. Ama bugünkü tofunun çeşidi beni çok zorladı. İlaç yutuyormuş gibi yuttum. Haa yemeğin üzerinde yer fıstığı ezilmiş ve serpilmişti. Çok güzel gitmişti. Bugün de doyduk şükür. Yemeğin üzerine pul biber gibi bir şey döktü Martin dedim ben de dökeyim. Amanın ne acıydı öyle, dudaklarım şişti, gözlerimden yaş geldi. Kendileri evde yapmışlar, süpper acı pul biber.

Akşam eve döndüktan sonra tadım ayçekirdeği ve tabii ki yeşil çay eşliğinde yazdım bu yazıyı :) Çekirdek çitliyom yane :)

Biraz önce duvardaki kocaman bir gekko iri bir böceği avladı yedi. Gekkonun boyu benim ön kolum kadar, yani epey iri. Yavrum beni görünce de hemen tekrar kutuların arkasına kaçtı :) Bunların geceleyin tavanda bir yürümeleri koşmaları var, sanırsınız bir ordu koşuyor çatıda :) Bize hiç zararları yok bu çocukların. Hem ne güzel, börtü böceği yiyor. Burada en gerekli şey. Valla başa çıkamazsınız börtü böcekle. Aklınızdan bile geçirmeyin.

tüfekli abi
Bir  şey daha anlatmam lazım. Gündüz vakti ara ara tüfeği omzuna atan abiler motorla bir yerlere gidiyorlar. Ancak yandaki fotoyu tıklarsanız görürsünüz, son anda yakaladım. Martin'e sordum ava mı gidiyorlar bunlar diye. Evet dedi. Ne avlıyorlar dedim. Fare dedi. Nee dedim. Evet fare avlıyor, yiyorlar dedi. Tofuya can kurban. Bayağı bildiğiniz dana kadar sıçanları avlayıp yiyorlarmış yani. Ha bir de güvercinleri de avlayıp yiyorlarmış. Ben niye şaşırıyorum ki, hamam böceğini de cips gibi yiyor adamlar :)

Tayland - gün 8 evde tartışmalar var, Ron üzgün :(

14 Aralık, Cumartesi
Zaman geçip duru. Bir hafta olmuş bile. Geçen hafta Pazar akşamı varmıştım buraya.

en sevdiğim öğün
Sabah erken uyandım. Kalktım başım kazan gibi. Gece sıcak oldu, yandım gibi hissettim. Garip bir geceydi. Çok rüya gördüm. Annem var, Aygül var, Nergis var. Hastaneler annem vs. Zor bir geceydi.
Kalktığımda hafif olan baş ağrısı ders esnasında arttı biraz. Takip etmekte zorlandım biraz. Anlamakta da tabii. Her derste üç yeni hareket verecek Martin ama sabahkileri pek oturtamadım. Kalkıp biraz daha pratik yapmam lazım.

minnak karpuz ve diğerleri
Bugün karpuzu kestim. O minnacık şeyin incecik kabuğu ve kıpkırmızı içi varmış Fena da değildi tadı. Soğuk soğuk yiyince üşüttü biraz. Ama sonra üzerine ılık yeşil çay toparladı. Hayatımda en çok yeşil çay içtiğim bir zamandan geçiyorum. Ofiste bazen kahve içmemek için yaptığım bir oyundu. Şimdi ise tek sıcak içeceğim. Gerekirse buz koyup soğuk içecek de oluyor. Onu bunu bilmem çay candır.
papaya vs mango

Bon Jovi müzikleri indirdim bugün. Bilgisayarım 0km olduğundan içinde hiç bir şey yoktu. Artık Spotify'a da öyle bir alışmışım ki, müzik nereden nasıl bulunur onu da bilmiyorum. Şimdilik Spotify'a çevrimdışı olsun diye indiriyorum sonra da oradan çalıyorum.

Biraz pratik. Birkaç tekrardan sonra, baktım saat 15.30 olmuş, Qigong yaptım. Normalde tai chi'den önce qigong yapıyorduk. Usule uygun olsun dedim. Bacaklarım fena şişti. Ayaklarım tostombul oldu, parmaklarım mini sosis oldular. Baktım derse 8dk var. Accik oturup dinleyim gari didim.
Bugünkü üç yeni hareket biraz çok geldi galiba, bir türlü oturtamadım. Kitaptan bakıyorum, Martin'i kaydettiğim videoya bakıyorum, deniyorum vs derken az az oturdu. Ama benim bacaklar yakında cumhuriyetlerini ilan edecek.

Martin
Saat 16.30'da Martin geldi. Şimdi de onunla çalışma zamanı. Ona gösterdim geldiğim aşamayı. Hmm fena değil, iyi iyi dedi :) ve 3 yeni hareketi gösterdi. Ben şok. Enemm...
Neyse çabala et vs bir saat boyunca hem yeni hareketler hem de ilk aşamadan itibaren tekrar tekrar tekrar ettik.
Tai Chi şöyle bir şey; hareket formları var. Onları oldukça yavaş yapmaya çalışıyorsunuz. Bir nevi değişik bir dans gibi görünüyor aslında. Oldukça da estetik. Ama tüm detaylarını doğru yaparak yavaşça yapmanın ne kadar zor olduğunu uygulamaya kalkana kadar pek anlamamanız çok olası.

Dersten sonra oturup biraz konuştuk Martin'le ve ne zaman gideceğimi sordu. Ben de önümüzde Cuma sanırım dedim. Dumur oldu. Onun dumuruna da ben dumur oldum. Noldu didim. E o zaman kısa formu bitiremeyiz dedi. Dedim olsun ne yapayım. Son haftada başka şeyler de yapmak istiyorum. Dalmak vs gibi. Çin'e gitsem böyle şeyler olmayacaktı bak. Ama burası öyle bir yer ki, 16 hektar alanda 3 kişiyiz. Birini günde iki saat diğerini on dakika görüyorum ve geri kalan tüm zamanda yanlız başıma evimde yok pratik, yok blog vs uğraşıp duruyorum. Arada çıkıp bir yürümek vs istiyorum ama nereye yürüycem, nasıl yürüycem. Sabah dersinden sonra hava 31 derece oluyor, fena bayıyorsun. Sonra zaten yeni hareketleri pratik etmek lazım, derken öğleden sonraki dersin vakti geliyor. Çok garip ama bu tarlanın ortasında süper meşgulsun ve hava saat 10'dan itibaren 30 ve üstü derece. Akşam 8'den sonra insafa dönüyor.

Hal böyle olunca o zaman hiç tüm kısa formu zorlamayalım ve 20 formu yapalım dedi. Tamam dedim. Önümüzdeki hafta boyunca 20 formu çalışacağız. Zaten bugün 14'deyiz, kalmış 6 form. Ama tabii artık detaylar üzerinde çalışacağız.
Şimdi benim aklıma cin fikirler gelmeye başladı. Acaba dalıştan önce iki üç gün Chiang Mai'ye gidebilir miydim!? Yahu nedir bu benim bir akıl bin fikir halim :)
Evet bu tartışmalardan sonra, o gitti ben de bir duş yapıp (soğuk) çıktım yukarı. Bugün yemeğimizde haşlanmış pirinç yanında bir mini sos tavasında hindistan cevizi sütünde, tofu (olmazsa gücenirim), yerfıstığı, patates(yuppii), havuç, soğandan ibaret bir yemek var. Bugün de doyduk yani :)

Yemekten sonra biraz oturayım da internetin keyfini çıkarayım dedim. Bir yarım saat sonra falan Ron eve gelen diğer akrabaları ile bayağı yüksek sesle konuşmaya başladı. Onlar mutfağın öbür tarafında yerde yemek yiyorlar. Bir süre sonra Ron bayağı bağırmaya başladı. Diğer adamlar sakin sakin konuşmaya devam ediyorlardı. Ama söyledikleri şey neyse, Ron' u çıldırtıyordu. Sonra ufak ufak ağlamaya falan başladı. Bir süre sonra Martin kalktı onun yanına oturdu. Ne olduğunu anlamayn ben bir ara bakakaldım. Ron, Martin'e çok üzgün olduğunu söyledi. Ama bir türlü devamını getirmedi. Aralarında İngilizce konuştuklarından belki benden çekiniyordur diye ben de toplandım ufaktan ve evime geldim.
Ron çok iyi bir kadın. Umarım onu bu kadar üzen şey kısa zamanda biter. Ya Ron ya da durum, birisi alışır değişir... Ben eve inerken sesler daha da yükseldi ve çeşitlendi :(

kedi kardeş
Aaa ben ayakkabılarımı giyerken evin manyak köpeği bana kuyruk salladı, havlamadı. Noluyor ya, yoksa bana alışıyor mu, aman yarebbim :) Onu bilmem ama evin kedisi çok tatlı. Gelip oturduğum minderdeki kalan açıklığa yatıyor ve bana sokuldukça sokuluyor. Gırgırgır. Ağğğh çok tatlııı. Kedi negzel şey yaa.

Evime geldim ve indirdiğim Mançoloji1-2 albümlerini dinlemeye başladım. Aklıma Bahattin hocam geldi. O, Şule, ben benim evde yaptığımız eğitim ve o yaylaya gittiğimiz gün yol boyunca çalıp söyleyip durmuştuk bu albümleri. Ne güzeldi beee. Özledim.

Bugün ay ağaçların ardından ne de güzel doğdu bee. Ama bir ben gördüm galiba. Oh çok güzeldi....

14 Aralık 2019 Cumartesi

Tayland - gün7 Papaya kızartması :)

13 Aralık, Cuma
çay iç, iyi gelir
Sabah 8'de kalktım yatakta biraz takılıp kalktım sonra, ev süpür, çay yap vee otur blog yaz. Baya iş gibi bu da epey vaktimi alıyor. Antreman yapmam gerekirken blog yazıyorum galiba.
Bu sabah üç yeni formu gösterdi Martin. Kaydettim, şimdi kalkıp hepsini tekrar edeceğim.
Dün itibariyle başlangıç eğitimim bittiğinden yeni formları bolca tekrarlamam lazım.
Öğleden sonra bacaklarım ağrıyana kadar yeni formları tekrar ettim. Kaydettim baktım beğenmedim tekrar ettim. Güya bugün öğleden sonrayı izin vermiştim kendime.

Artık ben istiyor dujj. Burada hava bayağı ısınmaya başladı. Öğlen yakıyor, hiç enerji bırakmıyor.

Muhteşem bir gün batımı seyrettikten sonra yukarı çıktım artık yemek vakti. Bütün gün bir şey kıtırdattım bugün. Sıkıntıdan diyeceğim ama neredeyse üç saati yazarak, iki saati de pratik yaparak geçirdim. Ama aralarda sürekli bir şeyler attım ağzıma. Sanırım yanlızlık çekmeye başladım. Bende böyle olur. Çenemi konuşarak eğleyemiyorsam, başka türlü eğliyorum :) Artık kendimi öğrendim. Aslında hayat yolculuğu denen şey insanın kendini öğrenmesi galiba. Ama bunun içinde insanın kendiyle kaliteli vakit geçirmesi gerekiyor. Ne garip şey.

Neyse, yukarı çıktığımda Martin websitesinin anasayfasını bozmuştu ve düzeltmeye çalışıyordu. Ben de biraz yazı yayınladım hazır internet var.

Sonra değişik yemeğimiz geldi. Bugün epey çeşitliyiz. Papaya kızartması, pirinç haşlama, yerfıstığı sosu, salatalık ve acı sos. Papayalar ince uzun şekilde rendelenmiş ve bir şeyle karıştırılıp çokça yağda kızartılmış. Çıtır çıtır yemesi çok keyifli. Tad almadım pek kızartmadan başka ama güzeldi. Yerfıstığı sousunu pilavın üzerine döktük, papaya kızartmasını da acı-tatlı sosa batırıp kıtır kıtır yedik. Çok yedim bugün :)
soda da iyi gelebilir
Geyik vs derken yemeği bitiridik, hatta Ron ikinci tabak papaya kızartması getirdi. Onu da yarıya kadar yedik. Sonra yine köşelerimize çekildik. Ben fotoğraf yüklemeye devam ettim.

Bu arada Martin Koh Tao'daki arkadaşı ile irtibata geçmiş, dalış vs sormak için. Dalış eğitmenlerine özel fiyat yapıyormuş amca, tek dalış 600 baht olurmuş bana.
Martin'e açık açık Tayland'da daldığın ve muhteşemdi dediğin yerler nereler diye sordum. O da epey düşündü etti ve çok çok farklı yerlerde dalmamış ama dünyadaki en iyi dalış noktalarından sayılan Similan Adalarını söyledi. Yarım yıl kapalıymış ve Kasım'da açılırmış. Ama yağmur fırtınanın çok olduğu bir yermiş. Dolayısıyla dikkat etmek lazımmış. Hamm humm dedim. Neyse sonra işime devam ettim. Similan adalarının hava durumuna baktım, önümüzde ki hafta ful yağmur fırtına :( Ben burada devam edicem bu gidişle.

Saat 8'i geçtikten baktım Ron dışardaki kanepede uyumuş. Martin de Almanca bir program seyretmeye başladı. Ben de kalktım evime yollandım.

William amcadan ötürü hep
Tabii açıp hemen Tayland dalış noktaları vs incelemeye başladım. 4-5 günlük bir sürü liveaboard var Similan Adaları ve çevrelerinde ama bazıları çoktan bitmiş bile.En yoğun zaman tam da bu zamanmış. Crishtmas ve yeni yıl zamanı. Ama havanın da ne olacağı belli olmayan zaman aynı zamanda. Dolayısyla mutlaka sigorta yapın ki olur da fırtına olursa paranızı geri alabilin diye öneriyorlar sitelerde. Ben de bilemedim ne yapacağımı. Aslında 21-26 tarihli bir liveaborad şahane olur. Sonra da bir iki gün adada dinlendikten sonra Bangkok ve oradan İstanbul. Dönüş uçağım 29'u sabahı. Neyse deyip kapattım her şeyi yattım. Çok yorulmuşum yine.

Tayland - gün 6

Tayland- gün 5

12 Aralık, Perşembe
iyi iş görüyor :)
Sabah kalk, her yeri süpür (sürekli estiğinden ve evin her yeri açık olduğundan her şey doluyor içeri), su ısıt çay koy. Bu arada buranın enteresan bir süpürgesi var ve hep sap aşağıda, baş yukarıda duruyor. Dersimizi yaptık. Bacaklar yanayooo. Kahvaltıyı yaptıktan sonra bilgisayarımla yukarı çıktım internet almak ve biraz müzik indirmek için. Bu arada Martin ekmek için hamuru hazırlamış. Ben de son hazırlığını yapıp fırına koydum. Ekmek bu sefer olacak galiba :) Arada Ron'un bir denemesi daha oldu ama içi ful hamurdu, ertesi gün de fırına koyup, fırında unutmuş Martin. Ekmek taşa dönmüştü am içi halen hamurdu. Bu sefer saati 1,5 saate kurunca oldu gibi. Ama tabi tüplü enteresan bir fırın olduğundan pek de güvenmemek lazım ama en azından süpper kabardı :)

Bu akşam bir saat ders yaptık, devamını ertesi güne sakladık. Yemekte yine tofu var. Haşlanmış pirinç ve sebzelerle kavrulmuş tofu. En sevdiğim :( Neyse sonra aldım bilgisayarımı biraz sayfa karıştırdım vs. Sonra Ron muzlu, şekerli pirinç gibi bir şey verdi. Bu arada her şeyi elleriyle tutup elleriyle veriyorlar. Öyle hijyen şu bu vs diye konuşmayın. Süpürgeyle çakarım avzınıza :) Yedim tebi. Sütlacın sütü eksik, pirinci sıkıştırılmış hali gibi bir şeydi. Sonra muz kızarttılar. Ondan da getirdi. Onu da yedim. Bugün çatlayabilirim. Neyse sonra bir Türk kahvesi yaptım tencerede ve kocaman bardakla içitim ve artık evimin yoluna revan oldum. Yarın 9'da başlayalım dedim Martin'e öğleden sonra da yapmayalım dedim. Bacaklar çatlayacak yoksa. Ama olay bu ya bugün de uyuyamadım. Neyse olsun.

Tayland - gün 4 - şehre götürdüler beni bugün :D

11 Aralık Çarşamba
Yine uyuyakaldım. Bugün saati kurmuştum ama az daha uyuyayım deyince bir baktım saat 7.48 TR'de 3.48 olduğundan vucudum uyumak istiyor tabeee. Neyse hemen kalktım hazırlandım, sanki çoktaaan hazırmışım gibi çıktım mutfağa gittim :) Gözler şiş ama olsun.Yaptık sabah seansımızı, yandı yine bacaklar. Şiştikçe şişiyor ama alışıyor galiba...
ailecek
Bugün Ron'un annesini hastaneye götürecekler. Ben de şampuan vs az getirmiştim markete uğramam lazım dediydim, dolayısıyla ben de gideceğim. Tabii bir de peynir vs bulursam alacağım. Hooop Dersten sonra çıktım yukarı ve bindik kamyona, aşağı köye indik. Aşağı köydeki hemen herkes Ron'un akrabası. Ron bu köydenmiş. Arabaya annesi ve kızkardeşi de binince arkayı dörtledik. Ama hanımlar mini mini olduğundan çok da sorun olmadı. Nong Phai'ye gittik kucak kucağa. Anne ve kızkardeşi hastanede bıraktık. 

Ben banka sormuştum yanımdaki doları bozayım diye. Bu kasaba döviz ofisi olmadığından bankada yapmamız gerekiyor. Onun içinde pasaportumun yanımda olması gerekiyormuş. Neyse yanımda. Sıra numarası alıp banka bekledik yaklaşık 20 dk. Sonra kız benim dolarlardan 5 tanesini beğenmedi ve ayırdı. Böüüüggh.
banka sıra numarası
Üzerinde mini mini yazılar ve damgalar var diye. Birisini de ortadan yapıştırmışlar. Oysa ki bunları, Sabiha Gökçen havalimanından HSBC atm'sinden çekmiştim. Görür onlar :( 29,59'dan bozdular doları. Sonra geldik tekrar Ron'un yanına, Ron kızdı Martin'e niye öbür bankaya gitmedin, orası alıyor hepsini diye. Sonra öbür bankaya da gittik. Gerçekten yapıştırılmış hariç diğer dört tane kağıt parayı bozdular. Yuppiii accik daha param oldu. İlk başta çok paranız varmış gibi geliyor ama aslında değil. 1 lira, 5 Thai Baht ediyor. Dolayısyla 1000 Baht'ınız varken çok paranız var sanıyorsunuz ama hayır sadece 200 liranız var ve buradaki fiyatlar İstanbul ile neredeyse aynı. Dolayısıyla hemen bitiveriyor.

Zaten ilk seviye eğitimimin 9500 Baht olduğunu düşünürsek hiç de ucuz değil ve sadece 4 günlük bir şeyden bahsediyorum. Bizim paramız bayağı pul olmuş. 10 yıl önce geldiğimde Tayland bana çok çok ucuz gelmişti. Ama artık hiç değil. Bu farkı çok net bir şekilde Nepal'de de görmüştüm.
ne işim var burada?
Neyse para işini hallettikten sonra alışveriş macerası başlıyor. Önce Bauhaus gibi bir yere gittik. Askılık vs alacak Martin. Sonra oradan çıkıp bir market, sonra bir bakkal, sonra bir pazar, sonra başka market, sonra ise Tesco. Evet burada Tesco var. Aradaki uğradığımız yerlerden şampuan, krem, Tiger Balm ve kahve aldım. Black Coffee yeeaaah. Maden siyah çay yok, siyah kahve var (nah var, eve gidince anladım) Tesco'ya gitmeden önce hastaneden anne ve kızkardeşi aldık. Sonra Tesco, gesin çaylar. Ama yok burada da siyah çay yok. Evet bugün uğradığımız sekizinci amrket olan tesco'da da siyah çay yok abi. Hay çay almayan kafam...
kahveli olduğu bir yalanmış
Şarapları gördüm, bir tane kırmızı şarap alayım dedim. Akşamları bir kadeh içerim evimde diye. Şimdi sıkı durun. Gündüz 14.00 ile 17.00 saatleri arasında içki satışı yasakmış efenim! Niye? Bilinmiyor! Tövbe tövbe. Ben bir günlük süt ve bir kahveli gofret alıp çıktım, hal böyle olunca. Akşama kahve – gofret çarpıştırması yapıcammm.

Arabaya döndüğümüzde Ron'un annesi sabahkinden daha kötüydü. Midesi vs kötü olmuş anladığım kadarıyla. Karnına sürekli sarı bir krem sürdü Ron. Sonra anne ve kızkardeşi evine bıraktık. Başka bir kız bindi bu sefer arabaya. Bu daha çok çocuk. 15 yaşlarında bir çocuk. Bu da herhalde Ron'un yeğeni. Anlamadığım şey ise gece yarısı evlerine nasıl dönüyorlar. Belki de dönmüyorlar bilmiyorum. Sabah gidiyorlardır. Onların köye yol 2-3 kmden fazla ve toprak yol ve aydınlatma vs yok. Anlamadım bu işleri.
market-pazar gezmesi
Neyse eve vardıktan sonra bayağı başım ağrıdığından bir saat sonra başlayalım dedim. Hem bir kahve içeyim hem de bir duş alıp kendime geleyim dedim. Heyecanla duyu kaynattım, sütten bir yudum aldım ve kahveyi bardağa koydum ki... Karşımda duran şey, kremalı, şekerli bir şey. Kesinlike normal bir kahve değil. Bayağı üçü bir arada diye satılan şeylerden. Böhüüüüüü. Adama özellikle sordum ve ısrarla black coffee demişti bana. :( ama değilmiş.
Akşam Martin derse geldiğinde ona da sordum, adam balck coffee demedi mi diye, o da evet balck coffee dedi dedi. Ama değilmiş üçü bir aradaymış diye anlattım. Ne yapalım yapcek bişi yok. Sometimes somethings happen. Don't look back look front. Fatih abimizin dediği gibi.

Gündüz balık marketinden karides almıştı Ron. Haşlanmış pirincin üzerinde sebzelerle kavrulmuş karides geldi. Heyyoo. Dandirinirinomnirinirinom. Oh miss oldum.
Yemekten sonra erkenden evime geldim yine, amacım okumak. Ama o kadar yorulmuşum ki bugün okuyamıyorum, gözlerim kapanıyor. Biraz tırmaladım ama olmuyor. En son 11 gibi girip yattım sabah bu sefer geç kalmadan kalktım 8'e 20 kala :) Evimi, mutfağımı balkonumu süpürdüm ve hazırım.

Dün Martin'le oturup uzun uzun hesap yaptık. Bazen kızıyorum ona fırsatçılık yapıyor veya kandırmaya çalışıyormuş gibi vs geliyor. Başlangıç dersi 15 saatmiş. Biz ilk gün 1,5-1,5 saat yaptık diye hatırlıyorum ben ama o 2 saatti diyor. Dolayısıyla dün akşam sadece bir saat yaptı. Gerçi yorgundum zaten yapamazdım ama olsum. Sonra ben ilk günü söyleyince, yok 2şer saat yaptık dedi. Başlangıçtan eğitimini tamamladıktan sonra eğitim saatini 400 bahtan, konaklama ve yemeği de 700 bahttan hesaplamam lazımmış. Bunları en başından sorduğumda bana tek söylediği ilk hafta 290€ olduğu sonraki hafta ise 190€ diye bir promosyonu olduğundan bahsattiydi. Ama kimse gelmiyormuş diye promosyonu yapmıyor. Zaten o 16-21 Aralık arası. Neyse bundan sonra hesabımı buna göre yapmam lazım.
Bir taraftan düşünüyorum, gitsem dalış yapsam ya da Chiang Mai'ye gitsem gezsem diye. Bir taraftan da buraya tai chi için geldim, otur dersine çalış diyorum kendime. Çok arada kalıyorum bazen. 60 yang formunu çıkartabilecek miyim bilmiyorum. Bu arada instagram'da tesadüfen Kamboçya'da çalışan arkadaşımı gördüm. Aaa dedim kız dalış eğitmeni, belki oraya dalışa giderim. Ne güzel olur. Hemen yazdım Gözde'ye instagram'dan, o da az sonra cevap verdi. Sonra Martin'e söyledim, belki bir hafta Kamboçya'ya gidip dalıcam diye, 'o zaman Yang formunu tamamlayamazsın ama' dedi o da. Ben yine kaldım arada. Bir de bi ara vermek istiyorum bacaklarım şişti şişti durdu. Her gün aynı şey.

genel yerim - mutfak
lavabo kısmı
Bir taraftan da çok ilginç, daha beş gündür buradayım ama sanki aylardır burada yaşıyor gibi hissediyorum. Akşamları mutfakta oturup, çay içip dışarıyı seyretmek, müzik, kitap dolunay, çok keyifli geliyor. İnternet olmayınca ne de çok şey yapıyor insan.

13 Aralık 2019 Cuma

Tayland - gün 3

10 Aralık
yeşil çay :)
Uyuyakalmışım. Martin'in mutfak kapısını açma çabasıyla uyandım. Akşam kilitlemiştim tabii, ne bilsin. Bir baktım saat çoktan 8 bile. Saati de kurmamış olduğundan şahane bir uyku çekmişim. Zıplayarak kalktım yataktan. Hemen yüz yıka, hazırlan ve çık odadan. Anahtarla mutfağın kapısını açtım, suyu koydum, yeşil çayı yaptım. Bu arada da Martin çimenleri suladı. Her sabah geldiğinde önce çimenleri suluyor. Çimenler önemli. İki günde bir de ağaçları suluyor. Ağaçlar da önemli. Suyu kuyudan çıkarıyorlar. Dolayısıyla pek sıkıntı yok su anlamında. Daha elektrik kesildiğini de görmedim. Kaş'ta bile kesin bir kere kesilmişti. Arada da alışmayalım kesintisiz elektiriğe diye kestiklerini düşünüyorum.

Isınma, Qigong ve Tai Chi. Bacaklarım yanıyor. Isınırken de omuzlarım. Sanki bacak kaslarım şişti ve kocaman oldu gibi hissediyorum. Tai Chi'de ilk üç hareketi çalışmışız galiba bugün. Martin benden pek mutlu. Biliyormuşum ne yaptığımı, vucudumu nasıl kullanmam gerektiğini. Çok çabuk alıyormuşum hareketleri. Oh ne güzel. İki gün sonra ilk 8 hareketi yapmış olurmuşuz. Olduk da netekim. Ama bunu bir de bacaklarıma soralım. Her gün ödev veriyor. İlk gün dizlerim ayak başpaklarımı geçiyor diye dizlerimi dolaba dayayıp çömelme ve kalkma ödevleri verdiydi. Bugün de yine ona benzer şeyler ama içinde iki tane de kol hareketi var.
süpürge de olur :)
Ağzının ortasına elinin tersiyle çakma hareketi diyorum ben buna. Onlar ise çok kibarlar isimlendirme konusunda. Benim ağzına geçirme ve tekmeyi savurma dediğim şeye onlar 'single whip' diyorlar. Daha da güzelleri var. Elleri aşağıya doğru bir tutuş var, buna 'Fair Lady Goes Shopping' diyorlar, ben ne diyeceğimi bilemedim, aslında bildim, 'fifi gibi' :D
Hooop dalga geçmek yok, yok valla sadece isimleri hatırlaması zor geliyor ondan ötürü.

Yanık bacaklarla eğitim sonrası yukarı çıkıp kendime yumurta yaptım. Yanına da biraz peynir, zeytin ve domatesle güzel bir kahvaltı yaptım. Biraz ev ödevi çalıştım ama yine bacaklarım deli gibi yandı. Sonra buraya yazdım. Sonra bugün su kaynatmadan duş alayım dedim. Yanlış kararmış, üşüdüm ve liflenmeden kafamı durulayıp çıktım. Bırr. Evimin içini merak edenlere bu linkte hepsinin fotosu var. Benim odayı koymuş.

Ve akşam seansı. Benim bacaklar daha da şişti ve yandı. Yanıyom anam yanıyom yaa. Ya güya bisiklete biniyom, yoga yapıyom vs güya güçlüyüm. Yahu niyedir bu yanma o zaman :(

meyve bastırır biraz
Isınma, Qigong ve tai chi vee iki saat sonra ders biter. Beraber yukarı çıktım veee Ron'un muhteşem yeşil körili, kişnişli tofusu. Koku fena ama ağzıma alınca durum daha fena. İlk kaşıkta taze kişniş ağzıma gelmemiş olduğundan belki kokusu ile geçinebilirim diye düşündüm. Uvaaaaa ağlamak istiyorum annem. Bu ne yaaaa. Onlara köri, kişniş lütfen bir daha asla benim yemeklerimde kullanmasınlar diye kibarca anlatmaya çalıştım. Tofuya katlanmayı öğrendim. Yok say ve yut.
Yemekten hemen sonra eve geldim. Midem felaket bulanıyor, karnım kocaman şişti. Meyve yedim, çay çay çay içtim, su içtim, çekirdek yedim, zeytin yedim, ekmeğe bal sürdüm yedim. Saçmaladım ve midem iyice şişti. Saat artık gece yarısı olmuştu mecbur yattım.